AKIL İNŞASI (GÜNÜN KİTABI)

AKIL İNŞASI
Akıl inşası için nazari ve tatbiki bazı usul ve fikirler bu kitapta. Birinci cilt (Akıl inşası-1-nazariyat) meselenin fikri cihetini gösteriyor, ikinci cilt (Akıl inşası-2-tatbikat) ise uygulama malzemelerini ve usullerini işaret ediyor.
Öğretmenler ve ebeveynler için lazım. Sıfır yaşından itibaren neler yapılması gerektiğini, nasıl yapılması gerektiğini anlatan, bu konuda yol haritası çizen iki ciltlik eser.

20141107_161722

20141107_161742
_______________________________
Kitapların fiyatı 13.00 TL
Toptan (en az 10 adet) fiyatı 8.00 TL
Talep için müracaat NURİ YILDIZ
Telefon: 0530 696 93 04
E-mail: hacinuriyildiz@hotmail.com
__________________
NOT: Sipariş vereceklerin; 1-İsim ve Soyisim, 2-Adres , 3-Telefon, 4-TC numarası (fatura için) bilgilerini, Nuri Yıldız’ın e-mailine göndererek telefonla bilgi vermeleri rica olunur.
__________________
Banka Hesap Numarası:
Halk bankası K.Maraş merkez şubesi
TR 61 0001 2009 4720 0001 0304 75
________________________________
Basılan kitaplar
1-İslam Medeniyet Tasavvuru-1-Terkip ve Tefekkür
2-İslam Medeniyet Tasavvuru-2-İnşa Muhafaza Tecdit
3-İslam Medeniyet Tasavvuru-3-Şehir ve Medeniyet
4-Medeniyetin Göç Vakti
5-Anlayış ve Tefekkür
6-Zaman Mekan Varoluş
7-Hilafet Dört Halife ve Devlet İdaresi
8-İslam Maarif Anlayışı-1-Temel Telakki
9-İslam Maarif Anlayışı-2-Ruhi-akli süreçler
10-İslam ve Teşkilat
11-Karz-ı Hasen Müessesesi
12-Fethullah Gülen’in Fikir Hilesi
13-Akl-ı Selimin Farkı
14-Akıl Nedir?
15-Aklın Teşekkül Süreci
16-Akıl İnşası-1-Nazariyat
17-Akıl İnşası-2-Tatbikat
Okumaya devam et “AKIL İNŞASI (GÜNÜN KİTABI)”

AKLIN TEŞEKKÜL SÜRECİ (GÜNÜN KİTABI)

AKLIN TEŞEKKÜL SÜRECİ
Zeka, doğrudan ruhi tezahür halindeki bir istidat olduğu için artmaz eksilmez ama akıl inşa edilmesi gereken bir idrak merkezidir. Akıl inşa edilmediğinde, bunun için uygun talim ve terbiye usulleri geliştirilmediğinde cemiyet ortalamasına mahkum olur. Mevcut okullardaki eğitim öğretim (talim ve terbiye değil), batının temel verilerine ve metotlarına bağlı olduğu, materyalist ve evrimci bir bakışa mahkum olduğu için, ortaya çıkan akıl, “pozitif akıl formu” oluyor.
İlköğretimin akıl inşa dönemidir. Ortaöğretim ise akıl inşasının tahkim ve inkişaf dönemidir. Bizim talim ve terbiye müesseselerimiz olmadığı, zaten akıl inşası meselemizi de unuttuğumuz için batıya teslim olduk. Hem de batının eğitim-öğretim anlayışını kendi okullarımızda çocuklarımızın beynini yıkamak için kullanmak suretiyle… Kendi elimizle kendi kafamıza sıkıyoruz, batının parmağını bile oynatmasına gerek yok.
Bu kitap, aklın teşekkül sürecini, safhalarını, mevzularını anlatıyor.

20141107_155732

_______________________________
Kitapların fiyatı 13.00 TL
Toptan (en az 10 adet) fiyatı 8.00 TL
Talep için müracaat NURİ YILDIZ
Telefon: 0530 696 93 04
E-mail: hacinuriyildiz@hotmail.com
__________________
NOT: Sipariş vereceklerin; 1-İsim ve Soyisim, 2-Adres , 3-Telefon, 4-TC numarası (fatura için) bilgilerini, Nuri Yıldız’ın e-mailine göndererek telefonla bilgi vermeleri rica olunur.
__________________
Banka Hesap Numarası:
Halk bankası K.Maraş merkez şubesi
TR 61 0001 2009 4720 0001 0304 75
________________________________
Basılan kitaplar
1-İslam Medeniyet Tasavvuru-1-Terkip ve Tefekkür
2-İslam Medeniyet Tasavvuru-2-İnşa Muhafaza Tecdit
3-İslam Medeniyet Tasavvuru-3-Şehir ve Medeniyet
4-Medeniyetin Göç Vakti
5-Anlayış ve Tefekkür
6-Zaman Mekan Varoluş
7-Hilafet Dört Halife ve Devlet İdaresi
8-İslam Maarif Anlayışı-1-Temel Telakki
9-İslam Maarif Anlayışı-2-Ruhi-akli süreçler
10-İslam ve Teşkilat
11-Karz-ı Hasen Müessesesi
12-Fethullah Gülen’in Fikir Hilesi
13-Akl-ı Selimin Farkı
14-Akıl Nedir?
15-Aklın Teşekkül Süreci
Okumaya devam et “AKLIN TEŞEKKÜL SÜRECİ (GÜNÜN KİTABI)”

AKLIN TEŞEKKÜL SÜRECİ

akıl teşekkül süreciAklın cevher olarak insanda bulunduğu fakat bünyesinin teşekkül ettiği, teşekkül sürecinin ise uzun ve girift bir yol takip ettiği gözden kaçırılmaktadır. Aklın zekâ ile karıştırılmasından kaynaklanan teşekkül etmediği zannı yanlıştır. Zekânın potansiyel olarak bulunduğu ve varlığının zuhurunun bir teşekkül sürecine bağlı olmadığı doğrudur. Fakat akıl insanın doğumunda sıfır noktasında bulunduğu unutulmamalıdır.

