Etiket arşivi: dış politika

TÜRKİYE’NİN DIŞ POLİTİKASI ŞİMDİ ÇÖKTÜ

TÜRKİYE’NİN DIŞ POLİTİKASI ŞİMDİ ÇÖKTÜ

Başbakan İran’da… Gayet samimi görüşmeler yapıyor. Görüştüğü İranlı yetkililerin de yüzlerinde gülücükler var. Siyaset nasıl bir şey böyle, bir türlü anlamıyorum.

Başbakan İran’da yetkililerle çevresine gülücükler dağıtırken, arka planda İranlı başka yetkililer Erdoğan’a hakaretler ediyor. Hameney denen katil başının yetkililerinden birisi şu açıklamayı yapmış; “Erdoğan, Suriye krizinde daha çok, Siyonist rejimin komplolarının hizmetinde bir kukla gibi hareket etti” Nasıl? Ülkesini ziyaret eden, iyi ilişkiler geliştirmek isteyen bir komşu ülkenin Müslüman başbakanına bunu söylüyor it. Suriye’de Müslümanlara yardım eden Türkiye’den (tabii ki hükümetten) başka dünyada kimse yok, adam çıkmış “Siyonist rejimin kuklası” diyor. Suriye’de yüzbinlerce insan öldüren katiller sürüsünün başı, Erdoğan’ı İsrail kuklası olarak tarif ediyor. Müslüman kanı içe içe vampirleşen domuzlar sürüsü, Erdoğan’a en ağır hakareti ediyor hem de ziyaret öncesi yani ev sahibi olarak… Bu kadar iğrençlik, bu kadar alçaklık, bu kadar hainlik, bu kadar ahlaksızlık kafirde bile nadiren meydana gelir.
TÜRKİYE’NİN DIŞ POLİTİKASI ŞİMDİ ÇÖKTÜ yazısına devam et

“TÜRKİYE BİR VİCDAN GÜCÜ OLDU”

“TÜRKİYE BİR VİCDAN GÜCÜ OLDU”
Hakan Albayrak, Star gazetesinin 16.11.2012 tarihli nüshasında Dışişleri bakanı Ahmet Davutoğlu’nun Afrika gezisine eşlik etmiş ve oradan haber geçmiş. “Türkiye Afrika’da Bayrak Gösteriyor” başlığı ile verilen haberde önemli hadiseler ve tespitler var.
Albayrak, Ahmet Davutoğlu’nun bir değerlendirmesini naklediyor. Davutoğlu’nun değerlendirmelerinde orijinal çok şey var ama en fazla dikkat çeken (bizim için böyle) ifadesi, yazımızın başlığındaki cümle oldu; “Türkiye bir vicdan gücü oldu”.
Bu ifadenin hususiyeti çok boyutlu olması ve her boyutunun da kıymet taşımasıdır. Öncelikle son birkaç asırdır dünyanın en fazla ihtiyaç duyduğu, ihtiyaç derecesinin aksine kıt bulunan kıymet, “vicdan”dır. Vicdan ihtiyacı ve vicdan kıtlığı her alanda sözkonusudur, iktisadi hayatta böyledir, siyasi alanda böyledir, diplomatik alanda böyledir, askeri alanda böyledir. Öyle ki askeri alan en fazla vicdana ihtiyaç duyduğumuz yerdir ama en az orada rastlamaktayız.
“Vicdan Gücü” ne demek? Farklı alanlarda ne anlama geliyor? Tatbikatı nasıl gerçekleşiyor? Bu soruların cevabı, hem insanlığın içinde bulunduğu ruhi ve akli buhranın çaresini işaretler hem de hayatın her alanında nasıl davranılacağına dair ciddi ipuçları, kurallar, çerçeveler oluşturur. “TÜRKİYE BİR VİCDAN GÜCÜ OLDU” yazısına devam et

“TÜRKİYE SOMALİ’DE DEVLET KURACAK”

“TÜRKİYE SOMALİ’DE DEVLET KURACAK”
Yazının başlığı, Sabah gazetesinin internet sitesinde 02.11.2012 tarihine yayınlanan bir haberin başlığı… Haber özetle şöyle;
“Türkiye’nin Mogadişu Büyükelçisi Cemalettin Kani Torun, “Somali’de yeni bir devlet yapısı oluşturmak için Türkiye’den uzmanlar getirip, burayı işleyen bir devlet mekanizmasına kavuşturmak istiyoruz” dedi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın 19 Ağustos 2011’deki ziyaretinin Somali için bir dönüm noktası olduğunu belirten Torun, şunları kaydetti: “Türkiye Cumhuriyeti olarak son bir yılda yardım faaliyetlerine ilaveten kalkınma faaliyetlerine başladık. Yol, okul, hastane inşası yanında, devletin yeniden inşası gibi bir faaliyetimiz var. Çünkü, burada işleyen bir devlet mekanizması yok. İnşallah bu konuda da elimizden geleni yapacağız. Somali’de yeni bir devlet yapısı oluşturmak için Türkiye’den uzmanlar getirip burayı işleyen bir devlet mekanizmasına kavuşturmak istiyoruz.”

