Etiket arşivi: darbeciler

DARBECİ GENERALLER PSİKOPATTIR

Darbeci generaller psikopattır

Darbeci generallerin birer psikopat olduğu kesin. Muayene edildiğinde yüksek dozda psikopatik belirtiler görülecektir. Sosyal girişimlerde noksanlık, mensup olduğu milletle dost ve barışık olamama, kanun ve kurallardan kopukluk, kendine çizilen anayasal yasakları dikkate almamak, içinde yaşadığı toplum değerlerine önem vermemek, sevgi, şefkat gibi hislerden yoksunluk, bu belirtilerden bazılarıdır.

Üç şeyi çok sever ve isterler: Güç, itaat ve otorite. Güç ve darbe tutkularının arkasında hastalıklı otoriter kişilikleri ve aldıkları lâ-dinî / pozitivist eğitim vardır.
DARBECİ GENERALLER PSİKOPATTIR yazısına devam et

28 Şubat’ta Kurtla Bir Olup Kuzuyu Yedikten Sonra Çobanla Ağlayanlar

28 Şubat’ta Kurtla Bir Olup Kuzuyu Yedikten Sonra Çobanla Ağlayanlar

(İşbu yazıdaki tipleri, fiil ve sıfatları 28 Şubat’ın azılı generallerinin ve onlara tahaccüb ve yaltaklık eden siyasîlerin, medya ve gazetecilerin, askerî ve sivil bürokratlarla işadamlarının özellikleri olarak okuyunuz)

***************************

“Kurtla bir olup kuzuyu yedikten sonra çobanla oturup kuzuya ağlayanlar”dan kendinizi koruyunuz. Bu münâfıkları tanıyıp zararlarına mâni olmak Kur’ân-ı Kerim’in buyruğudur.

Sûret-i haktan, yani iyiden, doğrudan, adâletten, çobanın mazlum ve mazrurluğundan yana görünüp kurtlara, zâlimlere, tâgutî rejimin zorbalarına perestiş eden, despot cumhuriyetin cellâtlarına ve generallerine gülücük dağıtan, onların sofrasında yemlenen ikiyüzlüleri tanımak ve onları aramızdan kovmak İslâm’ın emridir.
28 Şubat’ta Kurtla Bir Olup Kuzuyu Yedikten Sonra Çobanla Ağlayanlar yazısına devam et

“BUGÜN OLSA YAPMAZDIM”

“BUGÜN OLSA YAPMAZDIM”
TBMM darbeleri ve muhtıraları araştırma komisyonunun 28 şubat alt komisyonunun dinlediği adamlar ilginç şeyler söylüyorlar. Hepsi de ifadesinin sonunda “bugün olsa yapmazdım” gibi laflar ediyor. TİST eski başkanlarından Refik BAYDUR hariç…
“Bugün olsa yapmazdım” diyenler, sanki yapabilirlermiş gibi günah mı çıkarıyor? Biz yiğit adamı severiz, yiğitlik, “bugün olsa yine yapardım” diyen Refik BAYDUR’un tavrıdır.
Ogün atmosfer öyleydi, darbeye yardım etmek kolaydı, zor olan darbeye karşı çıkmaktı. Bugün de zor olan darbe taraftarlığı yapmak… Anlatmaya çalıştığımız, “zor olan yapmak”, “yiğitlik yapmak” için yanlış yapılmasını teşvik etmek değil. Anlatmaya çalıştığımız şey, bir dünya görüşüne sahip olmak, dünya görüşünün şahsiyetini kuşanmaktır. “Ogün hava öyleydi yaptım, şimdi olsa yapmazdım” diyenler, hiçbir düşünceye sahip olmayan, atmosfere göre hareket eden şahsiyetsizlerin ta kendisidir. Sen bugün yapamazsın zaten be adam… Sen o işin adamı değilsin, sen atmosferin adamısın, sen rüzgarın yönüne bakan şahsiyetsizin tekisin. “BUGÜN OLSA YAPMAZDIM” yazısına devam et

NİYE KAÇMIYORLAR?

