Etiket arşivi: Fethullah Hoca camiası

İSLAMCILIK TARTIŞMASININ “HARİCİLERİ”-2-BİLAL SAMBUR,”DÜŞÜNCE AJANI”

İSLAMCILIK TARTIŞMASININ “HARİCİLERİ”-2-BİLAL SAMBUR, “DÜŞÜNCE AJANI”
İslamcılık tartışmasını başlatan Ali Bulaç, Zaman gazetesi yazarı, işin ilginç tarafı, İslamcılık tartışmasının merkezkaç kuvvetlerinin kahir ekseriyeti de Zaman gazetesinden çıktı. Üstelik Zaman gazetesi, İslamcılık tartışmasının merkezkaç kuvvetlerinin hayat alanı oldu. Sanki İslamcılık meselesine ve tartışmasına cepheden tavır alan, bu tartışmayı doğmadan boğmak isteyen, İslamcılık cereyanının da yeniden canlanmasını engellemeye çalışan bir mevzi kazmaya başladı. Gerçekten böyle midir yoksa bunlar bizim yanlış anlamalarımız mıdır bilinmez. Yanlış anlamış olmayı gazetenin genel yayın yönetmeninden daha fazla arzu ederiz. Ümit ederiz ki, Zaman gazetesinin “yorum” sayfalarında yayınlanmasına müsaade ettiği yazılar “hususi” bir seçim neticesi değildir de, tartışmaya katkıda bulunma düşüncesinden kaynaklanıyordur.
Düşünceye yol açmak, tartışmaya katkıda bulunmak, “bir de bu boyutu var” türünden bir açılım sağlamak mıdır yapılanlar? Doğrusu karar vermek zor, ne var ki karar veren biri var; Yusuf Kaplan… Yusuf Kaplan son yazısında, gazete yönetimini Fethullah Hoca’ya şikayet ederken, Bilal Sambur gibilerinin yazılarını, “düşünce sınıfından” saymıyor, tam bir hezeyan kabul ediyor. Bu tavrıyla da doğrusu isabet kaydediyor.
*
Bilal Sambur, 19.08.2012 tarihli yazısında, falso yapmaya hiç vakit kaybetmeden, başlığında başlıyor; “İslam, İslamizmden Ayrılmalı”. Yazının başlığı, muhtevasını tamamen özetliyor, aslında sadece başlığı atsaydı ve başka bir şey yazmasaydı da zaten konu anlaşılmış olacaktı. Fakat anlaşılan o ki, Bilal Sambur’un falso yapma istidadı çok yüksek. Muhtemelen editörün seçimi olan, yazının başlığı altındaki “spot”ta, şu ifadeler dehşet;
“İslam, insanlığın büyük ve köklü dinlerinden biridir. Din olarak İslam, insanlığın dindarlık tecrübesine büyük katkılarda bulunmuştur. Ahlak, değer, kültür ve maneviyat alanlarında İslam, insanlığı zenginleştirmiştir.” İSLAMCILIK TARTIŞMASININ “HARİCİLERİ”-2-BİLAL SAMBUR,”DÜŞÜNCE AJANI” yazısına devam et

FETHULLAH HOCA HAREKETİ -1-

                        HAREKETİN FİKRİ KAYNAKLARI

 

            Fethullah Hoca camiasının geleceğine dair öngörülerde bulunmak için, camianın mensubu olmak veya camia içinde ciddi bir araştırma yapmak veya camia hakkında istihbari bilgilere sahip olmak gereği açıktır. Ne var ki, bu üç ihtimalden hiçbiri de benim şahsımda gerçekleşmiş değildir. Buna rağmen camia hakkında öngörüde bulunmak, yazı tura atmak ciddiyetsizliğinden nasıl kurtarılabilir? Camianın faaliyetlerini kamuoyundan takip eden biri olarak ve özellikle de teorik çerçevede kalarak bazı değerlendirmeler yapmak ve öngörülerde bulunmak çabası, dikkatli bir müşahit için kısmen mümkün olsa gerek. Camiayı bir de dışardan bir gözün değerlendirmesinde ise ayrı bir fayda olacağı açıktır. Tespitlerimizin bu çerçevede kabul edilmesi gerektiğini yazının başında beyan etmeyi uygun gördük.

