Türkiye Yazarlar Birliği Ankara Şube Başkanı MEHMET KURTOĞLU ile BÜYÜK DOĞU’DA İSLAM’A MUHATAP ANLAYIŞ Konulu Mülakat

TÜRKİYE YAZARLAR BİRLİĞİ ANKARA ŞUBE BAŞKANI MEHMET KURTOĞLU İLE BÜYÜKDOĞUDA İSLAM’A MUHATAP ANLAYIŞ KONULU MÜLAKAT

Röportaj: Metin Acıpayam


Necip Fazıl’ın yayınlamış olduğu Büyük Doğu,  bir okul işlevi gördü.

 METİN ACIPAYAM: 20. Asırda ümmetin bilgi üzerinde tetkik ve terkip süzgeci pörsümeye başladı. Bununla beraber terkip edemediğimiz bilginin yıkıcılığı yüz göstererek parça fikirde boğulduk. Bunlara karşılık Büyük Doğu; Bilgiyi toparlamanın yolunu gösterdi, Fikri terkip etmenin usulünü geliştirdi ve Külli anlayışın nizami alt yapısını keşfetti. Bu güzergâhta ne söylemek istersiniz?

MEHMET KURTOĞLU: 20. Asır iki büyük savaş sonrasında Müslümanların dağılma, Batının ise birleşmesine/bütünleşmesine tanıklık etti. İslam dünyasındaki dağılma mağlubiyetten, Batının birleşme bütünlemesi ise kendi içinde hesaplaşmasından sonra ortaya çıkmıştır. Bu süreçte Batı’da varoluş felsefesinin, İslam dünyasında ise yenilikçi hareketlerin tesirine girdi. Batı milyonlarca insanın öldüğü dünya savaşı travması yaşıyordu, İslam dünyası ise dağılmanın ortaya çıkardığı krizi… İslam dünyasında bu kriz halen devam etmektedir. İşte böyle bir noktada Osmanlı bakiyesi bir kuşaktan gelen ve batıyı tanıyan Necip Fazıl ve sistemleştirdiği Büyük Doğu fikri imdada yetişmiştir.

Necip Fazıl’ın yayınlamış olduğu Büyük Doğu,  bir okul işlevi gördü. Edebiyat sanattan uzak, özgüvensiz Müslümanlara edebiyat ve sanatı tanıttı, özgüven aşıladı. Binlerce yıldır İslam hâkim olduğu bu topraklarda göğsünü gere gere ben Müslümanım diyebilme cesareti aşıladı. Onun çıkarmış olduğu Büyük Doğu’nun en büyük özelliği Müslümanların içinde bulunduğu durumdan çıkabilmenin ancak ibda ve inşa ile olacağını göstermiş olmasıdır. Bunu Büyük doğu ile yaparken, sizin de belirttiğiniz gibi içinde boğulduğumuz fikirlere sarihlik getirdi, köklere dönmeyi salık verdi ve İslam düşüncesini belli bir terkip içinde sundu. Onun “Batı Tefekkürü ve İslam Tasavvufu” kitabı bu bağlamda güzel bir örnektir.

Özelliklede felsefi ve tasavvufi bilgiyi belli bir terkip içinde anlatması, onun bu alandaki ustalığını göstermektedir. Yine “İdeolocya Örgüsü”ne yalnızca bilgiyi terkip etme onu sistemleştirme olarak bakılmamalıdır. Aynı zamanda “İçselleştirilmiş İslam düşüncesinden hareketle külli bir anlayış ortaya nasıl koyulur?” sorusuna bir cevap netliğindedir. Dikkat edilirse bunlar Büyük Doğu’da yayınlanmış yazıların toplandığı kitaplardır.  Büyük Doğu yayınlamış olduğu yazılarla Müslümanların içinde bulunduğu krize parmak basmış, sorunların çözümü için çareler aramıştır. Aynı zamanda bir okul bir ekol işlevi görmüştür. Müslümanların kendi köklerine dönerek ancak ibda ve inşa edebileceklerini ortaya koyan Büyük Doğu, Türkiye’de İslami düşüncenin beslendiği güçlü bir damar bırakmıştır. Müslümanlara doğu ve batı kültürünü tanıtmış, Batı’nın içinde bulunduğu buhranı göstermiş, bunun ötesinde “ne yapmalı”, “nasıl yapmalı” bağlamında yol göstermiştir. Bilim dünyasında parçadan bütüne veya bütünden parçaya gitme diye ayrılan iki anlayış vardır. Özellikle batı parçadan bütüne giden bir anlayışa sahiptir. Bu anlayışı da İncil’de geçen “Şeytan ayrıntıda gizlidir” ayetinden almıştır. İslam olaylara parçadan değil, bütünden bakar. Sizin de dediğiniz gibi Müslümanlar İslam yüzyıllardır parça parça ele aldığından dolayı, ayrında boğulmaktadır ve bir türlü parçadan bütüne ulaşamamaktadır. Büyük Doğu, ne medreselerin içine düştüğü fıkıh-kelam ilmi içinde boğulmuş ne de reformist İslamcıların kompleksini saplantı yapmıştır. O İslam’a bütüncül yaklaşmış, bütün boyutuyla İslam’ın ne olduğunu ortaya koymaya çalışmıştır. Arap Emevi İslam’ı ile İran Şii İslam’ının dışında Anadolu Müslümanlığının sesi olmuştur.