Aklın bünyesinin terkibi bir özellik taşıması ve zuhurunun teşekkül sürecine bağlı olması, aklın farklı terkip formlarında inşa edilmesini mümkün kılar. Keza teşekkülünden sonra da geliştirilmesi, güçlendirilmesi ve değiştirilmesi imkânlarının bulunduğu vakadır. Aklın bu özelliği, her insanın sahip olduğu akıldan daha gelişmiş veya daha büyük hacimde bir akla sahip olabileceği manasına gelir. Hiç kimse mevcut aklıyla iktifa etmek zorunda değildir. Okumaya devam et “AKLIN TEŞEKKÜL SÜRECİ”

AKIL İNŞASI-NAZARİYAT-

AKILİNŞASI-nazariyatAkıllı insanların yetişmesi konusunu önemsediğimiz açık. Fakat akıllı insanın nasıl bir insan olduğu sorusunun cevabını bilmediğimiz gibi nasıl yetişeceği konusunda da bir fikrimiz genellikle yoktur.

Hayatın kahir ekseriyetini akılla yaşadığımızı bilmesek dahi hissederiz. Günlük hayatımızda “akıllı olmak” tabirinin farklı çeşitlerini sayısız defa kullanırız. Muhataplarımızı veya kendimizi akılsızlıkla defalarca suçlarız. Fakat aklın ne olduğunu ve nasıl geliştiğini bilmeyiz. Üstelik bunu bilmediğimizi kendimize ve muhataplarımıza asla söylemeyiz.

Akıl kelimesinin tarifini dahi bilmediğimiz için, “akıl eğitimi” konusunu hiç gündemimize almayız. Resmi müfredatta (milli eğitimin müfredatında) olmadığı gibi gayriresmi programlarda da akıl eğitimi konusu gündeme hiç gelmez. Okumaya devam et “AKIL İNŞASI-NAZARİYAT-“

AKIL İNŞASI-E-KİTAP-OSMAN GAZNELİ

ÖNSÖZ VE TEŞEKKÜR
Yazar ve fikir adamı Haki Demir’in “akıl” ve “insan” ile ilgili yayınlanan ve yayınlanmayan onlarca kitabı var. Kitaplar çok derin olduğu için pek anlayan çıkmıyor. Kitaplarla bir müddet boğuştuktan sonra anlamaya başladım ve gördüm ki, o kitaplardan birçok konu ve kitap çıkar. Yapılması gereken iş, insanların anlayabileceği hafiflikte bir dil ile yazmak…
Akıl ile ilgili birkaç yazı yazıp Haki beye gösterdim. Haki bey yazıları inceledikten sonra bana, “ne yapmak istediğimi” sordu. “Yardım ederseniz bu şekilde ve seviyede kitap hazırlamak istiyorum” dedim. “Güzel” dedi, “hemen başla”… Kitabın yazılma aşamalarında fikirlerini esirgemedi. Bazı yazıları düzeltti, değiştirdi, ekledi, çıkardı. Neredeyse editörlük yaptı. Kendisine sonsuz teşekkürü bir borç bilirim.
Zor bir işti benim için, çünkü ilk kitabımı yazıyordum. Yazı yazmak zor değil ama yazıları topladığınızda bir kitap etmiyor. Kitap başka bir olay… Planlamak ve plana uyarak yazmak gerekiyor ki ortaya kitap çıksın. Yoksa birbiriyle ilgisiz yazılar oluşuyor. Böyle kitap yazanlar da var tabii…
*
Akıl konusunda kitap yazmak çok ama çok zor. Çünkü akıl konusunda ülkemizde kitap yok. Yani literatürü oluşmuş değil. Haki beyin kitapları olmasa, akıl ile ilgili araştırma yapmak imkansız. Düşünebiliyor musunuz, ülkede akıl konusu ile ilgili literatür yok. Herkes akıllı olduğunu zannediyor hatta iddia ediyor ve başkalarını akılsızlıkla suçluyor ama aklın tarifini bile yapan bir adet “kaliteli” kitap bulmak mümkün olmuyor. Bu ülkenin ufku ne olabilir ki? Okumaya devam et “AKIL İNŞASI-E-KİTAP-OSMAN GAZNELİ”

AKIL İNŞASINDA İSTİDATLAR-5-İSTİDAT DEHALARI

AKIL İNŞASINDA İSTİDATLAR-5-İSTİDAT DEHALARI
Üç çeşit deha var, zeka dehası, istidat dehası, akıl dehası… Bunlardan sadece “zeka dehaları” bilinir. Daha doğrusu deha olarak tarif edilenler, “zeka dehası” olanlardır. İstidat dehaları ve akıl dehaları bilinmez. Zeka dehası ve istidat dehası doğuştandır, akıl dehası ile çalışarak elde edilebilir. Doğuştan olan dehalar için yapılabilecek bir şey yok fakat çalışarak elde edilebilecek deha olan akıl dehası için programlar oluşturulabilir. Fakat akıl dehası bilinmediği için, bu istikamette hiçbir çalışma yapılmıyor, büyük kayıp…
Zeka dehası, her konuyu yüksek seviyede anlayabilir. İstidat dehası ise her konuyu değil, istidadı olan konuları yüksek seviyede anlayabilir. İnsan, istidadı olduğu alanlarda, yüksek zeka gibi anlama ve yapabilme yeteneğine sahiptir. Zeka ile istidadın karıştırıldığı noktalardan biri de budur. Bir alanda yüksek zekalar gibi derin kavrayışı olan insanlara, o konuda zeki dendiği görülüyor. Hani şu “çoklu zeka teorisi”nde olduğu gibi. Yani matematik zeka, müzik zekası filan. Oysa bu durum yanlış, yüksek zeka her konuyu derinliğine anlar, keskin istidat ise sade belli bir alanda yüksek kavrayışa sahiptir. Okumaya devam et “AKIL İNŞASINDA İSTİDATLAR-5-İSTİDAT DEHALARI”

