Etiket arşivi: BATI ÇÖKÜYOR

BATI ÇÖKÜYOR (GÜNÜN KİTABI)

BATI ÇÖKÜYOR
Batı tahminimizden daha hızlı çöküyor. Neden çöküyor, nasıl çöküyor, öncelikle hangi sahalarda çöküyor, sorularını cevaplamamız gerek. Neden ve nasıl çöktüğünü bilmeliyiz ki, dünyaya vaziyet edebilecek süreci takip edebilelim, gücümüz nispetinde yönetebilelim.
Müslümanlar son iki asırdır böyle bir fırsat ve imkan yakalayamamıştı. Bu imkanı heba edemeyiz, mutlaka faydalanmalıyız. Batının çöküş sürecinde ayağa kalkmalı, dünyaya vaziyet etmeliyiz. Batının çöküşü kaçınılmaz, tüm tedbirlerimizi buna göre almalıyız. Batı artık kendini kurtaramaz, çökmeyeceğine inanıp da ahmakça işler yapmamalıyız.

20141107_160345

BATI DÜNYASI NEREYE GİDİYOR?

BATI DÜNYASI NEREYE GİDİYOR?

Sürekli Türkiye’yi ve İslam dünyasını konuşuyoruz. Dünyanın geri kalanı ne durumdadır, nereye gidiyor, neler bekleniyor, bunlara pek bakmıyoruz. Bu durum tabiidir zira ağır hadiseler yaşıyoruz, canımız yanıyor ve kaçınılmaz olarak kendimizle ilgileniyoruz. Fakat bu noktada ciddi bir tuzak var, ciddi bir problem var. Batının durumunu tahlil etmezsek, ne halde olduğunu anlamazsak, nereye doğru gittiğini farketmezsek, İslam dünyası hakkında da sıhhatli muhakeme yapma imkanımız yok. Sadece İslam dünyasına baktığımızda, gözümüze çarpan kaotik yapı, batının çökmekte olduğu gerçeğini görmediğimiz takdirde derin ümitsizliklere sebep oluyor. İslam ülkelerinde (özellikle Ortadoğu’da) kurulan ve sahaya giren örgütlerin batı tarafından yönetildiği ve yönlendirildiği şablonu, hala batının (özellikle Amerika’nın) “yeryüzü tanrısı” gibi anlaşıldığını gösteriyor.

Batı hızlı şekilde çöküyor ama hala dünyayı yönettiği zannı ve vehmi kalp ve zihinlerimizi işgal etmiş durumda. ABD ve AB, o kadar zor durumda ki, kendi meselelerini çözemiyor, enerjisinin ve aklının ciddi bir kısmını kendi meseleleriyle ilgilenmek için kullanıyor ama hala her şeyleri yerindeymiş de bizi yönetiyormuş gibi davranıyoruz. Dünya değişiyor, güç ve servet el değiştiriyor, batı büyük sarsıntılarla çöküyor ama kafamızdaki batı hala aynı şekilde devam ediyor. Bu nasıl bir psikolojik çöküştür…
BATI DÜNYASI NEREYE GİDİYOR? yazısına devam et

ABD SURİYE’YE MÜDAHALE EDERSE…-4-

ABD SURİYE’YE MÜDAHALE EDERSE…-4-
ABD ve Avrupa ülkeleri Suriye’ye müdahale etmemek için ayak sürüyor, işe yaramaz mazeretler geliştiriyor. Mazeretlerinin dünya tarafından kabul görmediğini farkettiği için de kıvranıyor. Ne yapacağını bilemez hale geldi, karar veremiyor, cesaret edemiyor, güvenli bir denklem kuramıyor. İçinde bulunduğu zor durumu baştan beri bildiği için, “sınırlı operasyon” taktiğini ileri sürmüş ve bununla şu mesajı vermişti, “Merak etmeyin, bu bir itibar operasyonudur, tedbirinizi alın, meseleyi de büyütmeyin”… Şimdi sınırlı operasyon yapmayı da göze alamadığı için, sahip olduğunu zannettiği “itibarı” nasıl koruyacağını düşünüyor. Allah’ın hikmetine bakın, ABD için küçücük bir hadise, dev bir itibarsızlığa doğru ilerliyor.
ABD, artık Suriye’yi cezalandırmak derdinde değil, kimyasal silah kullandığı için Suriye’yi cezalandıracağını açıklayarak kendini bağladığı için, şimdi itibarının derdine düştü. İçine düştüğü çukurdan çıkması ise kolay değil.
ABD’nin ilk müdahale açıklamaları ciddi bir görüntü vermişti. O ciddiyet, karşı cephedeki Rusya’yı, “Suriye için kimseyle savaşmayız” demek zorunda bırakmıştı. Önce İngiltere’nin parlamentodan onay alamadığı için geri çekilmesi, sonra Fransa’nın ayak sürümesi ABD’yi yalnız bıraktı. Batıdaki tereddüt arttıkça ve bu tereddüt gün yüzüne çıktıkça Rusya ve İran hattındaki cesaret ve kararlılık daha da artıyor. İlginçtir iki tarafta (ABD ve Avrupa, Rusya ve İran) blöf yapıyordu, hala da blöf yapmaya devam ediyor. En fazla blöf yapan İran olmasına rağmen, en fazla tereddüt eden batı oldu. ABD SURİYE’YE MÜDAHALE EDERSE…-4- yazısına devam et