  Okumaya devam et “Türkiye Yazarlar Birliği Ankara Şube Başkanı MEHMET KURTOĞLU ile BÜYÜK DOĞU’DA İSLAM’A MUHATAP ANLAYIŞ Konulu Mülakat”

BAŞYÜCELİK AKADEMYASI

BAŞYÜCELİK AKADEMYASI

(NOT: Bu yazı, “Büyük Doğu Devleti-3-Başyücelik Akademyası” isimli eserimizden nakledilmiştir)

İdeolocya Örgüsü’nde en çok dikkat çeken müessese, Başyücelik Akademyası’dır. Üstad, Başyücelik Akademya’sını, devlet cihazı içinde tetkik etmiştir, bu zaviyeden bakıldığında resmi bir müessese gibi görünür. Mesele dikkatli tetkik edildiğinde ise resmi bir müessese değil, sadece Başyüce’nin himayesinde teşkil edilmiş bir müessesedir.
Üstad, mütefekkirdir. Mütefekkir olması cihetiyle tefekkürün kıymetini bilir. Tefekkürün kıymetini bilmek için mütefekkir olmak gerekmez ama mütefekkirlerin dışında tefekkürün kıymetini bilenlere de pek rastlanmaz. Tefekkürün kıymetini sadece mütefekkirlerin bilmesi, aynı zamanda onları yalnızlaştıran bir vaziyettir ki, ülkenin ve milletin kendine gelememesinin temel sebeplerinden birisi de budur. Yalnızlaşmalarının en bariz neticelerinden birisi, hayattaki etkisizlikleridir.
Necip Fazıl, mütefekkir olduğu için kıymetini bildiği tefekkürü, Büyük Doğu coğrafyasında hususi bir yere oturtmuştur. Üstadın bu hassasiyeti, tefekküre ve mütefekkirlere torpil yaptığı manasına gelmez, sadece bir kıymeti, layık olduğu mevkie çıkardığını gösterir.
Okumaya devam et “BAŞYÜCELİK AKADEMYASI”

NİKABET TEŞKİLATININ MEVKİİ

NİKABET TEŞKİLATININ MEVKİİ

(NOT: Bu yazı, “Büyük Doğu Devleti-2-Nakibü’l Eşraf Teşkilatı” isimli eserimizden nakledilmiştir)

Nikabet Teşkilatı devlet cihazının içine girmez fakat onu, üç yüz altmış derecede mevcut olan tüm zaviyelerden tarassut altında tutar. Devlet ve cemiyetin tüm teşkilatlarındaki günlük işler ve ihtilaflara güneş kadar uzaktır lakin devlet cihazının her vahidi ve cemiyet kadrosunun her ferdi, yaşayabilmek için güneş ışığına ne kadar muhtaçsa o kadar yakındır. Gölgeye kaçmayanlar için her insana aynı miktar ve seviyede ulaşır.
Nakibü’l Eşraf, devlet teşrifat (protokol) listesinde yoktur, zira o, teşrifatın üzerindedir. Teşrifat listesine alındığında, hangi sıraya konulursa konulsun, asaletine denk düşmez, o, teşrifat ve devlet üstüdür.
Nakibü’l Eşrafın makamı, devlet teşkilat yekunundan müstakildir, hiçbir siyasi teamül ile kayıtlı değildir.
Okumaya devam et “NİKABET TEŞKİLATININ MEVKİİ”

DÖRT ADET KİTAP BASILDI

Fikirteknesi yayınevi kitap basmaya devam ediyor, ayda dört adet kitap basma programımız aksamadan sürüyor.

Temmuz ayındaki dört adet kitap basıldı, kitapların isimleri şöyle;

1-Aklın sınırları (Haki DEMİR)
2-İnsan ahlak hukuk (Haki DEMİR)
3-Matematik-1-Matematik ve Varlık (Haki DEMİR)
4-Müslüman şahsiyetin yeniden inşası (Haki DEMİR)

Haziran ayında basılan dört kitabımız şunlardı;

1-Modernist saldırı gelenekçi direniş (Atilla Fikri ERGUN)
2-Necip Fazıl (Haki DEMİR)
3-Büyük Doğu Devleti-2-Nakibü’l Eşraf teşkilatı (Hamza KAHRAMAN)
4-Büyük Doğu Devleti-3-Başyücelik Akademyası (Hamza KAHRAMAN)

Ağustos ayında basılacak kitaplar inşallah şunlar olacak;
Okumaya devam et “DÖRT ADET KİTAP BASILDI”

KAZA TEŞKİLATI-İÇTİHAT ŞURALARININ TEŞKİLİ-

İÇTİHAT ŞURALARININ TEŞKİLİ

İçtihat Şuralarının teşkili ve faaliyetlerinin gözetimi, Nakibü’l Eşrafın salahiyetindedir. Nakibü’l Eşraf, bizzat şuraya reislik edebilir, bu halde bir muavin tayin eder, muavin şuranın teşkil ve içtimaı için icrai işleri yapar. Nakibü’l Eşraf, kendisi başkanlık etmek istemezse şuraya bir reis tayin eder.

*İtikadi ve İbadi İçtihat Şurası Teşkili

İtikadi ve ibadi içtihat şurası, Nakibü’l Esraf tarafından, tamamen kendi salahiyet ve ihtiyarında olmak üzere teşkil olunur. Bu şuraların teşkilinde Nakibü’l Eşrafın muavini, Yüce Din Dairesi Reisidir. Yüce Din Dairesi Reisi, şuranın teşkilinde, icrai bir vazifeye sahiptir.
Okumaya devam et “KAZA TEŞKİLATI-İÇTİHAT ŞURALARININ TEŞKİLİ-“

İÇTİHAT ŞURASI-İÇTİHAT MEVZULARI VE ÇEŞİTLERİ

İÇTİHAT ŞURASI-İÇTİHAT MEVZULARI VE ÇEŞİTLERİ

İçtihatlar, muhtelif tasnife tabi tutulabilir. Bizim tercih ettiğimiz tasnif, mevzularına nispetle yapacağımız taksimi esas alıyor. Buna göre içtihatlar; İtikadi içtihatlar, İbadi içtihatlar, İlmi içtihatlar, Amme hukuku içtihatları ve Kazai içtihatlar olmak üzere beş çeşit olarak tetkik edilecektir.

*İtikadi içtihat
İtikada müteallik mevzularla ilgili içtihatlardır. İtikat mevzuu, itikadi mezheplerle inşa edilmiş, dairesi tamamlanmıştır. İtikada dair yeni içtihat ihtiyacı neredeyse yok gibidir, esasa müteallik olmamak üzere yeni bazı bahisler zuhur etse de, bunlar ana çerçeve içinde halli mümkün olan vakıalardır. İtikadi içtihatlar, mevcut çerçeveyi tahkim eder, yeni meseleleri o çerçeve içinde halleder.

Buna rağmen dünyada ve hayatta neler olacağı meçhuldür. Ciddi itikadi meselelerin zuhuru muhale yakın olsa da, muhal değildir. Meselenin ehemmiyetinden dolayı bu mevzuun boşlukta bırakılması düşünülemez.
Okumaya devam et “İÇTİHAT ŞURASI-İÇTİHAT MEVZULARI VE ÇEŞİTLERİ”

KAZA TEŞKİLATI-İÇTİHAT ŞURASININ VAZİFELERİ-

İÇTİHAT ŞURASININ VAZİFELERİ

İçtihat Şurasının iki vazifesi var; içtihat yapmak ve devlet ricalini muhakeme etmek… İçtihat mevzuu teşri vazifesidir, devlet ricalinin muhakemesi ise kazai vazife… Teşri vazifesi mahiyetindeki içtihat yapma faaliyeti muhtelif başlıklar altında vuzuha kavuşturuldu, burada devlet ricalinin muhakemesi meselesi izah edilecektir.