AKIL İNŞASINDA İSTİDATLAR-4-İSTİDATLAR KİŞİLİK TİPLERİ OLUŞTURUR

AKIL İNŞASINDA İSTİDATLAR-4-İSTİDATLAR KİŞİLİK TİPLERİ OLUŞTURUR
İstidatlar, insanı kolay anladığı ve yapabildiği alanlar olduğu için, hayat o alanlara doğru akar. İstidat alanları, insanın kolay anladığı, kolay yapabildiği alanlar olduğu için, insanın kendini daha rahat hissettiği, daha fazla zevk aldığı, daha fazla başarılı olduğu, daha fazla itibar gördüğü alanlardır. İnsan, anladığı ve yapabildiği alanı bırakıp, anlamakta ve yapabilmekte zorlandığı alanlara yönelmez. İnsan, başarılı olduğu alandan çıkıp, başarısız ve itibarsız olduğu alanla ilgilenmez. İnsan, kolay yaptığı işleri bırakıp, yapmakta zorlandığı işe teşebbüs etmez.
İnsan zihni, kolay anladığı ve kolay yapabildiği alanlara doğru akacağı için, o alanlarda güçlü ve büyük mecralar oluşturur. Çocuklarda zihni gelişmeye müdahale edilmez ve tüm hayat alanlarıyla ilgilenecek bir zihni evren inşa edilmezse, istidat alanlarının cazibesiyle zihin bu alanlara akar ve oralarda yoğunlaşır. Zaman geçtikçe de akıl o alanlarda oluşmaya ve gelişmeye başlar. Okumaya devam et “AKIL İNŞASINDA İSTİDATLAR-4-İSTİDATLAR KİŞİLİK TİPLERİ OLUŞTURUR”

AKIL İNŞASINDA İSTİDATLAR-3-YAPABİLME İSTİDATLARI

AKIL İNŞASINDA İSTİDATLAR-3-YAPABİLME İSTİDATLARI
Yapabilme istidatları, anlama istidatlarından farklıdır. Yapabilme istidatları aklın oluşumunda ve gelişmesinde fazla etkili değildir. Akıl, zeka, duygu, bilgi, hafıza gibi unsur ve melekeler ile oluşur ve gelişir. Yapabilme istidatları, aklı değil hayatı etkiler. Aklı etkilemesi, hayatı etkilemesi yoluyladır, yani dolaylıdır.
Yapabilme istidatları, hayatın bir alanındaki pratikleri rahat, kolay ve başarılı şekilde yapabilme yeteneğidir. Anlaması gerekmez, öğrenmesi kafidir, hatta bazı durumlarda öğrenmeden bile yapabilme başarısını gösterir. Bu durum biraz garip gibi geliyor ama doğru. Mesela bazı kişiler, insanlarla ilişki kurabilmek için, muhatap olacağı insanla ilgili hiçbir bilgi sahibi olmak zorunda değildir. O kadar sempatik bir kişiliği vardır ki, hiç tanımadığı bir insana “merhaba” demesi ilişki kurması için kafi gelebilmektedir. Ne yaptığını anlamadan, nasıl yapacağını anlaması gerekmeden, yabancı insanlarla bir dakika içinde samimi olabilen insanlar var. Bunlar, “yapabilme istidadı” sahibi kişilerdir.
Bir işi hiçbir eğitim almadan yapabilen insanlar var. Herkes bu tür insanlarla karşılaşmıştır hayatında. Mesela dağda bir çoban çok güzel resimler yapıyor, elektronik eğitim almayan bir insan televizyon ve benzeri cihazları tamir ediyor. Bu ve benzeri birçok çeşidi hayatta görülebilir. Dağdaki çobanın güzel resimler yapmasını mümkün kılan özellik, iyi bir eğitim değil, yapabilme istidadıdır. Okumaya devam et “AKIL İNŞASINDA İSTİDATLAR-3-YAPABİLME İSTİDATLARI”

AKIL İNŞASINDA İSTİDATLAR-2-ANLAMA İSTİDATLARI

AKIL İNŞASINDA İSTİDATLAR-2-ANLAMA İSTİDATLARI
Anlama istidatları öncelikle zihni faaliyetler için önemlidir. Zihni faaliyetler için önemli olması, aklın inşa edilmesinde de çok önemli olduğunu gösterir. “Yapabilme” istidatları ise zihni faaliyetten ziyade, hayatın pratikleri için önemlidir. Hayatın pratikleri için önemli olması, aklın inşasında daha az fakat aklın kullanılmasında daha çok önemli olduğunu gösterir.
Anlama istidatları sayı olarak fazla ve güçlü olan insanlar, hayatın pratiğinden uzaklaşırlar. Yapabilme istidatları sayı olarak fazla olur da anlama istidatları olmaz veya az olursa düşünce dünyası gelişmez fakat hayatın pratiği güçlü olur. Bu tür insanların misaline hayatta çok rastlanır. Bazı insanlar düşüncede gelişmişlerdir fakat hayatta hiçbir şey yapamazlar, bazı insanlar ise düşünmeyi pek bilmezler ama hayatın pratiğinde çok hızlı ve başarılıdırlar.
Anlama istidatları bilgiyle yoğun bir ilişki kurarlar. Anlama istidatlarının sayısı ne kadar fazla ve ne kadar güçlüyse akıl o kadar gelişir. Aklı inşa eden temel malzeme “bilgi” olduğu için anlama istidatları aklı daha fazla geliştirir. Anlama istidatları yüksek olan insanlar, yapabilme istidatları zayıf olduğunda bile gelişmiş bir akla sahip olurlar. Hayatın pratiğinde başarılı olamasalar bile bu insanların akıllarına güvenmek ve danışmak faydalıdır. Hayatın pratiğinde başarılı olamamaları, doğru ve gelişmiş düşüncelere sahip olamadıklarını göstermez. Bir konuyu iyi düşünebilmek başkadır, iyi yapabilmek başkadır. Okumaya devam et “AKIL İNŞASINDA İSTİDATLAR-2-ANLAMA İSTİDATLARI”

AKIL İNŞASINDA İSTİDATLAR-1-İSTİDAT NEDİR?

