Etiket arşivi: DEVLET KURAN TEŞKİLAT

İSLAM ve TEŞKİLAT

islamveteskilatHayat ferdi gerçeklikten ibaret olsaydı ve içtimai gerçeklik olmasaydı teşkilat denilen yapıya ihtiyacımız olmazdı. Ferdi hayat, teşkilata ihtiyaç duymaz, içtimai havzadaki gerçekliklerden biri değilse. Ferdi hayat, içtimai gerçekliklerden biri olduğu için onun bile teşkilata ihtiyacı var.

Hayat ferdi gerçeklik ile içtimai gerçekliğin toplamından meydana geliyor, çünkü insan mutlak ferdi hayat yaşayamıyor. Özet olarak “insan sosyal varlıktır” şeklinde ifade edilen bu hususiyet, birçok şekilde izah edilebilirse de Müslümanların bilmesi gereken en önemli boyutu, “mutlak ferdiyetin” tevhid mevzuu olduğudur. Sadece insan değil hiçbir varlık, yalnız başına varolabilme ve varlığını devam ettirebilme kudretinde değildir. “Mutlak ferdiyet” uluhiyettir. İSLAM ve TEŞKİLAT yazısına devam et

DEVLET KURAN TEŞKİLAT

DEVLET KURAN TEŞKİLATTürkiye’de, 1923 yılında devlet kurulduğunu zanneden akıl garibanlarını bir tarafa bırakalım. Ülke, 1918 yılından bu yana işgal altında… Yani yakın zamana kadar öyleydi. İşgal bitti mi, hayır. Fakat hızlı şekilde işgal bitiriliyor, devlet kuruluyor, bölgesine doğru nüfuz etmeye başlıyor. Türkiye’nin bağımsızlığı, bu ülkede devlet kurulmasıdır, devlet kurulmadan bağımsız olmak imkansız. DEVLET KURAN TEŞKİLAT yazısına devam et

TEŞKİLAT İSLAMİ CEMAATLERİ BİRLEŞTİRDİ

TEŞKİLAT İSLAMİ CEMAATLERİ BİRLEŞTİRDİ
Cemaatleri Akparti’nin birleştirdiği zannediliyor, Türkiye’de daha önce hiçbir parti bunu başaramamıştı, Akparti de başaramazdı. Teşkilat başardı, bu başarının meyvesini de siyasi alanda Akparti yiyor. Cemaatlerin birleştirilmesi, organik olarak mümkün değil, Türkiye’de hiç kimsenin böyle bir işi başarması zaten mümkün değil. Teşkilat da bunu bildiği için, cemaatleri organik olarak birleştirme yoluna gitmedi, o türden bir düşünceye bile sahip olmadı. Teşkilattaki temel anlayış, “imkansızın peşinden gitme, aynı işin mutlaka mümkün olan bir yolu vardır”. Bu düşünceden hareketle cemaatlerin organik birleşmesi konusu hiç gündemlerine girmedi, hiçbir cemaatle de bu tür bir birleşme konusu müzakere edilmedi.
Organik birleşmenin dışındaki formüllere “birleşme” denmeyecekse, cemaatleri teşkilat da birleştirmedi. Ama organik birleşmelerin dışında “birleşme” çeşitleri vardır, bunlardan birisi, herkes kendi bünyesini, yapısını, hiyerarşini muhafaza ederek “hedef birliği”ne sahip olur. Başka birisi ise, yine herkes kendi bünyesini muhafaza ederek, “görev bölümü” yapar. Başka bir yolu ise, herkes kendi bünyesini muhafaza ederek, bazı alanlarda ortak çalışmalar yapar. Teşkilat bunlardan hiçbirini yapmadı lakin her birinden bir tutam aldı ve dışarıdan bakıldığında anlaşılmaz bir formül üretti. Bu sebeple cemaatlerin birleştiğine dair hiçbir alamet görünmüyor. TEŞKİLAT İSLAMİ CEMAATLERİ BİRLEŞTİRDİ yazısına devam et

