Etiket arşivi: BÜYÜKLERE SORULAR

“BÜYÜKLERE” SORULAR-17-BİRİNCİ KISIM, ON DÖRDÜNCÜ SORU

“BÜYÜKLERE” SORULAR-17-BİRİNCİ KISIM, ON DÖRDÜNCÜ SORU
SORU
14-Varlık ile ilgili yapılan tetkiklerin ufku, zaman ve mekana kadar ulaşmakta ve orada inkıtaa uğramaktadır. Zaman ve mekan varlıktan önce mi mevcuttur, böyleyse eğer, varoluş (yaratılış) zaman ve mekan koordinatlarında mı meydana gelmektedir?
SORUNUN AÇIKLAMASI
Fizik bilimindeki ilerleme zaman ve mekan meselesinin önüne geldi ve durdu, başka bir ifadeyle patinaj yapıyor. Eşiğine geldikleri yerin zaman ve mekan meselesi olduğunu anlamadıkları için patinaj yapıyorlar.
İslam irfanı fizik biliminin bu gün ulaştığı noktanın asgari milyonlarca kat ilerisindedir. Fakat fizik bilimiyle İslam İrfanı farklı dil kullandıkları için verilerinin eşleştirilmesi mümkün olmuyor. Fizik biliminin bu gün ulaştığı noktanın, İslam İrfanındaki hangi seviyeye ve hangi hikmetlere karşılık olduğunu bilmemiz gerekiyor. Biz ölçülemeyecek kadar ileriyiz ama kulvarımız farklı olduğu için batı kulvarında (pozitif bilimler kulvarında) geri görünüyoruz. Hem ileride olmak hem de geride görünmek, bu durumun artık bitirilmesi şart.
*
Varlık hangi noktaya kadar tahlil edilebilir ki? Zaman ve mekan tabii olarak varlıktan öncedir. Mekan olmadan varlığın vücuda gelme imkanı, zaman olmadan varlığın vücut bulma hamlesi mümkün müdür? Cevap “hayır” ise, varlığın nihai iki koordinatından bahsediyoruz demektir; zaman ve mekan… İşte peşine düşeceğimiz sır bu… “BÜYÜKLERE” SORULAR-17-BİRİNCİ KISIM, ON DÖRDÜNCÜ SORU yazısına devam et

“BÜYÜKLERE” SORULAR-15-BİRİNCİ KISIM, ONİKİNCİ SORU

“BÜYÜKLERE” SORULAR-15-BİRİNCİ KISIM ONİKİNCİ SORU
SORU
12-Ruh, varlığın, “yokluk deminde” yaşamaya başladığında, varlık-yokluk deveranına şahit olabiliyor mu? Şahit olabiliyorsa, bu durum aynı zamanda “yaratma fiiline” de şahit olduğu manasına geliyor mu? Böyleyse “kün” emrini duyuyor mu? O irtifa “kün” emrini duyacak yükseklik midir?
SORUNUN AÇIKLAMASI
Ruhun varlık-yokluk deveranına şahit olma hali (ihtimali), birçok meseleyi başka şekilde düşünmemizi gerektirir. Bu imkan ve istidat aynı zamanda bir çok meselenin izahıdır.
“Kün” emrinin duyulacağı irtifa o kadar engin olmasa gerek, muhtemeldir ki “kün” emri çok daha yükseklerdedir. Lakin varlığın tamamı “kün” emrinin neticesi olduğuna göre, her mertebede bir tecellisi olmalıdır. Varlık-yokluk deveranı, aşağıdan bakınca ulaşılmaz bir yükseklik gibi görünüyor, ruh, o irtifada yaratma fiilinin tecellisine şahit oluyor mu?
Aslında mesele “yaratma fiilinin” aşağılara doğru tecelli mertebeleriyle ilgili. Yaratma fiilinin anlaşılabilir veya müşahede edilebilir mertebesinin ne olduğu sorusu daha sıhhatli olsa gerek. Lakin varlık-yokluk deveranı, bir çok meselenin sır olarak gizlendiği nokta gibi görünüyor. Muhtemeldir ki yaratma fiilini anlamak veya müşahede etmek için en uygun vakıa demeti ordadır.
Varlık-yokluk deveranındaki hal ve hadiseler mecmuu, yaratma fiilinin sanki son tecelli basamağı gibidir. Sanki o basamaktan sonra varlık ortaya çıkmaktadır. Böyleyse eğer, yaratma fiilinin bize en yakın olduğu nokta orasıdır. Bunu bilsek iyi olur. “BÜYÜKLERE” SORULAR-15-BİRİNCİ KISIM, ONİKİNCİ SORU yazısına devam et

