Etiket arşivi: FETHULLAH HOCA CEMAATİ

FETHULLAH GÜLEN’İ ANLAMAK-2-TEZATLAR İZAH EDİLMELİ

FETHULLAH GÜLEN’İ ANLAMAK-2-TEZATLAR İZAH EDİLMELİ
İlkokul çağındaki çocuklar bile tezatlara tahammül edemez. Bir insan, açıkça tezat teşkil eden iki söz veya davranışını izah etmelidir, tabii ki öncelikle kendine izah etmelidir. Bile bile tezat, “ajanlık” zihninin ürünüdür, bilindiği üzere ajanlar, bir gizli niyete bir de zahir niyete sahiptir. Ajanların ki bile bile tezattır, esas olan gizli niyetleri olduğu için, gizli niyetleri asıl maksatları olduğu için, vazifelendirildikleri için tezatlara tahammül ederler, kolaylıkla yalan söylerler, onlar için yalan söylemek “meşrudur”. Kendi inançlarına göre yalan söylemek, yani tezatlar meşru olduğu için, zihni evrenlerindeki tezat, onları hiç rahatsız etmez, bu sebeple ajanlar vicdan azabı çekmez.
Ajanlar vicdan azabı çekmez çünkü onların çelişkisi vazifeleri gereğidir. Ajanları ve tezatları farketmeyen sıradan insanları bir tarafa bırakalım, bir fikir ve ilim adamının, herhangi bir tezat karşısında en azından uykusu kaçar. Çözemediği tezat olursa çıldırasıya onunla meşgul olur, çözene kadar kendine gelemez. Müslümanın hakikat kaygısı, imandandır. Tezat, hakikati imha eden bir kalbi ve zihni marazdır. Tezadı izah edemeyen bir fikir adamı, çıldırır.
Tezatlar, fikir ve ilim adamlarının katilidir. Tarihte birçok mütefekkir, alim, filozof, tezatlar ve paradokslardan dolayı çıldırmıştır. Tezatlar, fikir adamı olmak için geçilecek ilk imtihandır, bu imtihanı geçemeyen kişiler, fikir ve ilim adamı olamazlar. Bir de tezatları dert edinmeyen kişiler var, bunlar fikir ve ilim adamı olmak iddiasında iseler, tam manasıyla “sahtekar” tiplerdir. Tezatları dert etmeyen veya bu imtihanı geçemeyenler, fikir ve ilim adamı olmak iddiasından vazgeçmeliler, bunu yapmadıkları takdirde kamuoyu mutlaka teşhir etmeli ve itibarlarını sıfırlamalıdır. FETHULLAH GÜLEN’İ ANLAMAK-2-TEZATLAR İZAH EDİLMELİ yazısına devam et