AKIL İNŞASINDA İSTİDATLAR-1-İSTİDAT NEDİR
İstidat, özel yetenektir. Doğuştan varolan, sonradan çalışarak elde edilemeyen, yetenek… Her hangi bir alanda, anlayabilme ve yapabilme yeteneği… Öğrenmeden, çalışıp kazanmadan bir konudaki yapabilme eğilimi…
Eğer insanda istidatlar olmasaydı, dışardan elde edilen bilgilerle bir konuyu anlamak mümkün olmazdı. Anlamak mümkün olmadığında yapmak hiç mümkün olmazdı. İstidat, aslında öğrenme faaliyeti başlamadan önce sahip olduğumuz bilgilerdir. Öğrenmeye başlamadan sahip olduğumuz bilgilerin herhangi bir alandaki yoğunlaşmasıyla istidatlar oluşur. Bu nokta önemli, çünkü doğuştan sahip olduğumuz bilgi çoktur, eğer bu bilgiler belirli alanlarda yoğunlaşmamışsa, çok az işe yaramaktadır. İstidadın meydana gelmesi de zaten bu şekildedir. Doğumdan önce sahip olduğumuz (yani ruhumuzda varolan) bilgi toplamındaki bazı bilgiler, bazı konularda (alanlarda) birikmekte, yoğunlaşmaktadır. Bir konuda yoğunlaşan bilgiler, o konuda “anlama” ve “yapma” işini kolaylaştırmaktadır.
Bir insan iki konuyla ilgilense, birini kolaylıkla anlasa, diğerini anlamakta zorlansa, biliriz ki kolay anladığı konuda istidadı vardır. Herkes hayatında bu tür olayları yaşamıştır, yaşamaya devam etmektedir. Bu sebeple insanların istidatlarını keşfetmek, hem kendileri için hem de dışarıdan birileri için (mesela öğretmenler için) kolaydır. Fakat bazı istidatlar vardır ki, hem insanın kendisi için hem de dışarıdan birisi için keşfetmesi zordur. Okumaya devam et “AKIL İNŞASINDA İSTİDATLAR-1-İSTİDAT NEDİR?”

AKIL İNŞASINDA BENLİK-5-BENLİK İNŞASI

AKIL İNŞASINDA BENLİK-5-BENLİK İNŞASI
Çocuklarda benlik inşası başlı başına bir konudur. Bir yazıda anlatılacak kadar kısa bir konu da değildir. Bu sebeple çocuklarda benlik inşası konusunda ayrı bir kitap çalışmamız bulunmaktadır. Burada kısaca özetlemekle yetinelim.
Benlik ortaya çıkmaya başlamadan önce ahlak eğitimi yapılmalıdır. Ahlak eğitimi ile insanın zihni evreni, doğru, güzel ve iyi ölçülerine sahip olur. Zihni evren benlik ve akıldan önce bu ölçülere sahip olmaya başlarsa, benlik zihni evrene doğmaya başladığında kendini bu ölçülerin içinde bulur. Benlik ilk gözünü açtığında iyi, doğru, güzel ölçülerini görürse, kendini o evren içinde geliştirir.
Benliğin zihni evrene doğmaya başlamasına paralel olarak akıl inşasına başlanmalıdır. Benlik, bağımsız şekilde gelişmeye başlarsa, ahlak ve aklın oluşması gecikir ve sağlıksız olur. Benliğin doğumuna paralel olarak inşa edilmeye başlanan akıl, hem güçlü olur, hem gelişmesini sürekli devam ettirebilir, hem de benlikten bağımsızlaşma gücünü kendinde bulabilir. Okumaya devam et “AKIL İNŞASINDA BENLİK-5-BENLİK İNŞASI”

AKIL İNŞASINDA BENLİK-4-MÜLKİYET EDİNME DÖNEMİ

AKIL İNŞASINDA BENLİK-4-MÜLKİYET EDİNME DÖNEMİ
Benliğin doğumundan sonraki ikinci hamlesi, “mülkiyet edinmedir”. Hayır deme dönemi bittikten sonra, yavaş yavaş sahiplenme dönemi başlar ve bu dönem ölünceye kadar devam eder.
Sahiplenme, benliğin beslenmesidir. Benlik, sahiplenme yoluyla dış dünyaya karşı zafer kazanma çabasına girer. Dış dünyadaki varlıkların ne kadarına sahiplenebilirse o kadar beslenir ve daha fazla sahiplenme ister. Sahiplenemediği her şey kendine baskı yapar. Bu baskıdan kurtulmanın yolunu sahiplenmekte bulur.
Benliğin sahiplenme özelliği çok ilginçtir. Hayatın önemli bir kısmı benliğin bu özelliğiyle yaşanır. Bu özellik dengelenmezse, hayatı boyunca baskın hale gelir ve insanı perişan eder.
Benlik, ilk beliriş anında çıplaktır. Hiçbir şeye sahip değildir ve yalnız başınadır. Yalnız başına olmak aynı zamanda zayıf olmaktır. Hayattaki hiçbir şeye sahip olmamak, hayata girmemek, dahil olmamak, müdahale etmemektir. Bunu fark eden benlik, hayata karşı savaşa girişir. Sahiplenmek, mülk edinmek bir anlamda taraftar toplamaktır. Çünkü sahip olduğunun gücüne de malik olabilmektedir. Böylece düşmanını azaltmakta, gücünü artırmaktadır. Okumaya devam et “AKIL İNŞASINDA BENLİK-4-MÜLKİYET EDİNME DÖNEMİ”

AKIL İNŞASINDA BENLİK-3-BENLİĞİN İLK GÖSTERGESİ

AKIL İNŞASINDA BENLİK-3-BENLİĞİN İLK GÖSTERGESİ
Benliğin ilk ortaya çıkışı, “hayır” deme dönemidir. Hayır deme döneminden önce benlik belirlemeye başlar ama dışarıdan ilk görünüşü “hayır” deme dönemidir.
Benlik, belirmeye başladıktan sonra zihni evrene puslu gözlerle bakmaya başlar. Dış dünyadan zihni evrene intikal etmiş olan etki ve bilgileri yabancı olarak görür. Çünkü kendisi ortaya çıkana kadar zihni evrene gelen etki ve bilgiler, kendisinin üretimi olmadığı için yabancıdır. Kendisi daha hiçbir şey üretmemiş, hiçbir şeyi sahiplenmemiş haldedir. Daha ilk gözünü açma ve zihni evreni ilk seyretme aşamasıdır.
Benlik, kendini toplumdan farklılaştırmak veya kendinin toplumdan farklı olduğunu göstermek için, yüksek sesle “hayır” demeye başlar. Öyle ki her olayda “hayır” der. Çocuklarda “hayır” deme dönemini hatırlayanlar bu durumu bilirler. İşte o yaşlarda çocuğun zihni evreninde benlik ortaya çıkmış ve kendisi ile diğerleri arasındaki farkı “bağırarak”, “isyan ederek”, “hayır diyerek” ortaya koymaya başlamıştır. Okumaya devam et “AKIL İNŞASINDA BENLİK-3-BENLİĞİN İLK GÖSTERGESİ”

