UKRAYNA’DA DENGELER YENİDEN KURULUYOR

UKRAYNA’DA DENGELER YENİDEN KURULUYOR

Ukrayna, Rusya ile AB (ve onun da arkasında ABD) arasında sıkışmış bir ülke. İki büyük güç merkezinin ortasında bulunan, her ikisine de komşu olan Ukrayna, iki tarafın güç mücadelesinin savaş alanı. Devrik iktidar Rus yanlısıydı, yeni fiili iktidar AB yanlısı… Ülkede Ukrayna yanlısı bir siyasi hareket yok. İki güç merkezinin çekim alanında bulunan ülke, bağımsız olma, bağımsız düşünme, kendi merkezinde varolma imkanına sahip değil. Tipik bir uydu-devlet modeli… Ülkedeki siyasi soru tek; “AB yanlısı mısın, Rus yanlısı mı?”.

Coğrafyanın jeo-stratejik konumu ve etkisi, siyasi düşünceleri vakumluyor. İki güç merkezini ayıran çizgide olmak, zıt kutuplar arasındaki çekimin geriliminden kurtulmayı imkansızlaştırıyor. İki zıt cereyanın çekim alanında olmak, düşüncenin kendinde merkezleşmesini, bağımsızlaşmasını, saflaşmasını engelliyor. Çekim ve çekimin oluşturduğu gerilim o kadar yüksek ki, Ukrayna taraftarı olan bir siyasi hareketin doğumuna fırsat vermiyor.
Okumaya devam et “UKRAYNA’DA DENGELER YENİDEN KURULUYOR”

UKRAYNA GÜNLÜKLERİ

UKRAYNA GÜNLÜKLERİ
Ukrayna’da ciddi hadiseler yaşanıyor. Rusya’nın askeri müdahalede bulunması, bugüne kadar siyasi süreçleri takip eden krizi başka bir alana taşıdı.
Ukrayna krizi büyük olaylara gebe gibi duruyor. Büyük güçlerin mücadele sahası haline gelen Ukrayna, sıcak çatışmaların ve askeri müdahalelerin başlamasıyla birlikte dünyanın bir numaralı meselesi haline gelme istidadı taşıyor.
Batı ile doğu bloklarının çatışma sahası haline gelir ve ihtilaf ile birlikte çatışma da derinleşirse, Türkiye için ciddi fırsatların ortaya çıkacağını düşünüyoruz. Türkiye, batı ile doğu blokunun ortasında bulunan ve her iki tarafı da dengeleyebilecek veya aralarındaki denge halinden faydalanabilecek bir pozisyonda.
Birçok sebeple Ukrayna krizini yakından takip etmemiz gerekiyor. Bu sebeple “Ukrayna Günlüklerine” başlıyoruz.
Okumaya devam et “UKRAYNA GÜNLÜKLERİ”

CEMAAT GÜNLÜKLERİ-(02.03.2014)-ZAMAN’IN HABERİ, TARAFINI GÖSTERİYOR

CEMAAT GÜNLÜKLERİ-(02.03.2014)-ZAMAN’IN HABERİ, TARAFINI GÖSTERİYOR

Zaman gazetesinin internet sitesinde 01.03.2014 tarihli bir haber… Haber; “Obama’yı uyaran uzmanlar konuştu” spotu ve “Erdoğan’ın ürperten otoriterliği, kaygı verici” başlığı ile verildi. Haberin kaynağı, İhsan Denli, Washington…

İhsan Denli (aslında densiz), haberine şu ifadeyle başlıyor;

“ABD Başkanı Barack Obama’ya mektup yazıp “Başbakan Tayyip Erdoğan’a karşı sessizliğini boz” uyarısı yapan isimler, Türkiye ile ilgili endişelerini anlattı. Mektupta imzası bulunan Amerikalı 5 Türkiye uzmanı, kaygıların çok ciddi boyutta olduğunu dile getirdi.”
Okumaya devam et “CEMAAT GÜNLÜKLERİ-(02.03.2014)-ZAMAN’IN HABERİ, TARAFINI GÖSTERİYOR”

ERDOĞAN’IN DİRİ DİRİ DERİSİNİ YÜZERLER

ERDOĞAN’IN DİRİ DİRİ DERİSİNİ YÜZERLER

Erdoğan bu ülke ve Müslümanlar için o kadar büyük işler yaptı ki, bu ülkenin, bu milletin, bu ümmetin düşmanları, fırsatını bulurlarsa diri diri derisini yüzerler. Yaptığı işleri burada sıralamak lüzumsuz, zaten imkansız. Neler yaptığını, az bir vicdan sahibi olanlar görüyor.

