“Maveraünnehir’den Anadolu’ya Ehl-i Beyt Aşkı”

“Maveraünnehir’den Anadolu’ya Ehl-i Beyt Aşkı”

Hicrî yılbaşı Efendimiz Aleyhisselâtüvesselâm’ın risaletinde Müslümanların Mekke’den Medine’ye hicretinin başladığı takvimdir. Hicrî takvime göre yılbaşı 1 Muharrem’dir. 1437. senesine girdiğimiz Hicri Yılbaşı Muharrem’ Ay’ının başlangıcı olduğunu her Müslüman bilir.

Müslümanların nezdinde ulvî bir değere sahip olan Muharrem Ayı’nda Müslümanların ortak hüznü olan Kerbelâ hâdisesinin yaşandığı aşure günü idrak edilir.

Zulme ve haksızlığa uğrayan Hz. Ali (r.a) ve Hz. Fatıma anamızın evlâdı Hz. Hüseyin, Hz. Hasan ve maiyetinin yaşadıkları acıyı Müslümanca yâd ettiğimiz her Muharrem Ayı’nda yüreğimiz ulvî duygu ve temennilerle dolu ümmet birliğine dâvet için çırpınıyor yine.
Okumaya devam et ““Maveraünnehir’den Anadolu’ya Ehl-i Beyt Aşkı””

NİKABET TEŞKİLATININ MEVKİİ

NİKABET TEŞKİLATININ MEVKİİ

(NOT: Bu yazı, “Büyük Doğu Devleti-2-Nakibü’l Eşraf Teşkilatı” isimli eserimizden nakledilmiştir)

Nikabet Teşkilatı devlet cihazının içine girmez fakat onu, üç yüz altmış derecede mevcut olan tüm zaviyelerden tarassut altında tutar. Devlet ve cemiyetin tüm teşkilatlarındaki günlük işler ve ihtilaflara güneş kadar uzaktır lakin devlet cihazının her vahidi ve cemiyet kadrosunun her ferdi, yaşayabilmek için güneş ışığına ne kadar muhtaçsa o kadar yakındır. Gölgeye kaçmayanlar için her insana aynı miktar ve seviyede ulaşır.
Nakibü’l Eşraf, devlet teşrifat (protokol) listesinde yoktur, zira o, teşrifatın üzerindedir. Teşrifat listesine alındığında, hangi sıraya konulursa konulsun, asaletine denk düşmez, o, teşrifat ve devlet üstüdür.
Nakibü’l Eşrafın makamı, devlet teşkilat yekunundan müstakildir, hiçbir siyasi teamül ile kayıtlı değildir.
Okumaya devam et “NİKABET TEŞKİLATININ MEVKİİ”

NAKİBU’L EŞRAF-HARİCİYE NAİPLİĞİ-

NAKİBÜ’L EŞRAF-HARİCİYE NAİPLİĞİ

Nikabet Teşkilatı, İslam Ülkelerinin tamamında teşkilatlanabilir, Nakibü’l Eşrafın bu istikametteki iradesi hiçbir murakabeye tabi değildir. Teşkilatın, İslam ülkelerindeki hükümetlerin tavır ve davranışlarıyla alakalı olmak üzere, istediği büyüklükte ve çeşitlilikte şube açması mümkündür.

Nikabet Teşkilatının yurtdışı teşkilatlanmaları, en az iki niyabet üzerine bina edilir; hariciye niyabeti ve meşayıh niyabeti… Tüm hariciye teşkilatı, hariciye niyabeti tarafından idare edilir.

İttihad-ı İslam’ın siyasi veçhesinden Başyüce mesuldür, Başyüce’nin hariciyedeki vazife listesinin birinci sırasında İttihad-ı İslam vardır. Ümmetin vahdeti ise Nakibü’l Eşrafın mesuliyet listesindedir.
Okumaya devam et “NAKİBU’L EŞRAF-HARİCİYE NAİPLİĞİ-“

NAKİBU’L EŞRAF MENSUPLARININ İSTİHDAMI

NAKİBÜ’L EŞRAF MENSUPLARININ İSTİHDAMI

Seyyid ve Şerif şubelerinden mürekkep “asil neslin” mensupları, resmi ve icbari surette olmamak üzere, devlet teşkilat şemasının hiçbir hücresinde vazifelendirilmemelidir. İhtiramın ikamesi ve ilelebet muhafazası için, ihtilaf kuyusunun kapısı asil nesle kapatılmalıdır.