İSLAM’IN İKİNCİ ÇAĞI BAŞLIYOR-1-

İSLAM’IN İKİNCİ ÇAĞI BAŞLIYOR-1-
Rakiplerin birbirine karşı kazandığı en büyük zafer, muhatabına, “oyun” için kendi kurallarını kabul ettirebilmesidir. Bunu yapabilen taraf, oyun (maç, savaş vesaire) başlamadan önce zaferini kazanmış ve ilan etmiştir.
Bir düşünce ve kültür havzası, kendini dünyaya sunarken ilk yaptığı hamle, kendinin “esas”, diğerlerinin teferruat ve çeşit olduğunu ilan etmektir. Her düşünce iklimi bunu yapar muhakkak ama mesele kendi havzasının dışındaki dünya tarafından “kabul” görmektir. Bunu gerçekleştiren ise fikir ve kültür değil, siyaset, iktisat, askeriye gibi, fikri olmaktan ziyade maddi alanlardaki güç yığınaklarıdır. Fikir ve kültür havzası, “sahada” galip gelene kadar diğer iklimler tarafından kabul görmez. Yabancı bir fikir ve kültür havzasının kabulü, tarih laboratuvarına bakıldığında, mağlubiyetle gerçekleşmiştir.
Son birkaç asırdır batıya mağlup olduk, sadece biz mağlup olmadık tabii ki tüm dünya mağlup oldu. Batının, dünyadaki tüm düşünce ve kültür havzalarına karşı galip gelmesi, gerçekten çok büyük bir hadisedir. Dünyadaki her kültür ve medeniyet havzasının mağlup olması, batıyı, tek ve daim kültür havzası haline getirdi. Daha doğru bir ifadeyle dünya, batıya böyle bakmaya başladı. Tarihteki hiçbir galibiyet ve mağlubiyet bu çapta ve derinlikte neticeler üretmemişti. Tüm dünya, kendi fikir ve kültür kaynaklarını tamamen inkar etmese de, batının ağır galibiyetinin akabinde Batılılaştı. İSLAM’IN İKİNCİ ÇAĞI BAŞLIYOR-1- yazısına devam et

DEMOKRASİ KRİZİ

DEMOKRASİ KRİZİ
Basit ve klasik bilgilerden başlayalım. Diktatörlükler (her çeşidi) halka seçim imkanı vermedikleri için halkın öfkesine muhatap olurlar. Öfkenin birikmesi ve patlaması zaman alsa da, mutlaka bir karşı düşüncenin ve duygunun birikiyor olduğu vakadır. Demokrasiler ise aksine halka seçim imkanı sundukları için, halkta öfke birikmesine mani olurlar, bu sebeple de siyasi ve hukuki düzen olağanüstü haller yaşanmadan, büyük içtimai patlamalar oluşmadan varlığını devam ettirir. Bu düşünce yaygın olarak batıda ikinci cihan harbinden sonra tatbikat sahası bulabildi çünkü batı ikinci dünya savaşına kadar nazi, faşist ve benzeri diktatörlüklerin kıskacı altındaydı. Demokrasinin yaygınlaşmış haliyle tarih sahnesine çıkışının altmış yıllık bir hikayesi var. Bir insan ömrü kadar süren bu düşünce, on yıl öncesine kadar ilanihaye sürecek zannediliyordu.
Batıda, önce halk seçimden uzaklaştı, seçimlere katılım oranı çok azaldı. Bunun bir çok sebebi var mutlaka, siyasi ve hukuki rejimin oturmuş olması, kültürün oluşturması, halkın farklı sebeplerle apolitikleşmesi ila ahir… Bütün sebepler üzerinde çalışmalar yapıldı ama o sürecin bir demokrasi krizine doğru akan bir mecra olduğu görülmedi. Şimdi batı demokrasi krizine girdi. DEMOKRASİ KRİZİ yazısına devam et

AMERİKAN KABUSU-5-BÜYÜK İSYANIN HEDEFLERİ

AMERİKAN KABUSU-5-BÜYÜK İSYANIN HEDEFLERİ
Batılı insanın zihni evreninde herhangi bir fikir mayalanmıyor, herhangi bir istikamet oluşmuyor, herhangi bir hedefe yönelmiyor. Zihni evren, derin bir “boşluk” ve “hiçlik” içinde kavruluyor. Anlam krizi hayatı taşıyacak ve yaşayacak güç kaynaklarını yok ediyor. Zihni boşluk istikamet bulamıyor çünkü anlam krizi hiçbir zihni koridor açmıyor. Anlamsızlık, boşluk, hiçlik tabir-i caizse boyutsuzluğu doğuruyor, boyutsuzluk ise patlama için gerekli olan baskı ve sıkışmayı engelliyor.
Hiçlik, boşluk, anlamsızlık bir patlamayı tetikler mi? Normal şartlarda bu sorunun cevabı hayırdır. Hiçlik ve boşluk, dışarıya doğru patlamayı değil, kendi içine çöküşü gerçekleştirir. Zaten de böyle olmuştur, batılı insan kendi içine doğru patlamış, çökmüştür.
Batılı insan uzun zamandan beri kendi içine çöktü. Bunun farkedilmemesinin birkaç sebebi var, birincisi ve en önemlisi, hayatın hızının artmasıydı. Hayatın hızı o kadar arttı, hayat meşgalesi o kadar yoğunlaştı ki, hayatın ve insanın kendi içine çöküşü farkedilemedi. Farkedilmesi için gereken şey, sakinleşmekti, insanın meşgalesinin azalması, hayatın yüksek hızından kurtulması ve kendi içine doğru bir göz atması gerekiyordu.
Avrupa’nın birçok yerinde ve ABD’nin tamamında hayat o kadar yoğundu ki, sadece hafta sonu boştu ve onu da eğlenmek, çılgınlar gibi alkol tüketmek, yüksek sesle müzik dinlemek ve kendinden geçmek için kullanıyordu. İnsanlar iki iş (biten işiyle başlayan işi) arasında sadece koşuyorlardı. Aynaya bakma ihtiyacı prezantabl görünmek içindi ve işinin gereğiydi. AMERİKAN KABUSU-5-BÜYÜK İSYANIN HEDEFLERİ yazısına devam et