NİYE KAÇMIYORLAR
Ergenekon terör örgütü ile başlayan, darbe davaları ile devam eden hukuki süreçte dikkat çekici bir kaç nokta var. Sanıkların kafi derecede itiraf furyasının başlamaması ve dışarıda bulunanların da yurtdışına kaçmaması… Özellikle 28 Şubat soruşturmasına konu olanların evlerinde polisin gelip yakalamalarını beklemeleri ilginç. Soruşturmanın birinci dalgasında yakalananların tutuklanmasına rağmen ikinci dalgadakilerin sırasını beklemesi, ikinci dalgada yakalananların tutuklanmasına rağmen üçüncü dalganın muhataplarının sırasını beklemesi ila ahir… Bu durum Ergenekon soruşturmasında da görüldü, balyoz soruşturmasında da…
Niye kaçmıyorlar veya niye itiraf etmiyorlar?
Ergenekon soruşturması ve davası ile balyoz soruşturması ve davasında genelkurmay, sanıkları, kurum olarak desteklemişti. Cezaevlerini ziyaretler, avukatlık ücretini ödemeler, ziyaretlerde verilen ümitler vesaire o davalardaki direnişi açıklıyor. Genelkurmayın açık desteğine rağmen tutuklandılar ve hala tutuklulukları devam ediyor. Bunu göre göre, 28 Şubat soruşturmasına konu olanların kaçmaması nasıl açıklanır? Üstelik 28 Şubat soruşturması, önceki soruşturmalara nispetle daha fazla bilgi ve belgeye (yani delile) sahip. Tutuklanacakları ve belki de yıllarca tutuklu kalacakları aşikardı. Yargılama neticesinde alacakları ceza, muhtemelen hayatlarının geri kalanını cezaevinde geçirmelerine kafi gelecek. Buna rağmen kaçmamaları nasıl açıklanır? NİYE KAÇMIYORLAR? yazısına devam et

Darbecileri Yargılamamak Hukuku Katletmektir

Darbeciler yargılanabilir, yargılanmalıdır. Hukuk (dikkat kanun değil, hukuk) buna amirdir. Darbeciler hakkında soruşturma açmayan her savcı, onları yargılayıp ceza vermeyen her hâkim, suç işlemiş olacaktır. Darbecilerin işledikleri suçlar “takibi şikayete bağlı suçlardan” olmadığı için şikayet gerekmeksizin darbeciler için soruşturma açılmalı ve yargılanmalıdır. Buna aykırı davranan yetkili savcı ve hâkimler, darbecilerin işledikleri toplam suç kadar suç işliyor olacaklardır.
Önce konuyu teşhis edelim. Darbecileri Yargılamamak Hukuku Katletmektir yazısına devam et

GÜNLÜK (12 MART 2009)

“Şırnak’ın Silopi İlçesi’nde 1990'lı yıllarda kayıpların öldürülüp cesetlerinin kuyulara atıldığı iddialarının ardından Silopi Cumhuriyet Başsavcılığı’nın izniyle başlatılan kazı çalışmalarında, bugün de yanmış elbise parçaları, bir tutam saç ile 9 ayrı kemik parçası bulundu.” (Hürriyet 12 mart 2009)

 

            Güneydoğudaki kazılardan o kadar çok ceset çıkacak ki, o cesetleri gömenler bile “bu kadar var mıydı” diye hayrete düşecekler. Türkiye kamuoyu bu hadisenin peşini asla bırakmamalıdır. Ceset tarlaları ortaya çıkması ile beraber ülkede ikinci dalga gelecek. Birinci dalga Ergenekon terör örgütü dalgasıydı. Güneydoğudaki ceset çukurlarından çıkacak ceset ve ceset parçalarının oluşturacağı dalga, çok daha büyük olacak ve doğrudan TSK yı vuracaktır.

            TSK bu dalgadan kurtulma imkanına sahip değildir. Zira güneydoğudaki hadiseler, doğrudan TSK nın mesuliyeti altındadır.

 

*

 ''Ergenekon'' soruşturması kapsamında hazırlanan 2. iddianamede, ''Darbe Günlükleri''nin yer aldığı bildirildi.” (Star gazetesi 12 mart 2009) 

            Darbe günlüklerinin delil olarak kullanılacağı ve darbe teşebbüslerinin yargılama konusu yapılmayacağı haberleri geliyor. Bu gelişme iyi değil. Darbe günlükleri ve başka delillerden hareketle doğrudan bir DARBE TEŞEBBÜSÜNÜN bu ülkede yargılanması gerekiyor.