YUSUF KAPLAN’DAN SAFÇA SORULAR

YUSUF KAPLAN’DAN SAFÇA SORULAR
Yusuf Kaplan’ın saf bir tarafı var, saf yani çocuksu… Bu hoş bir şey… İnsanların kafalarında kırk tilkinin cirit oynadığı bir dünyada, saf bir tarafın olması gerekiyor. Saf bir tarafın, insanın kendinden bile kaçarak iltica edebileceği bir zihni vahanın olması gerek.
Saf bir zihni vaha, insanlardan ve insanın kendinden muhafaza edilmiş, bilgiden ve fikirden bile korunmuş bir vaha… Sadece duygunun, duru bir duygunun deveran halinde olduğu, ruhun saf tecellilerine mahal olabilecek kalbi ve zihni bir vaha… Çağımızda bilgi ve fikir kirlendi, bilgi ve fikre itimat etmek zorlaştı. Her insan kendi bilgi ve fikirlerine itimat ediyor, bunu da tabii görmek gerekir. Tabii görmek, doğru görmek değildir. Zihni evren, bilgi ve fikrin ağır baskısı altında “doğru-yanlış” cetvelini bazen şaşırıyor. İnsan zihni, doğruyu mantıkta aramaya başladığında, sayısız mantık örgüsü meydana getiriyor, bunlara teslim oluyor ve doğru mikyasını kaçırıyor.
İnsan düşünebilen bir varlık olduğu kadar da hissedebilen bir varlık. Halk arasında “duygusallık” isimlendirmesiyle hakir görülen mesele, aslında bambaşka bir kıymet ifade ediyor. Hz. Resulü Ekrem Aleyhisselatü Vesselam Efendimiz, “Birbirinizi sevmedikçe iman etmiş olmazsınız” fermanıyla, bilgi ve fikre atıf yapmıyor, doğrudan duyguya atıf yapıyordu. İfrat ile tefrit arasına salıncak kuran günümüz insanının zihni, duygu meselesinden bahsederken, aklı, fikri, bilgiyi ihmal ettiğimizi zannedebilir. Niyetimiz ve çabamız aklın ve fikrin kıymetini inkar değil, bilakis onların kıymetini teslim etmekle birlikte, bir de duygunun olduğunu, her birinin kendi mahalli ve kıymeti olduğunu ifade etmek. Duygu ve düşünce arasında muvazene kurulamadığında da her ikisinin kendi merkezinden uzaklaştığını, toplamının da arzulanan “şahsiyet terkibini” meydana getiremediğini dikkate sunmak… YUSUF KAPLAN’DAN SAFÇA SORULAR yazısına devam et

İSLAMCILIK TARTIŞMASININ “HARİCİLERİ”-5-CEMAATİN FİKİR ADAMI FAKİRLİĞİ

İSLAMCILIK TARTIŞMASININ “HARİCİLERİ”-5-CEMAATİN FİKİR ADAMI FAKİRLİĞİ
Fethullah Hoca cemaati, hayatın pratiğinde büyük başarılara imza attı. Özellikle bazı alanlarda (mesela eğitim alanında) fevkalade başarılar elde etti. Hem ülke içindeki teşkilatlanma becerisi hem de dünyanın birçok ülkesinde teşkilatlanma başarısı ile gözleri kamaştırdı. Fakat gözleri kamaşan insanların, “akıllarının da kamaşacağı” vehmine düştü. Evet, gözleri kamaşan bazı insanların akılları da kamaştı fakat onlar, akılları gözlerinde olan insanlardı.
Türkiye’deki temel problemlerden birisi, (Haki Demir’in ifadesiyle) pratiğin, teorinin önüne geçmesidir. Bu durum sadece Fethullah Hoca cemaatiyle sınırlı değil, diğer cemaatlerle birlikte, siyasi rejime kadar uzanan bir yelpazede aynı problem yaşanıyor. İslami hareketlerin hemen hepsinin pratik başarıları, teorik derinleşmelerinden çok ileride…
Pratiğin ileride olması, özellikle de bu alanda ciddi başarılara imza atılması, teorinin üzerinde bir baskı oluşturuyor. Pratik, tabii ve kaçınılmaz olarak “mevcut yapı” içinde, bu yapının kuralları ve gerçekleriyle sürüyor. Hem ülkemizdeki hem de dünyadaki statüko ile bazı başarıları elde edenler, başarılarının altyapısı olan “gayriislami gerçeklik zeminini” kabul etmeye, içselleştirmeye, bir müddet sonra da (Allah muhafaza) iman etmeye başlıyorlar. Gelişme bu çerçevede gerçekleştiği için, pratiğin teorisini üretmeye başlıyorlar. İSLAMCILIK TARTIŞMASININ “HARİCİLERİ”-5-CEMAATİN FİKİR ADAMI FAKİRLİĞİ yazısına devam et

İSLAMCILIK TARTIŞMASININ “HARİCİLERİ”-3-UĞUR KÖMEÇOĞLU, “DALGAKIRAN”