Yaptıklarının hepsi bir tarafa, Türkiye ve dünya Müslümanlarına bir ruh üfledi. Ümmetin birkaç asırdır mahkum olduğu “sürekli mağlubiyet” devrini bitirdi, yerleşik hale gelen “beceriksizlik hissini” imha etti, batı karşısındaki “aşağılık kompleksini” yendi. Meselenin özü bu değil miydi? Biz, sürekli yenilmeye mahkum olmuş nesiller değil miydik, batının bizden üstün olduğunu kendi okullarımızda öğrenmemiş miydik, hiçbir şey beceremeyeceğimiz konusunda derin bir psikolojik organizasyona savrulmamış mıydık? Tüm başarısızlığımız bundan kaynaklanmıyor muydu? Müslümanlar kendi ülkelerinde parya değiller miydi? İkinci sınıf vatandaş olmak bile bir imtiyaz haline gelmemiş miydi?
Okumaya devam et “ERDOĞAN’IN DİRİ DİRİ DERİSİNİ YÜZERLER”

CEMAAT GÜNLÜKLERİ-(15.02.2014)-TOPYEKUN SAVAŞ

CEMAAT GÜNLÜKLERİ-(15.02.2014)-TOPYEKUN SAVAŞ

Star Gazetesinde bugün (15.02.2014) yayınlanan bir haber, normal zamanlarda insanı çıldırtacak kadar dehşetengiz. Ama Fethullah Gülen örgütünün bugüne kadar yaptıklarını hatırlayınca, “hah işte, mesele buydu” dedirtecek cinsten…

Haberin başlığı; “Yüzde 65’le de gelseler dosyalarla götürelim”… Paralel örgüt üyelerinin aralarındaki konuşmaların deşifre olmasıyla hazırlanan haber, gerçekten normal zamanlarda olsa halkın yüzde doksanı “yargısız infaz” yapılmasını haklı ve gerekli görürdü.

Haberin girişi ve tabii ki özet sunumu şu şekilde;

“YARGI DARBESİNİN TALİMATLARI DEŞİFRE OLDU
Yargı darbesiyle AK Parti hükümetini devirmek için art arda operasyonlar yapan paralel yapının yüksek yargı üyesi hakim ve savcılara yönelik talimatlarını içeren ses kaydı ortaya çıktı. Ankara’daki hakim ve savcılara dinletildiği belirtilen kayıttaki ifadeler şok etkisi yarattı. 19 maddenin sıralandığı kayıtta “Hizmetin bekaası için Türkiye’nin feda edilebileceği”, “takiyye, inkar ile her yolun kullanılabileceği”, “insanların zaaflarıyla tehdit edileceği”, “Seçimlerde yüzde 65 ile bile gelseler dosyalarla götürüleceği” gibi dehşet ifadeler dikkat çekti. Başbakan Erdoğan’dan ‘Uzun’ diye sözedilen kayıtta “MOSSAD, CIA ve diğerleri Uzun’u götürmek istiyor” deniliyor.”
Okumaya devam et “CEMAAT GÜNLÜKLERİ-(15.02.2014)-TOPYEKUN SAVAŞ”

YENİÇAĞIN İLK BÜYÜK İMTİHANI

YENİÇAĞIN İLK BÜYÜK İMTİHANI
Akparti ülkede üst üste üç genel seçim, iki mahalli seçim, iki de referandum kazandı. Başarılarıyla birlikte oyları da sürekli artan bir grafik çizdi. Ülkenin iktisadını sağlam bir zemine oturttu, buradan aldığı güçle silahlı ve silahsız vesayetin hesabını gördü. İki bin onlu yıllara geldiğinde içeride yeterince yerleşmiş, güçlenmiş ve kökleşmiş olarak hariciyeye yöneldi. İçerideki pislikleri temizleyinceye kadar dışarıdaki pisliklerle kavga etmeyen Akparti, içeriyi güçlendirdikten sonra dışarıya dönük hamleler yapmaya başladı.

Allah’ın takdiri, bu demde Arap dünyası patladı. Kağıttan kaplan gibi Arap diktatörler arka arkaya devrilmeye başladı, Tunus, Mısır, Libya, Yemen… Yapılan seçimlerden Müslümanlar galip çıktı ve iktidara geldi. Ne kadar güzeldi.

Ne var ki fazla sürmedi, devrim dalgası önce Suriye’de hain ve katil Şii sürüleri tarafından durduruldu. Sonra Mısır’da darbe oldu, Tunus da neredeyse Mısır’ın akıbetine uğruyordu. Katar’da ise sessiz darbe yapıldı ve iktidar tekrar ABD, İsrail safına geçti. Sonunda sıra Türkiye’ye geldi, ümmetin karargahını kuşattılar ve şiddetli dalgalar halinde saldırmaya başladılar.
Okumaya devam et “YENİÇAĞIN İLK BÜYÜK İMTİHANI”

TÜRKİYE’NİN DIŞ POLİTİKASI ŞİMDİ ÇÖKTÜ

TÜRKİYE’NİN DIŞ POLİTİKASI ŞİMDİ ÇÖKTÜ

Başbakan İran’da… Gayet samimi görüşmeler yapıyor. Görüştüğü İranlı yetkililerin de yüzlerinde gülücükler var. Siyaset nasıl bir şey böyle, bir türlü anlamıyorum.

