Etiket arşivi: BENLİK

H. HÜMEYRA ŞAHİN İSİMLİ BİRİSİ

H. HÜMEYRA ŞAHİN İSİMLİ BİRİSİ

Akşam gazetesinin yazarı H. Hümeyra Şahin, 14.02.2014 tarih ve “Hz. Peygamber neden tasvir edilemez?” başlıklı yazısında, Fethullah Gülen örgütünün televizyonunda yayınlanan o malum sahneyi tenkit etmeye çalışıyor. Yazısı yer yer doğru ifadeler ihtiva etse de, umumiyetle dil ve üsluptan kaynaklanan vahim hatalar var.
Türkiye’de “dil” ve “üslup” meselesi, Müslüman yazarlar, fikir ve ilim adamları, kanaat önderleri tarafından her nedense dikkate alınmaz, dilin sadece “araç” olduğu düşünülür ve maksadın ifadesinde fazla ehemmiyeti olmadığı iddia edilir. Dil ile ilgili hafifmeşrep yaklaşım, esasın elden ve gözden kaçırılmasına bazen de (ne kadar iyi niyetli olsa da) kovulmasına sebep olmaktadır.

“Araç” diye küçümsedikleri dil, bazen muhtevayı doğrudan tayin eden, bazen muhtevaya tesir eden, bazen de kendilerinin iddia ettikleri gibi fazla ehemmiyet arzetmeyen bir mahiyet taşıyor. Ehemmiyet arzetmeyen misaller üzerinden hareket ederek dil bahsini hafife alanlar, hafif ve sığ bir tefekküre sahip oluyor, seviyesizliklerini de asla farketmiyorlar. Düşünce ve yazıda kullandıkları dil, eksiklerini ve yanlışlarını göstermeye kafi olmadığı için, mahkum oldukları dil, kendilerinde, sürekli doğru istikamet üzere oldukları zannını uyandırıyor.

Meselenin, “mana ve suret”, “muhteva ve şekil”, “idrak ve tefekkür”, “tefekkür ve ifade” gibi ağır konu başlıkları var. Fakat Türkiye’de mesele hiç bu noktalara gelemediği için, bu derinliklerdeki girift güzergahlarda gezinmeden tenkitlerimizi ifade edelim.
H. HÜMEYRA ŞAHİN İSİMLİ BİRİSİ yazısına devam et

ANLADIM BEN’İ; DUYUYORUM SEN’İ

Anlamadın Ben’i; duyuyorum Sen’i

Anlama eylemi, tek yönlü; duyma eylemi ise çift yönlü işler.

HER ‘ANLAYAN’ İNSAN DUYAMAZ; AMA HER ‘DUYAN’ İNSAN ANLAR

Anlamak, ses’siz gerçekleşen, ses olmadan gerçekleşen bir iş’tir. Başka bir ifadeyle, anlamak, bilgilenmekle, bilgilenmekse dolaylı bir eylemle gerçekleşir.

O yüzden anlama çabası, bir şeyin künhüne vâkıf olmaktan, o şeyin ruhuna nüfûz etmekten ziyade, görüneni, göründüğü kadarıyla -kişinin ‘görme’ yetileri ölçüsünde- gerçekleşen dolaylı ve dolandıran bir eylemdir. Donduran yani.

Ama duymak, ses’in ses’le buluşmasıyla gerçekleşir. Ses, ses’e ses verdiğinde, kişi sesleneni ve seslenileni doğrudan duyar.

Anlamak, irtibat kuramamak ve sonuçta, bütün irtibatları kırmaktır. Duymaksa, irtibat kurmaktır. İrtibat, aracısız, dolayımsız, kısacası doğrudan’dır; doğrudan olduğu için de doğurgan. ANLADIM BEN’İ; DUYUYORUM SEN’İ yazısına devam et

İNSANIN KEŞFİ

İNSANIN KEŞFİHayatı yaşayabilmek için insanları tanıma imkanına sahip olmak gerekir. Hayatı insanın kendi istediği gibi yaşayabilmesi için de hem insanları tanıma imkanına ve hem de kendini tanıma imkanına sahip olmak gerekir. Bunları yapmak için “insanı” tanımak gerektiğini söylemek lüzumsuz bir söz olsa da gereklidir.

İnsanları tanımanın formüle edilmiş şablonları olmadığı doğrudur. Şablonlarla yola çıkanlar, şablona uyan insanları tanıma imkanına sahip olacaklardır fakat şablonların hiçbiri tüm insanları açıklamaya yetmeyeceği için bir çok insanda netice vermeyecektir. Şablonların hangi insanlarda işe yaradığı bilinmeyeceği için de ne zaman doğru neticelere ulaştıracağı anlaşılmayacak ve sürekli bir belirsizlik, işi zorlaştıracaktır.