Bizim için bu haberin önemi, benzer başlıkla sitemizde yayınlanan bir yazıdaki fikrin gerçekleşiyor olmasıdır. Yazı Haki Beye ait… Yayınlanma tarihi, 16.09.2011… Hani Somali’de kıtlık olmuştu ve Türkiye yardım seferberliği gerçekleştirmişti, o hadisenin akabinde yazılan bir yazı… Yazının başlığı, “Türkiye’nin Afrika’daki üssü Somali”… “TÜRKİYE SOMALİ’DE DEVLET KURACAK” yazısına devam et

TEŞKİLATIN İSRAİL (MAVİ MARMARA) OPERASYONU

TEŞKİLATIN İSRAİL (MAVİ MARMARA) OPERASYONU
Mavi Marmara olayı ve ona bağlı gelişmeler, “Teşkilatın” en başarılı operasyonlarından biridir. Elde edilen neticeler ve kazançlar, planlanan hedeflerin en azından on katı büyüklükte. Tabii hemen eklemek gerekir, operasyondaki başarı teşkilata ait, başarının büyüklüğü ise İsrail’in ahmaklığına ait.
Konuyu baştan alalım. Teşkilat, dış politikada, İsrail ile ilişkileri gerecek, çözecek, zayıflatacak ve nihayet koparacak gerekçeler arıyordu. Dünya siyaseti, İsrail ile münasebetlerinizi keyfinize göre düzenleyebilmenize müsaade etmez. “Ben seninle ilişkilerimi kesiyorum” diyemezsiniz, bunu yapabilmek için ülkede “ihtilal hükümeti” olması gerekir. Türkiye’deki İsrail ve Yahudi lobisi hatırlanırsa, sadece dünya siyaset dengeleri değil, iç dengeler de buna müsaade edecek gibi değildi.
İsrail ile ilişkileri koparacak veya asgariye indirecek ciddi bir sebep arayışı yaklaşık beş yıldır var. Gazze ile ilgili Başbakanın ciddi çıkışları oldu ama o mesele arzulanan gerekçeyi oluşturmadı. Oluşturmadı çünkü Gazze konusunda ana “unsur” eksikti, ana unsur, İsrail’in, Türkiye veya Türk vatandaşlarına doğrudan zarar vermesiydi. Türkiye’de Gazze merkezinde geliştirilen “hassasiyet” hiçbir zaman istenen seviyeye ulaşamadı. İslamcı guruplardaki hassasiyet seviyesi ve keskinliği değil anlatmaya çalıştığımız, halkın ciddi bir kesimini kapsayacak ve Gazze’yi “milli mesele” yapacak yaygınlıkta ve derinlikte bir hassasiyet geliştirilemedi. Türkiye’deki Yahudi ve İsrail lobisi o kadar güçlü ki, hala, İsrail’in Mavi Marmara olayında milletlerarası hukuka göre haksız olduğu anlaşılmasına rağmen, “orada ne işleri vardı?” cinsinden yayın ve propaganda yapabiliyorlar. Teşkilat, Gazze’yi milli mesele yapamadı, İsrail’e karşı da istenen gerekçeyi üretemedi. Birkaç yıl böyle geçti ve sabırlar tükenmeye başladı. İşte tam bu sıralara, İHH’nın Mavi Marmara projesi (geniş bir proje tabii ki) ortaya çıktı. TEŞKİLATIN İSRAİL (MAVİ MARMARA) OPERASYONU yazısına devam et

