Etiket arşivi: GURBET

GURBETZEDELİK YÜREK İSTEYEN BİR İŞTİR

Gurbetzedelik Yürek İsteyen Bir İştir

Gurbet her daim içimizdedir. Bâtinî gurbetzedelik var, zahirî gurbetzedelik var. Siz hangisine dahilsiniz?

Kutsala gurbet olan, bir gönül ve fikir dostuna gurbet olan, bir mekâna gurbet olan, merhamet ve sevgiye, aşka ve tebessüme gurbet olan, bir güzel insana gurbet olan, ilim ve irfana gurbet olan kimseler var. Veysel Karani’in Hz. Peygambere olan gurbetini yaşamak isterdim, âh!

Her gurbetzedenin hâlleri farklıdır. İki cihetten gurbeti yaşayan, sıla ve “asıl sevgili” hasretiyle yanıp tutuşan mübarek gurbetzedeler var aramızda.

Tasavvuf yolu bâtinî gurbet yoludur. İnsanların birbirine yalnızlığı, Hakk’a kurbiyet, yani yakınlık duyması, batinî gurbetzedeliğin hasıdır. Nebiler, evliyalar, dervişler batinî gurbetzedeliği her daim yaşayanlardır.

AĞIR GURBETZEDELİKLE İMTİHAN EDİLENLER
GURBETZEDELİK YÜREK İSTEYEN BİR İŞTİR yazısına devam et

DİL KAPISI’NDAN GURBETE GİDEN ŞAİRİMLE HASBIHAL

Dil Kapısı’ndan Gurbete Giden Şairimle Hasbıhal

Hasbıhâlime şöyle başlarım: Derûnumun şairinden bir kelimecik dahi dil yâresi görmedim bugüne kadar. Batı gurbetine çıkarken azığına azık katmadım şairimin, yüreğindeki azığı kâfidir diye. Gurbete çıkacağı söylendiğinde, dilimin bilicisi şairimi mezara götürüyorlarmış gibi yüreğim daraldı. Zayıflık alâmeti göstermek, ehl-i dilden değildir sözü aklıma geldi ve şu talihsiz ifadeyi kullandım: “Allah müstehakını versin, varsın.”
Dostperest bir yürekten beklenmeyen ham bir ifadeydi bu. İş işten geçmişti ki, şairim dil makamından kelimeler düşmüştü dosthânemdeki takvim yaprağına. Yazdığı kelimeler yüreğimi yakıp geçti:
“Efendim, dosthânenize bir damla yaş bırakmaya gelmiş idim; bir damla aşk, bir damla şiir. Derûnunuzda hep böyle kalmak isterim. Haklısınız ‘Allah layığım neyse onu verecek’. Fakat hâlimiz böyle pozitivist Müslümanca tesbitini beklemez; ‘hâli mâlumumdur’ demenizi bekler idim. Neyse ki dosttan gelen her söz kalbimin gıdasıdır. Köseğinizi attığınız, köseğinizin ucunda ben varım farzediniz. Efendim yüreğimin yanında olması için duâ buyurunuz.”
Daha gurbette pişmeye çıkmadığı günlerde, şairimle dil dil üstüne sürtünür ve âmak-ı dilin sarhoşluğunu yaşardık. Şairimin yazgıma ve yüreğime dair kelimeler devşirdiği Dil Kapısı’na bir mâbede girer gibi girerdim. “Dil var dilde dilden içeri” deyince şairim; dil makamından söyleyince türkülerini; iksirli kelimelerden meydana getirince şiirlerini; o vakitten beridir onunla dost olmuş, dildaş olmuş ve şöyle demiştim: “Sen kalbimin şairisin.” DİL KAPISI’NDAN GURBETE GİDEN ŞAİRİMLE HASBIHAL yazısına devam et

Yağmur

Yağmur

Akşamın pay someone to write my paper geceye dönen yüzü… yüzüme döne döne inen yağmur.

Yağmurlar yağmasaydı bu taşra kasabasını sevmeyecektim belki. Yağmurlar yıkamasaydı içimi, nicedir aynalarda bulanıklaşan zihnimi, zihnimin solgun fotoğraflarını bu denli berrak bulmayacaktım karşımda.

Bileğime çevirdiğim usturayı kırmayacaktım belki.

Rüzgârın sırtına aldığı kömür kokuları, sanki derin bir sarhoşluktan artakalan geceyi kovan bir kahve gibi ayıktırmayacaktı beni.

Ben ki aynada her sabah annemle yüz yüze. Ne kadar da benziyorum anneme günden güne…

Yıllar önce o bakır leğende kendi çocukluğunu mu yıkamaktaydı bilmeden. Ellerinin kına kokusu vardı.. ellerimde şimdi tütün kokusu.

Bir halk türküsüdür annem, sabah namazlarından sonra kalbimi tarar. Aynaların buğusunu tülbendiyle aralar.
Ve ayrı şehirlerde üstümüze biriken bu yağmur aramızda esneyen bir kapıdır.

Ben hep gurbet şehirlerinde gün bitiminin bir tılsımı olduğuna inanırım. Akşam, aya sırmalar giydirerek sunar geceyi. Geceler beni hep kendi yüzüme çevirir. Orada hayatın iki ucu vardır; yaşamak ve ölmek.

Yaşam ve ölüm arasında sarkaçlanan kalbimi akşamın tılsımı ölüme dirençli kılar. Ve akşamın tılsımıyla ölüme tahammül edebilirim.

Ve ben şimdi, şu anda, şu yağmur yağmasa belki kendi yağmurumu tanımlayabilirim…

ömer karayılan

GURBET

GURBET
Bir gurbet, bir şehre ancak bu kadar yakışabilir.

Hayatımın içinde dönüşsüz bir yol gibi akan, asfalt karası gözlerin.

Seni hangi cümleye eklesem/hangi cümleyi sana iliştirsem, sen hep o cümlenin yerlisi oluyorsun. Benim yüreğimse işgal altında bir vatan. Senin asfaltından önce orada yemyeşil çayırlar vardı.

Ellerim ellerinde, beyaz bir masa örtüsündeki leke gibi duruyordu, bundandır belki ayrılığımız. Ama leke olmadan masa örtüsü de bir anlamla bütünleşmiyordu. Aykırıydık, bundandı belli ki birbirimize ihtiyacımız. Benim lekem senin beyazlığını ortaya koyuyordu, senin beyazlığın ağartıyordu lekemi. Ben beyaz bir leke olamazdım sen yoksan.

Biz gece ve yıldızlar gibiydik.

"Yıldızlar karanlıkta parlar."

‘Gün doğunca nereye gider yıldızlar ?' Yeryüzünün en eski sorusudur bu. Ömrümün ikindisinde gökyüzüne bakıyor ve bu soruya verecek karşılık bulamıyorum.

Seni hangi şehirde bulsam, gurbet orada başlıyor…