Taksim’e Medhiye Yazan Dücane Cündioğlu’nun Yanılgısı

Taksim’e Medhiye Yazan Dücane Cündioğlu’nun Yanılgısı

Dinimizin yolunda yürümeye adım attıran, tefekkür dünyamızdaki cevherleri görmemize meşale tutan, yakın tarihimizdeki zulüm ve aydınlıkların bilinmesine vesile olan kitaplarıyla medhedilmeyi hak etmiş erbab-ı fikir divanında yer alan Dücane Cündioğlu tarihe bir yanılgı olarak düşecek olan o talihsiz sözleri keşke etmesiydi. Dili bağlansaydı, dili boğazına aksaydı da Taksim çapulcuları hakkında mehdiye düzmeseydi. Hasta olsaydı da Taksim eşkıyaları üstüne o talihsiz cümleleri yazmasaydı ve kitaplarıyla bildiğimiz fikrî şahsiyetine zül getirmesiydi. Keşke yanılmamış olsaydı. Yanılgısı avâmın yanılgısı gibi tez geçecek değil, ateşten daha beter yakıcı, Müslümanlar nezdinde incitici zehirli bir yanılgı. Havasın ötesinde bir tefekkür adamının yanılgısı bu.
Gayem asla mağlûp etmek değil. Taksim’e düzdüğü mehdiye acı vericidir. Hiçbir fikir ve dostluk mahkemesi bu medhiyeyi temyiz edemez. Cinnet geçiren fikirsiz ve hiçbir ahlâkî ölçülere bağlı olmayan eyyamcı-lüpçü-lümpen ve bir kadar da düşman karargâhların dümen suyunda şuursuzca Moğollaşanlara yazılan medhiye yüreğimizi burktu.
“Niçin söylemekten çekineyim ki direnişin ihtişamı da zaten içtenliğinde, doğallığında ve sadeliğinde. Sivil oluşu, haklılığının en büyük alâmeti. İlk başlarda şiddetle arasına mesafe koymaktaki başarısızlığı, aleyhine değil, lehine yorumlanmalı. Çünkü bu, Taksim’deki halk iradesinin bir stratejiyle değil, bilakis toplumsal vicdanın yönlendirmesiyle belirlendiğini gösterir. Taksim direnişi İstanbul’un tarihinde İstanbul’un yüzüsuyu hürmetine gerçekleşen ilk direniş” demiş. Okumaya devam et “Taksim’e Medhiye Yazan Dücane Cündioğlu’nun Yanılgısı”

ŞEYTAN-NEFS-AKIL

İnsanın iç dünyasında cereyan eden ve dış dünyaya davranış olarak akseden birçok faaliyet, bu üçgende meydana gelir. Şeytan, hariçten müdahale eden mel’un, nefis, insanın benlik merkezi ve akıl ise idrak melekesidir.
Akıl, şeytanın müdahalesine karşı mutlaka mukavemet etmeli, nefsin taleplerine ise gayrimeşru olması halinde mukavemet etmelidir. Şeytanın tahriklerine karşı bila-istisna mukavemet etmesi, nefsin talepleri için sözkonusu olamaz. Zira nefis, hayatın devamı için lazım olan “zaruri ihtiyaçlar” listesinin de muharrik kuvvetidir. Mesela yemek yemeyi arzulayan nefistir. Şeytan ile nefis arasındaki farklılık, akıl için fevkalade çetin bir meseledir. Konumuz da tam olarak budur.
Şeytan ile nefis arasındaki farklılıkları tespit etmek, meselenin çözümüne yönelik ilk adımdır. Okumaya devam et “ŞEYTAN-NEFS-AKIL”