İçtihat Şurasına bellibaşlı devlet ricalinin muhakemesi vazifesi verilmesinin sebebi, önlerine gelecek ihtilafların, amme hukukunu zenginleştirmesi içindir.
Okumaya devam et “KAZA TEŞKİLATI-İÇTİHAT ŞURASININ VAZİFELERİ-“

KAZA TEŞKİLATI-İÇTİHAT ŞURASI-

KAZA TEŞKİLATI-İÇTİHAT ŞURASI-

Cemiyetin (ümmetin) ve devletin hukuk ihtiyacını karşılamak, Şeriat’a uygun kanunlar çıkarmak, ilmi sahalardaki tatbikat meselelerinde nihai hududu tayin etmek için içtihat şurası teşkil olunmuştur. İhtilafların halli için acil olan kaza teşkilatı tatbikatlarındaki içtihat ihtiyaçlarından başlamak üzere, itikat, ibadet ve ilmi meselelerdeki içtihat ihtiyacını karşılayacak müessesedir.

İçtihadın ihtiyaç haline gelip gelmediğini, bir mevzuda veya sahada gerçekten içtihat ihtiyacının doğup doğmadığını bilmek ve anlamak gerekir. İçtihat mevzuu, dinde reform meselesi ile bitişik haldedir, küçük bir zaviye kayması, içtihat yaparken, reform yapmak tuzağına düşülmesine sebep olabilir. Ulemanın içtihat kapısını kapalı tutması, bu hassasiyetten kaynaklanan bir tedbir mahiyetindedir. Nazari manada içtihat kapısı asla kapanmaz ama reformcuların müçtehitlik iddiasına mani olmak gerekir.
Okumaya devam et “KAZA TEŞKİLATI-İÇTİHAT ŞURASI-“

KAZA TEŞKİLATININ ANA ŞEMASI

KAZA TEŞKİLATININ ANA ŞEMASI

Bir sahanın teşkilatını anlatmak veya inşa etmek için ilk lazım olan mevzuu, “ana şemadır”. Teşkilatın tüm unsurları en başta tespit edilen ana şema üzerinde işaretlenir, bu yolla nizami bir inşa faaliyeti gerçekleştirilebilir.

Büyük Doğu Devlet Mefkuresinde kaza teşkilatının ana şeması şöyle olmalıdır; zirvede “İçtihat Şurası”, onun altında “Temyiz Mahkemesi”, aşağıda mahalli mahkemeler. Bu mecranın haricinde bir de ahlak mecrası mevcuttur, aşağıdan yukarıya doğru şöyle bir silsile ve nizam ifade eder; hakem mercileri, istinaf mahkemeleri, Nakibü’l Eşraf Riyaseti…
Okumaya devam et “KAZA TEŞKİLATININ ANA ŞEMASI”

KAZA (YARGI) TEŞKİLATI-MUKADDİME

KAZA (YARGI) TEŞKİLATI-MUKADDİME

Büyük Doğu devlet mefkuresinde kaza teşkilatı izah edilmemiş, umumi devlet nizamı içine yerleştirilmemiş, sadece riyasetinin Başyüce tarafından tayin edileceği kayıt altına alınmıştır. Üstad, “Başyücelikte Ceza Ölçüsü” başlığı altında “had suç ve cezalarına” kısaca temas etmekle iktifa etmiş, o bahiste de ceza hukuku fikriyatının hulasasını yapmıştır.

İdeolocya Örgüsündeki Devlet ve İdare Mefkuremiz kısmı, devlet cihazının zirvesini teşkil eden birkaç mevzuu hakkındadır ve onlar dahi hulasa cinsindendir. Büyük Doğu Devlet Nizamı üzerinde tetkik ve telif faaliyetinde bulunmak, ruhu ve fikri tayin edilen, umumi dairede tertibi yapılan bir mevzuu üzerinde çalışmaktır. Netice olarak; devlet cihazı, zirvesinden eteklerine kadar fikir ve şekil (şema) olarak telif edilmelidir. Kaza teşkilatı ise hiç temas edilmemiş olması münasebetiyle umumi hatlarından teferruatındaki şekil şartlarına kadar örülmelidir.
Okumaya devam et “KAZA (YARGI) TEŞKİLATI-MUKADDİME”

NAKİBU’L EŞRAF-HAKEM MÜESSESELERİ-

HAKEM MÜESSESELERİ

Hayatın altyapısı hukuk kaidelerinden ibaret değildir, hukuk yalnız başına, insan kalabalığını cemiyet haline getiremez. Hayatın “haklar” altyapısı hukuktur ve haklar katidir. Oysa hayat keskin ölçülerle yaşanamaz ve yaşatılamaz. Hukukun kati ölçülerinin yanında, munis esaslar manzumesi olan ahlakın da bulunması şarttır.