Devlet, halk nezdinde kıymetli olsa da, iktidarla haşır neşir olmaktan kaynaklanan bir yozlaşma havzasıdır. Her ne yaparsanız yapın devlet cihazı zaman içinde çürür ve çürütür. Sıhhatli ve berrak kalması arzu edilen, böyle kalması şart olan müesseseleri, devletin dışında tutmakta azami fayda var. Devletin dışında tutulan ruh ve akıl sıhhati sabit mihrakları, zinde kuvvetler olarak devletin üzerinde bir tarassut mevkiine yerleştirmek ayrıca bir zaruret. Günlük hayhuya bulaşmayacak, günlük siyaset ihtilaflarına müdahil olmayacak zinde kuvvetler büyük sarsıntıların emniyet koludur.
Okumaya devam et “NAKİBU’L EŞRAF MENSUPLARININ İSTİHDAMI”

NAKİBU’L EŞRAF-MUKADDİME-

NİKABET TEŞKİLATI-NAKİBU’L EŞRAF-MUKADDİME

Nikabet teşkilatı, Abbasilerden başlayarak İslam Devlet Cihazında ve ananesinde hususi ehemmiyete sahiptir. En son ve en mütekamil haliyle Devlet-i Ali Osmanide ihdas ve tanzim edilmiştir.

Malum olduğu üzere nikabet teşkilatı, Seyyid ve Şerifleri hami olan, onların ahval ve efalini takip eden, diğer nüfus unsurlarından tefrik ile sicilini tutan, lüzumu halinde kendi mensuplarının cezai işlerini (muhakemelerini) gören müessesedir.

Bir neslin baştacı edilmesinin yolu, öncelikle onları tanınır hale getirmek, sonra imtiyazlar tanımak, nihayet devlet cihazında altın ile örülmüş bir sütun yapmaktır. Ehl-i Beyt neslinden bahsedildiğinde ise, hassasiyetin irtifa kesbetmesini, hürmetin ise bazı hal ve hareketlerden (davranışlardan) ibaret kalmamasını iktiza eder. Bu cihetle, fikirde ve amelde, mevzuatta ve tatbikatta Ehl-i Beyti doğrudan işaretleyen, mücevherden inşa edilmiş sarayda iskan eden, ülkenin en itibarlı sicilinin “defter-i tayyibe” olduğunun devlet riyasetinden cemiyetin madun kadrosundaki serkeşine kadar ferd ve cemiyet yekununun kalbine ve kafasına kazıyan bir hukuk, ahlak, adap gerekir.
Okumaya devam et “NAKİBU’L EŞRAF-MUKADDİME-“

EHL-İ BEYT AŞKINA “HU” DEDİLER

Ehl-i Beyt Aşkına “Hû” Dediler
Şehr-i Maraş’ta, Hicrî 1435. yılının 10 Muharrem gününde (13 Kasım 2013) “Ehl-i Beyt Aşkına” adıyla yapılan program gönüllere Ehl-i beyt sevgisini, Hz. Peygamberimizin (s.a.v) Ehl-i Beyt’le ilgili Sünnet’ini ve hadislerini nakşetti.
Program, “Genç Fikir-Kültür ve Medeniyet Eğitim Derneği’nin misafirlere ve talebelere aşûre ikramıyla başladı.

Türkiye Yazarlar Birliği Kahramanmaraş Şubesi ile KSÜ Kültür ve Medeniyet Topluluğu’nun ortaklaşa düzenlediği programın açılış konuşmasını Yazarlar Birliği Şube Başkanı öğretim görevlisi İsmail Göktürk yaptı.

Programı sunan Semerkand-Mostar Grubu temsilcilerinden Mehmet Yaşar şiirli hitabetiyle Alvarlı Efe Hazretlerinden başlayarak, insan-ı kâmillerin ve ediplerin yazdıkları Muharremiyelerden ve Kerbela Mersiyeleri’nden seçmeler okudu. Ardından, ziraat mühendisi ve türküdar (ozan) Tolga Tolun’un bağlama ile icra ettiği Ehl-i Beyt Nefesleri ve hüzün türküleri yüreğimizi yaktı geçti.
Okumaya devam et “EHL-İ BEYT AŞKINA “HU” DEDİLER”