YUH DÜCANE CÜNDİOĞLU

Dücane Cündioğlu’nun 5 Şubat 2010 tarihli taraf gazetesinin 20 sorusuna verdiği cevapları bir vesileyle öğrendim. “Ah keşke öğrenmeseydim” diyeceğim fakat mesuliyet hissim sahadan kaçmaya müsaade etmiyor. Konu o zaman tartışılmış fakat ben atlamışım. Nasıl bir dönemime denk geldi hatırlamıyorum ama muhtemelen yoğun bir dönemime rastlamıştır.
Cevapları problemli olan iki adet soru var. 9 ve 20. sorular… Tartışmalar da galiba 9. Soru ile alakalı olarak yaşanmış. Lakin 20. soru 9. sorudan daha az vahim değil…
Bir de, muharririmizin, bu bahis etrafında oluşan tartışmaya cevap olarak yazdığı ve Yeni Şafak gazetesinde 27 Şubat 2010 tarihinde yayınlanan yazısı var. Savunma (veya ithamlara cevap) yazısı diyebileceğimiz bu yazı ise tam olarak “mazereti kabahatinden büyük” vecizesinin pratik misalini veriyor. Okumaya devam et “YUH DÜCANE CÜNDİOĞLU”

Ah Şu Dücane Cündioğlu

Dücane Cündioğlu’nun 15 Ağustos 2010 Pazar günkü yazısını okuyunca, insanın nevri dönüyor. Yazı müellifsiz okunsa tam bir şarkiyatçı dili ve üslubu görülecektir. Fakat müellifin Dücane Cündioğlu olduğunu gören okuyucunun, ruh hali geriliyor ve patlamamak için hususi bir gayret sarf etmek mecburiyetinde kalıyor.
Epistemoloji ile ontoloji arasındaki irtibatın anlaşılmaması, bunların her birinin diğerinden müstakil olduğu zannını meydana getiriyor. Epistemolojinin üzerine basan akıl, ontolojiyi bu merkezde inşa eder. Bu durumda, epistemoloji merkezli bir ontoloji meydana gelir ki, tüm ontolojiler aslında epistemoloji ile maluldür. Epistemolojiden bağımsız bir ontoloji kurma imkanı, insan aklı esas alındığında (akıl merkezli tefekkür faaliyetinde) yoktur. Epistemolojiden bağımsız ontoloji kurma imkanı, sadece ve sadece insanın idrak kaynakları dışında kendisine sunulan bir bilginin olması ile kabildir. İnsan dahlinin olmadığı bir ontoloji teklifi, epistemolojiden bağımsız olabilir. Bu noktada bile teklif edilen “müstakil ontoloji”yi insanlar, anlama faaliyetine konu edindiklerinde epistemolojinin etkisi az-çok görülür. Okumaya devam et “Ah Şu Dücane Cündioğlu”

DÜCANE CÜNDİOĞLU FENOMENİ

Fikir adamının, fikri olur. Fikir adamı ise hakikaten, kapsayıcı fikri olur. Parça fikirler, geveze entelektüellerin psikolojik tatmin malzemeleridir. Parça fikir ile kapsayıcı fikri birbirinden ayıramayanlar, entelektüel geveze bile değildir. Parça fikirlere takılıp kalanlar ve üst fikre (sistem fikrine) sıçrayamayanlar, genellikle “parça fikre” kapsayıcı fikir muamelesi yapar. Parça fikre “bütün fikir” muamelesi yapanlar, fikir çilesinden mahrum olmalılar.
Parça fikirlerde patinaj yapanlar, farklılıklarını izhar etmek gayretine düşüyorlar. Farklılıklarını izhar etmek için gizemli olma çabasına giriyorlar. Gizemli olmak, ne dediğinin anlaşılmasını zorlaştırmakla kabildir. Beyanının anlaşılmasını zorlaştırmak ise fikrin derinlik boyutu ile ilgili değildir. Yaptıkları sadece beyanlarını giriftleştirmekten ibarettir. Fikrin derinlik boyutunda mesafe almış olanlar anlaşılmayabilirler ama anlaşılmamak için çaba sarfetmezler. Anlaşılmıyorlarsa bunun sebebi, fikirlerinin derinliğidir. Fikri derinliğe sahip olmak ile anlaşılmamak için derinlik gösterisi yapanlar, çareyi üslubun giriftliğinde arıyorlar. Okumaya devam et “DÜCANE CÜNDİOĞLU FENOMENİ”