AKIL İNŞASINDA BENLİK-2-BENLİĞİN ORTAYA ÇIKIŞI

AKIL İNŞASINDA BENLİK-2-BENLİĞİN ORTAYA ÇIKIŞI
Benlik, insanın, kendisi ile başkaları arasındaki sınırı belirleyen bir merkezdir. Kendisi ile diğerlerini ayıran merkez… Benlik ortaya çıkmazsa, insan “kendi” olamaz, kendi haline gelemez, kendini diğer insanlardan ayıramaz. Benliğin ortaya çıkmasıyla beraber insanın zihni evreni de şekillenmeye, kendinde merkezleşmeye başlar.
Benlik, akıldan önce ortaya çıkar. Zaten aklın oluşması için benliğin ortaya çıkması, zihni evrenin merkezi haline gelmesi gerekir. Benliğin önce ortaya çıkması, aklı da benlik ekseninde meydana getirir. Benlik, zihni evrendeki ilk merkezleşmedir. Zihni evren bir merkeze kavuşamazsa, dış dünya ile kendi arasında bir sınır oluşturamaz. Zihni dünya ile dış dünya arasında sınır oluşmazsa, fert ortaya çıkmaz. Okumaya devam et “AKIL İNŞASINDA BENLİK-2-BENLİĞİN ORTAYA ÇIKIŞI”

YENİ YAZI SERİSİ “ÇOCUKLARDA DUYGU EĞİTİMİ”

Biraz ara verdik. “Çocuklarda akıl inşası” kitabımızı düzenledik, yayınevine gönderdik, inşallah basılacak. Onu kitap haline getirdiğimize göre yeni yazı serisine başlama vakti geldi.
Çocuklarda duygu eğitimi… Yeni yazı serimizin ismi bu… Aslında üzerinde çalıştığımız yeni kitabımızın ismi bu… Bir taraftan kitabı hazırlarken, diğer taraftan bir yazı serisi halinde bazı kısımlarını yayınlamak istedik.

*

Önceki çalışmamızda olduğu gibi bu çalışmamızda da Haki Demir beyin kitaplarından faydalanıyoruz. Haki beyin yayınlanmış kitapları üzerinde yapabileceğimiz çalışma sayısı, yayınlanmış kitaplarından daha az olmaz. Hatırladığım kadarıyla yayınlanmış 20 civarında kitabı vardı. Benim de o kitaplar üzerinde yaptığım araştırma konusu aşağı yukarı o kadar var. Zaten kitapların dışında da yardımcı olduğu için kaynak ve fikir sıkıntısı çekmiyoruz. Kendilerine çok çok teşekkür ederim.

AKIL İNŞASINDA İMAN EĞİTİMİ-6-İMAN AKLIN HEDEFİNİ BELİRLER

AKIL İNŞASINDA İMAN EĞİTİMİ-6-İMAN AKLIN HEDEFİNİ BELİRLER
İman bir taraftan insani değerleri oluşturur diğer taraftan bu değerler merkezinde aklın hedeflerini meydana getirir. Değerler sistemi, hayatın nasıl yaşanacağını gösterdiği için, aklın dönmesi gereken yöne işaret eder. Akıl, iman projektörünün altında, değerlerin oluşturduğu menzillere doğru akar.
Değerler sistemi, hayatın nasıl, ne için ve hangi çerçevede yaşanacağını gösterir. Bir ahlak üretir ve insana giydirir. Akıl ise bu ahlak çerçevesinde faaliyet gösterir. Ahlak (değerler sistemi) olmazsa akıl ne yapacağını bilemez. Ne yapacağını bilemez hale gelen akıl, her şeyi yapabilir. Doğru-yanlış, güzel-çirkin, iyi-kötü, faydalı-zararlı ayrımı yapmadan her şeyi yapar. Bu ayırımları yapmazsa akla ihtiyacımız kalmaz. Çünkü bu durumda aynı hayvanlar gibi ihtiyacını elde etmek için başkalarını öldürmek de dahil her şeyi yapar. Hayvanlar gibi yaşayan insanın akla neden ihtiyacı olsun ki?
İmanı ve değerler sistemi olmayan akıl, toplumun düzenini ve huzurunu bozar. Hayatın altyapısını yok eder. Yalan söylememesi için bir sebep kalmaz, insanları dolandırmamasının bir açıklaması olmaz, diğer insanların değerlerini istismar etmemek için bir gerekçe kalmaz. İmanı ve değerler sistemi olmayan akıl, toplumun içine salınmış serseri mayın gibidir. Kime çarpar, kim ona çarpar, ne zaman çarpar belli olmaz. Fakat mutlaka ya kendisi başka birine çarpar ve patlar veya başka birisi kendine çarpar ve patlatır.
Toplum hayatının altyapısı, iman ve değerler sistemidir. Bunlar ortadan kaldırıldığında, insanlar vahşi hayvanlara döner ve toplum hayatı biter. Geriye kala kala bir sürü psikolojisi kalır ve sürünün en güçlüsü (haklısı değil) kimse o sürüye hakim olur. Hem de acıktığında birini yiyerek bu hakimiyetini devam ettirir.
İman ve değerler sistemi, ferdin ve toplumun hayatı nasıl yaşayacağını tespit ederken, aynı zamanda hedefini de belirlemektedir. Yardımseverlik gibi bir erdem, hayatın kısa menzilleri ve hedefidir. Zorda kalan, ihtiyacı olan kişilere yardım etmek, günlük, haftalık veya aylık hedefler halinde insanın önüne gelir. Bu tür yakın menzilleri aklın hedefi haline getiren imandır.
İman etmiş akıl, ne yapacağını, nasıl yapacağını, hangi hedefe ulaşması gerektiğini bilir. Böylece şaşkınlıktan kurtulur ve tembellik yapmaz. Şaşkınlık ve kararsızlık, aklın faaliyetini engeller. Akıl çalıştığı müddetçe gelişir, güçlenir ve sağlıklı bir yapıya kavuşur. Sürekli endişe, şaşkınlık, kararsızlık, aklın bünyesine zarar verir. Bu durum uzun müddet sürerse akıl kendini lüzumsuz hissetmeye başlar ve hayattan geriye çekilir. Aklın hayattan geri çekilmesi, derin bir ümitsizlik, büyük bir beceriksizlik, aşırı bir zayıflık olarak sahibine döner.
İman ve değerler sistemi aynı zamanda iradenin kaynağıdır. İmansız ve değersiz insanlar ve akılları irade sahibi olamazlar. İrade üretemeyen akıl, gevezelikten başka bir şey yapmaz. Genellikle şikayet eder, mazeret üretir ve işten kaçar. Böyle bir akıl, sahibine yüktür. Çünkü işe yaramaz ve iş yaptırmaz fakat sürekli şikayet ederek çevresini de kendinden uzaklaştırır.
Hedefsiz akıl durgun su gibidir. Kendini yenileyemez ve pislik biriktirir. Hedefi olan akıl ise akarsu gibidir, kendini sürekli yeniler ve pislik barındırmaz. Akıl bir hedefe doğru akıyorsa, sahibini de taşıyor demektir. Akıl olduğu yerde duruyorsa sahibini de yerinden kımıldatmaz.
İman ve değerler sistemi olmayan akıl da karar verir ama bu kararlar kısa ömürlüdür. Uzun ömürlü kararlar veremez, verdiği kararların arkasında duramaz. Dolayısıyla bu tür akla sahip insanlar, itibarlı kişiler değildir ve sözlerine güvenilmez.
OSMAN GAZNELİ
osmangazneli@gmail.com