TEŞKİLAT CHP’Yİ İDEOLOJİK KUŞATMAYA ALDI

TEŞKİLAT CHP’Yİ İDEOLOJİK KUŞATMAYA ALDI
Akparti kurulduğundan beri CHP’nin siyaseti ve muhalefeti “laiklik” üzerine bina edildi. Akparti ise tam aksine laiklikle hiç uğraşmadı ve halkın problemlerini çözmeye uğraştı. Birinci dönem laikliğe aykırı hiçbir iş yapmadı, halka nüfuz etmeye çalıştı. Esas siyasetini “sivil ve silahlı” bürokrasiye karşı geliştirdi ve onların, halkın problemlerini çözmeye engel olduğunu söyledi. CHP’yi ise siyasetinin garnitürü olarak kullandı. Kendisine karşı oluşan muhalefet koalisyonunun kaynağının ve gücünün CHP değil, bürokrasi olduğunu biliyordu. CHP, sivil ve silahlı bürokrasinin “embeddet partisiydi”.
Akparti halkın problemlerini çözdükçe CHP laiklik konusunda sertleşti. Akparti, CHP’nin laiklikten ibaret siyasetini “alay” konusu yaptı ve o sınırda tuttu. Bir taraftan halkın problemlerini çözüyor diğer taraftan laiklik siyaseti ile dalga geçiyordu. Akparti tüm projeksiyonunu halkın problemlerini çözmeye, ekonomiyi iyileştirmeye, mağdur insanlara kaynak aktarmaya ayarlamıştı ve bu alanda şaşırtıcı bir başarı sağladı. Halk bir taraftan problemlerinin çözüldüğünü görüyor, diğer taraftan laik siyasetin bu çözümlere direndiğine şahit oluyordu. Laikçi kesim, halkta müthiş bir laiklik yorgunluğu oluştuğunu ikinci dönemin sonuna kadar farketmedi. Akparti birinci dönem hiçbir ideolojik uygulama yapmadan, halk nezdinde laik siyasetin belini kırdı. TEŞKİLAT CHP’Yİ İDEOLOJİK KUŞATMAYA ALDI yazısına devam et

TEŞKİLATIN PROJEKSİYONU “YENİ OSMANLICILIK” DEĞİL

TEŞKİLATIN PROJEKSİYONU “YENİ OSMANLICILIK” DEĞİL
Anlama seviyesi örneklemeye dayalı kişiler, “yeni Osmanlıcılıktan” bahsediyor. Büyük vizyon sahibi olmanın Osmanlı konsepti dışında bir yolu yokmuş gibi… Oysa “teşkilatın” böyle takıntıları yok. Osmanlıyı ve Osmanlıcılığı kullanıyorlar, ondan faydalanmaya çalışıyorlar çünkü Osmanlı son İslam medeniyeti olarak büyük bir zirve, fevkalade bir tecrübe, somut bir örnek… Osmanlı coğrafyasında Osmanlının kalıcı, etkili, özlem duyulan bir bakiyesi var, bu bakiye ruhlara sinmiş, özlemlere konu olmuş, büyük barışı gerçekleştirmiş bir numune olarak akıllara ve vicdanlara hitap etmeye devam ediyor. Osmanlı tecrübesini ve müktesebatını kullanmak, ondan faydalanmak tabii ki gündemlerinde… Ne var ki projeksiyonları Osmanlı hinterlandından çok daha geniş bir coğrafyayı içine alıyor.
Osmanlı coğrafyası, stratejik sahalardan birisi… Onunla beraber, Osmanlı coğrafyası dışındaki tüm İslam ülkeleri de projeksiyonun içinde. Pekala bundan mı ibaret? Hayır… İslam coğrafyasının dışında stratejik sahalar tespit edilmiş durumda.
Dünyada kültüre dayalı siyasi havza kalmadığını, batının bu özelliğini hızla tükettiğini, kültürel siyaset krizinin derinleştiğini görüyorlar. Dış ilişkilerdeki temel strateji, “kültürel siyaset” olarak tespit edildi. Dünyaya, insanlığa, ahlaki altyapısı olan bir siyaset sunmak gerektiğini düşünüyorlar. Bunun çerçevesi her ne kadar netleştirilemediyse de, peşinde oldukları bu… TEŞKİLATIN PROJEKSİYONU “YENİ OSMANLICILIK” DEĞİL yazısına devam et

TEŞKİLAT “ENDERUN MEKTEBİ”Nİ KURUYOR

TEŞKİLAT “ENDERUN MEKTEBİNİ” KURUYOR
Teşkilat bir şeyi doğru anladı; hiçbir zaman bir ülke istenilen seviyeye getirilemez, getirilse de muhafaza edilemez, buna karşılık, “sağlam bir teşkilat” kurulabilir ve ülkenin ve hinterlandının zaruri insan kaynakları ihtiyacı oradan karşılanabilir. Altı asır ayakta kalan, büyük bir coğrafyayı yöneten ve dünyayı etkileyen Osmanlının kendisi değil, “Enderun Mektebi” idi. İsmi önemli değil, fonksiyon olarak Enderun Mektebi kuruluyor.
Enderun Mektebi, kalıcı olmanın, kökleşebilmenin, daim olabilmenin, insan kaynaklarını sürekli yetiştirebilmenin müessesesidir. Böyle bir müessese teşkil edildi mi? Hayır… Hem Türkiye’de hem de dünyada herkesin gözünün üzerinde olacağı böyle bir müessese, kamuoyuna açık şekilde kurulamaz. Pekala gizli olarak kurulabilir mi? O daha zor… Gizli kurma teşebbüsü bir şekilde deşifre olur, deşifre olduğunda ortaya çıkacak tehlike, açık şekilde kurulmasındaki tehlikeden daha büyük. Kısacası açıktan müesseseleşmek zor, gizli müesseseleşmek daha zor… Teşkilat da üçüncü yolu buldu.
Üçüncü yol, ilgi çekici… Şimdilik yürüyor ama sürdürülebilir değil. Enderun Mektebi gibi bir kuruluş, mutlaka müesseseleşmek mecburiyetinde… İlk fırsat ve imkanda da müesseseleşme yoluna gidecek. Şu andaki durum (üçüncü yol) şu; Beyin takımının kafasında “program” var, bu program pratikten devşiriliyor. İstenen kadro özelliklerinin bir kısmına sahip olan (yani kendi kendini yetiştiren) insanlar seçiliyor, onlar istihdam ediliyor ve sahaya sürülüyor. Sahada yönlendirilerek zihni ve ruhi donanımları gerçekleştiriliyor. TEŞKİLAT “ENDERUN MEKTEBİ”Nİ KURUYOR yazısına devam et

TEŞKİLAT ŞİMDİ DE ORTADOĞUDA DEVLET KURUYOR

TEŞKİLAT ŞİMDİ DE ORTADOĞUDA DEVLET KURUYOR
Devlet kuran teşkilat, yeni derin devleti örgütlüyor. Eski derin devlet, yabancı güçlerin kurduğu ve perde arkasından yönettiği bir yapıydı, yeni derin devlet ise tüm Ortadoğu’yu kapsamaya başladı. Eski derin devlet, İsrail, ABD, İngiltere üçgeninde olmak üzere batılı ülkeler tarafından kurulmuştu. Bu kısmı Türkiye’de genellikle bilinir. Eski derin devletin motor gücü, NATO tarafından organize edilmişti ve beyni de ABD idi. Teşkilat, yeni derin devleti “milli unsurlar” ile kuruyor.
Yeni derin devlet, Türkiye’de ciddi aşamaları geçti, sınır dışına çıkmaya başladı. Arap baharı teşkilatın, sınır ötesi derin devlet kurma projeksiyonunu başlatmasına sebep oldu. Doğrusu kafi derecede hazır değillerdi ama Türkiye’de ürettikleri tecrübeye yaslanarak Arap coğrafyasında hızla yayılmaya başladılar.
Halk ayaklanmalarının başladığı tüm ülkelerin muhalif hareketleri ile doğrudan münasebet tesis ettiler. Onları siyasi, askeri, diplomatik alanlarda “donatıyorlar”. Halk hareketleriyle ilgili kafi derecede donanımları yoktu çünkü Arap baharı “habersiz” geldi. Tunus’taki hadise başladığından beri hızlı şekilde “halk hareketleri” ile ilgili bilgi ve tecrübe depolamaya başladılar.
Halk hareketleri başlamadan önce sınır ötesi operasyonları farklı bir çerçevede yürütüyorlardı, halk hareketleri başladığında bir müddet patinaj yapsalar da, yeni bir çerçeve oluşturdular. Şimdi tüm stratejilerini bu yeni çerçeve içinde geliştiriyorlar. Bu durum tam bir konsept değişimi, paradigma değişimidir. TEŞKİLAT ŞİMDİ DE ORTADOĞUDA DEVLET KURUYOR yazısına devam et

TÜRKİYE’DE DEVLET KURAN TEŞKİLAT

TÜRKİYE’DE DEVLET KURAN TEŞKİLAT
Türkiye’de, 1923 yılında devlet kurulduğunu zanneden akıl garibanlarını bir tarafa bırakalım. Ülke, 1918 yılından bu yana işgal altında… Yani yakın zamana kadar öyleydi. İşgal bitti mi, hayır. Fakat hızlı şekilde işgal bitiriliyor, devlet kuruluyor, bölgesine doğru nüfuz etmeye başlıyor. Türkiye’nin bağımsızlığı, bu ülkede devlet kurulmasıdır, devlet kurulmadan bağımsız olmak imkansız.
Cumhuriyet tarihinde ilk defa böyle bir teşebbüs yaşanıyor, ilk defa bu topraklarda devlet olmadığını ve yapılması gereken işin devlet kurmak olduğunu, buradan başlanması gerektiğini düşünen bir teşkilat kuruldu. Bu düşünceye sahip insanlar, fikir ve ilim adamları bulabilirdiniz, konu, bu düşünceyi hayata geçirebilecek bir teşkilatlanmayı becerebilmekteydi. Evet, birileri becerdi, devlet kuran teşkilatı kurdu, o teşkilat ile devleti kurmaya başladı, ciddi işler yaptı, birçok aşamayı geçti, son hamlenin eşiğine geldi. İşte hikayesini anlatacağımız teşkilat bu… İsmi ne mi? İsmi yok, isim koymadılar, iş yapmayana isim vermek adetten değildir ya… İlk işi, Türkiye’de ciddi ve büyük (en azından büyüme istidadına sahip) bir devlet kurmak… Devlet kurma işi bittiğinde, ismini de alacak… TÜRKİYE’DE DEVLET KURAN TEŞKİLAT yazısına devam et