TÜRKİYE’NİN DIŞ POLİTİKASI DOĞRUDUR

TÜRKİYE’NİN DIŞ POLİTİKASI DOĞRUDUR
Birinci cihan harbine kadar dünyada sömürgeleştirilememiş tek coğrafya parçası, Osmanlı ülkesiydi. Birinci harpten sonra, Osmanlı coğrafyası da sömürgeleştirildi. Birinci cihan harbinden sonra Anadolu’da başlayan “kurtuluş savaşları” süreci, İslam coğrafyasının tamamında, ikinci cihan harbinden sonrasına kadar devam etti. Bu süreç “birinci kurtuluş savaşları” dalgasıydı ve Müslüman halkların savaşmasına rağmen, savaş sonrası kurulan siyasi rejim ve iktidarlar, batılı, Batılılaşmış, batının yerli ajanları tarafından kuruldu. Kurtuluş savaşında kendilerine karşı savaşılan ve her ülke de ortalama yüzbinlere ulaşan şehit sayısına rağmen, barış anlaşmalarının yapıldığı günün ertesinde, sömürge yönetimlerinin aynısı ve daha şiddetlisi, yerli(!) iktidarlar tarafından kuruldu. Buraya kadarı herkesin bildiği bir yirminci asır hikayesi.
Bağımsızlığını kazanan Müslüman ülkelerin siyasi coğrafyaları öyle bir çizildi, siyasi rejim ve iktidarlar öyle bir kuruldu ki, ya sınır ihtilaflarıyla birbirine düşman edildi veya her ülkede “azınlık” guruplara iktidarlar teslim edildi ya da monarşiler ve askeri diktatörlükler kurularak ülkeler ve halklar zapt altına alındı. Küçücük kıvılcımlar bile diktatörlere kabuslar gördürdü ve devasa güçlerle üzerlerine yürüdüler. Suriye’nin önceki Yezid’i olan Hafız Esad’ın Hama katliamının veya Irak’ın önceki Yezid’i olan Saddam’ın Kuzey Irak’taki kimyasal silahla yaptığı katliamının hatırlanması kastımızın anlaşılması için kafidir. Buraya kadar bahsini ettiğimiz hadiseler de herkes tarafından biliniyor. TÜRKİYE’NİN DIŞ POLİTİKASI DOĞRUDUR yazısına devam et

GÜNLÜK (07 MART 2009)

Amerikan faktörünü bertaraf ederek Orta Asya'da yeni bir güç mücadelesi başlatan Rusya bölge ülkeleri üzerinde giderek daha etkili olmaya başladı. Bir süre önce Rusya'yla vardığı kredi anlaşmasının da etkisiyle topraklarındaki Amerikan askeri hava üssünü kapatma kararı alan Kırgızistan bu kez de Afganistan operasyonunda yer alan ve aralarında Türkiye'nin de bulunduğu 11 ülke ile imzaladığı anlaşmaları iptal kararı aldı. Buna göre Türkiye, Hollanda, Kanada, Yeni Zelanda, Danimarka, İspanya, Fransa, Avusturya, Güney Kore, İtalya ve Norveç ile yapılmış olan anlaşmaların iptaline yönelik tasarı, 80 oyla kabul edildi. (Yeni Şafak-07 mart 2009) 

Türkiye’nin tabi müttefiki olan (olması gereken) Kırgızistan veya diğer Türk Cumhuriyetleri ile münasebetlerini ABD veya AB üzerinden gerçekleştirmesi ve onların menfaatlerinden dolayı bu ülkelerle münasebetlerinin zedelenmesi TAM BİR DIŞ POLİTİKA FACİASIDIR.

 

*

Zaman Gazetesi'nin haberine göre, Balbay ve Aydın dün hakim karşısına çıktı. Mahkeme, şüphelileri 'cebir ve şiddet kullanarak TC hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüsten' tutukladı. Balbay Metris'e, Aydın ise kadın tutukevine nakledildi. Balbay, 10 saatlik sorgusunda 95 sayfa ifade verdi. Yeniden gözaltı süreci şöyle yaşandı: Balbay'ın el konulan bilgisayarında daha önce silinen bazı belgelerin olduğu belirlendi. Uzmanlar silinen dosya, belge ve yazışmaları kurtarmayı başardı. Bu evraklar savcılığa gönderildi. Belgelerde, darbe içerikli konuşmaların ve Ergenekon'dan tutuklanan bazı kişilerle yapılan konuşmaların bulunduğu iddia edildi. Sorguda, belgelerin kendi bilgisayarından çıktığının söylenmesi üzerine Balbay'ın şaşırdığı ve "Bu dosyaları silmiştim." dediği iddia edildi. (Yeni Şafak-07 mart 2009)