***
Ahlak, yazıya geçirilebilir ve karara bağlanabilir mi? Bu soruya “evet” cevabını vermek zor görünüyor ama aslında doğru cevap “evet” olmalıdır. Kaydedilen ve kararlara mevzu edilen ahlakın, ahlak olmaktan çıkıp hukuk haline gelmesinden endişe edilir, bu endişe yanlış değil. Bu endişe giderilmeli, ihtiyaç duyulan tedbirler alınmalı ve ahlak kayda geçmelidir.
Okumaya devam et “NAKİBU’L EŞRAF-HAKEM MÜESSESELERİ-“

NAKİBU’L EŞRAF-ASALET YÜKSEK MERCİ-

ASALET YÜKSEK MERCİİ

Asalet Yüksek Merciinin iki vazifesi var, devlet ile vatandaşlar arasındaki ihtilaflara ilk derece mahkemesi olarak bakmak ve vatandaşlar arasındaki ihtilafların hakem mercilerindeki kararlarını temyizen tetkik etmek…

Asalet Yüksek Merciinin kararlarına karşı temyiz makamı, Nakibü’l Eşraf teşkilatının “meşayıh niyabetidir”.

Asalet Yüksek Mercii, ihtiyaca mebni olarak bölgelerde kurulur.

*Asalet Yüksek Mercii, devlet teşkilatları ile vatandaşlar arasındaki ihtilaflara, ilk derece mahkemesi olarak bakar.
Okumaya devam et “NAKİBU’L EŞRAF-ASALET YÜKSEK MERCİ-“

NAKİBU’L EŞRAF-HARİCİYE NAİPLİĞİ-

NAKİBÜ’L EŞRAF-HARİCİYE NAİPLİĞİ

Nikabet Teşkilatı, İslam Ülkelerinin tamamında teşkilatlanabilir, Nakibü’l Eşrafın bu istikametteki iradesi hiçbir murakabeye tabi değildir. Teşkilatın, İslam ülkelerindeki hükümetlerin tavır ve davranışlarıyla alakalı olmak üzere, istediği büyüklükte ve çeşitlilikte şube açması mümkündür.

Nikabet Teşkilatının yurtdışı teşkilatlanmaları, en az iki niyabet üzerine bina edilir; hariciye niyabeti ve meşayıh niyabeti… Tüm hariciye teşkilatı, hariciye niyabeti tarafından idare edilir.

İttihad-ı İslam’ın siyasi veçhesinden Başyüce mesuldür, Başyüce’nin hariciyedeki vazife listesinin birinci sırasında İttihad-ı İslam vardır. Ümmetin vahdeti ise Nakibü’l Eşrafın mesuliyet listesindedir.
Okumaya devam et “NAKİBU’L EŞRAF-HARİCİYE NAİPLİĞİ-“

NAKİBU’L EŞRAF-MEŞAYIH NAİPLİĞİ

NAKİBÜ’L EŞRAF-MEŞAYIH NAİPLİĞİ

Meşayıh niyabeti, cemiyetin kalbi idare merkezidir. Hayatın kalbi-manevi hünkarları olan meşayıh, kendi alemlerindeki makam ve mertebeleri, manevi meclislerinde mahfuz ve cari olmak üzere, zahiri hayat ölçüleriyle bu niyabete bağlıdır.
Meşayıh Niyabeti, velayet iddiasındaki her şahsı hesaba çekmek, imtihan etmek, ceza veya beraat kararı vermek salahiyetine maliktir. Mezkur Niyabet, bu işleri yapmak üzere muvakkat veya daimi “meşayıh şurası” teşkil edebilir.
Meşayıh Niyabeti, cemiyetin ve hayatın merkezini, kalbi daireye ve hassasiyete taşımakla vazifelidir. İhtilafları kalbi hassasiyet ölçülerine göre halletmek işiyle meşguldür. Hayatı, feragat ve fedakarlık, af ve merhamet, teavün ve tesanüt, infak ve ikram üzerine kurmayı gaye edinir. Hak ölçüleri keskindir, Şeriat kat’i ölçülerden mürekkeptir. Oysa kalp merkezinde doğan ve büyüyen edep ve ahlak, munistir, mutedildir, muhittir.
Okumaya devam et “NAKİBU’L EŞRAF-MEŞAYIH NAİPLİĞİ”