İSLAMCILIK TARTIŞMASININ HARİCİLERİ-3-UĞUR KÖMEÇOĞLU, “DALGAKIRAN”
Zaman gazetesinin bir doçent deposu olmalı. Uğur Kömeçoğlu da doçent, Bilal Sambur gibi… Uğur Kömeçoğlu Zaman gazetesinin yorum sayfasında, 17.08.2012 tarihli, “Geçici dönemsel bir ideoloji olarak İslamcılık: Üç nesil hipotezi” başlıklı yazısında, İslamcılığı, “İdeoloji”, “siyaset yapma biçimi”, “dönemsel bir akım” ve “isim babası batılılar olan bir kavram” şeklinde ifade ediyor. Bilal Sambur’a göre bazı fikir kırıntıları taşıdığını söylememiz lazım, Bilal Sambur, tamamen “düşünce ajanlığı” yapıyor ve bunu da acemice, fikirsiz şekilde ve ahmakça ortaya seriyor. Uğur Kömeçoğlu ise yazısını bazı fikri tespitlerle tezyin ederek, bir takım etimolojik incelemelerle zenginleştirerek vazifesini yerine getiriyor. Vazifesi ne? Yazının başlığında kayıtlı…
Öncelikle, İslamcılık tartışması başladığından beri, hem haricileri olsun hem de dahilde mevzilenenler olsun, bir “isim” ve “isimlendirme” tartışmasıdır gidiyor. Bir fikir cereyanının muhtevasından daha fazla ismi ile ilgilenilmesi, isminden dolayı o muhtevaya uzak durulması izahsız bir durum ve tavırdır. Tamam, ismin uygun olmadığını konuşabiliriz, başka bir isim de teklif edebiliriz ama bunları usulünce yaparız. İbrahim Sancak da isim konusuna temas edip başka bir isim (İslam Tefekkür Mecrası ismini) teklif ediyor ama bunu yapıp konuya devam ediyor. İsim meselesinde bu kadar bol tartışmanın olması ve buna rağmen doğru dürüst isim teklifinin de bulunmaması, fikir adamlarının seviyesini (aslında seviyesizliğini) göstermesi bakımından faydalı olmuştur. İSLAMCILIK TARTIŞMASININ “HARİCİLERİ”-3-UĞUR KÖMEÇOĞLU, “DALGAKIRAN” yazısına devam et

TÜRKİYE’DE DEVLET KURAN TEŞKİLAT

TÜRKİYE’DE DEVLET KURAN TEŞKİLAT
Türkiye’de, 1923 yılında devlet kurulduğunu zanneden akıl garibanlarını bir tarafa bırakalım. Ülke, 1918 yılından bu yana işgal altında… Yani yakın zamana kadar öyleydi. İşgal bitti mi, hayır. Fakat hızlı şekilde işgal bitiriliyor, devlet kuruluyor, bölgesine doğru nüfuz etmeye başlıyor. Türkiye’nin bağımsızlığı, bu ülkede devlet kurulmasıdır, devlet kurulmadan bağımsız olmak imkansız.
Cumhuriyet tarihinde ilk defa böyle bir teşebbüs yaşanıyor, ilk defa bu topraklarda devlet olmadığını ve yapılması gereken işin devlet kurmak olduğunu, buradan başlanması gerektiğini düşünen bir teşkilat kuruldu. Bu düşünceye sahip insanlar, fikir ve ilim adamları bulabilirdiniz, konu, bu düşünceyi hayata geçirebilecek bir teşkilatlanmayı becerebilmekteydi. Evet, birileri becerdi, devlet kuran teşkilatı kurdu, o teşkilat ile devleti kurmaya başladı, ciddi işler yaptı, birçok aşamayı geçti, son hamlenin eşiğine geldi. İşte hikayesini anlatacağımız teşkilat bu… İsmi ne mi? İsmi yok, isim koymadılar, iş yapmayana isim vermek adetten değildir ya… İlk işi, Türkiye’de ciddi ve büyük (en azından büyüme istidadına sahip) bir devlet kurmak… Devlet kurma işi bittiğinde, ismini de alacak… TÜRKİYE’DE DEVLET KURAN TEŞKİLAT yazısına devam et