Bu haber doğruysa çok komik… Bilgisayar teknolojisini dahi bilmeyen, dosyayı sildiğinde bile bilgisayarın muhafaza ettiğini ve uzmanların onu bulup çıkardıklarını öğrenmeyen teknoloji özürlü insanların ülkede darbe yapmak veya hükumeti alaşağı etmek için organize olmaları çok komik… Hayatın geldiği (ulaştığı) seviyenin çok gerisinde olanların fevkalade işler yapacağını zannetmeleri (aslında vehmetmeleri) çok çok komik… Fakat bunlar isim olarak kendilerine “ilerici” adını taktıkları için kendilerini cemiyetin en ilerisinde vehmetmekten kurtulamazlar. İlericilikleri ise hiçbir altyapıya ve gerçekliğe dayanmaz ama olsun, onlar en ilericidirler. Komik, çok komik… “Ben bu dosyaları silmiştim” demiş hayretle.

            Bu haberin teyit edilmesini dört gözle bekliyorum. Lakin tekzip edilse bile bunların ilericilikleri aslında tam da bu olaydaki gibidir. Gariplerim hala kendilerini ilerici zannediyorlar. “Aman annelerine gerici olduklarını söylemeyin, anneleri onları ilerici biliyor”. Hayat hiçbir ihmali affetmiyor, biraz geç kaldıysanız veya biraz yavaşladıysanız, nefs emniyetini biraz abartıp tembellik yaptıysanız vay halinize…

 

*

 

CEZAYİR (A.A)
Cezayir'in başkenti Cezayir'in doğusunda bir kışlaya düzenlenen saldırıda en az 2 kişi hayatını kaybetti. Görgü tanıkları, Tizi Uzu yakınlarındaki Tadmait'te düzenlenen saldırıyla ilgili ayrıntılı bilgi veremezken, en az 2 kişinin öldüğünü, 5 kişinin aralandığını aktardı. Resmi kaynaklar ise konuyla ilgili henüz açıklamada bulunmadı. (Yeni Şafak-07 mart 2009)

Cezayir’deki direnişin ve mücadelenin bittiğini zannediyorduk değil mi? Bitmez… Çünkü “ikinci kurtuluş savaşları çağı” başladı. Her coğrafya parçasında biraz hızlı veya biraz yavaş fakat mutlaka devam eder. Her İslam ülkesinde biraz durabilir, dinlenebilir fakat tekrar harekete geçer. Bu hususta anlaşılmayan konu, örgütlerin çökertildiğinde (bu mümkün olduğunda bile) problemin halledilmiş olduğu zannıdır. Oysa mesele, ikinci dalganın geldiğidir ve dalga boyu her gün artmaktadır.

            İkinci kurtuluş savaşları çağı, müstakil eser olarak incelenmiştir ve sitemizin e-kitap bölümünde tam metni bulunmaktadır.

            İkinci kurtuluş savaşları çağı, İslam’ın kendi coğrafyasına müstakilen sahip olacağı güne kadar hızla devam edecektir.

 

*

 

            Çevik Bir isimli 28 şubat faillerinden birinin, 28 şubat sürecinde RP sine karşı cepheyi genişletmek için uydurduğu gerekçeler arasında “müdahale yapılmadığı taktirde, gerici bir partinin 2000'de yüzde 34, 2005'te de yüzde 67 oyla iktidara geleceği” provokasyonu da vardı. Takip edenler hatırlayacaktır, geçenlerde TARAF GAZETESİNDE belgeleri yayınlanmıştı.

            Ülkedeki siyasi duruma bakıldığında bu öngörülerin yaklaşık olarak tuttuğu görülmektedir. Mevcut neticelere bakarak bu adamların ileri görüşlü olduğuna mı hükmedeceğiz? Hayır… Bu adamların ileri görüşlü olmaları mümkün değil… Pekala öyleyse adamların öngörüleri ile bugünkü neticelerin yaklaşık birbirine uygun olması karşısında ne diyeceğiz? Burada çok önemli bir nokta var, bu nokta üzerinde birkaç satırlık duralım.

            Adamın öngörüsü, “müdahale etmezsek yüzde 34 oy alırlar” şeklinde. Bilindiği gibi 28 şubat sürecinde bu müdahale gerçekleşti. Müdahale edildiğine göre “gerici partinin” iktidara gelmemesi gerekiyordu. Ama geldi. İşte öngörünün çöktüğü nokta… Aslında ise müdahale edildiği için “gerici parti” iktidara geldi. Hala devam eden bu tür ahmakça görüşler, anlaşılıyor ki, çok sathi bir tahlil gücüne sahip. Müdahale edildiği için “gerici parti” iktidara geldiğine göre, Çevik Bir namlı kişiye “gerici parti”nin teşekkür etmesi gerekir mi? Hayır, zira onlar bu neticenin gerçekleşmesi için değil gerçekleşmemesi için müdahale etmişlerdi.