AKIL İNŞASINDA İMAN EĞİTİMİ-5-İMAN AKLIN SEVİYESİNİ BELİRLER

AKIL İNŞASINDA İMAN ETĞİMİ-5-İMAN AKLIN SEVİYESİNİ BELİRLER
İman sistemi ne kadar derin olursa, aklın seviyesi de o kadar yüksek olur. İman aklın bünyesine yerleştiği için, onun ufkunu belirler. Akıl, iman sistemi içinde düşünür, o ufkun dışına çıkamaz. Akıl, kendini oluşturan temel kabulleri sorgulayamaz. Aklın kendini oluşturan temel kabulleri sorgulaması, kendini inkar etmesidir. Bu mümkün müdür? Evet… Fakat kabullerini sorgulamaya başladığında başka bir kabuller demetine teslim olur. Netice olarak bir kabuller sisteminin içinde kalır.
Aklın hiçbir ön kabule sahip olmaması mümkün değil midir? Mümkündür. Fakat “kabul” aynı zamanda “değer”dir. Aklın “kabullerinin” olmaması, “değerlerinin” olmaması demektir. Değerleri olmayan akıl, menfaatten başka hiçbir şey düşünmez. Netice olarak menfaati tek değer haline getirir. Menfaati tek değer haline getirmek, tüm değerleri imha etmektir. Öyleyse akıl, hiçbir “kabule” sahip olmama imkanına sahip bulunsa da bu imkanı kullanmamalıdır.
Aklın kabullerini değiştirmesi mümkündür. Özellikle yanlış kabuller ile inşa edilmişse bunu yapması şarttır. Ömür boyunca yanlış kabullerle yaşaması beklenmez veya tavsiye edilmez. Fakat aklın kabullerini sorgulaması çok sarsıcı olur. Genellikle de kriz şeklinde meydana gelir. Krizin sonunda sağlını muhafaza etmesi mümkün olduğu gibi sağlığını (dengesini) kaybetmesi ihtimali de vardır ve bu ihtimal yüksektir. Gerçekten kabullerini sorgulayan akılların krizi zor atlattığı görülmüştür.
Öyleyse aklın kabullerini baştan doğru tespit etmek gerekir. Bu sorumluluk aileye düşer. Doğru kabullerle zihni evren, benlik ve akıl inşa etmelidir. Ki bu kabuller sorgulanmasın…
İman sisteminin hacmi aklın hacmini belirler. Mesela milliyetçiliği benliğine yerleştirdiğimiz bir çocuk, ömür boyu mensup olduğu kavim çapında düşünür. Özellikle de mensup olduğu kavim nüfus, coğrafya, insani üretim bakımından küçükse, aklın hacmi çok küçük kalır. Başka kavimler için hiçbir şey düşünmez, onların faydasına olacak hiçbir şey yapmaz. Ne kadar seviyesiz bir akıl…
Mesela materyalizme inandırılan ve öyle yetiştirilen bir çocuk, ömür boyu madde ile sınırlı bir hayat yaşar. Aklı maddeyi aşamayacağı için “gerçek” ve “hakikat” arayışına girmez. Bunlar olmadığında “doğru”, “güzel”, “iyi” arayışı da olmaz. Çevresinden etkilenip bu arayışlara girse bile, “doğru”, “güzel”, “iyi” gibi değerleri maddede bulmaya çalışır. Oysa maddede bulacağı tek şey, “fayda”dır. Sadece faydanın peşine düşen bir insan ise menfaatçi olur.
İman ne kadar derinse akıl o kadar derine iner. İslam’ın özelliği ve güzelliği burada da görülür. İslam imanının derinliği, maddenin çok çok ötesindedir ve tüm insanlığı kapsar.
Materyalist kabuller, Allah’ı ve ahreti reddeder. Bu durumda hayat bu dünyadan ibaret hale gelir. Hayat sadece bu dünyadan ibaretse, menfaatten başka bir değer yoktur. Çünkü ahiretteki mükafat ve cezaya inanmayınca, “iyilik” yapmak tüm anlamını yitirir. Materyalistlerin iyilik yapıyormuş gibi görünmesi, toplumda bulunan kültürün İslam tarafından oluşturulmasından kaynaklanır. “İyi insan” imajı oluşturarak kredi kazanmaya çalışırlar. Aslında iyi insan olmak değil, iyi insan görünerek daha fazla menfaat elde etmektir.
Allah ve ahrete inanmayan kişiler, “iyi insan” olmak isteseler de olamazlar. İyi insan gibi görünmek için çaba harcarlar ama yalnız kaldıklarında veya insanları aldatabilecekleri durumlarda iyi insan olamazlar. Çünkü iyi insan olmanın gerekçesi yoktur. Ahiret ve oradaki ceza yoksa kötülük yapmaktan uzak duramazlar. Akıl, onları, menfaatlerinin peşinden koşmaları için sürekli teşvik eder. Ahiretteki mükafata inanmayan akıl, karşılıksız iyilik yapmayı izah edemez, izah edemediğini de tavsiye etmez.
OSMAN GAZNELİ
osmangazneli@gmail.com