ŞU CEMAAT MESELESİ-1-CEMAATİN MEŞREBİ

ŞU CEMAAT MESELESİ-1-
CEMAATİN MEŞREBİ
Cemaat, hakkında en çok tartışılan fenomenlerden biri haline geldi. Büyümesi, bazı alanlarda başarılı olması, özellikle de dünya çapında örgütlenmesi sebebiyle (ve daha birçok sebeple), fikir piyasasını işgal etti. Lehinde ve aleyhinde çok sayıda bilgi her gün ortalığa saçılıyor. Spekülatif bilgilerle havada uçuşuyor.
Ülkenin gündeminde bu kadar büyük bir yer işgal eden bir hareket ile ilgili insanların bir fikir sahibi olması gerekir. Meseleyle ilgilenmemek tabii ki kabil değil. Cemaati topyekun değerlendirmek bir makalenin hacmine sığmaz, bu sebeple yazı serisi olarak ele almak daha sıhhatli olur düşüncesindeyiz. ŞU CEMAAT MESELESİ-1-CEMAATİN MEŞREBİ yazısına devam et

KOMPLO TEORİSİ-3-FETHULLAH GÜLEN DÜNYA İMPARATORLUĞU HAYALİ Mİ KURUYOR?

KOMPLO TEORİSİ-3-
FETHULLAH GÜLEN DÜNYA İMPARATORLUĞU HAYALİ Mİ KURUYOR?
Fethullah Gülen ile ilgili bilgi vermek gerekir mi? Bilmeyen kimse var mı, neler yaptığını… Ülkemizde ve dünyada sayısını bilmediğimiz kadar okul ve başka eğitim kurumlarının bir şekilde sahibi. Çalışmaları sadece eğitim merkezli de değil tabii ki. Eğitimden başladığı doğru ama hayatın her alanında süratle örgütlenmeye, faaliyet göstermeye ve etkili olmaya başladı.
Faaliyetlerinin çapında bakıldığında, herhangi bir harita çizmek mümkün olmuyor. Osmanlı coğrafyası deseniz olmaz, İslam coğrafyası deseniz olmaz, galiba tüm dünya demek doğrudur. Giremediği coğrafya parçaları (ülkeler) vardır muhakkak fakat çalışmalarına bakınca, girmek istemediği bir coğrafya parçası olduğunu düşünmek kabil değil.
Pekala Fethullah Hoca ne yapmaya çalışıyor? Bu kadar geniş bir coğrafyada çalışması ne manaya geliyor? Ufkunun bir hududu yok mu? Tüm dünyada varolmak çabası neden? Bir ülkede (mesela ülkemizde) yoğunlaşmak, merkezleşmek ve bir ideali varsa o ülkede inşa etmek ihtiyacı duymaması nasıl açıklanır? Bir ülkeye sahip olmadan dünyada varolma çabası, pratik olarak mümkün müdür? Tabii ki soru tersinden de sorulabilir, birçok ülkede varolmadan bir ülkede idealinizi gerçekleştirebilir misiniz? Herhangi bir operasyon karşısında manevra alanı ihtiyacını karşılamak için birçok ülkede varolma ihtiyacı anlaşılabilir bir durum. Fakat neden tüm dünyada? Ve neden bir ülkede model inşa etmeden tüm dünyada varolma çabasına giriyor?
Tüm dünyada varolma çabası, hesaplanmış bir stratejiye mi dayanıyor? Gerçekten sistematik tetkiklerden geçirilmiş bir strateji olabilir mi? Bu strateji de, her ülkenin ihtiyacı olan eğitim yoluyla uygulanmaya başlanmış olabilir mi? Hani en az tepki çekecek, en fazla ihtiyaç duyulacak, en derine nüfuz edilecek alan olarak eğitim ile başlamak, ciddi bir stratejik hesaplamayı gerektiriyor. Eğitim alanından başlanmış olmasına bakıldığında, ciddi bir stratejik düşünce ihtiva ettiği zannı uyanıyor insanda. Gerçekten böyle midir?
*