TEŞKİLATIN BATIYA DÖNÜK STRATEJİLERİ-1-

TEŞKİLATIN BATIYA DÖNÜK STRATEJİLERİ-1-
Teşkilat, batının geri dönüşü olmayan çöküş sürecine girdiğini düşünüyor. Bu süreci, batının kendisi geri döndüremeyeceği gibi, dünyanın da istese bile geri döndürme gücü olmadığına inanıyor. Bu kanaate ulaşmak için sayısız hesaplama, sayısız araştırma yaptı, artık bu kanaati üzerine stratejiler geliştirmeye başladı. Batı ile ilgili tüm stratejileri, batının çöküş sürecine net olarak girmiş olmasıdır. Eğer batı geçici bir kriz yaşıyorsa ve bu durum bir çöküş değilse, teşkilatın batıya dönük tüm stratejileri boşa çıkar.
Çöküş sürecine giren batı ne yazık ki hala dev bir cüsseye sahip. Tarihte bu durumun örneği yok, ilk defa bu kadar büyük bir cüsseye sahip olduğu halde çöken bir medeniyet var. Cüssenin büyüklüğü esas olarak iki alanda kendini gösteriyor, ekonomi ve ordu, özellikle de ABD ordusu. Çöken bir ülkenin ve medeniyetin ordusu dağılır, bu sebeple ordu konusu çok önemli değil, esas önemli olan mühimmat… Çok az sayıda askeri personel ile kullanılabilecek silah sistemleri ve stokları mevcut. Problemin yoğunlaştığı nokta tam olarak burası…
Cüssenin şiştiği diğer bir alan ise ekonomi… En yoğun krizi ekonomik alanda yaşamasına, bu alanda hızla gerilemesine rağmen, hala ekonomideki cüssesi çok büyük… Giderek hızlanan çöküş ekonomik büyüklüğünü tahmin edilemeyecek kadar hızlı şekilde eritecek fakat dünya ticaretinin birbirine bağlılığı o kadar ileri seviyedeki, batının ekonomisi hızla erirken dünya ekonomisinin de batıracak. TEŞKİLATIN BATIYA DÖNÜK STRATEJİLERİ-1- yazısına devam et

MISIR’DA REZONANSIN ARTÇI TİTREŞİMLERİ

MISIR’DA REZONANSIN ARTÇI TİTREŞİMLERİ
Batı medeniyetinin çöküş sürecinin psikolojik rezonansı, felsefi yıkımını tamamlamasının ardından zahiri rezonanslarının da tetikçisi oldu.
Zahir rezonans kendini en güçlü olarak iktisadi sahada gösterdi. İktisadi sahadaki güçlü yankı, esasen bu sahadaki yıkımın diğer sahalardakinden daha fazla olduğundan değil, devletlerin ve toplumların diğer sahalardaki(aile kurumu, sosyal yapı, eğitim, yüksek öğretim v.b.) yıkımlarını iktisadi alandaki yıkım gibi önemsememiş, önemseyemememiş olmasından kaynaklanıyor.
Batının iktisadi yapılanması, aslında medeniyetinin de son kalesiydi. Batılı devletlerin feryadının semaya yükselmesi son kale olan iktisadi kalenin yıkımının ardından gerçekleşti.
Kapitalizm tabir edilen, tüm felsefi, psikolojik ve fizyolojik yapıların madde temeline oturtulduğu bir sistemin çöküşünün ilk tezahürünün zaten başka türlü gerçekleşmesini öngörmek sistemi kavrayamamak olurdu. Batı açısından hazin olan da zaten bu. Sistemin zavallılığı, maddenin manayı kucaklayabileceği savına dayandırılmasından ileri geliyor. Bu sistemde, tüm felsefi ve psikolojik yapılar yıkılmadan, fizyolojik yıkımın gerçekleşemeyeceği gerçeği, çöküşün öngörülmesini ya da gerekli tedbirlerin alınmasını imkansız kıldı. Sistemi kurarken ilk olarak felsefesini ve ardından psikolojik yapısını yok eden bir sistemin, çöküşün felsefi ve psikolojik değerlendirmesini yapabileceğini düşünmek abesle iştigal olur. MISIR’DA REZONANSIN ARTÇI TİTREŞİMLERİ yazısına devam et

İSVİÇRE ORDUSU SAVAŞA HAZIRLANIYORMUŞ!!!

İSVİÇRE ORDUSU SAVAŞA HAZIRLANIYORMUŞ!!!
Sabah gazetesinin internet sitesinde 15.10.2012 tarihinde yayınlanan bir haber dikkat çekici. “İsviçre ordusu savaşa hazırlanıyor” başlıklı haber, bir taraftan komik bir taraftan da Avrupa’daki durumun ciddiyetini göstermesi bakımından ibret verici.
“İsviçre ordusunun, Avrupa’daki mali kriz yüzünden meydana gelebilecek bir isyan dalgasına karşı hazırlık yaptığı iddia edildi. Russia Today’e göre, İsviçre ordusu komşu ülkelerden gelebilecek büyük bir mülteci dalgasına karşı tatbikat yapıyor.”

