DEĞİŞİM DEVRİM ve SOSYAL HAREKETLER

degisimSosyal hareketlerin veya meşhur ismiyle sivil toplum kuruluşlarının, değişim ve devrim konusuyla münasebeti pek dikkat çekmemiş, bu mevzuda fazla araştırma yapılmamıştır. Özellikle devrim hareketlerinin siyasi mahiyet taşıması, devrimi gerçekleştiren hareketlerin de mutlaka siyasi hareket olması gerektiğini düşündürtmüştür. Doğrusu sosyal hareketler devrim süreci başlayana kadar siyasi karaktere dönüşmemiş, devrim sürecinin içinde bu dönüşüm yaşanmıştır. Bu sebeple olsa gerek sosyal hareketlerle devrim arasındaki münasebet gözden kaçmıştır. Oysa sosyal hareketlerin devrime katkısı, siyasi hareketlerden çok daha fazladır. Okumaya devam et

Share Button

BÜYÜK İSYAN

Açlık, fakirlik, işsizlik, yolsuzluk gibi sebeplerle açıklanmaya çalışılan Arap halk ayaklanmaları, başka bir safhaya girdi. Libya ve Bahreyn ayaklanmaları, açlık, işsizlik gibi gerekçelerle izah edilecek gibi değil. Bahreyn ve Libya’da açlık ne gezer?
Açlık, fakirlik, işsizlik gibi sebepler, ayaklanmalar için çok ciddi gerekçelerdir. Bu cihetten bakıldığında, birçok hadiseyi açıklıyor gibi görünüyor. Ne var ki, konuya derinliğine bakılmadığında veya araştırmalar yapılmadığında hazır gerekçelere sarılmak gibi “fikri ucuzluğa” savrulmak mümkün oluyor.
Dünya ihtilaller tarihinde incelemediğim bir ayaklanma, isyan, başkaldırı yok. Üniversite yıllarımda bu konunun üzerinde özel olarak çalıştım. Bu çalışmaların neticesi olarak, “ihtilal”, “ihtilal liderliği” ve “ihtilal tekniği” isimli üç adet eser meydana geldi. Sonuncu hariç, ikisi yayınlandı.
Son aylarda temaşasına durduğumuz Arap halk ayaklanmaları, tarihteki hiçbir ayaklanma veya ihtilal ile mukayese edilebilir özellikler taşımıyor. Hiçbir halk ihtilalinin veya halk ayaklanmasının diğerine benzemediğini ve kendine has özellikler taşıdığını ve taşıyacağını bilirim. Fakat Arap halk ayaklanması, yeni tür bir ayaklanmadır.
Nüfusu küçük olan yerlerde halk ayaklanmasının imkansız olduğunu, refah seviyesinin yüksek olduğu yerlerde isyanın muharrik kuvvetinin bulunmadığını biliriz. Tarihteki halk ayaklanmalarında bu kıstasları ıskalayan bir misale rastlanmaz. Her ihtilalin kendine özel şartları olsa da bunlar gibi müşterek kıstaslara tabi olduğu malum. Fakat Arap halk ayaklanmaları, bu kıstasları çöpe atmaya başladı.
Nüfusu küçük yerlerde, rejimlerin (ve iktidarların) halkı zapt altına almakta zorlanmayacağı malum… Ayaklanmayı mümkün kılacak büyüklükte kalabalıkların bir araya gelmesini engellemek mümkün. Diğer taraftan fakirlik, ayaklanmanın muharrik kuvvetidir. Fakirlik bir seviyenin altına iner ve geniş halk kitlelerini kuşatırsa, halkı zapt etmenin mümkün olmadığını biliriz. Fakat refah seviyesi fakirlik sınırının üstünde olan ülkelerde (hele de bu ülkeler az nüfuslu ise) ayaklanmanın altyapısı yok demektir. Hayatı normal bir seviyede yaşayabilen insanların, ölümle neticelenmesi muhtemel olan bir ayaklanmaya teşebbüs etmelerini izah etmek kolay değil. Bu ihtimal sadece, organize siyasi hareketlerin geniş halk kitlelerini harekete geçirebilecek kadar büyümesi ile mümkün olabilir. Arap coğrafyasında bu çapta siyasi hareketlerin bulunduğunu gösteren işaretlere rastlanmıyor.