NAKİBU’L EŞRAF-TEŞKİLAT, SALAHİYET, VAZİFE-

NAKİBÜ’L EŞRAF-TEŞKİLAT, SALAHİYET, VAZİFE

Nikabet Teşkilatı, kendi mensuplarıyla tesis edilir. Nakibü’l Eşraf, ihtiyaç duyduğunda teşkilat dışından kadro istihdam eder.

*
Teşkilatın başında Nakibü’l Eşraf bulunur, onun yanında “Asalet Şurası” mevcuttur.

*
Nakibü’l Eşraf, teşkilatı idare etmek için ihtiyaç duyduğu kadar naip tayin eder. Yedi adet naiplik teşkilatı zarurettir; devlet naipliği, meşayıh naipliği, teşkilat naipliği, hariciye naipliği, ceza işleri naipliği, maarif naipliği, kaza naipliği…
Okumaya devam et “NAKİBU’L EŞRAF-TEŞKİLAT, SALAHİYET, VAZİFE-“

NAKİBU’L EŞRAF MENSUPLARININ İSTİHDAMI

NAKİBÜ’L EŞRAF MENSUPLARININ İSTİHDAMI

Seyyid ve Şerif şubelerinden mürekkep “asil neslin” mensupları, resmi ve icbari surette olmamak üzere, devlet teşkilat şemasının hiçbir hücresinde vazifelendirilmemelidir. İhtiramın ikamesi ve ilelebet muhafazası için, ihtilaf kuyusunun kapısı asil nesle kapatılmalıdır.

Devlet, halk nezdinde kıymetli olsa da, iktidarla haşır neşir olmaktan kaynaklanan bir yozlaşma havzasıdır. Her ne yaparsanız yapın devlet cihazı zaman içinde çürür ve çürütür. Sıhhatli ve berrak kalması arzu edilen, böyle kalması şart olan müesseseleri, devletin dışında tutmakta azami fayda var. Devletin dışında tutulan ruh ve akıl sıhhati sabit mihrakları, zinde kuvvetler olarak devletin üzerinde bir tarassut mevkiine yerleştirmek ayrıca bir zaruret. Günlük hayhuya bulaşmayacak, günlük siyaset ihtilaflarına müdahil olmayacak zinde kuvvetler büyük sarsıntıların emniyet koludur.
Okumaya devam et “NAKİBU’L EŞRAF MENSUPLARININ İSTİHDAMI”

NİKABET TEŞKİLATININ MEVKİİ

NİKABET TEŞKİLATININ MEVKİİ

Nikabet Teşkilatı devlet cihazının içine girmez fakat onu, üç yüz altmış derecede mevcut olan tüm zaviyelerden tarassut altında tutar. Devlet ve cemiyetin tüm teşkilatlarındaki günlük işler ve ihtilaflara güneş kadar uzaktır lakin devlet cihazının her vahidi ve cemiyet kadrosunun her ferdi, yaşayabilmek için güneş ışığına ne kadar muhtaçsa o kadar yakındır. Gölgeye kaçmayanlar için her insana aynı miktar ve seviyede ulaşır.

Nakibü’l Eşraf, devlet teşrifat (protokol) listesinde yoktur, zira o, teşrifatın üzerindedir. Teşrifat listesine alındığında, hangi sıraya konulursa konulsun, asaletine denk düşmez, o, teşrifat ve devlet üstüdür.

Nakibü’l Eşrafın makamı, devlet teşkilat yekunundan müstakildir, hiçbir siyasi teamül ile kayıtlı değildir.
Okumaya devam et “NİKABET TEŞKİLATININ MEVKİİ”

NAKİBU’L EŞRAF-MUKADDİME-

NİKABET TEŞKİLATI-NAKİBU’L EŞRAF-MUKADDİME

Nikabet teşkilatı, Abbasilerden başlayarak İslam Devlet Cihazında ve ananesinde hususi ehemmiyete sahiptir. En son ve en mütekamil haliyle Devlet-i Ali Osmanide ihdas ve tanzim edilmiştir.