Rus gazetesine dayandırılan haberin doğru olma ihtimali nedir? Bu sorunun cevabını bilmiyorum. Haber bundan ibaret olsa belki dikkat etmek gerekmezdi fakat İsviçre savunma bakanının geçen hafta yaptığı konuşmanın bir kısım da haber de yer alıyor.
“Geçen hafta konuşan İsviçre Savunma Bakanı Ueli Maurer, “Önümüzdeki yıllarda İsviçre ordusuna ihtiyacımız olacağı olasılığını yadsıyamam” demişti. ABD Donanma Koleji’nden Profesör John R. Schindler, “Bakan Maurer ve üst düzey askerler, Avrupa’daki krizin son derece nahoş sonuçları olabileceğini ifade ediyor” diye konuştu.” İSVİÇRE ORDUSU SAVAŞA HAZIRLANIYORMUŞ!!! yazısına devam et

AB İLE İNGİLTERE KAPIŞTI ARTIK DİKİŞ TUTMAZ

AB İLE İNGİLTERE KAPIŞTI ARTIK DİKİŞ TUTMAZ
Her insan kendi hayatından bilir, normal zamanlarda problem teşkil etmeyen olaylar, olağanüstü durumlarda ciddi problemler oluşturur. Evliliklerde, dostluklarda, ortaklıklarda işler yolundayken gülüp geçilen konular ve olaylar, olağanüstü süreçler yaşanırken dev problemler haline gelir ve yıkıcı etkiler icra eder.
İngiltere ile AB aslında ayrıydılar. İngiltere ne kadar AB üyesi olsa da, daha çok ABD ile müttefiktir. Fakat batılı anlayışta ortaktırlar, Avrupa perspektifinde birliktedirler vesaire. Birbirlerinin kuyusunu, en azından kamuoyu önünde kazmazlar. Böyleydi, normal zamanlarda ve şartlarda. Artık değil… Çünkü bir müddettir batı zor zamanları yaşıyor, kriz derinleşiyor ve birlikte çözüm arayışları, ülke menfaatlerine takılıp kalıyor. Zor zamanları atlatmak birlik olmakla mümkün ama birlik olmanın en zor olduğu zaman da olağanüstü süreçlerdir.
Fransız yetkilileri zıvanadan çıkaran gelişme, Standart and Poor’s’un, Fransa’nın notunu düşürebileceğine dair açıklamasıyla başladı. Fransız yetkililer, kendilerinden önce İngiltere’nin notunun düşürülmesi gerektiğini, İngiltere’nin ekonomisinin Fransa’dan daha kötü durumda olduğunu hatta Yunanistan ekonomisinden de kötü olduğunu bağırarak söylemeye başladı. AB üyeleri birbirlerini ispiyonlamaya başladı, hem de kamuoyu önünde. Önceleri birbirinin sırrını muhafaza ederdi, şimdilerde bağırarak ilan ediyorlar. Bu durum karşısında kredi derecelendirme kuruluşlarının ilgisiz kalması mümkün mü? İlgilisiz kalırlarsa kendi kredileri dünya kamuoyunun önünde düşmez mi? Nasıl zincirleme bir reaksiyon başlıyor görüyor musunuz?
Avrupa’nın ve ABD’nin akıl sağlığının bozulduğunu söylüyoruz ya… Buyurun, misalleri ortalığa saçılmaya başladı. Birbirini ihbar etmeye başlayan Avrupa’da artık dikiş tutar mı?
Tabii ki gelişmeler bunan ibaret değil. İMF başkanı, “büyük buhran” ihtimali olduğunu açıklamış. “Büyük buhran”, 1929-1930 yılındaki dev ekonomik krizdi, tüm dünyayı etkilemişti. Fakat o tarihte dünyayı etkilese ne kadar etkileyebilirdi ki. Bunlar hala anlamadılar, içinde bulundukları kriz, büyük buhrandan çok daha büyük olacak. Çünkü artık dünya daha küçük, ekonomiler birbirine daha fazla geçişmiş halde.
İMF başkanı, Avrupa’nın krizi atlatabilmesi için tüm dünyanın harekete geçmesi ve yardım etmesi gerektiğini söylemiş. İşe bakın… Hem dünyayı sömürerek hak etmediği bir hayatı yaşadı batı, hem de şimdi onları düştükleri çukurdan kurtarmak dünyaya (daha önce sömürülmüş ülkelere) kaldı. Utanmadan bunu talep edebiliyorlar. Üstelik “gönüllü olarak yardım etmezseniz, bu krizi sizi de vurur” diyerek kapalı tehditler savuruyorlar. Bütün bunları yaparken de dünyayı ahmak yerine koymazlar mı? Bayılıyorum hallerine… Hala dünyanın on dokuzuncu asırda yaşadığınız zannediyorlar. Bizdeki Kemalistlerin hala 1930 yıllarda yaşadıklarını zannetmesi gibi…
Bundan sonra Avrupa’da göreceğimiz hadiseler, birbirini ihbar etmek, birbirinin üzerine basarak ayakta kalmaya çalışmak, birbirinin lokmasını çalarak karnını doyurmaya uğraşmak. Avrupa’dan bundan başka bir şey beklemeyin artık.
Avrupa, şimdi aslına rücu etmeye başladı. Vahşi, hain, hayvan türünden varlıklardır onlar ve makyajla (insan hakları gibi teranelerle) kendilerini insana benzetmeye çalışan yaratıklardır. Aklı gözünde olanlar bir müddet makyaja kandı ülkemizde ve dünyada. Artık makyaj aktı, çirkin suret göründü ve dünya yakın zamanda anlayacak ki, Avrupa ve ABD de “insan” yaşamıyor, başka bir yaratık cinsi yaşıyor.
FARUK ADİL

ABD GERÇEĞİ GİZLİYOR

ABD GERÇEĞİ GİZLİYOR
Aşağıda bir haber okuyacaksınız. Habere yorum yapmak gerekir mi bilmiyorum. Aslında yeterince açık… ABD içinde bulunduğu durumu gizliyor. Fakat nereye kadar gizleyecek?
*
ABD Başkanı Barack Obama, 2012 seçimlerine yönelik ilk konuşmasını Kansas Eyaleti’ndeki Osawatomie kasabasında yaparken, ülkedeki sosyal adaletsizliğe vurgu yaptı ve ülkede ’orta sınıf’ın yok olma tehlikesiyle yüz yüze kaldığını anlattı. Obama, “Ekonominin kötü gitmesi, başta demokrasimiz olmak üzere her şeyimize zarar veriyor” dedi.