Başbakan İran’da yetkililerle çevresine gülücükler dağıtırken, arka planda İranlı başka yetkililer Erdoğan’a hakaretler ediyor. Hameney denen katil başının yetkililerinden birisi şu açıklamayı yapmış; “Erdoğan, Suriye krizinde daha çok, Siyonist rejimin komplolarının hizmetinde bir kukla gibi hareket etti” Nasıl? Ülkesini ziyaret eden, iyi ilişkiler geliştirmek isteyen bir komşu ülkenin Müslüman başbakanına bunu söylüyor it. Suriye’de Müslümanlara yardım eden Türkiye’den (tabii ki hükümetten) başka dünyada kimse yok, adam çıkmış “Siyonist rejimin kuklası” diyor. Suriye’de yüzbinlerce insan öldüren katiller sürüsünün başı, Erdoğan’ı İsrail kuklası olarak tarif ediyor. Müslüman kanı içe içe vampirleşen domuzlar sürüsü, Erdoğan’a en ağır hakareti ediyor hem de ziyaret öncesi yani ev sahibi olarak… Bu kadar iğrençlik, bu kadar alçaklık, bu kadar hainlik, bu kadar ahlaksızlık kafirde bile nadiren meydana gelir.
Okumaya devam et “TÜRKİYE’NİN DIŞ POLİTİKASI ŞİMDİ ÇÖKTÜ”

AMERİKANCILIK HERKESE BULAŞABİLEN BİR VİRÜSTÜR

Amerikancılık Herkese Bulaşabilen Bir Virüstür

Amerikancılık herkese bulaşabilen bir virüstür. Dahası, Ali Hocam’ın ifadesiyle “Amerika, hava kirliliği gibi bir şey.” Öyle ki, bugünlerde CHP’ye dikkat ediniz. Bahçeşehir Üniversitesi eski rektörü Süheyl Batum, üniversite bünyesindeki “Amerikan Araştırma Merkezi” kurulundaydı. “Partnerleri” ise CIA’nın yan kuruluşu Rand Corporation ve Foundaiton For Defeense Of Democraies adlı Amerikan Vakfı’dır (Aylık Yorum Dergisi, İlk Kurşun, 16 Kasım 2010).
USA Brookings Enstitüsü Başkanı Strobe Tallbott’un yürüttüğü Türkiye 2007 Projesi’nin hem Amerika, hem Türkiye toplantılarında birçok Türk gazeteci, siyasetçi, akademisyen gibi Süheyl Batum da hayli faaldi. Malûmdur ki, Batum, derecesi yüksek Amerikancı Tüsiad’a rapor da hazırlamıştı.
Şüpheci olanlara tavsiyem, Amerikan Siyaset Okulu Think Tank’ların Türkiye dosyasını bir araştırsınlar.
60’lı yılların hızlı solcusu Deniz Baykal 2005’de “ABD bize dengeli yaklaşmıştır. Amerika aleyhtarlığı bir oluşum doğru değildir. Türkiye’nin ABD ile paralel hareket etmesine karşı olmak için bir neden göremiyorum. ABD ile aramızda ideolojik bir görüş farkı yok (…) Türkiye’de Irak savaşı ile Amerika karşıtı hava oluştu. Amerika aleyhtarı bir oluşuma hiçbir şekilde katkı vermedik. Hiçbir şekilde Amerikan düşmanlığı sergileyecek bir tavır içine girmedik. Meydana çıkmadık. Örgütümüze kesin talimat verdik” diyebiliyordu (1 Mayıs 2005 Star Gazetesi). Okumaya devam et “AMERİKANCILIK HERKESE BULAŞABİLEN BİR VİRÜSTÜR”

ABD SURİYE’YE MÜDAHALE EDERSE…-4-

ABD SURİYE’YE MÜDAHALE EDERSE…-4-
ABD ve Avrupa ülkeleri Suriye’ye müdahale etmemek için ayak sürüyor, işe yaramaz mazeretler geliştiriyor. Mazeretlerinin dünya tarafından kabul görmediğini farkettiği için de kıvranıyor. Ne yapacağını bilemez hale geldi, karar veremiyor, cesaret edemiyor, güvenli bir denklem kuramıyor. İçinde bulunduğu zor durumu baştan beri bildiği için, “sınırlı operasyon” taktiğini ileri sürmüş ve bununla şu mesajı vermişti, “Merak etmeyin, bu bir itibar operasyonudur, tedbirinizi alın, meseleyi de büyütmeyin”… Şimdi sınırlı operasyon yapmayı da göze alamadığı için, sahip olduğunu zannettiği “itibarı” nasıl koruyacağını düşünüyor. Allah’ın hikmetine bakın, ABD için küçücük bir hadise, dev bir itibarsızlığa doğru ilerliyor.
ABD, artık Suriye’yi cezalandırmak derdinde değil, kimyasal silah kullandığı için Suriye’yi cezalandıracağını açıklayarak kendini bağladığı için, şimdi itibarının derdine düştü. İçine düştüğü çukurdan çıkması ise kolay değil.
ABD’nin ilk müdahale açıklamaları ciddi bir görüntü vermişti. O ciddiyet, karşı cephedeki Rusya’yı, “Suriye için kimseyle savaşmayız” demek zorunda bırakmıştı. Önce İngiltere’nin parlamentodan onay alamadığı için geri çekilmesi, sonra Fransa’nın ayak sürümesi ABD’yi yalnız bıraktı. Batıdaki tereddüt arttıkça ve bu tereddüt gün yüzüne çıktıkça Rusya ve İran hattındaki cesaret ve kararlılık daha da artıyor. İlginçtir iki tarafta (ABD ve Avrupa, Rusya ve İran) blöf yapıyordu, hala da blöf yapmaya devam ediyor. En fazla blöf yapan İran olmasına rağmen, en fazla tereddüt eden batı oldu. Okumaya devam et “ABD SURİYE’YE MÜDAHALE EDERSE…-4-“