            Fethullah Hoca camiası ile ilgili değerlendirmelere geçmeden önce, ülkemizde bulunan herhangi bir cemaat, gurup, cereyan vesaire siyasi, içtimai veya harsi yapıların değerlendirilmesinde takip edeceğimiz konuları öncelikle tespit edelim.

 

*Hareketin fikri kaynakları nedir ve nasıl bir fikri altyapı üretmiştir?

*Hareketin kullandığı dilin çapı ve derinliği nedir?

*Hareketin kendi içindeki münasebet tarzı ve birlikte yaşama kültürü nedir?

*Hareketin örgütlenme anlayışı ve mahareti hangi seviyededir.

*Hayatı kavrayışı ve hayata nüfuzunun derinliği nedir?

*Hayatı inşa edebilmenin fikri kaynaklarına ve tatbiki maharetine sahip midir?

*Hitap kitlesi olarak seçtiği hedef nedir?

*Ufku, cemaat veya ülke veya dünya mıdır?

*İnanç ve fedakarlığın derinliği nedir?

*Heyecan kaynaklarına sahip midir ve kesintisiz heyecan üretebilmekte midir?

*Üst kadro, stratejik düşünebilme maharetine sahip midir?

 

            Bu konuların tamamını bir yazıda tetkik etmek kabil değildir. Bu yazıda birinci konuyu ele almak ve diğerlerinin her birini ayrı yazı konusu olarak tetkik etmek istiyoruz.

 

*Hareketin fikri kaynakları nedir ve nasıl bir fikri altyapı üretmiştir?

 

            Camianın sahip olduğu temel kaynak, İslam’dır. İslam’ı nasıl anladığı ve bugünün dünyasında nasıl tatbik etmek istediği bahsi, ayrı bir tartışmayı gerektirebilir ama temel ve birinci kaynak olarak İslam’ı kabul ettiği aşikardır.

            İslam’ı birinci kaynak olarak kabul etmesi, başka kaynakları kullanmadığı manasına gelmez. Camianın sadece Müslümanlara hitap etmediği dikkate alınırsa, İslam’dan başka kaynaklar da kullandığını kabul etmenin önünde engel kalmaz. İslam’ın dışında başka kaynakları da kabul edip etmemesini tartışmaya açmak mümkün olabilir ama kabul ettiğini tartışmak lüzumsuz görünüyor. Hedef kitlesini tüm dünya olarak seçtiği görülen camianın, Müslüman olmayanlara hitap edebilmek için İslam’ın dışındaki kaynakları da kullanarak bir dil oluşturması garipsenmeli midir? İslam’a uygunluğuna dair teorik tartışmaların yapılabileceği bu nokta, pratik gerçeklik merkezinden bakıldığında normal gibi görünüyor. İslam’ın dışındaki kaynakların kullanılması, pratik fayda çerçevesinde ve sınırında kaldığı sürece ne kadar tekzip edilebilir? Bu noktanın günümüz dünyasında Müslümanlar için ciddi bir tartışma konusu olduğunu reddetmek kabil değildir. Fakat tüm Müslümanların başka kaynakları da pratikte kullandığı açıktır. Bu konunun teorik tartışması yapılmadan, herhangi bir “hareketi” değerlendirmek ve tenkit etmek sanırım sıhhatli olmasa gerek.

            İslam’dan başka kaynaklardan faydalanmak, özü itibariyle yanlış değildir. Mesela pozitif bilimleri kullanmanın (faydalanmanın) yanlış olduğundan bahsetmek kabil değildir. Burada yanlış olma ihtimali bulunan yaklaşım, kullanma şeklindedir. İslam’ın temel çerçevesine zarar vermeyecek olan malzeme ve vasıtaların kullanılmasında bir beis olmayacağı malumdur. Tehlikenin meydana gelebileceği nokta, kullanılan kaynakların İslam’ın özüne nüfuz edecek veya genel çerçevesini kıracak şekilde kullanılmasıdır. Bu nokta ciddi bir tartışmayı gerektirir.