Malum olduğu üzere nikabet teşkilatı, Seyyid ve Şerifleri hami olan, onların ahval ve efalini takip eden, diğer nüfus unsurlarından tefrik ile sicilini tutan, lüzumu halinde kendi mensuplarının cezai işlerini (muhakemelerini) gören müessesedir.

Bir neslin baştacı edilmesinin yolu, öncelikle onları tanınır hale getirmek, sonra imtiyazlar tanımak, nihayet devlet cihazında altın ile örülmüş bir sütun yapmaktır. Ehl-i Beyt neslinden bahsedildiğinde ise, hassasiyetin irtifa kesbetmesini, hürmetin ise bazı hal ve hareketlerden (davranışlardan) ibaret kalmamasını iktiza eder. Bu cihetle, fikirde ve amelde, mevzuatta ve tatbikatta Ehl-i Beyti doğrudan işaretleyen, mücevherden inşa edilmiş sarayda iskan eden, ülkenin en itibarlı sicilinin “defter-i tayyibe” olduğunun devlet riyasetinden cemiyetin madun kadrosundaki serkeşine kadar ferd ve cemiyet yekununun kalbine ve kafasına kazıyan bir hukuk, ahlak, adap gerekir.
Okumaya devam et “NAKİBU’L EŞRAF-MUKADDİME-“

BAŞYÜCELİK AKADEMYASI-SALAHİYET VE VAZİFE-

BAŞYÜCELİK AKADEMYASI-SALAHİYET VE VAZİFE

Başyücelik Akademyası, Üstadın ifade ettiği gibi ülkenin kültür erkan-ı harbiyesidir. Ülkedeki tüm ilim, fikir ve sanat adamlarının teşkilatıdır, ülkedeki tüm ilim, fikir ve sanat üretimlerinin havuzudur, ülkedeki tüm ilmi hamle ve keşiflerin, fikri cehd ve çabaların, sanat tertip ve imalinin teşvikçisidir.
Ana vazifesi, İslam medeniyetini inşa ve temsil etmektir. Bunun için ihtiyaç duyduğu her hamle ve hareketi gerçekleştirebilmenin fiziki, fiili, fikri imkanlarına sahiptir, milletin her ferdi, devlet cihazının her şubesi bu faaliyetler için seferberdir. Akademyanın ve azalarının, nihai maksada matuf her kıpırdanışı, büyük bir heyecan ve kıymetle karşılanır, lüzumlu her türlü imkan önlerine serilir.

***
Akademya, İslam medeniyet inşası için, cemiyetin ve devletin ihtiyaç duyduğu “medeniyet müesseseleri” fikrini imal etmek, müessesenin tertip ve teşkiline refakat etmek, tatbikattaki neticelerini tahlil ve lüzumu halinde tashih etmekle mükelleftir.
Okumaya devam et “BAŞYÜCELİK AKADEMYASI-SALAHİYET VE VAZİFE-“

BAŞYÜCELİK AKADEMYASI-AKADEMYA AZALIĞI-

BAŞYÜCELİK AKADEMYASI-AKADEMYA AZALIĞI

Üstad, Akademya azalarının nasp ve tayin salahiyetini Başyüce’ye vermiştir. Mevzuu, İdeolocya Örgüsünde şöyle ifade edilmiştir; “Başyücelik Akademyası’nın azasını, kemmiyet haddiyle kayıtlı olmayarak, doğrudan doğruya Başyüce tayin eder.” (Sahife 274) Nakibü’l Eşraf müessesesinin olmadığı bir devlet ve cemiyet tasavvurunda bu tanzim doğrudur. Fakat Nakibü’l Eşraf teşkilatını raptettiğimiz devlet ve cemiyet tasavvurunda Akademya azalarını tayin salahiyeti Başyüce’ye verilmemelidir.

Nakibü’l Eşrafı raptettiğimiz devlet ve cemiyet tasavvurunda, bazı salahiyetlerin Nakibü’l Eşrafa verilmesine Üstadın itiraz etmeyeceği zannındayız. Bu sebeple mevzuu (devlet tasavvuru ve teşkilatı) üzerinde rahat çalışıyoruz,
Okumaya devam et “BAŞYÜCELİK AKADEMYASI-AKADEMYA AZALIĞI-“