ABD SURİYE’YE MÜDAHALE EDERSE…-3-

ABD SURİYE’YE MÜDAHALE EDERSE…-3-
Suriye meselesinde batının temel tavrı, daha önceleri yazdığımız gibi, Şiilerle Müslümanların (Sünnilerin değil Müslümanların) savaşını dengede tutmak, devam etmesini ve taraflar arasındaki husumetin derinleşmesini sağlamaktır. Esed yezidinin zayıfladığı zamanlar muhaliflere yardımı kıstılar, güçlendiğinde ise yardımı artırdılar ve sürekli bir denge halini gözettiler. Böylece Suriye’deki savaşı uzattılar ve katliam ve tecavüzleri artırdılar. Batı için bunların önemi yok, onlar sadece menfaatlerini ve menfaatlerini temin edecek stratejilerini önemserler.
Suriye’de Şiiler ile Müslümanlar arasındaki savaşı kimin başlattığı asla unutulmamalıdır. Savaşı Şiiler başlattı ve yüz binlerce Müslümanı katletti, daha fazlasına tecavüz etti. Biz Müslümanların tarafındayız, Müslümanlara savaş açanların kim olduğuna bakmaksızın Müslümanların tarafındayız. Müslümanlara karşı savaş açanlar Şiiler olduğunda da Müslümanların tarafındayız, ABD olduğunda da Müslümanların tarafındayız.
Batının ve ABD’nin Suriye’de tarafları birbirine kırdırdığı, bu savaşın devamı için gerekli tedbirleri aldığı, dengede devam etmesi için ince stratejiler takip ettiği doğru ama bu doğru, savaşı Şiilerin başlattığı gerçeğinden bağımsız düşünüldüğünde eksik kalır. Müslümanlar Suriye’de “meşru müdafaa” halindedir, bu sebepledir ki Müslümanların savaşı meşrudur. Batının Suriye’de tarafları birbirine öldürtmek için tüm tedbirleri almış olması, tarafları aynı derecede suçlu ve kusurlu kılmaz, suçlu ve kusurlu olan taraf Şia’dır çünkü savaşı onlar başlatmıştır. Okumaya devam et “ABD SURİYE’YE MÜDAHALE EDERSE…-3-“

ABD SURİYE’YE MÜDAHALE EDERSE…-2-

ABD SURİYE’YE MÜDAHALE EDERSE…-2-
Türkiye, Suriye’de taraf oldu, açıkça taraf oldu ve tüm yığınaklarını da bu tercihine göre yaptı. Yığınakları sadece askeri alanda ve anlamda değil, her alanda ve anlamda bu tercihe göre yapıldı. Muhalifler tarafında yer alması ve yığınaklarını buna göre yapmasının en küçük maliyeti beş yüz bine yakın mültecidir. Gerçekten Türkiye’nin tercihinin en küçük maliyeti mültecilerdir, o maliyette çok yüksektir. Siyasi yığınakları, içtimai yığınakları, askeri angajmanları o kadar yüksektir ki, taraf değiştirme sınırını çoktan geçti.
Türkiye, Suriye’deki tercihini yaklaşık üç yıllık süredir devam ettiriyor. Bunun yaklaşık iki yıla yakın kısmı, Türkiye’nin tercihinde yalnızlaştığı, hem batı hem de (zaten baştan beri) doğu tarafından yalnız bırakıldığı aşikardır. Türkiye, Suriye siyasetinde (oradaki tercihinde) tüm dünyaya rağmen direndi, muhalifleri ve muhacirleri yalnız bırakmadı, sözünden dönmedi, çok ağır bir yalnızlık yaşamasına, ağır maliyetler ödemesine rağmen “ahde vefa” gösterdi. Son zamanlarda bu kadar ağır maliyetlere, bu kadar ağır bir yalnızlığa rağmen “ahde vefa” gösteren bir ülke yok, Türkiye “ahde vefa” meselesinde çok ciddi bir imtihandan geçti ve kazandı. Zaman zaman dayanamayacağı ve pes edeceği düşüncesi zihnimize üşüştü ama hükümet dirayetli şekilde tercihinin arkasında durdu ve ahdine hainlik yapmadı. Bu, çok mühim bir hadiseydi, dünya ve özellikle de İran hayret etti, şaşırdı. Onların hesabına göre Türkiye çoktan pes etmişti ve muhalifleri satmıştı, kendileri öyle yaptıkları için, ahde vefa şiarının tanımadıkları için Türkiye’nin tavrına ve dirayetine çok şaşırdılar. Okumaya devam et “ABD SURİYE’YE MÜDAHALE EDERSE…-2-“