            İslam’ın dışındaki teorik kaynakları kullanma ihtiyacı, gayrimüslimlere de hitap etme lüzumundan kaynaklandığı noktada fayda temin edebilmektedir. Gayrimüslimlerin anlayacağı dil ve kaynakların kullanılması pratik faydası yüksek bir tarzdır. Fakat farklı teorik kaynakların kullanılma tarzı, İslam’a yol açıcı mahiyet taşımalıdır. Gayrimüslimleri İslam’a taşımayacaksa farklı kaynakların kullanılması ihtimali, İslam’ın bulandırılması gibi neticeler üretebileceğinden ciddi tehlikeler ihtiva eder. Ne var ki, Müslümanlar gayrimüslimleri Müslüman yapmak mecburiyetinde değildir. Gayrimüslimlere yönelik hiçbir cebri uygulama olmayacağı için onlara İslam’ın yolunun açılmasından başka yapılacak bir şey yoktur. Hakikaten yok mudur? Farklı bir açıdan bakıldığında yapılacak bir şeylerin olduğu vakadır ve yapılmasında azami fayda bulunmaktadır. Gayrimüslimlere hitap etmenin ikinci ihtimali, onları, “barış”, “adalet”, “eşitlik” gibi temelde İslam’ın da şiarları olan fakat insan tabiatına uygun bir anlayış ve hayata doğru yönlendirmektir. Her kim hangi dünya görüşüne sahip olursa olsun, temel insani değerlere sahip olmak durumundadır. Bu lüzum, ideolojik gerekliliklerden önce temel insani gerekliliktir.

            İçinde yaşadığımız dönemde, Müslümanların tüm dünyaya hitap edebilme imkanını üretmelidir. Özellikle, adaletin, barışın, muvazenenin ne olduğunu ve nasıl olması gerektiğini, tüm dünyaya anlatacak ve gösterecek bir fikri hareket ihtiyacı acil hale gelmiştir. Müslümanların kendi meselelerine yoğunlaştığı bu zamanda, tüm dünyaya hitap edebilmenin anlayışına, tarzına, diline, vasıtalarına ve malzemelerine sahip olmadıkları vakadır. Ve bu vaka, zafiyetin tezahürüdür.

            İslam, kendinin tüm dünyaya tebliğ edilmesini mensuplarından talep eder. Fakat İslam, kendi hükümlerinin gayrimüslimlere tatbik edilmesini mensuplarına men eder. Başka bir ifadeyle, İslam gayrimüslimlere tatbik edilmez. Daha açık ifadesiyle İslam hukuku, Müslüman olmayanlara tatbik edilmez. İslam hakimiyetinde yaşayan gayrimüslimler, zekattan, öşürden, hacdan, namazdan vesaire tüm İslami hükümlerden muaftırlar. Bu hususiyet, İslam’ı totaliter yaklaşımlardan ve faşizan tatbikatlardan korumaktadır.

            İslam, gayrimüslimlere tebliğ edilecek fakat tatbik edilmeyecekse, İslam’ın gayrimüslimlere ayrıca bir teklif demetinin bulunması sözkonusudur. Kur’an-ı Kerim’in “Ey insanlar…” hitabıyla başlayan teklifleri bu çerçevede günümüz dünyasına ve insanına sunulabilmelidir.

 

***

 

            Son birkaç asırdır Müslümanlar dünyaya hiçbir şey teklif etmediler. Özellikle de gayrimüslimlere hiçbir teklifte bulunmadılar. Yani insanlık yekununa bir teklifte bulunma ihtiyacı, kendi problemlerine yoğunlaşmış olmalarından dolayı zuhur etmedi. Oysa Müslümanların dünyaya teklifleri vardı.