AKIL İNŞASINDA İMAN EĞİTİMİ-4-İMAN BENLİĞİN MUHTEVASINI DOLDURUR

AKIL İNŞASINDA İMAN EĞİTİMİ-4-İMAN BENLİĞİN MUHTEVASINI DOLDURUR
İnsan benliği çekirdek halindeyken kendini bilmez ve fark etmez. Benlik iki şeyle doldurulur, bilgi ve duygu… Bilgi ve duygu harmanlanmaya başladığı andan itibaren benlik kendini fark etmeye başlar. Duygu, insanın iç dünyasından doğar ve dışarıya doğru akar. Bilgi ise dış dünyadan içeriye doğru akar. Bu iki akış, ilk önce benlikte birleşir, karışır, kaynaşır. Benliğin ortaya çıkmasından önceki duygu, katıksız olarak insanın kendine ait olan duygudur. Yine benlik ortaya çıkmadan önce dışarıdan alınan bilgi ise katıksız olarak yabancı unsurdur. Objenin ilk işaretleri olan o yaştaki bilgiler ile süjenin ham maddesi olan o yaştaki duygular, benlik tarafından vakumlanır, kendine çekilir ve orada harmanlanır.
İnsan (çocuk) benliği, ilk olarak dışarıdan gelen bilgi ile kendi derinliklerinden gelen duygunun birleşmesiyle, kaynaşması, harmanlanması, sentezlenmesi ile kendini fark etmeye başlar. Kendin fark etmeye başladıktan sonra da hızlı şekilde bünyeleşmeye, merkezleşmeye başlar. İşte bu aşamada çocuğa verilen bilgiler ile sevgi uygulamaları çok önemlidir. Çünkü sıfır ile beş yaş arasındaki bilgilenme ve sevilme hali, benliğin bünyesini doldurur.
Önemli ve etkili bilgiler, “kabuller” olduğu için, duygu ile sentezlenecek bilgiler öncelikle bunlardır. Kabuller (yani iman prensipleri) çocuğu iç dünyasından akıp gelen duygu ile ilk sentezlenecek bilgilerdir.
Çocuğun benlik havuzuna ne doldurulursa, çocuk ondan ibaret hale gelir. Mesela sadece kendini düşünmesi istenir ve böyle yetiştirilirse, bencil birisi olur ve kimseye faydası olmaz. Benlik havuzuna sadece ailesi yerleştirilirse, ailesi için başka insanların haklarını gaspetmekten kaçınmaz. Benlik havuzuna kavmi yerleştirilirse, sadece kendi kavmini düşünür ve başka kavimlerin haklarını ellerinden alır.
Çocuğun zihni evrenine iman sistemi yerleştirilmezse, o zihni evrende ortaya çıkacak olan benlik, menfaat ile dolar. Menfaatten başka bir “değer” yoksa, kişinin kendinden başka insan yok demektir. Diğer insanları obje olarak, malzeme olarak, faydalanılacak bir varlık (hatta madde) olarak görmeye başlar. Kişinin insan tarifi, benliğinin muhtevası ile yapılır. Benliği ne ile doldurulmuşsa onlarla insan tarifi yapar. Benliğinde kendinden başka kimse yoksa, dünyadaki tek insan kendisidir ve diğer tüm insanlar kullanılacak bir malzemedir.
Liberalizm, bireysellik dinidir. Liberalizm çocuğun (veya büyüklerin) benliğine yerleştirilirse, o benlikte insan olarak sadece kişinin kendisi vardır. Milliyetçilik, kendi kavmini din edinmektir. Çocuğun benliğine milliyetçilik yerleştirilirse, başka kavimleri “insan” olarak görmez. Bu tür misallerden de anlaşılacağı üzere, çocuğun benliğine, tüm insanları “insan” olarak görmesini sağlayacak bir iman sistemi yerleştirmek gerekir. Tüm insanları “insan” olarak görmeyi mümkün kılan iman, tüm insanlara açık bir imandır. Milliyetçilik, belli bir ana ve babadan doğmakla olur bu sebeple tüm insanlığa açık değildir. En sağlıklı iman, İslam’ın teklif ettiği imandır.
Benliğin muhtevası neyle doldurulursa, aklın muhtevası da onunla doldurulur. Zihni evrenin ve benliğin inşasında kullanılan öz, aklın inşasında da kullanılır. Çünkü akıl, zihni evren ile benlik merkezinde gerçekleşir. Bunların hammaddesi neyse aklınki de o olur.
OSMAN GAZNELİ
osmangazneli@gmail.com

AKIL İNŞASINDA İMAN EĞİTİMİ-3-İMAN AKLIN HİYERARŞİSİNİ OLUŞTURUR

AKIL İNŞASINDA İMAN EĞİTİMİ-3-İMAN AKLIN HİYERARŞİSİNİ OLUŞTURUR
İman, kabuller sistemidir. Kabuller sistemi, kendi içinde bir hiyerarşi oluşturur. Hiyerarşi düzendir. Akıl, oluşmak için düzene ihtiyaç duyar. İman, en güçlü duygu olduğu için, kurduğu düzen en sağlam olanıdır. Akıl, imanın meydana getirdiği düzende daha rahat ve kolay şekilde oluşumunu sağlar. Okumaya devam et “AKIL İNŞASINDA İMAN EĞİTİMİ-3-İMAN AKLIN HİYERARŞİSİNİ OLUŞTURUR”