ABD SURİYE’YE MÜDAHALE EDERSE…-1-

ABD SURİYE’YE MÜDAHALE EDERSE…-1-
Bu konunun konuşulacak sayısız boyut var, merak ettiğimiz ve dikkatle takip edeceğimiz bir boyutu da, dünyanın ve bölgenin güçlerinin son durumunu teşhis imkanı verecek olması. ABD Suriye’ye müdahale edecek kadar güçlü mü, müdahaleyi uzun tutacak kadar kararlı mı, müdahaleyi uzun tutmak için gerekli olan kaynakları mevcut mu? ABD kamuoyu, Müslümanlar arasındaki bir meseleye müdahale etmek, bu müdahaleye kaynak ayırmak, insan kayıplarını göze almak için hazır mı veya önceki devirlerde (ve misallerde olduğu gibi) hazırlanabilir mi? Batının ve ABD’nin hızlı şekilde gerilediği, çöküş sürecine girdiği, her geçen gün biraz daha zayıfladığı istikametindeki temel teşhisimizi, Suriye’ye müdahale olursa, test edecek bir hadise ile karşı karşıya kalacağız.
Batı ve ABD ile birlikte başka anlayacağımız konular da var. İran’ın genel durumu, bir savaş durumundaki tavrını, blöf yapıp yapmadığını, savaşma iradesi, cesareti ve gücü var mı, varsa sınırı gibi bir çok konuyu anlayacağız. İran’ın Suriye’deki katil rejim ile irtibatının derinliğini, Suriye’ye müdahale edildiğinde savaşa girip girmeyeceğini, onlarca yıldır sürekli tehdit ettiği İsrail’e karşı bir savaşa girip giremeyeceğini, bu zamana kadar savurduğu tehditlerin blöf mü gerçek mi olduğunu anlayacağız. Suriye’nin gücünü, bir savaş durumunda kimyasal silah kullanıp kullanmayacağını, kendi halkı üzerinde kullandığı kimyasal silahları İsrail’e veya ABD askeri varlığına karşı kullanma cüretini gösterip gösteremeyeceğini ila ahir…
Efsaneleştirilen Hizbullah örgütünün ne durumda olduğunu, İsrail’e karşı bir varlık-yokluk savaşına girip giremeyeceğini, Müslüman halka karşı gösterdiği vahşeti İsrail ve ABD’ye gösterip gösteremeyeceğini göreceğiz. Okumaya devam et “ABD SURİYE’YE MÜDAHALE EDERSE…-1-“

ABD’NİN YENİ STRATEJİSİ

Dünyanın en güçlü ülkesi, en güçlü ekonomisi, en güçlü ordusu olduğu söylenen, bu hususta genel kabul gören bir devlet ABD. Çözülme, gerileme ve çökme sürecine girmiş olması, halen belli nispette gücü elinde tuttuğu gerçeğini değiştirmiyor elbette. Yani ABD hala dünyanın en güçlü ülkesi… Bu kanaat (ya da zan), ABD’nin, dünyanın herhangi bir noktasına en kısa sürede askeri operasyon yapabilme imkanını elinde tuttuğunu gösteriyor. Bu durum, hem ABD tarafından böyle kabul ediliyor hem de dünya tarafından…
Hal böyle olunca, dünyadaki herhangi bir hadise hakkında ABD’nin “ne dediği”, “nasıl bir tavır alacağı” dikkatle takip ediliyor. Bir bölgede yaşanan herhangi bir hadisede taraf olanlar, ABD’nin kendi tarafında müdahale etmesi talebini yüksek sesle dillendiriyor. Bu talep bazen açıkça “menfaat” için, bazen de “ahlaki mesuliyet” için seslendiriliyor.
Anlaşılacağı üzere; dünyada ilginç bir kavrayış var, ülkeler ve guruplar ABD’yi kullanmak istiyor ve kendi lehlerine müdahale yapmasını talep ediyor. Güç böyle bir şeydir, özünde ABD’ye karşı olanlar bile onun elinde tuttuğu büyük güce karşı bir şey yapamadığı için, onun gücünden faydalanmaya çalışıyor. ABD ise, dünya haritasını önüne açıyor, hangi bölgede kendisi ile birlikte hareket edecek ülke veya gurup varsa onlarla münasebet kuruyor. Öyle ki, ABD’nin kimseyi ikna etmesi gerekmiyor, zaten her bölgede ABD’nin gücünden faydalanmak isteyen birileri çıkıyor. ABD ise sadece talepleri değerlendirerek menfaatlerini elde ediyor. Okumaya devam et “ABD’NİN YENİ STRATEJİSİ”