İnsan tabiatında inkar edilemeyecek ve hatta değiştirilemeyecek temeller özellikler olduğu doğrudur. Fakat insan, tabiatında mevcut olan temel dinamiklerin (özelliklerin) toplamından meydana gelmemekte bunların terkibinden (sentezinden) meydana gelmektedir. Temel özelliklerin her biri diğerleriyle terkip edildiğinde farklı neticeler verebilme imkanına sahip olmakta ve şablonları patlatmaktadır.  İNSANIN KEŞFİ yazısına devam et

TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-26-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-25-NEFS(BENLİK) SAFHASI-14-

Nefs safhasındaki talim ve terbiye bahsinin birinci konusu, ruhi mecra yani iman mecrasıdır.
Ruhi safhadan tevarüs eden bu bahis, nefs safhasında da devam eder. Ruhi safhadaki iman talimi, nefs safhasında hem talim hem de terbiye halini alır.
Ruhi safhadaki Kur’an-ı Kerim tilaveti ve tevhid zikri, bu safhada da ısrarla devam ettirilmelidir. Zaten bunlar ömür boyu devam etmesi gereken bir talimdir. Israrlar devam ettirilmesinin temel sebebi, ruhun, hakikati, hakikatin diliyle anlamasıdır. Hakikati, hakikatin dili dışında anlayacak olan akıldır, akıl hakikati, kendi (aklın) dilinde anlar. Nefs safhasında talim ve terbiye hem ruha yönelik olarak devam edecek hem de akla yönelik tatbikatlara başlayacaktır.
Nefs safhasında akıl inşası gerçekleştiği için, artık iman talimi, sadece tilavet ve zikirden ibaret olmaktan çıkmış, öğrenme ve anlama sahalarında da tatbikatlara ihtiyaç hissetmeye başlamıştır. Akla dönük olarak gerçekleştirilecek iman talim ve terbiyesi, İslam’ın ana haritasının talimi ve “hassasiyet” geliştirecek terbiyedir.
*
İslam’ın ana haritası, Müslümanların zihni evreninin ana haritasıdır. TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-26-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-25-NEFS(BENLİK) SAFHASI-14- yazısına devam et

TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-24-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-23-NEFS(BENLİK) SAFHASI-12-

“Ben hassası” ve “ruhi mecra” baştan itibaren açık ve canlı tutulmazsa, nefs zihni evreni her santimetre karesine kadar işgal eder. Bu işgalin hususiyeti, nefs, hem merkezi bir bünyeye sahip hem de tüm zihni evrenin her santimetre karesine nüfuz eden bir mahiyete sahip olmasıdır. Zihni evrende ne oluyor, ne oluşuyor, ne harmanlanıyorsa hepsine nüfuz etmektedir. Müslümanın ruhi hale en yakın olduğu tatbikatı namazdır, nefs ona da sirayet etmek, onun maksadını ve istikametini de kendine çevirmek gibi bir nüfuz istidadına sahiptir.
Zihni evrenin nefs tarafından işgal edilmesi halinde, insan her ne yaparsa nefsi besliyor ve güçlendiriyor. İlim, amel, maksat ne varsa her şey nefsin işine yarıyor, nefsi zapt altına alacak, onun gücünü kıracak, insanı ruha ulaştıracak bir faaliyet çeşidi bulmak kabil olmuyor. Mesele ruhi koridorun açık olup olmamasıyla ilgilidir, ruhi koridor açık değilse insan ruha ulaşamadığı için ibadetlerinden bile nefs faydalanıyor.
Bu nokta mühim ve tehlikeli… Meselenin özünün ruh olduğu, maksadın ruha ulaşmak olması gerektiği unutulunca, yapılan işler neticesiz kalıyor. Nefs, şeytan gibi değildir, Müslümanlar şeytana karşı korunmuşlardır, korunma yolları sarih şekilde gösterilmiştir. “Euzü besmele” ile başlanan işe şeytan müdahale edemez lakin insanlar (ve Müslümanlar) nefse karşı korunmamıştır. Hem şeytan hem de nefs imtihan içindir ama nefs daha çetindir. TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-24-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-23-NEFS(BENLİK) SAFHASI-12- yazısına devam et

TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-22-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-21-NEFS(BENLİK) SAFHASI-10-