            Bunlardan korkan insanlar, hakikaten korkaktırlar. Bunlar korkulacak adamlar değil…

 

*

 

Ünlü borsa sihirbazı George Soros'la birlikte Quantum fonunu kuran Jim Rogers, yatırımcılara emtia borsalarına yatırım yapmalarını öneriyor. Gelecek on yılın en çok getiri sağlayacak olan sektörün tarım olacağına işaret eden Rogers yatırımcılara bu alanda yatırım yapmalarına tavsiyelerde bulunuyor. Rogers, Bussines Week dergisinin Amerikan edisyonunda yer alan haberde "Yıllarca tahvillere yatırım yapanlar kazandı, ancak devir değişti, artık borsa simsarları taksici olacak. Aklını kullanan da traktör kullanmayı öğrenip çitçiliğe başlasın. Çünkü bundan sonra tarım sektörü yükselen değer olacak. Artık sıra çiftçilerin Lambhorgini kullanmasına geldi" şeklinde konuştu. (Yeni Şafak 07 mart 2009)

 

            İşte beklediğim haber… ABD deki iktisadi kriz ile ilgili beklediğim haber… Eğer SOROS’un bu teşhisi bu gün için tam doğru kabul edilirse, başka bir ifadeyle ABD ekonomisi bu noktaya gelmişse, kriz, çöküş mecrasına dökülmüş demektir.

            Bu haberde önemli olan nokta nedir? Tarımın en önemli sektör haline gelmesi, hayatın tabi/zaruri sınırlarına kadar gerilediği veya gerileme trendine girdiğini gösterir. Malum olduğu üzere insanların zaruri ihtiyaçları, gıda, giyinme ve barınmadır. Tarım sektörünün, iktisadi sektörler arasında birinci sıraya geldiği an, çöküş neticelenmiş demektir. Ve bu çöküş, iktisadi çöküş olarak görünse de ondan çok daha fazla ve derin bir şeydir.

            ABD’de iktisadi krizin nereye doğru gittiğini tartışanların fikri güzergahlarını bu istikamete doğru çevirme zamanı çoktan gelmişti de illa ki batıdan birinin bunu söylemesi gerekiyordu. Bizimkilerin başka şekilde anlamaları nedense kabil olamıyor?

            Ve SOROS bir noktada fena halde yanılıyor. Tarım, birinci sektör haline geldiğinde çiftçiler asla Lambhorjini’ye binemez. Zira hayat o kadar gerilemiş olur ki, Lambhorjini üretilemez bile… Olsa olsa çiftçiler traktör ve üçüncü sınıf bir otomobile binebilir.

 

*

   

AB, büyük bir kaosla karşı karşıya

Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, AB'nin krizden dolayı, benzeri görülmemiş bir durumla karşı karşıya olduğunu ve kredi akışını yeniden kurabilmek için farklı düzeylerde çalışma sürdürmesi gerektiğini söyledi. Barroso, AB ekonomisinin bu yıl yüzde 2 oranında daralmasının beklendiğini belirtti. Barroso, Komisyon'un odaklandığı başlıca sorunun ekonomik toparlanma olduğunu, dolayısıyla ekonomiyi desteklemek harcamaları hızlandıracaklarını bildirdi. (07 mart 2009)

Hala anlamadılar. Bu bir iktisadi kriz değil. İktisadi krizde yapılması gerekenleri yapmaya çalışıyorlar ve krizden kurtulmak yerine krizi derinleştiriyorlar. Bu kriz medeniyet ve hayat anlayışı krizidir ve çöküştür. Daha önceki iktisadi krizlerdeki tecrübeleriyle yol almaya çalışmaları, çöküşü hızlandırmaktan ve derinleştirmekten başka bir etkiye sahip olamıyor. Akıl tutulması diyeceğim ama o daha farklı bir hadise… Batı, böyle bir hadise (çöküş) yaşayacağına hiç ama hiç ihtimal vermediği için anlamakta zorlanıyor. Çünkü onların “hayat anlayışları ve medeniyetleri tekdir ve mutlak doğrudur”. İşte bu vehim, batıyı çöküşe daha hızla yaklaştırıyor.