İSLAMSIZLIK İNSANSIZLIKTIR

İSLAMSIZLIK, İNSANSIZLIKTIR
İslam’ın son kalesi, son karargahı, son devleti, son medeniyeti olan Osmanlı yıkıldıktan sonra yeryüzü, şeytanların eğlence merkezi haline geldi. Şeytan, sadece Allah’a değil aynı zamanda insana da düşmandır, insanları Allah’ın dininden uzaklaştırdıktan sonra, insanlıktan da uzaklaştırır. Secde etmediği, kendinden hakir gördüğü insanı, kendinden hakir hale getirmek, zelil ve rezil etmek için elinden geleni yapar ve maksadını gerçekleştirdiğinde de keyifle eserini seyrederek eğlenir. Yeryüzünde Allah’ın dini hakim ve Müslümanlar kuvvetli değilse, dünyayı “insani” çizgide tutacak hiçbir ölçü ve kudret, makam ve teşkilat yok demektir.
Osmanlı, son İslam devlet ve medeniyeti olmakla, insanlığın kalesiydi, yeryüzünde insanların yaşadığının işareti, delili, merkeziydi. Bir asırdan beri Osmanlı yok, Osmanlı tasfiye edildiğinden beri yeryüzü şeytanın ikametgahı, insanlar da oyuncağı ve eğlencesi oldular. Batının, sahip olduğu zannedilen değerlerini bile umursamadan Mısır, Suriye, Filistin, Afganistan, Arakan ve diğer İslam beldelerinde katliam yapılmasına seyirci kalmasının temel sebebi, şeytanın yeryüzündeki hakimiyet karargahlarından biri olmasındandır. Unutulmasın ki, şeytanın prensipleri yoktur, sadece alçaklık, hainlik, melunluk yapmak gibi bir vazifesi vardır. İslam’a karşı mücadele etmek için uydurulan bir takım prensipler, insanları aldatmak içindir ve ilk fırsatta onları da tepelemekten ve onlara güvenenleri bile rezil ve zelil etmekten zevk alır. Unutulmasın ki, her zaman olduğu gibi karşımızda yine şeytan var fakat bu defa dünya imparatorlukları kurmuş bir şeytan var, dünya imparatorluklarını yöneten insi şeytanlar var. Okumaya devam et “İSLAMSIZLIK İNSANSIZLIKTIR”

BATININ ZİHİNLERİ İŞGALİ VE SURİYE MİSALİ

BATININ ZİHİNLERİ İŞGALİ VE SURİYE MİSALİ
Batı geriliyor ve çöküyor ama tabii ki hala çok güçlü. Doğu kalkınıyor, yükseliyor, gelişiyor ama hala batı kadar güçlü değil. Bu durum, yirmi yaşında, beden gücünün zirvesinde ama akıl gücünün daha başındaki delikanlı ile altmış yaşında, zinde ihtiyarlığın sonuna yaklaşmış birinin mücadelesine benziyor. Delikanlı gelişiyor, serpiliyor, güçleniyor, ihtiyar ise gücünü kaybediyor.
İhtiyarın zihni ufku, akıl hacmi delikanlıyla mukayese edilemeyecek kadar geniş ve büyük. Yani batının sadece emperyal tecrübesinden beslenen aklı bile kırk tane Çin, elli tane Rusya eder. Ne var ki zaman hükmünü icra ediyor, durdurulamıyor, zapt edilemiyor ve ihtiyarı hızla zevale doğru yuvarlıyor. Zihninden her saniye kırk tane şeytanlık geçen ihtiyar batı, çoğu zaman doğuyu alt ediyor ama delikanlı dayanıyor, direniyor, her yediği darbeden sonra biraz daha tecrübe kazanıyor, aklı biraz daha gelişiyor. Ah… Zaman denilen efsunlu sultan olmasa, batı doğuyu paramparça edecek ama her kazandığı zaferle eriyor batı, beli biraz daha kamburlaşıyor. İhtiyarlık böyle bir şeydir, zaferin bile tadını alamaz, faydasını göremez, verimlerini elde edemezsiniz. Oysa delikanlı, her mağlubiyetinden bile tecrübe çıkarıyor, biraz daha akıllanıyor ve mağlubiyetleri tükenmesine değil, gelişmesine katkı sağlıyor.
Bu mizansen dünyanın bugününü anlatmak için çok uygun. Batının kendini yenilemesi mümkün değil, ihtiyarlar kendilerini yenileyemezler. Yapabilecekleri iş “oğul” vermekti ama artık “döl” vermenin yaşını da geçtiler, bundan sonra başlarına gelecek tek mukadderat, “yalnız başına” ölmektir. Yalnız başlarına ölmemelerini mümkün kılacak tek ihtimal, doğunun batıyı bizzat öldürüp, başında zafer şarkıları söylemeleridir ki, batının bunu tercih etmesi beklenmez. Okumaya devam et “BATININ ZİHİNLERİ İŞGALİ VE SURİYE MİSALİ”