Komplo teorimiz şu: Hiçbir çatışma unsuru taşımayan alanlardan başlamak… Ülkelerin en ciddi ihtiyaç kalemlerinden biri olan eğitim yoluyla tüm ülkelere nüfuz etmek… Eğitim yoluyla elde ettiği itibar ve kadro yetiştirme başarısının üzerine dünya imparatorluğu kurmak… Temel hedef bu…
Tamam da değil dünya imparatorluğu, orta boy bir imparatorluk kurmak için bile, ne kadar çok sayıda gücün bir araya gelmesi gerektiği bilinir. İmparatorluk kurmak için “öz kuvvete” ihtiyaç olduğu doğrudur, seçkin bir kadro olmadan büyük yapılar kurmak imkansızdır. Fakat hayat, kuvvetler kumkumasıdır. Hayattaki bir kuvveti yok ettiğinizde başka bir kuvvet bir yerden zuhur eder. İmparatorluk çapında devasa yapılardan bahsettiğinizde, onlarca “büyük kuvvet”, yüzlerce “orta çaplı kuvvet”, binlerce de “küçük kuvvet” ile karşı karşıyasınızdır. İmparatorluklar, kuvvetler ittifakı (koalisyonu) olarak vücut bulur.
Nasıl olacak? Dünya ölçeğinde bir şeyler yapmak isteyen insan ve guruplar, içinde yaşadığımız devrin gerçeklerinde, ne tür ittifaklar kurmak zorundadır? Coğrafyası bir milyon kilometre kare bile olmayan “misak-ı milli” sınırları içinde iktidar olabilmek için kurulması gereken ittifaklara bakınca, büyük ölçekli hedefler edinenlerin kuracakları ittifak denklemleri, akla gelmeyecek unsurları bile ihtiva edecek gibi görünüyor.
Hakkındaki soruşturma ve yargılama biten ve beraat eden Fethullah Gülen, hala neden ABD’de yaşamaya devam ediyor? Türkiye’deki cemaatin gücü ve Akparti iktidarının ülkeye hakimiyeti, Fethullah Hocanın dönmesine uygun bir zemin hazırlamadı mı? Bu soruya kim “hayır” cevabını verebilir. Yirmi sekiz şubat sürecinde, suikast iddiaları ile beraber aleyhine açılan ve ağır cezayı gerektiren davalar devam ederken ABD de bulunması, iyi niyetli insanlar tarafından “anlaşılır” görülmüştü. Peki şimdi? Neden dönmediğini izah edecek kimse var mı? Her şeyin bir şekilde izahı olduğu doğru… Fakat ortalama anlayış sahibi insanları ikna edecek şekilde izah edecek kimse var mı?
Bu soruya, “çünkü ABD ajanı da ondan dolayı dönmüyor” türünden cevap verenleri ciddiye almayın. ABD ajanı olmak için ABD de kalması mı gerekiyor. ABD ajanları burnumuzun dibinde, milliyetçi, İslamcı, ulusalcı kimliklerle cirit atmıyor mu? Böyle küçük akıllıların piyasayı zehirlemesine müsaade etmeyin.
Komplo teorimize göre Fethullah Gülen’in ABD’de kalmaya devam etmesi, iki temel sebebe dayanıyor. Birincisi, ABD hala dünya siyasetinin ve finansının büyük oranda merkezleştiği ve yönetildiği ülke… İkincisi ise ABD merkezli kuvvetlerle yaptığı ittifaklar.
ABD’nin dünyadaki ağırlığı nispeten devam ettiği için, dünyaya ABD’den bakmak, tüm cemaati oradan yönetmek, dünyadaki teşkilatlarına karşı operasyonları önlemek için ABD şemsiyesi kullanmak gibi bir düşünce taşıyor. Bu birinci sebep… Diğer taraftan ABD’deki kuvvetlerle yaptığı ittifakın teminatı olarak orada duruyor. Başka bir ifadeyle rehin… Fakat zoraki rehin değil, gönüllü rehin. Yani, ittifak anlaşmalarının teminatı olarak kendi varlığını sunuyor.