Nefs, ruhun bedene taalluk etmesinden sonra zuhur eder. Ruhun beden ile birlikte yaşamasını mümkün kılan, belki beden ile birlikte yaşamasını zaruret haline getiren bir merkezdir. Nefs, bedene yöneliktir, bu cihetle dünyaya aittir. Beden ve dünya yönelik olması, hayatı yaşamayı mümkün kılan kaynak olduğunu da gösterir. Ruh için bu dünya “gurbet”tir, bu dünyada durmasının sebebi tabiatı değil, “emir”dir. Emre itaat ederek bu dünyaya gelmiştir, geldiği yere göre bu dünya “aşağıların aşağısıdır”, bu sebeple tabiatına uygun değildir. Emir, insan terkibinin gerçekleşmesi, dünyada (gurbette) imtihan edilmesi, başlangıçtaki safiyetini bu dünyada tekrar kazanarak ahirete intikal etmesine yöneliktir. Kendi haline bırakıldığında bu dünyada kalması, yaşamaya devam etmesi için bir sebep yoktur zira geldiği ve gideceği yer bu dünyaya nispeten tabiatına daha uygun olan vatanıdır.
Ruh, emirle bu dünyaya gelmiş, bu dünyada belli bir süre ikamete mecbur edilmiştir. Bu ikamet esnasında beden hapishanesinden sıyrılma, ayrılma, hürleşme (belki kendi alemine gitme) gibi teneffüslere izin verilmiştir; uyku ve rüya ile… Uyku, “yarım ölüm” mahiyetinde olup, ruhun bedenden ayrılabilme imkanıdır, ayrıldığında gittiği yerde (her nereyse) orada yaşadıklarını da insan zihnine haber veriyor. TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-22-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-21-NEFS(BENLİK) SAFHASI-10- yazısına devam et

TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-14-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-13-NEFS (BENLİK) SAFHASI-2-

“Ben hassasının” kuvvetli olması, kuvvetli kalması, istiklalini muhafaza etmesi gerekiyor. Ruha bağlı “ben hassası” muhafaza edilemezse, ruhi çizgi muhafaza edilemez, zihni evreni erken ve güçlü şekilde nefsin işgal etmesinin önü açılmış olur. Bu nokta çok hassastır, “ben hassası”, “benlik hassası” ve “nefs” arasındaki geçiş süreçleri doğru yönetilemezse, nefs ile başetmek fevkalade zorlaşır. Özellikle ruhi safhadaki talim unutulduğundan beri (yani birkaç asırdan beri) “ben hassası” ile nefsin birbirinden farklı olduğu bile unutuldu, artık insanlar “saf nefs” haliyle yetişiyor, büyüyor ve yaşıyor. Bundan birkaç asır önceki İslami tatbikatların bu gün hayal gibi görünmesinin mühim sebeplerinden birisi de bu. İslami tatbikatlar, nefs merkezinde değil ruh merkezinde gerçekleştiriliyordu, bu gün nefs merkezinde yoğunlaşan insan iç dünyası, o tatbikatların mümkün olduğuna inanmıyor bile.
“Ben hassası” ile ilgili talim ve terbiye, ruhi safhada, Kur’an-ı Kerim talimi ile başlar, lisan talimi ile biter. Ruhi safha bitip de nefs safhasına girildiğinde “ben hassası” ile ilgili talim, lisan taliminde yoğunlaşır. Lisan talimi, ruhi safhada başlayıp biten bir süreç değildir. Ruhi safhada lisanın öğrenilmiş olması, lisan ile ilgili tüm talimin bittiği manasına gelmez. Ruhi safhadaki lisan talimi, her ne kadar ruhi derinliğe sahip olsa da, zihni evrenin inşasını tamamlayamaz, zaten zihni evren inşası, kişi vazgeçmediği müddetçe ömür boyu sürer. Ruhi safhada lisanın öğrenilmesiyle başlayan zihni evren inşası, lisan bilgisinin çoğalmasına paralel olarak devam eder.
“Ben hassası”, ruhun, dış dünya ile dış dünyanın lisanını kullanarak münasebet kurmaya başladığında, kendi dışında kendine benzeyen fakat kendinden farklı varlıkların olduğunu görmesiyle zuhur eder. Buradaki farklılık, “benlik” iddiasını besleyecek çapa ulaşmamış, sadece farklılığı görecek seviyeye varmış halidir. Bu sebeple benlik veya nefs değil, “ben hassası” diyoruz. TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-14-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-13-NEFS (BENLİK) SAFHASI-2- yazısına devam et