Geçen yıllarda ABD’nin ülke içinde ve dışında, sıkı çalışmanın karşılığını verdiği, sorumluluğun ödüllendirildiği ülke olarak bilindiğini anlatan Başkan Obama, şöyle devam etti: “Kim olduğuna, nereden geldiği, nerede, nasıl başladığı hiç önemli olmaksızın, çalışan herkes, en azından orta sınıfa girebilecek durumdaydı. Böylelikle de dünyanın en güçlü ekonomisini yaratma fırsatımız oldu. Her Amerikalı bunun gururunu ve başarısını paylaştı, en tepedekilerden, orta yöneticiye, fabrika işçilerine kadar. İnsanların, eve götürecek, çocuklarını büyütüp okula gönderebilecek, sağlık sigortasını ödeyecek, emeklilik zamanı için kenara koyacak kadar geliri vardı.”

Birçok Amerikalı için, bu koşulların ekonomik krizden çok önce ortadan kalktığını dile getiren Obama, “Orta sınıf eriyip giderken, tepedekiler, yatırımı ve gelirleri ile giderek zenginleşti. Hiç bir zaman olmadıkları kadar zengin oldular. Onlardan başka herkes sıkıntı yaşamaya başladı, birikim değil geçim derdine düştü. Bu durum ülkede, ’çay partisi’ yada, ’Wall Street’i işgal et’ gibi protestolara yol açtı. Gelir dağılımındaki adaletsizlik orta sınıf için ’olmak ya da olmamak’ sorunu haline geldi” diye devam etti.

2012 seçimleri için bir ay içinde başkan adaylarını belirleyecek Cumhuriyetçi Parti’ye de sert eleştiri yönelten Obama, “Onların felsefesi çok basit; ’Eğer herkes kollarsa ve belli kurallara göre davranırsa, kazanırız’ diyorlar. Ama ben onların yanlış düşündüklerini söylemek için buradayım. Biz birlikte oldukça, birbirimizi korudukça ve herkes aynı kurallara uydukça bu ülke büyük ülke olur. Bunlar demokrat yada cumhuriyetçi değerleri değil, yüzde birin yada yüzde doksan dokuzun değerleri değil, Amerikanın değerleri ve bunlara yeniden sahip çıkmalıyız” diye konuştu.
Konuşmasında, ’tekel’, ’sömürü’, ’kötü, sağlıksız, çalışma koşulları’ ’ayrıcalıklı azınlık’ gibi terimleri kullanmasıyla da dikkat çeken Barack Obama, 1910 yılında Osawatomie kasabasında ’Yeni Ulusalcılık’ başlıklı ünlü konuşmasında orta sınıfın korunmasının önemine dikkat çeken ABD eski başkanlarından Theodore Roosevelt’e de gönderme yaptı. Obama, “Roosevelt de, bugün bizim inandığımız gibi, serbest piyasa ekonomisin insanların refahını artıracak en iyi sistem olduğunu biliyordu. Ama şunu da çok iyi biliyordu: Serbest piyasa, istediğinden istediğin kadar alabilmek yetkisi değil” dedi.

Obama, ABD medyası tarafından bugüne kadar yaptığı en önemli ekonomik konuşma olarak değerlendirilen açıklamalarında ABD’de gelir adaletsizliğinin yanı sıra işsizlik konusunun da üstünde durdu. Ülkenin önde gelen şirketlerinin, daha az maliyetli üretim için emeğin ucuz olduğu ülkelere kaçtığını, teknolojinin gelişimiyle 1000 kişinin yapacağı işi 100 kişinin yapar duruma geldiğini, bu yüzden de işten çıkarmaların kronik bir soruna dönüştüğünü anlatan Obama, “Zenginler için vergi muafiyeti getirirsek, piyasa kendini yola sokar diyorlar. Ama bu sistem yıllardır çalışmadı, çalışmıyor” diye konuştu. 2001 ve 2003 yıllarında ABD kongresinin, üst düzey gelirliler için büyük oranlarda vergi muafiyeti yaptığına da değinen Obama, “Zenginler için tarihte yapılan en büyük vergi indirimleriydi. Peki bize getirisi ne oldu? 50 yıl boyunca sürekli azalan istihdam ve giderek küçülen, temel gereksinimlerini, sağlık güvencesini karşılayamayan bir orta sınıf. Biz orta sınıfı yeniden yaratma düşüncesindeyiz ve bunda da ciddiyiz” dedi.

Konuşmasında istatistik verilerinden de yararlanan Barack Obama, ABD’de son bir kaç on yıl içinde, en üst dilim gelir grubunu oluşturan yüzde 1’lik nüfusun gelirinin 250 kat arttığını, her yıl 1.2 milyon gelir elde ettiklerini bildirdi. Yüzde 1’lik gurubun en tepesindeki 100 kişinin yıllık gelirinin de 27 milyon olduğunu açıklayan Barack Obama, “Tipik bir CEO, kendi çalışanından 30 kat fazla kazanırdı genel olarak. Bir çok Amerikalının geliri yüzde 6 gerilemişken, CEO’lar şimdi çalışanlarından 110 kat kazanıyor. Böyle bir gelir adaletsizliği hepimizin canını yakıyor” dedi.
*
Her zaman bir şeyleri gizlemişlerdi. Cinayetlerini, katliamlarını, hükümet darbelerini vesaire tüm gayrimeşru işlerini gizlemişlerdi. Şimdi de içinde bulundukları durumu gizlemeye çalışıyorlar. Fakat artık devir değişti, hiçbir şey gizli kalmıyor. Bundan sonra gizleyemezler, süper güç olsalar da gizleyemezler.
Deniz bitti, kara göründü fakat kayalıklara çarpacaklar.
FARUK ADİL