            Hangi darbe veya darbe teşebbüsü olursa olsun mutlaka bir tanesinin yargılanması ve mümkün olan en ağır cezaya çarptırılması şarttır. Ülkenin darbecileri yargılama konusunda rüştünü ispat etmesi gerekiyor. Bir tanesi ciddi manada yargılanır da failleri cezalandırılırsa, bir daha darbe teşebbüsünde bulunacak kimse çıkmayacaktır. Bunların cesaretleri, yargılanmamak, dokunulmaz olmak, sorguya çekilememektir. Yargılanacağını bildikleri anda, darbe teşebbüsü bir tarafa düşüncesini bile zihinlerinden kovarlar. Cesaretlerinin kaynağı, muhataplarının (sivil iktidarlar ve yargı) cesaretsizliğidir. Yoksa kendi ruhi kaynaklarından bu kadar cesaret üretebileceklerini düşünmek saflık olur.

 * “ABD Başkanı Barack Obama, hızla değişen dünyada ABD'yi bekleyen bir dizi tehlike bulunduğunu ancak ülkesinin askeri üstünlüğünü koruyacağını söyledi.” (Star gazetesi 12 mart 2009) 

            ABD başkanları arasında en ahmak olanın BUSH olduğunu zannederdik. Obama ondan da ahmak çıktı. Bu haber doğruysa, iktisadı çökmüş ve dünyadaki birkaç cephede savaşı yavaş yavaş kaybetmekte olduğu bir dönemde, askeri üstünlüğün devam edebileceğini söyleyebilmesi, nasıl bir akıl organizasyonu ve zihni formasyon ile kabil olabilir ki? Gücün parça parça olmayacağı ve parça gücün “güç” olmadığını, bir ülkenin gücünün ise “toplam güç” demek olduğunu anlaması ne kadar sürecek acaba? İktisadi güç olmayacak ama askeri güç devam edecek… Böyle komik bir şey olur mu?

 

*

 

“Hava Hâkim Yüzbaşı Mehmet Çelik Karargâh Evleri soruşturmasını yürüten savcı… 2005’teki mal varlığı 123 milyar lira… 2008’de ise 1 trilyon… Yüzbaşı Hâkim Mehmet Çelik servetini üç yılda neredeyse on katına çıkardı. Kısa sürede trilyoner olan Çelik’in, özellikle son dönemde Ankara’da gayrımenkule yaptığı yatırımlar dikkat çekici. El yazısıyla yaptığı mal beyanına göre, 2005’te taşınmaz malı bulunmayan Çelik’in 2008’de yaptığı beyana, Çankaya’da 360 bin TL değerinde ev ve 400 bin TL değerinde bir arsa da dahil olmuş. Bir düğünde silahını çekerek çevresindekileri tehdit eden Mehmet Çelik’in, fotoğrafını talep eden sivil savcıya, başka bir üsteğmenin fotoğrafının gönderildiği de saptandı.” (Taraf 12 mart 2009)

 

            Karargah evleri soruşturmasına başlayan TSK, insiyatifi savcı ZEKERİYA ÖZ ün elinden almak niyetindeydi sanırım. İnsiyatifi eline alacak ve eski usulde olduğu gibi üstünü kapatacaktı. Anlamadıkları şey, artık eski dönem bitti. Kimse TSK dan korkmadığı gibi, TSK nın da iktidarı tartışılmaz şekilde ve tek elde tuttuğu dönem bitti. Adamın iç çamaşırına kadar biliyorlar artık.

            Askeri savcı olması onu en azından kamuoyunda “dokunulmaz” kılmıyor yeni dönemde. Bunu anlamamış ve akledememiş olanların aynı zamanda kurmay olduğu rivayet ediliyor. Ne tuhaf durum… Kurmaylığın ne olduğunu biz mi bilmiyoruz, yoksa bunlar askerlik dışında her şeyle ilgilendikleri için askeriliği mi unuttular?

            Hiçbir şeyi gizleyemez ve gözden kaçıramazsınız. Yapacağınız en akıllıca iş, hakikaten soruşturmayı yapıp, mesuliyet kimde ise onların yargıya teslim edeceksiniz. Böylece kurum olarak TSK yı kurtarmış olursunuz. Şimdiki gibi devam eder ve doğru olanı yapmazsanız, TSK kurum olarak elden ve gözden çıkmış olacak. Bunu anlamak bu kadar zor mu?

 

*

 

“İşçi Partisi’nin TSK içindeki örgütlenmesi olarak bilinen Karargâh Evleri soruşturmasında, askerî savcı Çelik tarafından bilirkişi olarak İşçi Partili Sami Toprak atandı. Bilirkişi Sami Toprak’ın, soruşturmaya konu olan telefon görüşmelerini internetten indirdiği casus bir programla manipüle ettiği iddiası da var.” (Taraf 12 mart 2009)

 

            Karargah evleri, zaten işçi partinin organizasyonu olarak Ergenekon terör örgütü soruşturmasında inceleniyor. Askeri savcı, başka bir gezegende yaşıyor herhalde ki, İşçi Partili birini bilirkişi olarak seçiyor.

            Yahu ne yapmak istediğinizi biliyoruz zaten de bari biraz becerikli yapın işinizi. Bu kadarına ne denir bilmem ki?

 

*

 

“Diyarbakır'da İstiklal Şairi Mehmet Akif Ersoy için düzenlenen anma töreninde başörtülü 2 bayanı gören askeri erkân törene katılmadı. Vali Hüseyin Avni Mutlu ise konu ile ilgili gazetecilerin sorularını yanıtsız bıraktı.” (Zaman 12 mart 2009)

 

            TSK mensupları çok iyi yapmış… Halkın olduğu yere uğramayın da nerde yaşarsanız yaşayın. Bu davranış eleştiri konusu yapılmamalı bence. Halktan uzak dursunlar da ne sebeple dururlarsa dursunlar. Bu nasıl bir kafa böyle?

 

*

“Cumhuriyet gazetesinde bir araya gelen Ertuğrul Özkök, Tufan Türeç, Nail Güreli, Derya Sazak, Yalçın Bayer, Bedri Baykam, Emre Kongar, Reha Muhtar, Zeynep Oral, Metin Uca, Yazgülü Aldoğan ve Deniz Ketenci'nin de aralarında bulunduğu gazeteci ve yazarlar, ''Cumhuriyet Yayınları'' adı altında oluşturulan stantta vatandaşların satın aldıkları Mustafa Balbay'a ait kitaplara imza attı.” (Zaman 12 mart 2009)

            Mustafa BALBAY a destek veren köşe yazarlarının listesinin bir yere kaydedin ve takip edin. Önümüzdeki günler veya haftalarda Ergenekon terör örgütü operasyonlarında göz altına alınacaklardır.

            Nerden mi biliyorum? Bilmiyorum… Sadece ülkedeki gelişmeleri takip ediyorum. Onların BALBAY a sahip çıkması, sıranın kendilerine geleceğini bildikleri için önceden zemin oluşturuyorlar. Diyecekler ki göz altına alınınca, “Balbay’a destek vermek, örgüt üyesi olmayı mı gerektirir”. Hayır, ona destek vermek örgüt üyeliğini gerektirmez ama örgüt üyeliği ona destek vermeyi gerektirir. Uyanıklar sizi…

 

*

 

“Kayseri 2. Hava İkmal Bakım Merkezi'nde görev yapan 3 astsubayın askeri savcılar tarafından gözaltına alındığını duyuran avukatlar, müvekkilleriyle görüştürülmediklerini ve hayatlarından endişe ettiklerini açıkladı.” (Zaman 12 mart 2009)

 

            Bu haber çok önemli… Askeri savcılığın göz altına aldığı astsubayların akibetinden haber alınamıyorsa, “karakutuları” ortadan kaldırıyorlar demektir. Bu haber teyit edilirse mutlaka takip etmek ve gündemde tutmak gerekiyor.

 

*

“Genelkurmay Başkanlığı, 15 Mart-15 Haziran 2009 tarihleri arasında Şırnak, Hakkari ve Siirt illerindeki bazı bölgelerin geçici güvenlik bölgesi olarak belirlendiğini duyurdu.
Genelkurmay Başkanlığı'nın internet sitesinde yer alan bilgi notunda, giriş yasağı uygula-nacak geçici güvenlik bölgesi ilan edilen bölgelere ait koordinatlara yer verildi. AA” (Taraf gazetesi 13 mart 2009)

            Ceset kuyularının veya gömüldükleri yerlerin, yasak bölge ilan edilen yerler ile bir ilgisi olmasın? Aman birileri bu bilgileri karşılaştırsın.