AKIL İNŞASINDA BENLİK-5-BENLİK İNŞASI

AKIL İNŞASINDA BENLİK-5-BENLİK İNŞASI
Çocuklarda benlik inşası başlı başına bir konudur. Bir yazıda anlatılacak kadar kısa bir konu da değildir. Bu sebeple çocuklarda benlik inşası konusunda ayrı bir kitap çalışmamız bulunmaktadır. Burada kısaca özetlemekle yetinelim.
Benlik ortaya çıkmaya başlamadan önce ahlak eğitimi yapılmalıdır. Ahlak eğitimi ile insanın zihni evreni, doğru, güzel ve iyi ölçülerine sahip olur. Zihni evren benlik ve akıldan önce bu ölçülere sahip olmaya başlarsa, benlik zihni evrene doğmaya başladığında kendini bu ölçülerin içinde bulur. Benlik ilk gözünü açtığında iyi, doğru, güzel ölçülerini görürse, kendini o evren içinde geliştirir.
Benliğin zihni evrene doğmaya başlamasına paralel olarak akıl inşasına başlanmalıdır. Benlik, bağımsız şekilde gelişmeye başlarsa, ahlak ve aklın oluşması gecikir ve sağlıksız olur. Benliğin doğumuna paralel olarak inşa edilmeye başlanan akıl, hem güçlü olur, hem gelişmesini sürekli devam ettirebilir, hem de benlikten bağımsızlaşma gücünü kendinde bulabilir. AKIL İNŞASINDA BENLİK-5-BENLİK İNŞASI yazısına devam et

AKIL İNŞASINDA BENLİK-4-MÜLKİYET EDİNME DÖNEMİ

AKIL İNŞASINDA BENLİK-4-MÜLKİYET EDİNME DÖNEMİ
Benliğin doğumundan sonraki ikinci hamlesi, “mülkiyet edinmedir”. Hayır deme dönemi bittikten sonra, yavaş yavaş sahiplenme dönemi başlar ve bu dönem ölünceye kadar devam eder.
Sahiplenme, benliğin beslenmesidir. Benlik, sahiplenme yoluyla dış dünyaya karşı zafer kazanma çabasına girer. Dış dünyadaki varlıkların ne kadarına sahiplenebilirse o kadar beslenir ve daha fazla sahiplenme ister. Sahiplenemediği her şey kendine baskı yapar. Bu baskıdan kurtulmanın yolunu sahiplenmekte bulur.
Benliğin sahiplenme özelliği çok ilginçtir. Hayatın önemli bir kısmı benliğin bu özelliğiyle yaşanır. Bu özellik dengelenmezse, hayatı boyunca baskın hale gelir ve insanı perişan eder.
Benlik, ilk beliriş anında çıplaktır. Hiçbir şeye sahip değildir ve yalnız başınadır. Yalnız başına olmak aynı zamanda zayıf olmaktır. Hayattaki hiçbir şeye sahip olmamak, hayata girmemek, dahil olmamak, müdahale etmemektir. Bunu fark eden benlik, hayata karşı savaşa girişir. Sahiplenmek, mülk edinmek bir anlamda taraftar toplamaktır. Çünkü sahip olduğunun gücüne de malik olabilmektedir. Böylece düşmanını azaltmakta, gücünü artırmaktadır. AKIL İNŞASINDA BENLİK-4-MÜLKİYET EDİNME DÖNEMİ yazısına devam et

AKIL İNŞASINDA BENLİK-3-BENLİĞİN İLK GÖSTERGESİ

AKIL İNŞASINDA BENLİK-3-BENLİĞİN İLK GÖSTERGESİ
Benliğin ilk ortaya çıkışı, “hayır” deme dönemidir. Hayır deme döneminden önce benlik belirlemeye başlar ama dışarıdan ilk görünüşü “hayır” deme dönemidir.
Benlik, belirmeye başladıktan sonra zihni evrene puslu gözlerle bakmaya başlar. Dış dünyadan zihni evrene intikal etmiş olan etki ve bilgileri yabancı olarak görür. Çünkü kendisi ortaya çıkana kadar zihni evrene gelen etki ve bilgiler, kendisinin üretimi olmadığı için yabancıdır. Kendisi daha hiçbir şey üretmemiş, hiçbir şeyi sahiplenmemiş haldedir. Daha ilk gözünü açma ve zihni evreni ilk seyretme aşamasıdır.
Benlik, kendini toplumdan farklılaştırmak veya kendinin toplumdan farklı olduğunu göstermek için, yüksek sesle “hayır” demeye başlar. Öyle ki her olayda “hayır” der. Çocuklarda “hayır” deme dönemini hatırlayanlar bu durumu bilirler. İşte o yaşlarda çocuğun zihni evreninde benlik ortaya çıkmış ve kendisi ile diğerleri arasındaki farkı “bağırarak”, “isyan ederek”, “hayır diyerek” ortaya koymaya başlamıştır. AKIL İNŞASINDA BENLİK-3-BENLİĞİN İLK GÖSTERGESİ yazısına devam et