AB DAĞILIYOR İNGİLTERE AYRIŞIYOR

AB DAĞILIYOR İNGİLTERE AYRIŞIYOR
Almanya ve Fransa’nın başlattığı AB anlaşmasında değişiklik süreci, tekliyor. AB devlet ve hükümet başkanlarının toplantısında, İngiltere AB anlaşmasında (anayasa diyorlar) değişiklik teklifine direniyor. Hem de AB’den dışlanma tehlikesine karşın. Gerçi İngiltere zaten Avro bölgesine katılmamıştı, katılmadığı bir çok anlaşmanın yanı sıra… Bu sebeple İngiltere’nin direnmesi veya dışında kalması AB’yi yıkmaz. Fakat İngiltere’nin AB ile ilgili yaklaşımını küçümsememek gerekir. İngiltere, AB üyeleri içinde devlet ve siyaset meselesinde en tecrübeli olanıdır. AB üyelerinin toplamının siyasi tecrübesinden daha fazla siyaset ve sosyoloji tecrübesine sahiptir İngiltere.
İngiltere’nin AB’nin ortak para birimine girmemesi ve daha birçok ortaklığın dışında kalması baştan beri anlamlıydı. Sadece kraliçenin pozisyonunun ne yapılacağı ile ilgili bir mesele değildi bu durum. AB gibi bir birliğin ortak devlet hedefine ulaşmasının tabii ve köklü engelleri vardı Avrupa’da. AB projeksiyonu, birçok problemin çözümü gibi göründü başlangıçta fakat birçok yeni problemi de üretecek bir yapıydı. Nedende dünyanın hiçbir yerinde AB projeksiyonunun yanlışlığı ile ilgili fikir üreten olmadı. Sanki Avrupa, “ne yaparsa mutlaka doğru yapar” gibi bir anlayış vardı. Avrupa’nın her yaptığında ve söylediğinde hikmet arayan dünya, AB hedefinin Avrupa’nın başını yakacağını göremedi ve buna hazırlanamadı. Hazırlanamadığı için de birçok sıkıntıyı AB ile birlikte yaşayacak.
Dünyanın en büyük sıkıntısı, dolar karşısında ikinci rezerv para olarak kabul ettiği ve kasalarını dolara alternatif olarak doldurdukları Avrodur. AB dağıldığında ellerindeki Avroyu ne yapacaklar? Neyse bu konu ayrı… Fakat İngiltere ortak para birimine girmediği için şimdi çok rahat. AB anlaşmasının değişmesine karşı direnebilme gücünü de biraz oradan alıyor.
Doğrusu İngiltere zaten baştan AB’den ziyada beri Anglo-Amerikan ittifakı içinde yer alıyordu. AB’nin içinde de Truva atı gibi duruyordu. Fakat ne olursa olsun AB üyesiydi. Artık AB üyeliği bitecek, bitmese de sureta halde devam edecek. İngiltere’nin ayrışması, AB için dev bir kanadın kopması demektir.
AB üyeleri arasında yapılacak “mali sözleşme” ile Avro bölgesindeki ülkelerin bütçe açığı kontrol altına alınmaya çalışılacak. Bütçe açığı gayri safi milli hasılanın yüzde 3’ünü aşan ülkeler, otomotik yaptırıma tabii tutulacak. Böyle bir müdahale imkanı, AB üyesi ülkelerin “milli hakimiyetlerini” tamamen ortadan kaldıracak. İngiltere ve Macaristan dışındaki üyelerin bu anlaşmaya katılmak istediğine dair haberler geliyor. Aslında milli hakimiyeti iptal edecek böyle bir anlaşmaya hiçbir ülke katılmaz ama kriz çok canlarını yaktı. Krizin akıllarını rehin aldığı bu dönemde katılacakları anlaşma, yakın zaman sonra aralarında çok daha derin ihtilafları tetikleyecek.
*
Pekala mali sözleşmeye neden bu kadar önem veriyorlar? Mali sözleşme Avrupa’yı krizden çıkaracak bir formül mü? Sihirli formül bulmuşlar gibi konuya yoğunlaştılar. Mali sözleşmenin anlamı, ülkeler yalnız başlarına krizi çözemedikleri için beraber çözmek çabasına yönelmektir. Yalnız başına krizi çözemeyen ülkeler bir araya geldiklerinde nasıl çözecekler? Zaten bunlar AB üyesi değiller mi? Yani zaten bir arada değiller mi? Bu hallerinde çözemediklerini başka türlü nasıl çözecekler? Ha çözüm arıyorlar, doğru…
Fakat bu çözüm arayışı, birliği kuvvetlendirme değil, Almanya ve Fransa’nın hakimiyet projeksiyonu. İkisi bir araya gelip, Avrupa üzerinde sınırsız hakimiyet kuracaklar ve ülkelerin maliyelerine kadar inisiyatif sahibi olacaklar. AB üyeleri, birer eyalet haline gelecek… Olur mu? Mümkün değil. Sadece krizin ağır etkisinden dolayı itiraz edemeyecek haldeki üyeler, yakın zaman sonra patlayacak. Mali sözleşme imzalanıp da etkileri görülmeye başlanınca, hükümetler ses çıkarmazsa, halklar ayaklanacak.
AB artık hiçbir çözüm bulamayacak. Her çözüm, başka problemleri tetikleyecek ve her aşamada problemler daha da büyüyecek.
FARUK ADİL

SELİM ATALAY’DAN İLGİNÇ BİR YAZI

SELİM ATALAY’DAN İLGİNÇ BİR YAZI

Selim Atalay, 02.12.2011 tarihli yazısında, harika bir değerlendirme yapmış. Öncelikle o yazının okunmasını tavsiye ederim.