AMERİKAN KABUSU-5-BÜYÜK İSYANIN HEDEFLERİ

AMERİKAN KABUSU-5-BÜYÜK İSYANIN HEDEFLERİ
Batılı insanın zihni evreninde herhangi bir fikir mayalanmıyor, herhangi bir istikamet oluşmuyor, herhangi bir hedefe yönelmiyor. Zihni evren, derin bir “boşluk” ve “hiçlik” içinde kavruluyor. Anlam krizi hayatı taşıyacak ve yaşayacak güç kaynaklarını yok ediyor. Zihni boşluk istikamet bulamıyor çünkü anlam krizi hiçbir zihni koridor açmıyor. Anlamsızlık, boşluk, hiçlik tabir-i caizse boyutsuzluğu doğuruyor, boyutsuzluk ise patlama için gerekli olan baskı ve sıkışmayı engelliyor.
Hiçlik, boşluk, anlamsızlık bir patlamayı tetikler mi? Normal şartlarda bu sorunun cevabı hayırdır. Hiçlik ve boşluk, dışarıya doğru patlamayı değil, kendi içine çöküşü gerçekleştirir. Zaten de böyle olmuştur, batılı insan kendi içine doğru patlamış, çökmüştür.
Batılı insan uzun zamandan beri kendi içine çöktü. Bunun farkedilmemesinin birkaç sebebi var, birincisi ve en önemlisi, hayatın hızının artmasıydı. Hayatın hızı o kadar arttı, hayat meşgalesi o kadar yoğunlaştı ki, hayatın ve insanın kendi içine çöküşü farkedilemedi. Farkedilmesi için gereken şey, sakinleşmekti, insanın meşgalesinin azalması, hayatın yüksek hızından kurtulması ve kendi içine doğru bir göz atması gerekiyordu.
Avrupa’nın birçok yerinde ve ABD’nin tamamında hayat o kadar yoğundu ki, sadece hafta sonu boştu ve onu da eğlenmek, çılgınlar gibi alkol tüketmek, yüksek sesle müzik dinlemek ve kendinden geçmek için kullanıyordu. İnsanlar iki iş (biten işiyle başlayan işi) arasında sadece koşuyorlardı. Aynaya bakma ihtiyacı prezantabl görünmek içindi ve işinin gereğiydi. Okumaya devam et “AMERİKAN KABUSU-5-BÜYÜK İSYANIN HEDEFLERİ”

AMERİKAN KABUSU-4-BÜYÜK İSYAN MAYALANIYOR

AMERİKAN KABUSU-4-BÜYÜK İSYAN DALGASI MAYALANIYOR
İnsanlık çok tuhaf bir psikolojik evrene ulaştı, tarifsiz, izahsız, anlamsız bir zihni evren… Batı dünyası ve Batılılaşmış dünya ise tuhaflıkta en ileri seviyeyi temsil ediyor. Felsefe, bilim, kültür alanlarında dünyanın çok ilerisinde olduğu zannedilen batı ve Batılılaşmış dünya, hurafe, batıl inanç, sapkınlık, sapıklık, gayriinsani düşünce ve davranış kalıpları konusunda zirveye ulaştı. 21 Aralık günü kıyamet kopacağına inanan insanların çoğunluğunun batı dünyasında yaşıyor olması, başka birçok vakıada da müşahede edileceği üzere, “ruhi boşluğu” gösteriyor. Dini ve ilmi çevrelerin, kilisenin ve NASA’nın veya üniversite çevrelerinin yaptıkları açıklamalara rağmen kıyamet inancının devam etmesi dikkat çekici bir alamet… İnsanlar hem dine inanmıyor hem de bilime…
Batıda bir zamanlar din (Hıristiyanlık) vardı, felsefe ve bilim Hıristiyanlığı geriletti ve onun yerine kendini ikame etmeye çalıştı lakin bunu yapamadı. İnsandaki “iman” ihtiyacı çok derinlerdeydi ve felsefe de bilim de o derinliğe asla inemedi ve dinin yerini dolduramadı. Lakin batıda “din” de saçmalıktan ibaretti, bu sebeple felsefe ve bilim dini alt etmişti. Dinin (Hıristiyanlığın) tüm saçmalığına rağmen felsefe ve bilim onun yerini dolduramadı, dinin saçmalığından dolayı hesabını gördü fakat onun yerine kendini ikame edemedi, edemezdi. Neticede ortaya dehşetengiz bir boşluk çıktı. Okumaya devam et “AMERİKAN KABUSU-4-BÜYÜK İSYAN MAYALANIYOR”

