DEĞİŞİM HIZI VE DEĞİŞİMİ ZORLAMAK

DEĞİŞİM HIZI VE DEĞİŞİMİ ZORLAMAK

(NOT: Bu yazı, “Değişim Süreçlerinin Tabiatı” isimli kitabımızdan nakledilmiştir)

Değişimin tabii seyri kendine ait bir hıza sahiptir. İçtimai değişim hızı ile hayatın değişim hızı her zaman paralel olmaz, halk bazen hayatın değişimine mukavemet eder, bazen de hayatın değişim hızından daha yüksek bir hızla değişir. Değişimin hızını belirleyen unsurlardan birisi, mevcut hayat altyapısının hayatı taşıyamayacak hale gelmesi, çürümesi, tortulaşmasıdır. Bu durumda halk değişim için hazır hale gelmiştir. Mevcut hayat altyapısı, hayatı yaşamayı kolaylaştırmak yerine zorlaştırmaya başlamıştır, ucuzlatmak yerine pahalandırmıştır, kolaylaştırmak yerine zorlaştırmıştır. Bu hal, değişime karşı mukavemet kaynaklarının tükendiğini gösterir, halk değişime mukavemet etmek yerine değişim için can atmaya başlar.
Hayat altyapısı zafiyete uğramamışsa, hayatı taşıyacak güçteyse, hayatı kolaylaştırmaya devam ediyorsa, değişimin tabii hızı yavaştır. Hayat, rahat bir şekilde yaşanmaya ve akmaya devam ediyorsa, değişim talebiyle ortaya çıkmak, değişim talebinde bulunmak, bunu icbar etmeye çalışmak, halk nezdinde “yıkıcı” bir hareket olarak anlaşılmaya mahkumdur. Okumaya devam et

Share Button

NELER OLUYOR, NEDEN OLUYOR, NELER OLACAK?

NELER OLUYOR, NEDEN OLUYOR, NELER OLACAK?

İslam coğrafyası kaynıyor… Diktatörlükler devriliyor, sistemler çöküyor, devletler yıkılıyor. İçtimai bünye çözülüyor, iktisadi kaynaklar yağmalanıyor, ahlaki çürüme derinleşiyor. Coğrafya kanıyor, kanadıkça sınırlar kalkıyor. Hayat, zaruri ihtiyaçlar sınırına kadar geri çekildi, gıda ve güvenlik altyapısına kadar indi ve orada direnmeye çalışıyor. Güvenlik ihtiyacı devletler tarafından karşılanamıyor, daha kötüsü halkın güvenliği devletler (siyasi iktidarlar, rejimler) tarafından tehdit ediliyor. O kadar kaotik bir yapı oluştu ki, “uzman” edalarıyla konuşanlar, en temel meseleyi anlamamış haldeler ve sürekli yanılıyorlar. Coğrafya, hiçbir denklemi “hayat” haline getirecek şartlara sahip değil, hayatın altyapısını kuracak hiçbir denklem oluşturulamıyor. Yanlış… Yanlış… Yanlış… Her söylenen yanlış, hiçbir cümle kendini birkaç şartta doğrulayamıyor, doğrulayanlar uzun süre kaim olamıyor.
Okumaya devam et

Share Button

DEĞİŞİM SÜREÇLERİNİN TABİATI-9-DEĞİŞİMİ İKTİDARDA YÖNETMEK

DEĞİŞİM SÜREÇLERİNİN TABİATI-9-DEĞİŞİMİ İKTİDARDA YÖNETMEK
Siyasi iktidarı seçim veya halk ihtilali yoluyla ele geçirmek, halkta değişim arzu ve ihtiyacının “büyük patlamalar” halinde ortaya çıktığını gösterir. Bu noktaya gelen halk için hayatın ve altyapısının değişme zamanı gelmiş, değişim süreci başlamış demektir.
Son birkaç asırdır hayatın altyapısı, malzemeleri, kuralları batı tarafından üretildi. Buna paralel olarak son iki asırdır dünya (sadece Müslümanlar değil) hızlı şekilde Batılılaştı, değişimin yönü batıydı. Batının felsefesi, bilimi, kültürü ile örülen insan ve hayat anlayışının ürettiği altyapı, insanı da hayatı da uzun zaman taşıyamazdı. Bu güne kadar gelmiş olması ise dünyada başka tefekkür ve kültür havzasının kalmamasıydı. Artık batının ürettiği hayat ve hayat altyapısı çürüdü, çöktü, hızla yıkılıyor. Bu vasatta Müslüman siyasi hareketleri, partileri, cemaatleri iktidara getiren halklar, her biri kendi mahalli şartlarına tabi ve farklı nispette değişim ihtiyacına sahip olarak, mevcut hayatı ve altyapıyı değiştirmesini talep ediyor. Sadece bu durum bile “tarihi” bir eşikte bulunduğumuz, tarihi bir fırsata sahip olduğumuzu göstermeye kafidir.
*
Büyük altüst oluşların (bazı ülkelerde büyük isyanların) neticesinde iktidara gelen İslami hareketler, ümit ederiz ki halktaki değişim ihtiyacını, talebini, yönünü doğru teşhis etmişlerdir. Büyük isyanın kaotik ikliminde inisiyatifi ele geçirebilmeleri ciddi bir basiret alametidir muhakkak lakin mesele bundan ibaret görülmemeli. Tarihi fırsatın ve tarihi çapta değişim sürecinin ortasında bulunduğumuz bu gün, içtimai değişim süreçlerini, değişimin merhalelerini, değişimin kaynaklarını, özellikle de değişim hızını doğru anlamak zorundayız. Aksi takdirde elde ettiğimiz imkanları, sahip olduğumuz şartları, önümüze gelen tarihi fırsatı doğru kullanamamak gibi bir hataya düşeriz ki, Allah muhafaza birkaç asır daha kendimize gelemeyebiliriz. Okumaya devam et

Share Button

DEĞİŞİM SÜREÇLERİNİN TABİATI-7-TABİİ DEĞİŞİM SEYRİ VE DEĞİŞİME MÜDAHALE

DEĞİŞİM SÜREÇLERİNİN TABİATI-7-TABİİ DEĞİŞİM SEYRİ VE DEĞİŞİME MÜDAHALE
Hayatın ve cemiyetin tabii değişim seyri var, ihtiyaçların karşılanması, ihtilafların çözülmesi, birlikte yaşayabilme şartlarının oluşması için, kolay yola, maliyeti az olana yönelmek… Bu yöneliş hem insanın hem de hayatın tabiatında mevcuttur. Hayat pahalı olana, zor olana, zahmetli olana yönelmez, hayata, iman ve irade müdahale etmediği takdirde, halkın tabii değişim seyrinin ve süreçlerinin bu şekilde vukua geleceği malumdur.
İman teklifi, özü itibariyle hayatın tabii (kolay ve ucuz) seyrine müdahale talebidir. İman ise hayatın, muayyen bir havzada, muayyen bir istikamette, pahası ne olursa olsun yaşamak ve yürümektir. Sadece Müslümanlar için değil, her türlü ideoloji sahipleri için bu durum ciddi bir mesele olarak önlerinde duruyor. Problem, imanın ilk teklif edildiği süreçte hayat ile tenakuz teşkil etmesidir. Çünkü iman teklifi, mevcut hayatın dışında bir hayata davettir, öyleyse iki hayat vardır ve tabii ki birbiriyle tenakuz halindedir.
Hayatın (ve tabii ki halkın) en büyük mukavemet merkezi ve kuvveti, tabii seyirdeki kolaylık, ucuzluk, hafifliktir. İnsanlar öncelikle bundan vazgeçmez, mevcut olan kolay, ucuz ve hafiftir. Mevcut olanın altyapısı kurulmuş ve işler haldedir, dolayısıyla mevcut olana riayet etmek, maliyeti düşürür, kolaylaştırır. Yeni bir hayattan (ve imandan) bahsetmek, mevcut şartları, mevcut imkanları, mevcut kolaylıkları reddetmektir. İnsanların mevcut halin muhafazası için ısrarla bazı fikirler dermeyan etmelerine aldanmamak gerekir, aslında işin özü mevcut olanın kolay ve ucuz olmasıdır. Akıl, aslında hiçbir tefekkür çilesi çekmeksizin mevcudun muhafazası için sayısız mazeret üretir. Buna fikir muamelesi yapmak gerekmez, insanların duyguları ile tefekkürlerini birbirinden tefrik edemeyenler fikir mücadelesi yürüttüklerini zannediyorlar. Okumaya devam et

Share Button

DEĞİŞİM SÜREÇLERİNİN TABİATI-6-SİYASİ VE İÇTİMAİ DEĞİŞİM SÜREÇLERİ-2-

Siyasetin kanun yapma ve güç kullanma imkanı (iktidarı), cemiyeti şekillendirmenin zihni kaynaklarını harekete geçiriyor, iktidar sahipleri, ellerinde olan imkan ve vasıtalarla cemiyetin şekillendirilebileceğini zannediyor. İktidarın içtimai altyapısı da (iktidarı destekleyen halk da) siyasi alandan bunları yapmasını talep ediyor. Siyasi iktidarlar hem kendi kendine bakarken cemiyeti zorla da olsa şekillendirebileceklerini vehmediyor hem de kendinden taleplerin bu yönde olması karşısında akıl sıhhatini kaybediyor. Belli bir dünya görüşüne sahip olan halk kesimleri, başka bir siyasi anlayış tarafından yönetildikleri dönemde şiddetli direniş gösteriyor ve bunun tecrübesini üretiyor ama kendi fikirleri iktidara gelince o tecrübeyi unutuyor ve derhal iktidarın gücü ile halkı hizaya sokmaya başlıyor.
Siyasi iktidara talip olmak, onunla yapılacak bir şeyler olduğu içindir muhakkak. Siyasi alanı ele geçirmemiş bir fikriyat, tabii ki nihai hedefine ulaşamaz, içtimai sahadaki faaliyetlerinin siyasi alandaki gelişmelerle imtizaç etmesi zarurettir. Siyasi sahanın koruyucu-kollayıcı şemsiye vazifesini gerçekleştirmemesi halinde içtimai gelişmelerin ufku nihai menzilin çok berisinde kalır. Bu sebeple siyasi sahanın imkan ve iktidarını ele geçirmek, kullanmak gerekir. Okumaya devam et

Share Button

DEĞİŞİM SÜREÇLERİNİN TABİATI-5-SİYASİ VE İÇTİMAİ DEĞİŞİM SÜREÇLERİ-1-

DEĞİŞİM SÜREÇLERİNİN TABİATI-5-SİYASİ VE İÇTİMAİ DEĞİŞİM SÜREÇLERİ-1-
Siyasi ve içtimai değişim, birbirini besler ve tamamlar ama birbirinden farklı tabiatlara sahiptir. Birbirini destekleme katsayıları yüksektir, birbirinden tamamen bağımsızlaşma imkanı yoktur, bunlara rağmen aynı süreçleri izlemez, aynı güzergahı takip etmez, aynı kaidelere tabii olmaz. Birbirine nüfuz etmiş halde bulunurlar, birbirini tetikler veya zapt ederler, süreçlerini birbirinden tefrik etmek imkansızdır ama yine de tabiatları farklıdır. Problem de zaten buradan kaynaklanır, birbirine nüfuz etme derinliği, birini diğerinin üzerinde vasi tayin etmenin mümkün ve doğru olduğunu düşündürtmüştür. Vasi, umumiyetle siyasi alan ve orada teşekkül eden iktidar olmuştur. Bu gedikten akan düşünceler, totaliter siyasi rejimlere kadar ulaşmıştır.
Dünyadaki mevcut siyasi ve içtimai şekillenmelerde siyasi alan, kanun yapma ve maddi güç kullanma imkanına da sahip olduğu için, kuvvet ile doğrudan münasebeti var. İçtimai alan ise özü itibariyle “rızaya” dayanır. Siyasi alanın kanun ve güç kullanımı, içtimai alan üzerinde belli bir tesire sahiptir muhakkak, ne var ki içtimai alan, her zaman açıktan isyan etmese de, direnişin çeşitli yollarını bulur, mesela pasif direniş göze batmasa da orta ve uzun vadede siyasi alanın altını boşaltır ve işlemez hale getirir. Bunun en tipik misali Sovyetlerin çökmesidir. Sovyetlerde içtimai alan hiçbir teşkilat ve müesseseye sahip değildir, böyle bir imkan alanı açılmamıştır ama halkın pasif direnişi (hem de hiçbir direniş alameti göstermeden) siyasi sistemi çökertmiştir. Sovyet dönemindeki şu halk sözü meseleyi anlamaya kafidir; “Devlet bize maaş verir gibi yapıyor, biz de devlete çalışır gibi yapıyoruz”. Okumaya devam et

Share Button

DEĞİŞİM SÜREÇLERİNİN TABİATI-1-GİRİŞ

DEĞİŞİM SÜREÇLERİNİN TABİATI-1-
GİRİŞ
Değişim süreçleri aklın zorlandığı, patinaj yaptığı bir konudur, meselenin tabiatı girift olduğu için net ve sabit denklemler, şablonlar, formüller üretilemiyor. İlla bazı denklemler kullanılacaksa, çok sayıda ve çeşitte denklem kullanma ihtiyacı var. Zaten hayatın tabiatı kafi derecede girift, değişim süreçleri ise hayatın akışındaki fevkalade hallerdendir, daha da girift olması beklenmelidir.
Değişim süreçlerini giriftleştiren, anlaşılmasını ve anlatılmasını zorlaştıran konuların başında, farklı iki durumun kaidelerinin, şartlarının, imkanlarının hemzaman olmasıdır. Değişim bir halden başka bir hale geçiş olduğu için, terkedilen, yıkılan, yokedilen, imha edilen halden, tercih edilen, ikame edilen, inşa edilen yeni hale geçmek bazen tabii bir akış bazen fevkalade bir mücadele ve müdahale ile gerçekleşir. Bir halden diğer hale en hızlı geçiş ihtilal yoluyladır, o bile ihtilalden sonraki inşa süreci bakımından çok uzun sürer. Bu sebeple değişim süreci, hangi yol ve usul ile olursa olsun, uzun zaman alır, çok zahmetlidir, çok sancılıdır. Değişim ile ilgilenenlerin bu hususu unutmaması, tefekkür faaliyetinde sabit unsur haline getirmesi şarttır. Aksi takdirde değişim meselesi ile ilgili tüm fikir üretimi marazidir ve eksiktir. Okumaya devam et

Share Button