SUS EY KALBİM! DOĞUMU DOĞURMA VAKTİ…

Kovamı nur deryasından doldurdum.
Getirirken çok döktüm, biliyorum.
Dökmeden getirmeye gücüm yetmedi.
Gücün yetmiyordu, getirmeseydin demeyin.
Susuzluktan ölecek değildik ya…

Ben de dökmeden getiremedim… Bu sebepten konuşma…
Sus ey kalbim… Sabaha kadar sus… Sabırla beklediğin doğumu hissedebilmek için sus…
Simsiyah, zifiri karanlıktan kemikleri çatırdayan insanlığın yakarışına nur olacak doğumu selamla ve mutmain ol…
Biliyorum, boğuldun yıllardır dipsiz kuyularda. Güneşlerin karardığı bir vaktin en siyahında, kavrulmuş yüreğinin içindeki beyaza sımsıkı sarıldın… Ve içine kovayla taşıdığın üç beş damla nurun nura ram olan aşkıyla sus…

Sus ey kalbim… fecr-i kâzib silinirken gönüllerde, fecr-i sâdıkta demlensin nur deryasına vuslat bütün damlaların… Sen ki, alevlerin ortasında serinlik kokan bir güle vurgunsun… Bir gül ki, âlemler rengine, kokusuna, duruşuna, asaletine hayran… Aşkına hayran…

Sus ey kalbim… Çölün acıyan çatlamış yüreğine hıçkıra hıçkıra inen imbat yüklü bulutların tenine değen serinliğinde sus… Bir damlasıyla ürperen tomurcukların bahar sabahına gülle kol kola girerken, bir çiy halinde sükûn bulurken sus…

Kirpiklerin arasından zerrattan şumula, ilmik ilmik rahmet olarak inerken ab-ı hayat, içinin çorak buğusunun neminde ve sönmeyen bir yangının kor halindeyken, büyüttüğün meftun aşkın bir dua gibi göğe yükselirken sus…

Sus ey kalbim, sus ki korkutma doğumun doğumunu… Suyu susatan susuzluğun, suyun dudağında demlendiğini bilmez misin? Aşkın gönlündeki aşka âşık olduğunu bil ve bütün maşukların aşkıyla aşkına sus…

Nice ah yaraları, kapladı ya göğün kapılarını… İşte bu yüzden sus… Sessizce gurbetine çıkan ölü doğumların, şiirine ince bir sızı olan yaşamın başına taş olup bir fatihaya dönüşen şeydaların, gecelerin en gecesinde usulca kanatlanan canların tenindeki o daha sımsıcak arzuların, unutuldukça hatırlanan geçmişin günahlarındaki utançların, batının zahirde vücut bulurken saklandığın gözlerin, sığınağına sığınak olan kimsesiz yolcuların canına can katan düşlerin doğumunun hatırına sus…

Sus ey kalbim şimdiden sonrasına…
İçtiğin kevserin tadında, doğumu doğuran aşkın muhabbetindeyiz şimdi kalbim…
Kül olduğumuz ateşin harında duman olup rüzgârlara savrulmadayız şimdi kalbim…
Yılgın akşamlarda sabaha diri kıyamların doğumundayız şimdi kalbim…
Çürümüş bir asaya dayanan zamanın ayaklarına can yürüdüğü dermanlardayız şimdi kalbim…
Bir dağ iken toz eden, buz iken köz eden, genişi dar eden, kolayı zor eden intifadalarız şimdi kalbim…
Kerbela Çölü’nde Hüseyin’e kan olan; balığın karnında Yunus’a nefes olan; harda İbrahim’e serinlik olan muştulardayız şimdi ey kalbim…
Göğsümüzün yamaçlarında dörtnala ateş saçan asi kısrakların ağzına gem vurulmamış isyanlarındayız şimdi ey kalbim…

Ve doğ ey doğum…
Yarını beklemeden hemen şimdi, yaşamlara acı olan bütün sinsi belalara, köpekçe yaşamların kemiklere olan tutkusuna hayır demek için doğ ey doğum…
Çiğdemlere, leylaklara, sümbüllere, güllere bahar olmak için doğ ey doğum…
Susmuş kalbime arzuhal olup batını zahir etmek için doğ ey doğum…
Ölümden zor olan ayrılığa vuslat olmak için doğ ey doğum…
Paramparça topraklara rahmet içinde vaha olmak için doğ ey doğum…
Geri dönüşü olmayan yolculuklar için gemileri yakmaya doğ ey doğum…
Üzerimizdeki tortulardan arınırken yepyeni gülüşlerde gamze olmak için doğ ey doğum…
Hayatımızdaki putları yerle bir eden İbrahim’in baltası için doğ ey doğum…
Kapkara kesilirken dünyamız, yüreğimizde henüz batmamış güneşin hatırına Hira olmak için doğ ey doğum…
Rüzgârı serinleten sevdaların o çıldırdatan dokunuşlarında yürekleri patlatmak için doğ ey doğum…

Kovanı sen döksen de daldır ey kalbim nur deryasına… Sen ki dökmeden getirmeye gücün yetmez, bilirim… İçinin nasıl yandığını da bilirim… Susuz kalamazsın ya onu da bilirim… İnşirah de kalbim inşirah… Ki o zaman nasıl da damla deniz olacak göreceksin… Sorma sakın, nasıl taşır taşmadan bir deryayı kalbin… Sen ki şekil olan âlemlere ruh olmuş bir kâinatsın… Sen ki kâinatın dinlediği bir muhabbetsin… Sen ki zamana ve mekâna yalanı olmayacak bir şahadetsin…

İyi ki doğdun ey doğum…

SUS EY KALBİM! DOĞUMU DOĞURMA VAKTİ…” hakkında 1 yorum

  1. Uzun bir aradan sonra yeniden hoşgeldin kardeş. Ama yazmaya bu kadar ara verme.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir