SURİYELİLER VE ERDOĞAN’IN YİĞİTLİĞİ

SURİYELİLER VE ERDOĞAN’IN YİĞİTLİĞİ

Suriyeli misafirlerin sayısı çoktan bir milyonu aştı, hem de epeyce aştı. Ülkeye ciddi bir maliyeti var, son zamanlarda görüldüğü üzere asayiş meselesi haline de geldi. Sebebi Suriyeliler veya yerliler ama neticede ciddi meseleler yaşanmaya başlandı. Üzerinde durmaya çalıştığımız nokta, Suriyelilerle ilgili gelişen asayiş meselelerinin haklı veya haksızını aramak değil, başka bir meseleyi anlatmak niyetindeyiz.

İçeride bu tür gelişmeler yaşanırken, İran, Esed, Hizbullah şeytan üçlüsü ile Mısır’ın darbe yönetimi, İsrail, Avrupa, ABD gibi Türkiye’nin yeni halinden memnun olmayan birçok güç merkezi, Suriye iç savaşını uzatıyor, bitmesini istemiyor, özellikle de İsrail, Avrupa, ABD şeytan üçlüsü ise, iç savaşın dengede kalması ve devam etmesi için hangi taraf zayıflarsa ona yardım ediyor ve dengeyi yeniden kuruyor. Böylece Suriye’nin Türkiye’ye her alandaki maliyetini artırıyor, böylece Türkiye hükümetinin içeride zor duruma düşmesini, neticede de iktidarı kaybetmesini, bu olmazsa eğer Türkiye’nin Suriyelileri sınır dışı etmesini, böylece bölgede “hami” rolünü üstlenme imkanını kaybetmesini istiyor.

Suriyelilerin iktisat ve asayişle ilgili maliyetleri, Erdoğan’a siyasi maliyet olarak fatura ediliyor. Hem iç siyasette fatura ediliyor hem de dış siyasette… Bunu Erdoğan ve hükümeti tabii ki görüyor. Dikkat çekici olan durum, arka arkaya hayati derecede iki seçim yaşadık, özellikle mahalli seçim hezimetle neticelenseydi büyük ihtimalle Tayyip Erdoğan’ın sonu gelmişti. İsrail başta olmak üzere batılı güç merkezleri ve onların ülkedeki beşinci kol faaliyetleri (özellikle de paralel ihanet çetesi) Erdoğan’ı, Müslümanlar bir daha dünya çapında iddialara sahip olmasınlar diye, birkaç yüzyıl unutulmasını imkansız kılacak vahşette cezalandıracaklardı. Bunu da en iyi bilen bizzat Tayyip Erdoğan’dı. Bu kadar hayati geçişlerde bile, Suriyelilerle ilgili hiçbir olumsuz beyanda ve hiçbirine ülkenize gidin anlamına gelecek imada bulunmadı.

Siyasi ikbal ve istikbalini, daha önemlisi kendinin ve ailesinin hayatını, daha da önemlisi peşindeki milyonlarca insanın hayatını tehlikeye attı. Buna rağmen sözünden dönmedi, Suriyeli misafirlerimize kaşlarını bile çatmadı.

Bu kadar riske rağmen, bir milyon küsur Suriyeli misafire vefasızlık yapmamak tarihte hangi diktatörün yaptığı veya yapacağı iştir? Diktatör, Suriye’deki Esed alçağı gibi olur, iktidarı için yüzbinlerce insanı katleder, tüm ülkeyi yerle bir eder. Tayyip Erdoğan buna rağmen gerçekten diktatörse, demek ki diktatörlük çok güzel bir şeydir, Erdoğan gibi bir lider olduğunda… Ya da İran cumhurbaşkanı Ruhani diktatör değil ama Suriye’deki yüzbinlerce maktul ve mazlumun katilidir, sadece diktatör olmamak tüm suçlardan aklanmaya yetiyor mu?

Bir de şu paralel ihanet çetesi var. Tayyip Erdoğan’ın derisini yüzmek için fırsat kollayan, bileklerine kelepçe takıp ABD ve İsrailli dostlarına yaranmak için… Hani ağızlarını açtıklarında yolsuzluk, usulsüzlük, hırsızlık gibi iddiaları gerçekmiş gibi seslendiriyorlar ya, işte o hainlerden bahsediyorum. İddiaları doğruysa, yani Erdoğan “başçalan” ise, merak ettim, her Suriyeliden kaç bin dolar alıyor? İktidarını ve hayatını tehlikeye atarak Suriyelileri koruyan Erdoğan, paralel ihanet çetesinin iddiaları doğru kabul edilirse eğer her Suriyeliden, sınırı geçmesi ve bu ülkede yaşaması için rüşvet alıyor olmalı değil mi?

Ahlaksız hainler, kendilerinin Müslümanlar için hiçbir şey yapmadığını gördük ama Erdoğan’ın Müslümanlar için hayatını tehlikeye attığına kaç defa şahit olduk. Buna rağmen kendilerine inanacağımızı ama Erdoğan’a inanmayacağımızı zannediyorlar. İsrail ajanı hainlere inanmadığımızı görünce de, Ali Ünal gibi ilim çıfıtı deliye dönüyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir