Etiket arşivi: BATI MEDENİYETİ

MISIR’DA REZONANSIN ARTÇI TİTREŞİMLERİ

MISIR’DA REZONANSIN ARTÇI TİTREŞİMLERİ
Batı medeniyetinin çöküş sürecinin psikolojik rezonansı, felsefi yıkımını tamamlamasının ardından zahiri rezonanslarının da tetikçisi oldu.
Zahir rezonans kendini en güçlü olarak iktisadi sahada gösterdi. İktisadi sahadaki güçlü yankı, esasen bu sahadaki yıkımın diğer sahalardakinden daha fazla olduğundan değil, devletlerin ve toplumların diğer sahalardaki(aile kurumu, sosyal yapı, eğitim, yüksek öğretim v.b.) yıkımlarını iktisadi alandaki yıkım gibi önemsememiş, önemseyemememiş olmasından kaynaklanıyor.
Batının iktisadi yapılanması, aslında medeniyetinin de son kalesiydi. Batılı devletlerin feryadının semaya yükselmesi son kale olan iktisadi kalenin yıkımının ardından gerçekleşti.
Kapitalizm tabir edilen, tüm felsefi, psikolojik ve fizyolojik yapıların madde temeline oturtulduğu bir sistemin çöküşünün ilk tezahürünün zaten başka türlü gerçekleşmesini öngörmek sistemi kavrayamamak olurdu. Batı açısından hazin olan da zaten bu. Sistemin zavallılığı, maddenin manayı kucaklayabileceği savına dayandırılmasından ileri geliyor. Bu sistemde, tüm felsefi ve psikolojik yapılar yıkılmadan, fizyolojik yıkımın gerçekleşemeyeceği gerçeği, çöküşün öngörülmesini ya da gerekli tedbirlerin alınmasını imkansız kıldı. Sistemi kurarken ilk olarak felsefesini ve ardından psikolojik yapısını yok eden bir sistemin, çöküşün felsefi ve psikolojik değerlendirmesini yapabileceğini düşünmek abesle iştigal olur. MISIR’DA REZONANSIN ARTÇI TİTREŞİMLERİ yazısına devam et

FRANSA YİRMİ ÜLKEDE KAPANIYORMUŞ

FRANSA YİRMİ ÜLKEDE KAPANIYORMUŞ
Star gazetesinin internet sitesindeki bir haber dikkat çekiciydi. Fransa yirmi ülkedeki misyonlarını Cuma günü kapatma kararı almış. Melun filmden sonra Fransa’da hakaret içeren bir karikatür yayınlandığı için Fransa bu kararı almış, haber bu yönde. Cuma namazından çıkan Müslüman kalabalıkların muhtemel tepkilerinden çekinerek tedbir almak durumunda kalmışlar.
Önce konunun tabiatını tespit edelim. Bir dine inanan insanların, dini değerlerine hakaret edildiğinde tepki vereceğini dünyanın bilmesi gerekiyor. Tepki, inanmanın tabii ve zaruri neticesidir. İslam, hem dünya hem de ahiret içindir, sadece ahiret için veya sadece dünya için değil. Batının din anlayışı hıristiyanlık olduğu ve hıristiyanlığı da tepkisiz hale getirecek kadar hayatın dışına ittikleri için, İslam’ı da öyle görüyor ve Müslümanların da öyle olmasını bekliyorlar. Bu ucube bir anlayış, dünyayı, dünyada yaşayan her çeşit insanı, kendisi gibi zanneden, kendisi gibi olmasını şart koşan, başka şekilde olmasını barbarlık kelimesiyle tanımlayan batı, tam bir entelektüel çıldırmışlık hali yaşıyor. Bu kadar yobaz, bu kadar cahil, bu kadar fikr-i sabit hale gelen, bütün bunları anlamasına imkan vermeyen bir akıl formuna da mahkum olan batı dünyası ve insanı, artık dünyaya hiçbir şey veremez, sadece dünyaya ve insanlığa zararlı olur. Bu sebeple batının tüm unsurlarıyla dünyadan çekilmesinde fayda var. FRANSA YİRMİ ÜLKEDE KAPANIYORMUŞ yazısına devam et

MEDENİYETİN GÖÇ VAKTİ -HAKİ DEMİR-

TAKDİM

 

Medeniyetin göç vakti…

Böyle bir çalışma geriye doğru asgari bin yıllık bir tarih derinliğini ve ileriye doğru birkaç yüzyıllık bir projeksiyonu gerektirir normal şartlarda. Belki yüzbinlerce ciltlik eseri incelemek, belki on yıllar sürecek yerinde araştırmalar yapmak gerektirir normal zamanlarda. Böyle bir çalışma belki bir üniversite kapasitesince yapılabilir veya belki de donanımlı bir akademinin ancak altından kalkabileceği bir çalışmadır. Belki de dünyada yaşamış tüm medeniyetleri tanımış olmayı, belki de bütün kültürleri taramış olmayı gerektirir. Daha önemlisi galiba tüm bilimleri hatmetmiş olmayı gerektirmesidir. İnsanı derinliğine ve genişliğine tanımış olmayı gerektirir ki, psikolojiden sosyolojiye, ahlaktan siyasete, iktisattan idareye, hukuktan eğitime kadar tüm sosyal bilimlerde uzman olmak veya onların verimlerini toplayabilecek kadar anlamak gerektiği kabul edilmelidir. Sosyal bilimleri bilmek yetmez, ontolojiden epistemolojiye kadar diğer bilimleri ve felsefeyi de dökümante edebilmek ve verimlerinin ortaya çıkardığı çağın varlık ve bilgi anlayışına kadar nüfuz etmiş olmayı gerektirir belki de… MEDENİYETİN GÖÇ VAKTİ -HAKİ DEMİR- yazısına devam et

BATI MEDENİYETİNİN FAKİRLİKLE İMTİHANI

BATI MEDENİYETİNİN FAKİRLİKLE İMTİHANI
Medeniyet binasının birçok sütunu var. Bunlardan birisi zenginlik… Hakikaten medeniyet pahalı bir iştir ve ciddi bir zenginlik ister. Tarihteki medeniyetlerin hemen hepsi zenginlikte baş döndürücü seviyelere çıkmıştır.
Medeniyetler için kültür ile zenginlik münasebeti ilginçtir. Kültür mü zenginliği üretir, zenginlik mi kültürü üretir. Ahlak bunun neresindedir? Bu mesele tavuk-yumurta hikayesine benzer bir parça. Birbirlerini etkiler ve doğururlar muhakkak. Fakat bunlardan birinin burun farkıyla da olsa, önce olması gerekir. Bunu tespit etmenin yolu, tarihte hüküm sürmüş medeniyetlerin kuruluş süreçlerine bakmaktır. Medeniyetlerin nüvelenme ve mayalanma dönemleri olan kuruluş başlangıçları, zenginlikten uzak olduğunu gösteriyor. Önce bir ruh hakim oluyor coğrafyaya ve cemiyete. Büyük fikir zuhur ediyor, hacimli ve uzun soluklu. Sonra büyük bir coğrafyada “kültür havzası” oluşturuyor o fikir. Fikir ve kültür, hayatın tüm şubelerini sardığı ve inşa ettiğinde, zenginleşme de başlıyor. Zenginleşme başladıktan sonra kültür, medeniyetini inşa ediyor.
Tarihte sayısı bellisiz fikir hareketi (fikri-felsefi cereyan) var. Fikir cereyanları, kültür havzaları oluşturamadığında medeniyet inşa edemeden sönüp gidiyor. Hayatın her alanına şamil olacak hacimde bir kültür oluşturamayınca, medeniyetini inşa edemiyor. Tarihteki fikri cereyan sayısı ile medeniyet sayısı farklıdır, onda bir nispetinde… Her on fikirden birisi medeniyeti ancak inşa etmiştir. Tarih laboratuarından anlaşıldığına göre, medeniyetlerin kuruluş silsilesi (süreci), fikir, kültür, medeniyettir. Bu silsile ana süreçleri gösteriyor ki aralarında başka safhalar da var. Zenginlik kültürden sonra medeniyet ile beraber meydana çıkıyor. Yani kültür, bir taraftan zenginlik üretiyor diğer taraftan medeniyet. Zenginlik üretemeyince medeniyet de üretemiyor.
Yanlış anlaşılan nokta, zenginliği medeniyetin ürettiği hususudur. Zenginlik ile medeniyet, kültür tarafından ve aşağı yukarı hem zaman olarak üretilir. Medeniyet inşası süreci ise zenginliği artırır. Bu nokta yanlış anlamaya sevketmektedir. Medeniyet inşası sürecinin zenginliği artırması, zenginliğin medeniyet tarafından üretildiği zannını besliyor. Zenginliğin medeniyet tarafından üretildiği zannı, medeniyetlerin çökmeyeceği vehmini doğuruyor. İşte bu vehim halkta yayılmaya ve derinleşmeye başladığında, medeniyet çöküş sürecine giriyor.
Medeniyetlerin zirve dönemleri hatırlanır. Zirveye çıkmış medeniyetlerin, o zirveye çıkışta kullandığı merdiven çabuk unutulur. Oysa zirveye merdivenle çıkılmıştır.
Önce fikir zuhur eder, fikir ahlakını üretir, ahlak kültürünü, o da medeniyetini… Ahlak kültür toplamı içinde görünmez hale gelir. Ahlakı fark etmek gerekir. Kültür, fikir ve ahlak ile inşa edilir. Ahlakını üretememiş fikirler, entelektüel gevezelik olarak kalır. Ahlak üretildikten sonra kültür gelişmeye başladığı için onun bünyesine yerleşir ve bazen görünmezleşir. Bu sebeple çoğunlukla ahlaktan değil kültürden bahsedilir. Günümüzde ahlak tamamen görünmez hale gelmiştir. Dolayısıyla kültürü izah etmekte, değiştirmekte zorlanıyoruz. Fikir hatırlanıyor, unutulması zaten mümkün değil ama ahlak çabuk unutulan disiplinlerdendir. Sadece fikri değiştirerek, kültürü değiştirebileceğimizi zannediyoruz, oysa fikirdeki değişiklikler, mevcut kültürün özünde mevcut olan ahlaka çarpıyor ve etkisizleşiyor.
*
Batı felsefesi Hıristiyanlığa karşı zaferini ilan ettiğinde, Hıristiyan ahlakını imha etti ama yerine bir ahlak koymadı. Ahlak hayatın her alanını kuşatan bir disiplindir. Böyle bir ahlak anlayışı getirmeyen modern batı, “çalışma ahlakı” üretti. Şöyle bir yaklaşım sergiledi, “çalış, metodik olarak çalış ve üret, gerisi senin bileceğin şey”. Modern batı, tarihte ilk defa hayatın bir kısmını ahlakla inşa etti. Bu insanlık için ilginç bir yaklaşımdı ve ilkti. İnsanların nasıl yaşayacağına, kazandıklarını nasıl harcayacağına dair hiçbir ilke teklif etmedi. Liberalizm denilen fikri cereyan, özünde hiçbir ahlak teklifinde bulunmamaktır. Üretti, üretti, üretti. Yavaş yavaş zenginlik halka yayılmaya başladığında, üretti tüketti, üretti tüketti, üretti tüketti. Zenginlik ve medeniyet zirveye ulaştığında, tüketti, tüketti, tüketti. Çünkü tüketim üretimden çok daha zevkli ve lezzetliydi.
Sadece üretim ahlakı (çalışma ahlakı) teklif etmiş olan batı kültürü, tüketim ahlakı inşa edemedi. Medeniyet, tüketim üzerine kuruldu. Bir müddet dünyayı sömürerek ahlaksızca tüketimi sürdürdü. Dünyayı sömüremez hale gelince, bankacılık sistemiyle, halka kredi vererek, yirmi otuz yıllık geleceğini sömürdü. Otuz yıllık tüketimi bu gün gerçekleştirmiş oldu. Üretim ahlakı vardı ama tüketim ahlakı yoktu ya, insanların geleceğini sömürdüler. İnsanlarda da tüketim ahlakı olmadığı için, gelecek yirmi otuz yılını bu günden tüketti. Hiçbiri farkına varmadı, aslında medeniyeti tükettiler. Fikir adamları anlamadı, siyasetçileri anlamadı, halk anlamadı.
Bu gün ürettiği kadar tüketen cemiyetin tüketimi, bankacıları tatmin etmedi. Bu günkü üretim kadar tüketim, büyüme ve kar için kafi gelmedi. Aslında kafi idi ve fazlaydı bile. Fakat doymak bilmez iştiha, daha fazlasını istedi. Çünkü daha fazla kar daha fazla tüketimdi. Daha fazla tüketmek için daha fazla kar etmeleri gerekiyordu. Fakat halkın kazancı ortadaydı, kazandığından fazla nasıl harcayacaktı ki, kapitalistler daha fazla kar edebilsin. Uzun vadeli kredi ve taksitli satış formülü bu problemi çözdü. Bu gün üç bin dolar kazanan vatandaşın üç bin dolar harcaması (o kadar tüketmesi) gerekmiyordu. Gelecek yılın kazancını da bu günden harcayabilirdi. Herkes bu oyuna geldi. Böylece “ekonomik büyüme” devam etti. İyi de bir insanın elli yıllık veya yüz yıllık geleceğini ipotek edemezsiniz ki, neticede ortalama ömür ve ölüm var. Otuz yıllık üretimini kredilerle harcadılar, bitirdiler. Şimdi neden büyüyemiyoruz diye feryat edip duruyorlar. Yahu halkın tüketim imkanı kalmadı ki. Otuz yıllık üretimini zaten sana harcamış. Adama elli yıllık kredi verebilirseniz büyüme devam eder. Verebilir misiniz? Ki bir çılgınlık yapıp verseniz, adam alır mı?
Hayatın tamamını kuşatan bir ahlakı yok batının. Her medeniyet ahlaksızlaştıktan sonra yıkılmaya başlamıştır. Fakat bu günkü batı medeniyeti, kurulurken yıkılmaya başladı. Batının halka yayılmış zenginliği, ikinci dünya savaşından sonradır ve hepi topu elli yıllıktır. Elli yılda tükettiler. Tarihte hiçbir medeniyet, zenginliği bu kadar çabuk kaybetmemiş, daha doğrusu zenginliği bu kadar çabuk tüketmemiştir. Buyurun size liberalizm ve kapitalizm… Hala hayasızca başka bir iktisadi sistem olmadığından bahsediyorlar.
Zenginliklerini kaybetmeyi göze alamıyorlar. Medeniyet gururu da yok bunların. Osmanlı gerilemesine rağmen asırlarca batı karşısında kültür ve medeniyet olarak direnmişti. Ta ki son asrında batıyı taklit etmeye başladı. Oysa batı medeniyeti, hala dünyanın en zengin coğrafyasına sahip olmasına rağmen, geriye gitmeye başlayınca, Osmanlı’daki vakıf müessesesinin ve anlayışının ABD için kurtarıcı bir formül olduğunu söylemeye başladı. Vatikan, İslami bankacılık ve tahvil formülünü teklif etmeye başladı. Dünyanın en zengin coğrafyası olan batı, dünyanın fakir coğrafyalarından biri olan İslam dünyasındaki fikri gelişmelerden etkilenmeye ve kurtuluşu orada aramaya başladı. Üstelik İslam coğrafyasında hala ne bir bankacılık modeli geliştirilebilmiş, ne de ciddi sistemler üretilebilmiş durumda. Zengin fakiri taklit etmeye başladı. Hayret… Medeniyet gururunuz nerede? Veya siz buna mı medeniyet diyorsunuz? Anlaşılan o ki, gerileme başlayınca bu adamlar çok komik olacaklar.
Şimdi batı medeniyetinin fakirlikle imtihan zamanı… Ne var ki imtihanın heyecanı yok. Çünkü imtihanın neticesini biliyoruz. Sıfır alacaklar. Nereden biliyoruz, çünkü sebebini de biliyoruz. İmtihandaki sorular, batının çalışmadığı yerden sorulacak.
Bir medeniyet, fakirlik testinden geçemezse, ayakta kalma ihtimali yok. Fakirlik imtihanını geçebilmenin yolu, sağlam ve derin bir ahlaka sahip olmaktır. Hani batıda izi bile kalmayan şey…
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