Yazıda, ABD ve AB’nin içinde bulunduğu krizi çıplak şekilde anlattıktan sonra, küçük bir ülkeden misal veriyor, kendi kaleminden aktaralım.

“Ne oluyoruz? dersek… Antigua ve Barbuda devletinin Genel Valisi bayan Louise Lake-Tack, yeni yasama yılında 2012 yılı öncesinde meclise ve ulusa sesleniş konuşması yapıyor… Karayipler’de, Küba’nın epey batısında 90 bin nüfuslu iki adayı İngiltere Kraliçesi adına yöneten Genel Vali’nin analizi, hem kahredici bir keskinlik taşıyor, hem de yeni dünya düzeninin aynası.”
Küçücük bir ülkenin dünyayı bu kadar ileri derecede takip edebildiği bir zaman diliminde yaşıyoruz. Hem de bu ülke, İngiliz milletler cemiyetine ait ve başındaki kişi de genel vali… Genel vali ama İngiltere’den bağımsız düşünmeye başlamış. Olacak iş değil… Dünya nereye geldi böyle… Zevkten boğulmak üzereyim. Hani bir fıkra var, “Hey Allah’ım, verdikçe veriyorsun” diye bitiyor. Kurban olduğum Allah’ım, verdikçe veriyor.

İktisadi krizden daha önemli olan, İngiliz milletler cemiyetine ait bir ülkenin genel valisinin, İngiltere’den bağımsız düşünebilmesi ve diplomatik ilişkimizin (elçiliğimizin) bile bulunmadığı bir uzaklıkta, bizden bahsediyor olması…

Arap ülkelerindeki isyanın arkasında İngiltere ve ABD olduğunu söyleyenler uyuyor mu yoksa akılsızlığa mı gark olmuş? İngiltere ve ABD kendi içinde öyle hızlı bir şekilde çözülüyor ki, gerçekten Arap isyanlarının arkasında onlar olsa bile kendileri çökeceği için Arap ülkelerindeki isyanlardan faydalanamayacaklar.

Dünya yeni bir düzene doğru hızla ilerliyor. Bu düzenin hakim unsuru tabii ki batı olmayacak. Bundan sonra batı, dünya düzeninin eşit bir üyesi olabilirse önümüzdeki birkaç asır için sevinsin.

Selim Atalay ilginç bir isim. Kendisi, ABD de yaşayan bir gazeteci. Oradan Türkiye’deki gazetelere muhabirlik ve yazarlık yapıyor. Yazılarını takip etmeyi özellikle tavsiye ederim. Özelliği ise şu; batının içinde yaşadığı için olmalı, batının içine yuvarlandığı krizi Türkiye’dekilerden daha iyi ve tarafsız değerlendiriyor. Türkiye’deki batılılaşmış yazarlar, batının krizinin geçici olduğunu söylüyor ve hakimiyetini devam ettireceğine inanıyor. Selim Atalay ise her yazısında krizin ne kadar derin olduğunu gösteriyor ve atlatılamayacağını ifade ediyor.

Selim Atalay üzerinde durmamızın bir sebebi var. Selim Atalay önemli bir süreci temsil ediyor. Eskiten batıya ne kadar uzaksanız o kadar az etkilenirdiniz, ne kadar da yakınsanız (hele de içindeyseniz) o kadar fazla etkileniyordunuz. Dünya aşağı yukarı iki asırdır böyle bir süreç yaşıyor. Selim Atalay’a bakınca bu sürecin tersine döndüğü görülüyor. Artık batıya ne kadar yakınsanız o kadar az etkileniyor ve krizin batıyı tüketeceğini görüyorsunuz, ne kadar uzaksanız o kadar fazla etkileniyor veya üzerinizdeki etkiyi devam ettiriyorsunuz. Mesela Atilla Yayla’nın yazılarına bakın, Türkiye’de olduğundan mıdır nedir, hala krizin sinek vızıltısı olduğunu anlatıyor. Ahmaklığın ilacı yok.

Atilla Yayla misali azaldı gerçi. Artık batıya kısa seyahatler yapan batılılaşmış yazarlar bile durumun ne kadar vahim olduğunu görmeye başladı. Fakat illa da batının “üstün medeniyet” olduğunda ısrar eden tuhaf adamlar bolluğu yaşıyoruz, ülkede. Hatırlıyor musunuz, Sovyetler çöktükten sonra dünyadaki tüm komünist partiler kendini feshetti de sadece Türkiye’deki varlığını koruyarak yoluna devam etmişti. Bundan dolayı Moskova’daki gösterilerde, “komünistler Ankara’ya” sloganları atılmıştı bir dönem. O komik olayların bir kısmını bu gün başka şekilde yaşamaya devam ediyoruz.
Selim Atalay, bu sürecin tersine döndüğünü, batının merkezinden bildirmeye devam ediyor. Yazılarının takip edilmesini ısrarla tavsiye ederim.