AKIL İNŞASINDA İMAN EĞİTİMİ-2-AKIL İNŞASINDA İMAN

AKIL İNŞASINDA İMAN EĞİTİMİ-2-AKIL İNŞASINDA İMAN
Zihni evreni derli toplu tutacak olan imandır. Özellikle çocuğun zihni evreni, yeni oluşmaya başladığı için çok dağınıktır. Zihni evrenin düzenli şekilde oluşması ise çok zordur. Hiçbir şey olmayan ve sıfırdan başlanan zihni evrenin düzenli şekilde örülmesi, en zor işlerdendir. Zihni evrenin ne olduğunu, nasıl oluştuğunu, nasıl geliştiğini, nasıl sistemleştiğini bilmeyen bir insanlık ile karşı karşıyayız. Mevcut bilim literatürü zihni evrenin nasıl oluştuğunu bilmediği için ne yapacağını anlamakta zorlanıyor.
Zihni evreni başından itibaren düzenli olarak oluşturmak, geliştirmek ve zenginleştirmenin iki yolu var. Birincisi duygu, ikincisi iman… Zaten iman da özel bir duygudur. İnsan zihninin en belirgin özelliği, duygu akışına sahip olmasıdır. Zihni evren sıfır noktasındayken de duygu akışı vardır, daha doğrusu zihni evrende ilk başlayan hareketlilik duygu akışıdır. Bilgilenme sürecinin duygu akışına uygun ve paralel olması gerekir.
(Bu nokta bir konuyu hatırlatalım, anne ve babasız büyüyen çocukların zihni evrenindeki bilgilenme, duyguya paralel gerçekleşmez. Anneleri çalışan çocukların zihni evrenlerinin gelişmesi mutlaka kaotiktir. Bir insanın meydana getirebileceği en büyük eser, yine bir insandır. Böyle büyük bir eseri elinin tersiyle itip, kariyer peşinde koşan kadınlar ve onları destekleyen erkekler, insan ile ilgili hiçbir şey anlamamışlardır.)
Duygu akışını kontrol altına almak, zihni evreni düzenli şekilde örmeyi mümkün kılar. En büyük duygu imandır veya duyguları kontrol altına alabilen yöneliş imandır. İman yoluyla duygu akışı büyük oranda kontrol altına alınır. Kontrol altına alınan duygu akışına paralel bilgilenme süreci gerçekleştirilir.
İman bir taraftan duygu akışını kontrol altına alarak zihni evreni kaostan kurtarır, diğer taraftan bilgilenme sürecini de kontrol altına alır. Duygu akışı ve bilgilenme süreci kontrol altına alındığında, zihni evrenin oluşumu ve gelişimi düzenli şekilde meydana gelir.
Düzenli zihni evren akıl inşası için neden gereklidir? Çünkü akıl kaostan meydana gelmez. Aklın inşa edilebilmesi için düzenli bir ortam (yani zihni evren) gerekir.
Tüm çocukların zihni evrenleri düzenli şekilde oluşuyor mu ki hepsinde akıl meydana geliyor? İşte can alıcı soru aslında bu… Zihni evrenin nasıl oluştuğu bilinmediği gibi, bu konuda neler yapılması gerektiğini de bilen yok. Bu durumda çocukların zihni evrenleri düzensiz (kaotik) şekilde meydana geliyor. Buna rağmen nasıl oluyor da akıl oluşuyor? Akıl aslında oluşmuyor. Aklın oluştuğu zannı, çok derin bir yanılma… Herkesin aklı aynı şekilde olduğu için insanlar kendilerini akıllı zannediyorlar. Küçücük testler yapın, göreceksiniz ki, insanlardaki akıl değil, akıl benzeri bir şeydir.
Eğer zihni evren kaotik bir şekilde gelişiyorsa, meydana gelen akıl da kaotik özellikler gösteriyor. Ülkemizdeki insanların neredeyse tamamının akılları kaotiktir. Mesele sayısız çelişkiyi kabul eder ve onlarla yaşar. Oysa akıl, çelişkiyi çabuk fark ede ve onu ortadan kaldırır, çünkü aklın vazifesi zaten çelişkiyi yok etmektir.
Diğer taraftan kaotik zihni gelişme, aklın oluşmasını da geciktiriyor. On yaşındaki çocuklarda gerçekleşmesi gereken akıl hacmi, otuz yaşında bile zor meydana geliyor. Ülkemizde “akıl yaşı” testi olmadığı için insanlar bunu fark etmiyorlar. Oysa ülkenin akıl yaşı ortalaması sekiz ile on arasında dolaşıyor. Maalesef kimsenin haberi yok.
İnanmayanlar Haki Demir’in akıl ile ilgili kitaplarını etüt etsinler. Aklın oluşması sürecinin ikinci safhası, “kuralların oluşması” safhasıdır. Kurallara kayıtsız şartsız uymak, sekiz yaşındaki çocukların akıl seviyesidir, yani o yaştaki çocukların akıl yaşıdır. Mesele yayalara kırmızı ışık yanarken, yolda hiç araba yokken bekleyen insanlar, o akıl yaşında kalmışlardır. Yayayı, araba olmayan yolda, kırmızı yanıyor diye karşıya geçirmeyen trafik polisinin de akıl yaşı sekizdir. Bunlar, kuralları “gerekçesinden” bağımsızlaştırarak uyguluyorlar. Kırmızı ışıkta geçmeme kuralı, araç ve yaya trafiğini birlikte düzenlemek içindir, eğer yolda araç yoksa o kuralın gerekçesi ortadan kalkar. Kırmızı ışıkta geçilmez kuralına 5-8 yaş aralığındaki çocuğa, kuralın gerekçesini anlama yaşına gelmediği için mutlaka (kayıtsız şartsız) uyması gerektiğini söylemek, güvenliklerini korumak için bir tedbirdir. Otuz-kırk yaşındaki “büyük çocuklar” da güvenlikleri düşünülmesi gereken akıl yaşı 5-8 aralığında olan bir ülkede yaşıyoruz.
OSMAN GAZNELİ
osmangazneli@gmail.com