*
Dinler arası diyalog ismiyle başlayıp, tepkiler üzerine medeniyetler arası diyalog şeklinde devam eden faaliyetlerine bakıldığında Hıristiyan güç merkezleriyle bir tür ittifak içinde olduğu görülüyor. İsrail ile ilgili hassasiyetlerine (en yakını Mavi Marmara hadisesindeki tavrı) bakıldığında Yahudi güç merkezleriyle ittifak içinde olduğu görülüyor. Bunları ABD içinde yaptığı için ABD’nin siyasi şemsiyesine da sahip oluyor. Bugünün dünyasına bakıldığında, ABD, Yahudi lobisi, Hıristiyan güç merkezleriyle ittifak yapmadığınızda, dünyanın yüz küsur ülkesinde teşkilatlanmayı açıklama zor görünüyor. Fethullah Gülen’i, kısaca CIA ajanı diye tarif ve tavsif edenler, hadisenin çapından haberdar değiller.
ABD’de bulunmakla, ABD eksenindeki siyasi ittifak denklemine dahil tüm ülkelerde rahatlıkla hareket ediyor ve faaliyetlerini yürütüyor. Dünyanın her yerinde mesela El-Kaide karşıtı beyanlarıyla ABD dış siyasetine paralel politik duruş sergilemesi, açık bir ittifak alameti olsa gerek.
İttifak listesi tabii ki bundan ibaret değil. Bilinmeyen, fark edilmeyen, dışarıdan anlaşılamayan birçok ittifakı daha olmalı. Çünkü ABD, İngiltere ve İsrail ile yapılan ittifak, bu kadar geniş coğrafyada bu kadar rahat çalışma imkanı vermez. Özellikle de son yıllarda dünyadaki ABD ve İsrail karşıtlığının hızla artması dikkate alındığında. Dünya ölçeğindeki ittifakların yanında, mahalli ittifaklara sahip olduğunu kabul etmek gerekiyor. Mahalli ittifakların bir kısmını da, ABD’de, o ülkelerin lehine lobi faaliyetleri yürütmek üzere kuracak çapa ve güce ulaştıkları malum. Son yıllarda ve özellikle 2011 yılında ABD’deki Türkiye lobisini tamamen teslim almaları, meselenin hangi noktalara ulaştığını görmeye kafi olmalı.
Fethullah Gülen’in tüm dünyadaki organizasyonu, bu gün için en girift teşkilat ve hareketlerin başında gelir. Basit denklemler, sığ düşünceler, sadece eleştiri için bakan akıllar tarafından anlaşılacak noktada değil. Artık ciddi stratejistler tarafından incelenmelidir. Türkiye’deki basit cemaat yapılarının ürettiği akıl formları, Fethullah Gülen ve cemaatini anlayamaz. Fethullah Gülen cemaatinin de Türkiye’den çıkmış olması, diğer cemaatlerin bünyelerindeki ufuk ve derinlik ile anlaşılacağı zannını uyandırmasın.
*
Tüm bunları topladığımızda görünen o ki, Fethullah Gülen, dünya imparatorluğu hayali kuruyor. Yaptığı çalışmalar, kurduğu ittifaklar, gösterdiği başarılar Türkiye gibi birkaç ülke eder. Temel soru, dünya imparatorluğunu hangi nazari temel üzerine kuracağı ve imparatorluğu hangi “asıl ortaklar” ile yöneteceğidir.
Bu konuda söyleyeceğimiz söz bitmedi. Bu komplo teorisinde söylenecek çok söz var, söylemeye de devam edeceğiz. Bu yazı belki de Fethullah Gülen ve cemaat için “övgü” gibi görünüyor ama acele etmeyin, devam yazılarında daha teferruatlı izahlarımız olacak. Bu yazıyı, “giriş” olarak kabul edin.
FARUK ADİL