AMERİKAN KABUSU-3-İKTİSADİ ÇÖKÜŞ

AMERİKAN KABUSU-3-İKTİSADİ ÇÖKÜŞ
Yirminci asrın ortalarından sonra ülkelerin iktisadi yapıları farklılaştı. Daha önceki çağlarda iktisadi yapı, “gerçek” idi. Yirminci asırdan itibaren “sanal” bir altyapıya kavuştu, yirmi birinci asrın başlarında bu durum son raddesine geldi. Aslında müflis olan ülkeler, iktisadi yapılar, “sanal gerçeklik” zemininde ayakta duruyor, durmaya çalışıyor, durduğu vehmini üretiyor.
İktisadi yapının “gerçek” veya “sanal” olması öncelikle “para sistemi” ile ilgili. Para, piyasa için takas (değişim) değeridir ama devletler için “borç senedi”dir. Bir devlet için para basmak ile borç senedi imzalamak arasında bir fark yoktur, zaten devletin borç senedi vermesi, para basıp piyasaya sürmesidir. Paranın bilinen ve kullanılan başka özellikleri ve fonksiyonları da olduğu doğru ama üzerinde durulması gereken en önemli nokta “borç senedi” olmasıdır. Paranın “borç senedi” olma vasfı, bu günün iktisadi yapıları için fevkalade önemlidir ve ülkelerin iktisadi durumlarını tespit için sağlam bir ölçüdür.
Para (banknot), devletin kasasındaki altın rezervinin karşılığı olarak basılırdı, elinde banknotu tutan şahıslar ve müesseseler, istediği zaman devlete müracaat eder ve karşılığı olan altını talep edebilirdi. Bu manada para borç senedi olarak basılmıştı, paranın karşılığı olan altın devletin kasasında bulunduğu sürece de “gerçek” iktisattan bahsedilirdi. Artık paranın karşılığı olan altın rezervi devletin kasalarında mevcut değil, artık iktisat “gerçeklik” altyapısını kaybetti. Devletler parayı, herhangi bir karşılığı olmaksızın, bunu da umursamaksızın basıyorlar. Okumaya devam et “AMERİKAN KABUSU-3-İKTİSADİ ÇÖKÜŞ”

AMERİKAN KABUSU-1-TAKDİM

AMERİKAN KÂBUSU-1-TAKDİM
Sovyetlerin çökeceğine dair herhangi bir ümit, düşünce, araştırma, rapor, tahmin vesaire yoktu. Çökene kadar kimse böyle bir öngörüde de bulunamadı. O kadar hızlı çöktü ki, Sovyetlerin kendisi de dahil dünyada hiçbir devlet buna hazır eğildi, hazırlanamamıştı. Sebebi gayet basit, “kapalı rejim”di, verilere kimse ulaşamıyordu, dolayısıyla da değerlendirme ve tahmin yapamıyordu. Sovyetler hakkında bilgi edinmek, ancak istihbarat servislerinin işiydi, onlar bile çöküşü öngöremediklerine göre, kafi derecede bilgi edinememiş olmalıydılar. Kapalı rejimlerin böyle bir özelliği var, Sovyetlere nispeten açık rejim gibi dursa da, diktatörlüklerde aslında kapalı rejimlerdir ve onların da ne zaman çökeceği bilinmez fakat çöküş başladığında da, Mısır’da olduğu gibi, bir anda çöker.
Kapalı rejimlere mukabil “açık rejimlerin” aldatıcı bir özelliği var. Kapalı rejimlerde hadiseler ve gelişmeler gizlendiği için, bir gün gelip de zuhur ettiğinde şok etkisi yapıyor ve yıkıyor. Açık rejimlerde hadiseler, gelişmeler, veriler de açık olduğu için, insanlar kanıksıyor. ABD ve AB’nin açık rejim olması, verilerin gizlenmemesi (ki onlar da bazı verileri gizliyorlar), çöküşü “naklen izlemek” gibi bir imkan sunuyor. Fakat gelişmeler tedrici olduğu için insanlar alışıyor ve ortaya çıkan durumun bir çöküş olduğunu kavrayamıyor. ABD çöküyor ama kimse buna inanmıyor. Okumaya devam et “AMERİKAN KABUSU-1-TAKDİM”

YAHUDİ LOBİSİNİN ABD SEÇİMİNİ MANİPÜLE ETME DÜŞÜNCESİ

YAHUDİ LOBİSİNİN ABD SEÇİMİNİ MANİPÜLE ETME DÜŞÜNCESİ
ABD seçim sistemi, dünyadaki en ilkel ve geri demokratik seçim yöntemidir. Birkaç asır öncesinde hazırlanan, hazırlandığı zamanın şartlarını bire bir yansıtan seçim sistemi, nedense değiştirilmez. Başkan doğrudan halk tarafından seçilmez, halk “seçiciler kurulu”nu seçer, o kurul başkentte toplanır ve başkanı seçer.
06.11.2012 tarihinde yapılan seçim, başkanlık seçimi değildi, şu anda hala başkan hukuken seçilmiş değil. Çünkü seçim süreci bitmiş değil, seçim süreci delegelerin toplanıp başkanı seçmesiyle bitiyor, başkan hukuken süreç bittikten sonra belli oluyor.
Pekala neden başkanın seçildiği konuşuluyor ve yazılıyor? Çünkü sistemin hukuki ve siyasi alanda aksamadan işleyeceğine, ülkedeki mevcut kültürün de bu neticeyi garantiye aldığına inanılıyor. Bu doğru mudur? Evet, doğrudur. Seçim süreci bitmemesine rağmen başkan Obama’dır, zira süreç her zamanki gibi işleyecek yani aksamayacak ve Obama ikinci dönem beyaz sarayda ikamet etmeye devam edecektir. Okumaya devam et “YAHUDİ LOBİSİNİN ABD SEÇİMİNİ MANİPÜLE ETME DÜŞÜNCESİ”