AKIL İNŞASINDA BENLİK-2-BENLİĞİN ORTAYA ÇIKIŞI

AKIL İNŞASINDA BENLİK-2-BENLİĞİN ORTAYA ÇIKIŞI
Benlik, insanın, kendisi ile başkaları arasındaki sınırı belirleyen bir merkezdir. Kendisi ile diğerlerini ayıran merkez… Benlik ortaya çıkmazsa, insan “kendi” olamaz, kendi haline gelemez, kendini diğer insanlardan ayıramaz. Benliğin ortaya çıkmasıyla beraber insanın zihni evreni de şekillenmeye, kendinde merkezleşmeye başlar.
Benlik, akıldan önce ortaya çıkar. Zaten aklın oluşması için benliğin ortaya çıkması, zihni evrenin merkezi haline gelmesi gerekir. Benliğin önce ortaya çıkması, aklı da benlik ekseninde meydana getirir. Benlik, zihni evrendeki ilk merkezleşmedir. Zihni evren bir merkeze kavuşamazsa, dış dünya ile kendi arasında bir sınır oluşturamaz. Zihni dünya ile dış dünya arasında sınır oluşmazsa, fert ortaya çıkmaz. AKIL İNŞASINDA BENLİK-2-BENLİĞİN ORTAYA ÇIKIŞI yazısına devam et

AKIL İNŞASINDA İMAN EĞİTİMİ-4-İMAN BENLİĞİN MUHTEVASINI DOLDURUR

AKIL İNŞASINDA İMAN EĞİTİMİ-4-İMAN BENLİĞİN MUHTEVASINI DOLDURUR
İnsan benliği çekirdek halindeyken kendini bilmez ve fark etmez. Benlik iki şeyle doldurulur, bilgi ve duygu… Bilgi ve duygu harmanlanmaya başladığı andan itibaren benlik kendini fark etmeye başlar. Duygu, insanın iç dünyasından doğar ve dışarıya doğru akar. Bilgi ise dış dünyadan içeriye doğru akar. Bu iki akış, ilk önce benlikte birleşir, karışır, kaynaşır. Benliğin ortaya çıkmasından önceki duygu, katıksız olarak insanın kendine ait olan duygudur. Yine benlik ortaya çıkmadan önce dışarıdan alınan bilgi ise katıksız olarak yabancı unsurdur. Objenin ilk işaretleri olan o yaştaki bilgiler ile süjenin ham maddesi olan o yaştaki duygular, benlik tarafından vakumlanır, kendine çekilir ve orada harmanlanır.
İnsan (çocuk) benliği, ilk olarak dışarıdan gelen bilgi ile kendi derinliklerinden gelen duygunun birleşmesiyle, kaynaşması, harmanlanması, sentezlenmesi ile kendini fark etmeye başlar. Kendin fark etmeye başladıktan sonra da hızlı şekilde bünyeleşmeye, merkezleşmeye başlar. İşte bu aşamada çocuğa verilen bilgiler ile sevgi uygulamaları çok önemlidir. Çünkü sıfır ile beş yaş arasındaki bilgilenme ve sevilme hali, benliğin bünyesini doldurur.
Önemli ve etkili bilgiler, “kabuller” olduğu için, duygu ile sentezlenecek bilgiler öncelikle bunlardır. Kabuller (yani iman prensipleri) çocuğu iç dünyasından akıp gelen duygu ile ilk sentezlenecek bilgilerdir.
Çocuğun benlik havuzuna ne doldurulursa, çocuk ondan ibaret hale gelir. Mesela sadece kendini düşünmesi istenir ve böyle yetiştirilirse, bencil birisi olur ve kimseye faydası olmaz. Benlik havuzuna sadece ailesi yerleştirilirse, ailesi için başka insanların haklarını gaspetmekten kaçınmaz. Benlik havuzuna kavmi yerleştirilirse, sadece kendi kavmini düşünür ve başka kavimlerin haklarını ellerinden alır.
Çocuğun zihni evrenine iman sistemi yerleştirilmezse, o zihni evrende ortaya çıkacak olan benlik, menfaat ile dolar. Menfaatten başka bir “değer” yoksa, kişinin kendinden başka insan yok demektir. Diğer insanları obje olarak, malzeme olarak, faydalanılacak bir varlık (hatta madde) olarak görmeye başlar. Kişinin insan tarifi, benliğinin muhtevası ile yapılır. Benliği ne ile doldurulmuşsa onlarla insan tarifi yapar. Benliğinde kendinden başka kimse yoksa, dünyadaki tek insan kendisidir ve diğer tüm insanlar kullanılacak bir malzemedir.
Liberalizm, bireysellik dinidir. Liberalizm çocuğun (veya büyüklerin) benliğine yerleştirilirse, o benlikte insan olarak sadece kişinin kendisi vardır. Milliyetçilik, kendi kavmini din edinmektir. Çocuğun benliğine milliyetçilik yerleştirilirse, başka kavimleri “insan” olarak görmez. Bu tür misallerden de anlaşılacağı üzere, çocuğun benliğine, tüm insanları “insan” olarak görmesini sağlayacak bir iman sistemi yerleştirmek gerekir. Tüm insanları “insan” olarak görmeyi mümkün kılan iman, tüm insanlara açık bir imandır. Milliyetçilik, belli bir ana ve babadan doğmakla olur bu sebeple tüm insanlığa açık değildir. En sağlıklı iman, İslam’ın teklif ettiği imandır.
Benliğin muhtevası neyle doldurulursa, aklın muhtevası da onunla doldurulur. Zihni evrenin ve benliğin inşasında kullanılan öz, aklın inşasında da kullanılır. Çünkü akıl, zihni evren ile benlik merkezinde gerçekleşir. Bunların hammaddesi neyse aklınki de o olur.
OSMAN GAZNELİ
osmangazneli@gmail.com