FARUK ADİL

DİKKAT! EURO ÖLDÜ, TEDBİRLİ OLUN

DİKKAT! EURO ÖLDÜ TEDBİRLİ OLUN
Sabah gazetesi genel yayın yönetmeni Erdal Şafak, 29.11.2011 tarihli yazısında, euro’nun akıbeti ile ilgili bazı tespitleri nakletmiş. Çok hoş…
Birkaç yıl öncesine kadar “ortak para birimi” fikri, ne kadar dahiyane geliyordu. Dünya ve ülkemizdeki karanlık aydınlar, AB’nin ortak para birimine geçmesini “büyük akıl” ürünü kabul etmişti. Bir fikri test eden sadece zamandır. Zaman içinde fikrin doğru mu yanlış mı olduğu ortaya çıkar. Fikirlerin sağlamasını zamandan başka bir şey yapamaz. Dahiyane bir fikir olarak dünyaya sunulan ve ikinci rezerv para birimi olarak piyasaya sürülen euro, birkaç yıl gibi kısa süre içinde çökmeye başladı. Artık anlaşılmalı ki, batının “dahiyane fikirlerinin” ömrü bile birkaç yıllık. Normal fikirlerini dinlemeye bile gerek yok.
Erdal Şafak’ın yazısından devam edelim. Şöyle bir tespit nakletmiş ŞAFAK;
“Aslında “Euro” için tehlike çanları geçen yıl çalmaya başladı. İşte AB Konseyi Başkanı Herman Van Rompuy’ün (Not: “Rampöy” diye okunuyor) tam bir yıl önce, 16 Kasım 2010’da yaptığı uyarı:
“AB olarak bir varoluş krizine yuvarlanmak üzereyiz. Euro Bölgesi’nin ayakta kalması için tüm gücümüzü seferber etmek zorundayız. Çünkü, Euro Bölgesi çökerse, AB de çöker.””
Bu iktibası, euro’nun çöküşüne delil olması için yapmadım. Hala Avrupa’da bir yıl öncesinden (ama ancak bir yıl öncesinden) gelişmeleri görebilen akıllı adamlar varmış demek ki. Bundan sonra bir yıllık projeksiyona sahip adam da çıkmaz.
AB iş konseyi başkanının tespiti hakikaten manidar… “Euro çökerse AB de çöker” diyor ki tamamen haklı. Çünkü piyasaya (dünyaya) sürdükleri EURO o kadar fazla ki, bunları toplayıp karşılığını mal ve hizmet olarak ödemeleri imkansız. Dünya ellerindeki EURO rezervini Avrupa’ya gönderip karşılığını mal ve hizmet olarak istediği gün, tüm Avrupa icralık hale gelir.
Avrupa’da konu çok yüksek hararette tartışılıyor. Çünkü konu çok önemli… Bazıları krize giren ülkelerin (mesela Yunanistan’ın) EURO bölgesinden atılarak problemin çözüleceğini, bazıları EURO’nun üç aylık ömrünün kaldığını, bazıları İtalya çökerse EURO’nun sonunun geleceğini söylüyor. Hatta yıl başına çıkmayacağını söyleyenler bile var. Bunların hepsi Avrupa’daki kamu yetkilileri veya iş dünyasının etkili isimleri… Yani ne dedikleri Avrupa için önemli olan adamlar.
Aslında kimse ne dediğinin farkında değil. Birisi Yunanistan EURO bölgesinden çıkarılır problem biter diyor ama arkasından İtayla krize girdiğinde bu fikir (krizdeki ülkelerin ortak para biriminden çıkarılması) tıkanıyor. Bazıları ortak para biriminin kurtarılması için yapılması gerekenleri sayıyor fakat arkasından ekliyor, bunları AB’nin yapması mümkün değil. Öyleyse be adam ne demeye çalışıyorsun? Ağzı olan konuşuyor.
2011 yılında hazırlanan planların içinde üç aydan fazla ömrü olan çıkmadı. Ve sürekli planların ömrü kısalıyor. Krizden kurtulmak için bir plan hazırlanıyor, planın meseleyi çözmeyeceği birkaç ay içinde anlaşılıyor ve vazgeçiliyor. Son zamanlarda hazırlanan planların ömürleri bir ayı zor buluyor. Sürekli planlar hazırlanıyor ve piyasa da bir şeyler yapıldığını zannediyor fakat yılbaşından beri devam eden bir tane plan yok.
Düşünün ki dünya tarihinin en büyük iktisadi krizine yakalanmışlar fakat bir yıl devam edebilen bir planları yok. Hala bazıları, AB’nin, ABD’nin ayakta kalabileceğini zannediyor. Günaydın dünya.
Bitti. Zincirleme reaksiyon başladı bir defa… Artık çökene kadar durmaz. Bitti. Batı bitti, batı tarihi bitti, euro bitti, dolar bitti. Artık dünya, batıyı ne kadar az zararla tasfiye edebilir, bunun yolunu aramak zorunda. Dünyanın hasta adamı olan batı, ümitsiz bir hastalığa yakalandı. Geri sayım başladı.
Hoş geldin yenidünya.
FARUK ADİL

BÜYÜK ÇÖKÜŞ-1- GİRİŞ

Batı çöküyor. İki kelimeden müteşekkil bu basit cümle bir çırpıda söyleniyor ama ihtiva ettiği mana o kadar büyük ki, dünya, tarihinde bu kadar büyük bir çöküş yaşamadı, şahit olmadı ve hayal etmedi. Evet, batı çöküyor. Fakat bu çöküş tarihteki hiçbir çöküş hikayesine benzemiyor ve hiçbir denklemle açıklanabilir gibi görünmüyor. O kadar büyük bir güç çöküyor ki, muhtemelen dünya altında kalacak. Batının en keskin düşmanları bile bu çöküşe bigane kalamayacak. En çok sevinecek olan Müslümanlar bile bu çöküşü saniye saniye takip etmek zorunda kalacak, altında kalmamak için… Öyle zamanlar olacak ki, batının en kindar düşmanları bile çöküşü yavaşlatmak için ellerinden geleni yapmak mecburiyetinde kalacaklar. BÜYÜK ÇÖKÜŞ-1- GİRİŞ yazısına devam et