            Fethullah Hoca camiası, dünyaya ve tüm insanlığa hitap etmek ve bazı tekliflerde bulunmak çabasına girmiş görünüyor. Bu yönüyle camia, İslam’ın dışındaki teorik kaynakları da kullanıyor. Doğrusu camia iki dil kullanıyor. Birisi, Müslümanlara hitap ettiği dil diğeri ise tüm insanlığa hitap ettiği dil… İnsanlığa hitap ettiği dilin teorik kaynakları sadece İslam’dan ibaret değildir.

            Bir camianın iki dil kullanması garip tezahürlere sebep olmaktadır. Çift dil, çifte standart görünümüne sebep olmaktadır. Çift dil, açık ve gizli olmak üzere çift gündem ihtimalini ortaya çıkarmaktadır. Çift dil, teorik dolandırıcılık gibi görünmektedir. Çift dil, istismar görüntüsüne zemin hazırlamaktadır. Ve daha sayamayacağımız kadar tehlikelere işaret ediyor olabilir ve gerçekten de bu ihtimallerden birisi sabit olabilir. Ya da tersinden bakarsak, çifte standart sahibiyseniz çift dil kullanmak mecburiyetindesinizdir. Teorik dolandırıcılık yapacaksanız veya bir değerler manzumesini istismar edecekseniz çift dil kullanmak zorundasınızdır.

Bütün bunlara bakarak Müslümanların çift dil kullanmaktan imtina etmesi mi gerekir? Hayır… Çift dil kullanma lüzumu, tüm insanlığa hitap etme ihtiyacından kaynaklanır. Eğer bir dünya görüşünüz varsa ve bu dünya görüşünüzü insanlara dayatmaktan imtina ediyor fakat aynı zamanda da tüm dünyaya hitap etmek istiyorsanız, çift dil kullanmak mecburiyetindesiniz. Burada önemli olan nokta, çift dili açıktan kullanmaktır. Kendi dünya görüşünüze mensup olanlardan diğer dili, insanlığı hitap ederken kullandığınız dili de kendi dünya görüşünüze mensup insanlardan saklamadan açıkça ve rahatlıkla kullanmak şarttır.

Çift dil kullanmak, teorik kaynakların da çeşitli olmasına sebep olabilir. Bu manada Müslümanların insanlığa hitap ederken kullanacağı teorik kaynakların İslam ile beraber başka kaynaklarda olması mümkündür. İnsanlık yekununa hitap etmenin böyle bir genişliği gerektireceği açıktır.

 

***

 

            Çift dil kullanmak, sınırsız değildir. Müslümanlar için asla sınırsız değildir. Hangi zeminde hangi teorik kaynaklar kullanılırsa kullanılsın, temel gerekçeler İslam’dadır. Tüm insanlığa sunulacak teklifler manzumesinin özü İslam’dadır. Farklı kaynakları kullanmak, İslam’dan bağımsızlaşmak değildir. En büyük tehlike de buradadır. Müslüman insan, ne yaparsa yapsın, İslam’dan bağımsızlaşamaz. İslam’dan bağımsızlaşmaya kadar varacak fikri savrulmalar, maksada muhaliftir. İslam’dan bağımsızlaşmak küfür olduğuna göre, Müslüman insanın fikri faaliyeti bu noktaya kadar asla varmaz.

            Farklı teorik kaynakları kullanmanın tek yolu, çift dil inşa etmektir. Tek dil konuşarak farklı teorik kaynakların kullanılması kabil değildir. Daha doğru bir ifadeyle, Müslümanlara ve gayrimüslimlere hitap etmek için farklı teorik kaynaklardan faydalanarak tek dil kullanmak mümkün değildir. Ne demek istediğimizi bir misal ile açıklamaya çalışalım.