AKIL İNŞASINDA SORUMLULUK EĞİTİMİ-3-SORUMLULUK BENLİĞİ GELİŞTİRİR

AKIL İNŞASINDA SORUMLULUK EĞİTİMİ-3-
SORUMLULUK BENLİĞİ GELİŞTİRİR
Sorumluluk ben merkezinin gelişmesini hızlandırır. Ben merkezinin meydana çıkması ve merkezleşmesi için dış müdahaleye ihtiyaç yoktur mutlaka ama eğitim yoluyla yapılan müdahaleler, ben merkezinin gelişmesine katkıda bulunduğu gibi zararlı şekilde bünyeleşmesini de engelleyebilir.
İnsanın doğal gelişme seyri içinde meydana gelmesi kaçınılmaz olan ben merkezi, sorumluluk vermekle hem belli bir hedefe yönlendirilir hem de doğru kurallarla sınırlandırılır. Ben merkezi kendi haline bırakılırsa insan zihnini kaplar ve ona hakim olur. Bu durum aklın gelişmesine engel olur.
Sorumluluk duygusunu geliştirmek, ben merkezini sınırlandıran en önemli zihni olaydır. Sorumluluk duygusu gelişmemiş olan kişilerde ben merkezi, diğer insanlarla beraber yaşarken onları eşya olarak görmeye meyleder.
Sorumluluk alıştırmaları, başka insanların sorumluluğunu (mesela kardeşin sorumluluğunu) üstlenmek şeklinde yapılırsa, ben merkezi hem hızlı gelişir hem de sadece kendinde merkezleşmekten kurtulur. Kardeşinden başlamak üzere, amca ve teyze çocuklarına doğru genişletilecek olan sorumluluk duygusu, “ben merkezli” insan kişiliğini önler.
“Ben merkezi” ilk olarak ortaya çıktığı zamanlarda, şımarıktır ve ailenin sadece kendisi ile ilgilenmesini ister. “Ben merkezi” bu haliyle bırakılmamalıdır. Sadece kendisi ile ilgilenilmesini isteyen “ben merkezi” gelişmeyi durdurur. Zaten kendisi ile ilgilenen bir aile (çevre) vardır ve kendisi mesela karar vermek, sorumluluk taşımak, hayatı bizzat tanımak ve yaşamak ihtiyacını geliştirmez. İhtiyaçları başkaları tarafından karşılanmaya devam ettikçe gelişmesi durur. Çocukların ihtiyaçlarının başkaları (ailesi) tarafından karşılanması zarurettir. Başka türlü olması, ihtiyaçlarının kendisi tarafından karşılanması mümkün değil. Fakat bu süreç içinde, yavaş yavaş kararlar verebilmesi, bazı işleri yapabilmesi, bazı sorumlulukları üstlenebilmesi gerekir. Zaten ihtiyaçları aile tarafından karşılanan çocuk, tecrübe ettirilmez, sorumluluk yüklenmez, karar verdirilmezse çok kötü bir zihni gelişmeye bağlı kalır.
“Ben merkezi” ile sorumluluk duygusu birbirini besler. Sorumluluk, ben merkezinin bir bakıma istediği bir iktidardır. Ben merkezi, kendi başına varolma isteğine sahiptir. Kendi kendini yönetme, başkalarına ihtiyaç duymama, kendi kendine yetme gibi arzular, ben merkezinin tabiatında var. Bunların harekete geçirilmesi şarttır. Her şeyinin ailesi tarafından karşılanması, her dediğinin yapılması, her ihtiyacının anında karşılanması, “ben merkezinin” tabiatındaki özelliklerin ortaya çıkmasına engel olur. Çalışmadan yaşayabilmek, tembelliği tetikler, gayret etmeden ihtiyaçların karşılanması, sorumluluğu geriletir. “Ben merkezi”, kendine yeterli olmayı ister ama ihtiyaçlarının başkası tarafından karşılanmasına da itiraz etmez. Ne zamana kadar? Kendine müdahale edilmeye başlandığı noktaya kadar. İşte bu nokta “ben merkezi” ile hayatın çatıştığı noktadır.
Aileler, çocuklarına sorumluluk vererek, “ben merkezi” ile hayatın çatışma alanın erken yaşlarda düzenlemeye başlar. Hayatın karşısına nasıl çıkacağını, hayat ile nasıl baş edeceğini, hayatın karşısında nasıl direneceğini, küçük yaşta geliştirilen sorumluluk duygusu ile öğrenir. Sorumluluk duygusu geliştirilmemiş çocuklar, belli bir yaşa kadar da ihtiyaçları aileleri tarafından karşılandığı için, hayata atıldıklarında tam bir “asalak” haline gelirler. Tembel ve asalak…
Sorumluluk duygusu hem “ben merkezini” geliştirir hem de onu “uygun şekilde” inşa eder. Ben merkezinin bünyesini, içine başka insanların da girebileceği kadar genişletir. Sadece kendini düşünmeyen, birlikte yaşamayı bilen ve birlikte yaşadıklarını da kendisi gibi kabul eden bir “ben merkezi” bünyesi oluşur.
OSMAN GAZNELİ
osmangazneli@gmail.com