MEDENİYETLERİN ÇÖKÜŞ TECRÜBESİ YOKTUR

MEDENİYETLERİN ÇÖKÜŞ TECRÜBESİ YOKTUR
Hiçbir medeniyet diğerine benzemez, münhasırdır. Münhasır olması, hem inşa süreci hem de çöküş sürecinde kendini gösterir. Münhasır olmasının tabii neticelerinden birisi, tekrarlanamaz, kopyalanamaz ve ihya edilemez olmasıdır. Bu sebeple bir medeniyetin kuruluşundaki süreçler takip edilerek tekrar kurulamaz. Başka bir medeniyetin çöküş süreçlerine bakılarak, medeniyetin çöküşü durdurulamaz. Dolayısıyla hiçbir medeniyetin çöküş tecrübesi yoktur.
Çöküş tecrübesi olmayan medeniyet, çökmekten kurtulamaz. Zaten bir medeniyet çökmeye başladığında her şey altüst olur. Altüst oluş o kadar derindir ki, hayatı korumanın ve devam ettirmenin kaygısı ve çabası, medeniyetin çöküş süreçlerinde meydana gelen tecrübeyi muhafaza etmeyi imkansız kılar. Hayat her şeyden öncedir ve kıymetlidir. Hayatın altyapısı çökmeye başladığında, insanlar başka hiçbir konu ile ilgilenemezler.
Devletlerin ve özellikle de imparatorlukların (bir manada büyük devletlerin) çöküş süreçlerine dair çok sayıda araştırma bulunabilir. Fakat medeniyetlerin çöküş süreçleriyle alakalı fazla bir çalışma (kitap) bulmak kabil olmaz. Medeniyetlerle alakalı araştırmalar, işin özüne yönelemez, çevresinde dolanır durur. Özellikle de bir medeniyet mensubu ilim ve fikir adamının başka bir medeniyet ile alakalı çalışma yapması fevkalade zordur. Hiçbir medeniyet başka bir medeniyeti hakkıyla anlayamaz. Medeniyet çerçevesinde yapılan araştırmaların kahir ekseriyeti, farkında olsun veya olmasın, üzerinde çalıştığı medeniyeti değil o medeniyeti temsil eden devleti araştırmaktadır. Dolayısıyla ortaya çıkan neticeler şu cinsten olur; maliyenin bozulması, eğitimin bozulması vesaire… Oysa bunlar ve benzeri hadiseler, medeniyetin çöküşünün sebebi değil, neticesidir.
Medeniyetin kendisini görmek mümkün değil. O ruhlara nüfuz etmiş bir mana demetidir. Ancak neticelerinden ve eserlerinden fark edilir. Özünü (ruhunu) ince ve derin idrak sahibi fikir, ilim ve sanat adamları ancak anlar. Bunlar bile biraz “sezgi” yardımıyla idrak eder. Zira “medeniyet terkibi” o kadar girift ve hacimlidir ki, herhangi bir “akıl terkibi” onu ihata edemez. Araştırmacılar konuyu önlerine aldıklarında işin müşahhas ciheti olan devleti ve biraz da cemiyet nizamını araştırmak durumunda kalırlar.
*
Evet… Batı medeniyeti çatış çatır çöküyor. Fakat bu çöküş, iktisadi kriz sebebiyle değil. İktisadi kriz sebebiyle batı medeniyetinin çöküşte olduğunu düşünenler fevkalade yanılıyorlar. Diğer taraftan batının yaşadığı krizin sadece iktisadi kriz olduğunu zannedenler de fena halde yanılıyorlar. İktisadi kriz bir medeniyeti çökertmez. Bu sebeple batının krizini sadece iktisadi kriz olarak görenler, batı medeniyetinin çökmekte olduğuna kanaat getiremiyorlar. İktisadi krizin batı medeniyetini çökertmekte olduğunu düşünenler de, bu kadar basit bir sebebin medeniyet çökertebileceğine inanmakla hata ediyorlar.