            Bir Müslüman, faizin haram olmadığını veya zinanın büyük günahlardan olmadığını söyleyemez. Fakat gayrimüslimleri faiz alıp vermekten ve zina etmekten men de edemez. Zira faizin haram olması ve zinanın büyük günahlardan olması İslam’ın esaslarındandır ve bu esaslar Müslümanlara teklif edilmiştir. Müslüman olmayanlar bunlarla mükellefe değildir. İşte bu noktada Müslüman olmayanlara İslam’ın yasaklamış olmasının bir manası olmadığından dolayı, faizin iktisadi hayattaki zararlarından ve zinanın içtimai ve ailevi hayattaki zararlarından bahsederken, İslam’ın dışındaki kaynakları kullanmaları mümkün ve belki de lüzumludur. Ne var ki, Müslüman olmayanlara da hitap ederken, faizin normal bir iktisadi faaliyet ve zinanın normal bir kadın-erkek ilişkisi olduğundan bahsedemez. Çift dil kullanmanın sınırı da işte burasıdır.

 

***

 

            Türkiye’de daha önce İslam’ın dışındaki kaynakların kullanılabilmesi tecrübe edilmiş fakat sıhhatli neticeler alınamamıştır. Aslında İslam’ın dışındaki kaynakların kullanılması, Müslüman kesimin fikri zafiyetinden kaynaklanan bir etkilenme olarak ortaya çıkmıştır. Ülkedeki diğer siyasi ve ideolojik hareketlerden etkilenen Müslüman kesim, farklı kaynakları kullanabilme bahsini ciddi şekilde gündemine almış ve tartışmış değildir. Bu günün Türkiye’sinde özgüvenini kazanmış olan Müslümanların, farklı kaynakları kullanabilmesi bahsini müstakilen gündemlerine alıp tartışması gerekiyor.

            Galiba ilk defa farklı kaynakların kullanılması hamlesi, Fethullah Hoca camiası tarafından gerçekleştiriliyor. En azından farklı kaynakların kullanılması teşebbüsü vakidir ve bu konuda bir tecrübe üretiyor.

            Müslümanların, İslam’ın dışındaki teorik kaynakları da kullanabilme maharetine sahip olması gerektiği açıktır. İslam’ın dışında üretilen fikir, ilim, sanat alanlarındaki verimlerin Müslümanlar tarafından toparlanması, düzenlenmesi, işlenmesi ve yeni bir anlayışla kullanılabilir hale getirilmesi, dünyaya vaziyet etmenin şartlarından biridir.

            Fethullah Hoca camiasının bu teşebbüsü, teorik bir tartışmadan sonra meydana gelmiş değildir. Hitap alanının genişlemesinden dolayı zaruri bir ihtiyaç halinde ortaya çıktığı zannı bende galiptir. Ufuk tüm dünya olduğunda mecburen kullanılan teorik kaynaklar ve dil yeniden oluşturulmaktadır. Pratiğin arkası sıra koşar adım gelişen bu durum, sıhhatli olmayabilir. Fakat hayatın pratiği teoriyi beklemez. Bu sebeple pratik kendi mecrasını oluşturmaktadır. Pratiğin oluşturduğu mecradaki akış, genellikle “sel”in akışına benzer. Selden faydalanmak kabil olmadığı gibi zarar görmekten kaçınılmaz olur. Tam bu noktada Fethullah Hoca camiasının bazı teorik tartışmaları başlatmasını elzem kılmaktadır.

            Müslümanlar, Fethullah Hoca camiasının bu teşebbüsünü hoyratça tenkit etmeden önce dikkatle tetkik etmeli ve tartışmasını yapmalıdır. Fethullah Hoca camiası da pratiğin açtığı mecraya fazla bel bağlamamalı ve teorik tartışmaları başlatmalıdır.

 

***

 

            Camianın kurmuş olduğu fikri çerçevenin muhtevası, ağırlıklı olarak muhabbetle (sevgiyle) doldurulmuştur. Muhteva, sevgi ile doldurulunca zuhur eden yapı fevkalade munis olmuştur. İslam’ın aşk ve muhabbete atfettiği kıymet, hayatı bunların üzerine inşa edecek kadar büyüktür. Bu kadar kıymetli olan kaynağın (muhabbetin) öne çıkarılmasında bir sakınca görmek gerekmez.

            Sevgi, varlığın müşterek dilidir. Sadece insanların değil tüm varlığın müşterek dilidir. Hayvanlar ve bitkiler dahi sevgi dilinden anlarlar. Sevgi dili bu kadar hacimli ve ihata edici olduğu için, tüm insanlığa hitap etmenin fikri altyapısı mümkün hale geliyor.