AKIL İNŞASINDA SORUMLULUK EĞİTİMİ-2-SORUMLULUK BENLİĞİ KONTROL ALTINA ALIR

AKIL İNŞASINDA SORUMLULUK EĞİTİMİ-2-
SORUMLULUK BENLİĞİ KONTROL ALTINA ALIR
Sürekli emir alan çocuğun benliğinin ortaya çıkması yavaş olur. Gerçi benlik ortaya çıkmak için eğitime ihtiyaç duymaz. O zamanı geldiğinde, yani biyolojik yaş ilerledikçe, zihni evren bilgiyle doldukça kıpırdamaya başlar. Belli yaş aralıklarıyla da kendini göstererek ortaya çıkar.
Benlik kendi kendine de ortaya çıkar çıkmasına da, mesele sağlıklı olarak zuhur etmesidir. Çocuğun sağlıklı bir benliğe sahip olması için belli eğitimler gerekir. Öncelikle ortaya çıkmasını kontrol altından tutmak gerekir. Çünkü benlik, lazım olduğu kadar da zararlıdır.
Çocukta (kişide) benlik ortaya çıkmadan zihin toparlanamaz. Zihni evreni toparlayan ve kendinde merkezleştiren ilk unsur, benliktir. Benlik zihni evrene doğduğunda, zihni evrende ne varsa etrafında toplamaya, onlar üzerinde mülkiyet kurmaya, başka hiçbir unsura (mesela akla) hak tanımamaya uğraşır. İşte faydası da zararı da bu cümlenin içinde mevcuttur. Zihni evreni toparlaması faydası, başka bir unsura hayat hakkı tanımak istememesi de zararıdır. Bu sebeple benliğin ortaya çıkması kontrol altında tutulmalıdır.
Benliğin zihni evrene doğması kontrollü olmaz da kendiliğinden doğarsa, tüm zihni evreni kendi mülkiyeti altına almak için çabalar. Ve bunu da başarır. Eğer benlik zihni evreni tamamen kontrolü altına alırsa, akıl inşası çok ama çok zorlaşır. Çünkü benlik, zihni evrende ilk mülkiyet iddia eden, bu iddiaya sahip olarak ilk doğan unsurdur. Benlikten önce zihni evreni toparlayacak ve onu bir merkez etrafında düzenleyecek başka bir unsur olmadığı için, zihni evren üzerinde mülkiyet iddiası kökleşirse, daha sonra meydana gelecek olan (mesela akıl) zihni evrende kendine yer açamaz. Böyle bir zihni evrende aklın oluşabilmesi için benliğin izin vermesi gerekir. Benliğin izin vermesi demek, aklın benlik merkezinde meydana gelmesi demektir. Oysa inşa edilmesi gereken sağlıklı akıl, benlikten mümkün olduğunca bağımsızlaşmış olmalıdır. Benlikten bağımsızlaşmalı ve zihni evrenin merkezi haline gelmelidir.
Akıl benlikten bağımsızlaşamaz ve benliğe mahkum hale gelirse, çocuğun kişiliği “benlik” merkezli olur. Benlik merkezli kişilik ise sadece menfaatini düşünür, menfaati için her şeyi yapar, insanları eşya gibi görür. Bu, en kötü kişilik çeşididir.
Zihni evrenin benlik merkezli olmaması için benliğin ortaya çıkmasını kontrol atlında tutmak gerekir. Sorumluluk eğitimi benliği kontrol altında tutacak metottur.
Erken yaşlarda başlanan sorumluluk eğitimi, benliğin meydana çıkarken bazı sınırlarla karşılaşmasını sağlar. Sınırları olan bir “benlik” zihni evrenin tamamında mülkiyet iddia edemez. Bu durum, aklın oluşması için gereken alanı elde etmesini mümkün kılar. Akıl, benlikten bağımsız bir şekilde inşa edilebilir.
Sorumluluk eğitimi yoluyla ortaya çıkan benlik, sorumsuzca davranmaz. Kendiliğinden ortaya çıkan benlik, hiçbir sorumluluğa sahip olmaz, hiçbir sınırı umursamaz, hiçbir kurala uymaz. Benliğin doğumunun sorumluluk havuzunda meydana gelmesine dikkat edilmelidir. Sorumluluk havuzuna doğan benlik, aklın inşasına engel olmayacağı gibi katkıda da bulunur.
OSMAN GAZNELİ
osmangazneli@gmail.com