“BÜYÜKLERE” SORULAR-4-BİRİNCİ KISIM BİRİNCİ SORU

“BÜYÜKLERE” SORULAR-4-BİRİNCİ KISIM BİRİNCİ SORU
SORU;
“1-Allah, insanlığı yarattığından bu yana, kendisine iman edilmesini talep ve emretmiştir. Fakat kendisini hiçbir zaman, hiçbir insana göstermemiştir. Bu sebeple, “gaibe iman” edilmesi, talep ve teklif edilmiştir ve bu hususiyet imanın merkezi mevzuu olmuştur. Bununla beraber, kadimden beri akıl, “var mı, yok mu” sorusuna cevap aramıştır. Bu soru aslında insanlığın tek sorusudur ve diğer tüm sorular bunun tafsilatından ibarettir.
Sidretül-Müntehanın ötesine davet edip, huzuruna aldığı Habibi için iman, artık “maluma iman” haline gelmiş olmalı değil mi? Ve huzuruna aldığı Habibi’ne zımnen şunu mu söylemiş oluyor; “Habibim, kullarıma, beni görmeden inanmalarını (gaibe iman etmelerini) emrettim lakin sen gör, bil ve şahitlik et ki, ben varım”.”
SORUNUN AÇIKLAMASI;
Bu soru öncelikle Risalet telakkimizle ilgilidir. Nasıl bir Risalet’e inandığımızı bilmemiz gerekiyor, umumi olarak Risalet’in ne olduğu, hususi olarak da Fahri Kainat Aleyhisselatü Vesselam Efendimizde nasıl terkip ve tecelli ettiğini, çapımızca anlama ihtiyacı içindeyiz.
Allah Azze ve Celle, insanlık alemiyle kelami münasebetini Resulleri ve Nebileri münasebetiyle kurmuştur. Allah Azze ve Celle’nin varlığını, isim ve sıfatlarını O’nun hususi kulları olan Resul ve Nebilerin haber vermesiyle biliyoruz. Bu sebeple, bilgi, ilim, tefekkür telakkilerimiz, Risalet ve Nübüvvet ile başlar. Varlık telakkimizin bidayet Allah Azze ve Celle’dir ama bilgi telakkimizin (epistemolojimizin) bidayeti Risalet’tir. Allah Azze ve Celle’yi bize haber veren Risalet olduğu için, bilgi telakkimiz dünyadan başlayıp, ukbaya doğru uzanır. “BÜYÜKLERE” SORULAR-4-BİRİNCİ KISIM BİRİNCİ SORU yazısına devam et

“BÜYÜKLERE” SORULAR-2-YAZI SERİSİNİN LÜZUMU VE USULÜ

“BÜYÜKLERE” SORULAR-2-YAZI SERİSİNİN LÜZUMU VE USULÜ
Bu yazı serisinde sorular soracağız. Her yazıda bir soru soracak, sorunun izahını yapacağız. O soruya neden ihtiyacımız olduğunu, cevabının hangi meselemizi çözeceğini izah edeceğiz. Sorunun izahı, sorunun cevabı değil, soruya olan ihtiyacı göstermek içindir. Soruların her biri, belli bir tefekkür sürecinden geçmiş, sürecin sonunda ortaya çıkmıştır. O süreçteki (istikametteki) tefekkür faaliyetinin devam edebilmesi için sorunun cevaplanması gerektiği zannındayız.
Sorunun izahı, soruyu ortaya çıkaran tefekkür sürecinin izahıdır. O süreç izah edilmeden sorulacak soru, bidayeti ile nihayeti arasındaki irtibat görünmediği, çerçevesi gösterilmediği için anlamsız kalır. Anlamsız soru olmaz, anlamsız soru sormak anlamayanların işidir. Sorusunu izah edemeyenler, o soruyu sorma liyakat ve ehliyetinde değillerdir, bu sebeple de muhatap alınmaları gerekmez. Öyleyse soruların izahı gerekir.
Önce bir mevzudaki (alandaki) soruları toplu olarak ve izah etmeden yayınlayacağız. Devamında ise soruların her birini bir yazıda tekrar soracak ve sorunun izahını yapacağız. Bir mevzudaki soruları toplu olarak yayınlama sebebimiz, o mevzudaki soruların birbirinin devamı mahiyetinde olmasıdır. Önce toplu olarak yayınlamakla, mevzuun umumi çerçevesini göstermiş, soruların birbiri arkasına geldiğini ve birbirini tamamladığını işaretlemiş olacağız. Soruları toplu olarak yayınlamadığımız takdirde, her sorunun izahını yaparken tekrara düşmek, izahı şişirmek durumunda kalırız. Bundan imtina etmek için her mevzuun sorularını toplu olarak yayınlama ihtiyacı hissettik. “BÜYÜKLERE” SORULAR-2-YAZI SERİSİNİN LÜZUMU VE USULÜ yazısına devam et