Batı medeniyeti yeni çökmeye başlamadı. 20. Yüzyılın başından başından itibaren çökmeye başlamıştı fakat ne batı ne de dünyanın başka bir yerinde çöküş sürecinin başladığı fark edilmedi. Bunu fark eden sadece Türkiye’deki bir adamdı. Necip Fazıl Kısakürek… Batının öz tefekkür kaynağı ve mecrası olan felsefenin tıkandığını ve kuruduğunu yirminci asrın ortalarında söylemişti. Kaynağın kuruması, bedenden ruhun, damarlardan kanın çekilmesidir, o noktadan sonra ancak iskeletle ayakta durulur. Bu günkü çatırtılar, iskeletin sesleri…
Türkiye ve İslam dünyası, Necip Fazıl Kısakürek’in teşhislerine kıymet vermemekle, elli ila altmış yıl kaybetti. Çeşitli kitaplarında serpilmiş halde bulunan batı ile ilgili değerlendirmeleri, kendinin dehasıyla mütenasip olarak çok derindi. Dehaların geç anlaşılmasından kaynaklanan zafiyet, ümmete yarım asırdan daha fazla bir zamana mal oldu. “Batı tefekkürü ve İslam tasavvufu” isimli eserinde ise felsefenin ufkunu göstermişti. Üstad felsefenin ufkunu gösterdiği zamanlar, felsefe zaten ufkuna ulaşmış ve geri dönmüştü. Tabii batı medeniyeti de çökmeye başlamıştı.
Batı medeniyetinin çökmekte olduğunu iddia ederken, iktisadi kriz gibi hadiselerden bahsetmiyoruz. Biz elli altmış yıldır batı medeniyetinin çökmekte olduğunu zaten görüyorduk. Batının cüssesinin büyüklüğüne bakanlara (aklı gözünde olanlara) bunu anlatmak zor oldu tabii. Fakat bu gün batı medeniyetinin çöküşünü koro halinde konuşanlar, yanlış teşhisler üzerinden gidiyorlar. Dolayısıyla (artık mümkün değil ama) batı iktisadi buhranı bir şekilde çözse, medeniyetin yıkılmakta olduğu düşüncelerinden vazgeçecekler.
Evet… Çöküyor. Batının tüm felsefi müktesebatı bu çöküşü durdurmak için bir tedbir üretemez. Üretemez çünkü medeniyetin çöküş tecrübesi yok. Yok çünkü medeniyet bir defa çöker. Bir defa çöker çünkü her medeniyet münhasırdır. Münhasır olduğu için çöküş tecrübesini çökerek üretecek. Çöküş tecrübesini ürettiğinde ise çökmüş olacak.
Dikkat edin, hala düşünce (felsefe) krizinden bahseden bir kişi yok batıda. Veya bu meseleyi kendine dert edinenler varsa, sesleri duyulmuyor. Duyulmaz çünkü iktisadi kriz o kadar derin ki, tüm sesleri bastıracak kadar büyük gürültü çıkarıyor. Tecrübesizliğin nasıl bir şey olduğu anlaşılıyor mu? Çöküşün kaynağı felsefi kriz ama o konuda kalem oynatan yok veya kimse onları umursamıyor.
Felsefi kriz fark edilse ve o konuya yoğunlaşılsa çöküş durur mu? Hayır. Zira felsefi krizin bir asırlık tarihi var. Bu sürede meydana gelen boşluğu dolduramazlar. Dolduracak olsalar bile o arada medeniyet çöker. Hatırlayın, Osmanlının son birkaç asrında “gaale, yeguulü” diye başlayan şerhleri… Kimsenin fikri yok. Sadece tarihteki büyük insanların ne söylediğiyle ilgileniyorlar. Şerh geleneği mutlaka çok kıymetlidir ama tefekkür ve ilim faaliyeti sadece şerh faaliyeti haline gelmişse, çöküş başlamış demektir. Batının şimdilerde yaptığı da aynısı. Şu filozof şöyle demişti, bu filozof böyle demişti. Tamam da sen ne diyorsun? Anlaşılıyor mu, Hz Mevlana’nın, “Dün dünde kaldı cancağızım, şimdi yeni şeyler söylemek lazım” vecizesi. Hz. Mevlana bu sözüyle derin bir teşhis yapmış ve tefekkürün donmakta olduğunu göstermiş ve yeni bir ruh üflemişti. O ruh zaman içinde inkişaf ederek Osmanlı medeniyetine can verdi.
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com