AKIL İNŞASINDA “BENLİK”-1-

AKIL İNŞASINDA “BENLİK”-1-
İnsanın benliği, hafızanın ilk kayıtlarından itibaren ortaya çıkmaya başlıyor. Bu sebeple akıl inşasında benlik konusu çok önemlidir. İnsanın zihni evreninin merkezi (ilk merkezi) “benlik” olduğu için her şey onun etrafında dönmeye başlıyor. Zihni evrende benlik eksenine oturmayan bir şey bulmak zor…
Benlik merkezi, insanın zihni evreni içinde en zor anlaşılan birkaç konudan biri… (Haki DEMİR, insan zihninin merkezlerini, ruh, akl-ı selim, nefs, ben merkezi, benlik merkezi gibi çok sayıda unsur ile açıklıyor. Farklı zihni organizasyonlarda bunlardan birisi zihni evrenin merkezi haline geliyor. Bu kadar ileri noktada konuyu inceleme imkanımız yok.). Zor bir konu ama merkezi bir konu, bu sebeple üzerinde mutlaka çalışmamız gerekiyor.
Benlik merkezinin ilk zihni evren merkezi olduğu söylendiği için, aklın da öncelikle o merkezin ekseninde gerçekleştiği tespit edilmiş. Biz bu noktadan hareketle, akıl inşasında benlik merkezini esas alacağız. İlk ortaya çıkan “benlik merkezi” olduğundan, akıl öncesi dönemdeki zihni gelişmeleri, benlik merkezi etrafında açıklamaya çalışacağız.
İnsan zihninin çok hacimli olduğu ve kaotik bir görünüş sergilediği malum… Herkes kendi zihnini birazcık araştırsın (veya dinlesin) ne kadar kaotik göründüğünü fark eder. Kaotik yapıyı bir merkez çevresinde açıklamak mümkün olmazsa, zihin ile ilgili söylenebilecek hiçbir şey yoktur. Çünkü söyleyeceğiniz her söz, uzayda serseri gibi dolaşan göktaşlarına benzer. Nispeti yoktur, ekseni yoktur, hareket yönü yoktur vesaire. Bütün bu yokları topladığınızda söyleyecek hiçbir sözün değeri ve anlamı kalmaz.
Bu yazı, akıl inşasında benlik meselesinin girişidir. Burada teknik bazı bilgilerden ziyade, çerçeve oluşturma çabası içindeyiz.
Çocuğun benliğinin ortaya çıkma belirtileri neler? Haki bey ile yaptığımız sohbette tuttuğum notlar şu tespitleri içeriyor. Benlik merkezinin ilk belirişi, çocuğun kendi suretini aynada tanımasıdır. İkincisi ise (çok orijinal bir tespit) çocuğun her şeye “hayır” dediği dönemdir. “Hayır” demesi, benliğinin zihninde yerleşmeye ve merkezleşmeye başladığı dönemin başlangıcıdır. Çünkü o yaşta “benlik merkezi” kendini ancak “hayır” diyerek ifade ediyor. Başka türlü kendini gösterme imkan ve araçlarına sahip değil. Bunlar akıl öncesi dönemdeki “benlik” belirtileri. Biz bu serimizde zaten öncelikle akıl öncesi dönemde akıl inşası için atılması gereken temelleri araştırıyoruz. Bu sebeple benlik merkezinin meydana gelme süreçleri bu kadar yeter. İlerleyen yaşlarda çok daha karmaşık hale geldiği için, şimdilik bu kadarla yetinelim.
Benlik merkezinin ilk belirişlerinden önce ve ilk belirişlerinde (yani bu dönemde) neler yapılması gerektiğini araştıracağız. İleriki dönemlerde neler yapılması gerektiği konusunu, ikinci safhada açıklamaya çalışacağız. İkinci safha, aklın inşa sürecinin başladığı dönemdir. Akıl inşasında hafıza, akıl inşasında zeka ve akıl inşasında benlik isimli seri yazılarımız, birinci safha ile ilgilidir. Bu vesileyle bu hususu da ifade etmiş olalım.