            Fikri çerçevenin muhabbet ile doldurulması yanlış değil. Muhabbet hayatın kaynağı olduğu gibi aynı zamanda üzerine inşa edileceği zemindir. Bu kaynağın ihmal edilmesi, İslam’ı anlamaya manidir. O kadar mühim bir kaynaktır ki, hayatı yalnız başına besleyecek kadar zengindir. Ne var ki, sevgi gibi zarif ve nazik bir kaynaktan meydana gelen hayatın muhafazası için celadet şarttır. Dolayısıyla merhamet ile celadet, sevgi ile tecziye muvazeneye erdirilmelidir. Muvazene, tılsımlı mefhumdur varlığın her çeşidinde ve hayatın her karesinde kendisine şiddetle ihtiyaç vardır. Bu noktada zafiyet olduğu düşüncesi, yakın zamana kadar dillendirilebilmekteydi. Doğrusu hayatı sevgiyle inşa etmeye teşebbüs eden Fethullah Hocanın, yakın zamana kadar celadetin uzağında bulunmaya gayret ettiği vaka idi. Lakin ülkedeki siyasi rejim (Kemalist rejim) mahkeme yoluyla hapse atmak veya illegal yolla suikast düzenlemek teşebbüsüne geçtikten sonra sevgi dilinden anlamayanların bulunduğu ve bunları sevmenin de lüzumsuz olduğu kanaati ruh ve zihin dünyasına hakim olmuş görünüyor. Ülkedeki siyasi rejime ve Ergenekon terör örgütüne karşı camianın yürüttüğü şiddetli mücadele bahsettiğimiz değişmenin alametidir.

GÜNLÜK (20 MART 2009)

            Balbay’ın günlüklerinde, MİT Müsteşarı Şenkal ATASAGUN a atfedilen bir ifade çok ilgi çekici. Balbay'ın günlükleri konusunda sanırım artık kaynak göstermeye gerek yok… Her gazetede okuyabilirsiniz. Bu gün üzerinde çalışacağımız ifade ise şu:

 “Gülen’le ilgili bir sürü iddia var. Bir ara durumu kötüydü. Ama 3 aydır haber yok. Bunları yatırımı Türkiye’ninkine yakın desem abartma olmaz.” 

            Tahmin edeceğiniz gibi haber daha uzun fakat biz sadece bu cümle çerçevesinde gezineceğiz. Bakalım bu cümleden neler çıkacak?

 

            Değerlendirmemizin ön kabulleri…

 

*Günlüğün Mustafa BALBAY a ait olduğu…

*Günlükteki bu ifadenin MİT Müsteşarı Şenkal ATASAGUN a ait olduğu…

*Atasagun’un bu teşhisinin doğru olduğu…

 

            Değerlendirmemizi bu veriler üzerine kuruyoruz. Bu verilerin herhangi birinin yanlış veya yalan çıkması halinde değerlendirmemizi yok saymak mümkündür. Fakat değerlendirmeyi genel çerçevede yapacağımız için belki de bu ön kabullerin birinin veya tamamının yanlış olması halinde bile doğru neticelere varma olma ihtimalimiz bulunmaktadır. Bu ihtimalin de göz ardı edilmemesi gerektiği, değerlendirmenin içinde sanırım görülecektir.

 

*

 

MİT Müsteşarının teşhisine bakıldığında ilk akla gelebilecek ihtimalleri sıralayalım…

 

İHTİMAL -1-

 

            Fethullah Hoca camiası, otuz yılda, Türkiye Cumhuriyetinin seksen yılda yapabildiğine denk bir başarı göstermiştir.

 

            Böyleyse;

 

            Fethullah Hoca camiası, Türkiye’de birçok güç merkezinin ve özellikle de ordunun muhalefetine rağmen bu noktaya gelebildiği için başarısı efsane haline gelmiştir.