İSLAM TARİH ANLAYIŞI-13-SAHABE-İ KİRAM-5-

İSLAM TARİH ANLAYIŞI-13-SAHABE-İ KİRAM-5-
Risalet tarihi ile riyaset tarihi, siyasi tarihimizin hayati meselesidir. Risalet tarihi ile riyaset tarihi arasındaki köprüyü kuran da, Sahabe-i Güzin’dir.
Risalet’ten riyasete geçiş, olmuş bitmiş bir hadiseden bahsettiğimiz için kolay gibi görünüyor. Hadiseye şahit olmadığımız ve meselenin hissi dünyamızdaki tezahürlerini yaşamadığımız için, on dört asır önceki vakıayı anlamakta zorlanıyoruz. Risalet ile riyaset devirleri arasındaki geçiş, insan şuurunu patlatacak, hissi infilaklara sebep olacak, istikametin muhafazasını neredeyse imkansız kılacak çapta bir hadisedir. Bu meseleyi birazcık anlar gibi olabilmek için Fahri Kainat Aleyhisselatü Vesselam Efendimizin irtihal haberi duyulduğu andaki Medine sokaklarının halini okumakta fayda var. Sahabe gibi dünya tarihinin en güzide kadrosunun ne hale geldiğini görmek, görür gibi olmak lazım.
*
Risalet iman mevzuudur. Risalet aynı zamanda riyaseti de ihtiva ettiği için, Risalet tarihinde oluşan idari itiyatlar, riyaseti Risalet ile birlikte düşünmenin zihni altyapısını inşa etmiştir. Geçişin zorluklarından en mühimi budur.
İslam öncesi Arap tarihinde devlet yok, şehir siteleri diye tavsif edilebilecek ve devlet mahiyeti de taşımayan, asabiye üzerine bina edilmiş belli başlı salahiyet tevzinden ibaret bir içtimai ve siyasi bünye mevcuttur. İslam, o derme çatma yapıyı kaldırmış, yerine yepyeni bir devlet ve siyaset muhtevası getirmiş, önceki tüm siyasi tecrübeleri de kesip atmıştır. Vazedilmiş yepyeni bir din ve inşa edilmiş yepyeni bir devlet var fakat bu devletin kurucusu ve tatbikçisi Risalet’tir. Risalet tarihi (Asr-ı Saadet), kendinden başka hiçbir tecrübe ve müktesebatı kabul etmeyen yepyeni bir mana haritası çizmiş ve onun tatbikatını, Risalet ile yapmıştır. Risalet devri (tarihi) ile Riyaset devri (tarihi) arasındaki geçişin ne kadar zor olduğu, sadece noktadan bile anlaşılabilir. Okumaya devam et “İSLAM TARİH ANLAYIŞI-13-SAHABE-İ KİRAM-5-“

HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-30-HZ. ALİ(RA)-8-

Aynı evin içinde, aynı ailenin içinde yaşadıklarından dolayı bir birlerini yakından tanıma imkanı bulmuşlardır. O ailenin, o iklimin tecrübesiyle de mükemmel bir aile, mükemmel bir aile iklimi oluşturmuşlardır.

Mizaçları mütenasip, terbiyeleri de mütenasip, aynı terbiyeyi gördükleri için aynı ahlaki eğitimden geçtikleri için her cihetten birbiriyle mütenasiptirler. Doğrusu imanları da mütenasip, aynı itikadi eğitimden geçtikleri için. O kadar çok hususiyetleri mütenasip halde ki, mizaçları, imanları, ahlakları, edepleri, terbiyeleri…

Toplumumuz içinde kültür haline gelmiş bir husus var. “Hz. Fatıma gibi kadın ararsın da Hz. Ali gibi olmayı düşünmezsin.” Burada erkek egemen toplumunun yapmış savrukluğu var. Demek ki Hz. Fatıma sadece o dönemin insanlarının değil, bütün erkeklerin “kadın tasavvurunu” oluşturuyor. Fakat Hz. Ali olma konusunda yeterince ortaya konmuş bir çaba var mı acaba?

Herkes kendi mizacına mütenasip ahlakını inşa etmeli ve kuşanmalı zaten. Hz. Fatıma ile Hz. Ali’nin ruhi imtizaçları, başka herhangi birinin Hz. Ali olamayacağını, başka herhangi birinin Hz. Fatıma olamayacağını gösterir aslında.

Ama ulaşılması gereken bir emsal, hedef, ideal olarak tahtlarında oturuyorlar değil mi? Okumaya devam et “HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-30-HZ. ALİ(RA)-8-“