            Fethullah Hoca camiası, Türkiye’nin en zeki, en donanımlı, en çalışkan insanlarını istihdam etmiştir.

            Fethullah Hoca camiası, Türkiye’yi yönetme maharetine, seviyesine, derinliğine, salahiyetine sahip tek guruptur.

            Fethullah Hoca camiası, Türkiye’deki belli guruplar rıza göstermese ve hatta savaşsa bile Türkiye’yi bir müddet sonra mutlaka yönetecektir.

 

            Ve böyleyse eğer;

 

            Yakın gelecekte Fethullah Hoca ile Atatürk arasında mukayeseler yapılmaya başlanacak ve büyük ihtimalle Fethullah Hocanın daha büyük olduğu istikametindeki düşünceler kamuoyunu işgal edecektir.  

 

İHTİMAL -2-

 

            Fethullah Hoca camiası, tek başına Türkiye’nin yatırımına denk bir yatırım yapmışsa, ülke ve devlet kadar büyük bir güç olmuş demektir.

 

            Böyleyse;

 

            Türkiye’de toplam iki yapı veya iki güç vardır. Fethullah Hoca camiası ve diğerleri…

            Bir gurup veya cemaat veya oluşum veya camia, her nasıl ifade edilirse edilsin, tabi olarak ülkedeki bir yapının, ülke ve devlet kadar büyük düşünebildiğini gösterir.

            Bir ülkede, herhangi bir gurubun toplamının o ülke toplamına denk seviyeye gelmesi, o gurubun devletten daha büyük düşünebildiğinin işaretidir.

            Devlet veya ülke ufkunun toplamına sahip olabilmek zaten devlet olmaktır. (Bazılarına günaydın!)

            Bir gurubun, içinde yaşadığı ülkeyi kucaklayacak hacme ulaşması, akılları donduracak ya da patlatacak çapta bir hadisedir.

 

            Ve böyleyse eğer;

 

            Ergenekon mutlaka tasfiye edilecektir.

 

İHTİMAL -3-

 

            Fethullah Hoca camiası, ülkedeki herhangi bir gurup olarak Türkiye’nin toplam yatırımına denk bir yatırım yapabilmişse, demek ki diğer guruplar beş para etmezlermiş.

 

            Böyleyse;

 

            Kimsenin Fethullah Hoca camiası ile ilgili bir tenkit yapma imkanı yoktur. Tenkit hakkı bakidir ama bu çapta bir başarı hikayesi karşısında yapılacak tenkit çok komik kalır.

            Ülkede bir iki tane daha böyle bir gurup olsa, dünya devleti olmak işten bile değil…

 

            Ve böyleyse eğer;

 

            Fethullah Hoca camiası ile ilgili tenkitler, halka hiçbir tesir yapmıyor demektir.

 

*

 

            Bu değerlendirme, Fethullah Hoca hareketinin muhtevası ile ilgili değildir. Her ideolojik, siyasi veya felsefi düşünce mensuplarının kendi zaviyelerinden bu camiayı tenkit veya reddetme imkanı olduğu malumdur. Dikkat çekmeye çalıştığımız nokta, Fethullah Hoca camiasının bu büyüklüğe ulaşmış olduğu vaka ise eğer, yirminci asrın son çeyreğindeki ve yirmi birinci asrın ilk çeyreğindeki en büyük başarı hikayesi ile karşı karşıyayız demektir.

            Fethullah Hoca hareketinin fikri boyutu bir tarafa bırakılarak yapılacak değerlendirmenin en önemli noktası, başarıdır. Kısa sürede bugünkü seviyesine gelmiş olması, ideolojik olarak “taraf” veya “karşı taraf” olma hakkını mahfuz tutarak söylüyorum, üzerinde akademik çalışmalar yapılması gereken bir hareket olduğunu gösterir. Fakat şunu da iyi biliyorum; başarı o kadar büyük olmuştur ki, karşı tarafta olanlar, bu başarıyı gördüklerinde değil akademik çalışma yapmayı, akılları donup kalıyor. Bu durum ise mezkur camiaya ayrıca bir imkan temin ediyor.