Öyleyse Arap halk ayaklanmasını yeniden değerlendirmek mecburiyeti hasıl oldu.
İslam tarihinin bidayetinde, büyük devletler kurmuş, medeniyet havzaları oluşturmuş bir halkın, yaklaşık bin yıllık mahrumiyetinden bahsediyoruz. Bin yıldır hakim olamayan, bin yıldır vakur olamayan, bin yıldır kendi şahsiyetini bulamayan, bin yıldır dünyanın büyük güçlerinin üzerinde tepindiği bir coğrafyaya mahkum olan bir halktan bahsediyoruz. Konuya nasıl bakılırsa bakılsın, bin yıllık birikimi görmemek kabil değil.
On yıllık fakirliğin insanı isyan ettireceğini düşünüyoruz ama bin yıllık mahrumiyetin neleri tetikleyeceğini düşünmüyoruz. Yeniden düşünme vakti geldi. Yeni ölçülerle hadiselere bakma vakti geldi. Dünyada birçok şeyin zamanı doldu, birçok şeyin zamanı yeni geldi. Aslında yeniden geldi.
Bu ayaklanma başka bir ayaklanma… Bu ayaklanma, büyük ayaklanma… Bu ayaklanma bin yıllık bir ayaklanma… Bu ayaklanma, bin yıldır ertelenen bir ayaklanma… Bin yılın tetiklediği bir ayaklanma.
Neler olacağını kim bilebilir ki? Bin yıllık mahrumiyet tüm Arap coğrafyasını yakar. Hatta tüm dünyayı yakar.
Arap coğrafyasındaki küçük ve müreffeh ülkelerin isyan ateşinden korunabileceği düşüncesi vardı başlarda. Anlaşıldı ki bu ateşin yakıtı fakirlik değil. Fakirlik, yakıtı tutuşturacak çıra görevini gördü ve fonksiyonunu icra etti. Artık ateş büyüdü, kıvılcıma ihtiyacı yok. Arap coğrafyasında uğramadığı ülke, yıkmadığı rejim bırakmayacak. Suudi rejimini de yıkacak, Cezayir’i, Fas’ı da yıkacak. Ürdün’ü ve Suriye’yi de yakacak.
Bu ateşin nasıl bir şey olduğu daha anlaşılmadı. “Hüsnü Mübarek gitti fakat yerine aynı türden bir rejim, Hüsnü’süz kurulacak ve devam edecek” türünden değerlendirmeler yapılıyor. Yanlış… Yeni kurulacak rejim aynı türden olduğunda onu da yıkar. Tekrar tekrar yıkar. Bu ateş, kendi yakıtını kendisi üretmeye başlayacak bir müddet sonra. Ve kurulacak her rejim, halkın istediği gibi olmadığında tekrar alevlenecek ve tekrar yakacak, yıkacak.
Şimdi asıl soru şu; bu ateş, Arap coğrafyası ile sınırlı kalacak mı yoksa başka iklimleri de yakacak mı? Kuvvetle muhtemeldir ki, batı medeniyetine, siyasetine, kültürüne, işgaline karşı global bir direnişi tetikleyecek. Üzerinde durmamız gereken konu bu. Yakın zaman sonra, bu konuyu konuşuyor olacağız.
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

Share Button

AYAKLANANLAR HEMEN HÜKÜMET KURUN

Halk ayaklanması kaotik, örgütlü isyan nizamidir. Örgütlü isyan, bir program çerçevesinde yürütüldüğü için sevk ve idaresi daha kolaydır. Herhangi bir örgütün halk üzerinde inisiyatif kullanamadığı büyük halk ayaklanmalarında tek belirleyici olan mevcut rejimin (iktidarın değil, rejimin) yıkılmasıdır.
Halk, mevcut rejimin ve onun görünür şekli olan iktidarın üzerine yürürken, ne istediğini bilen fakat nasıl istediğini bilmeyen bir kütle görüntüsü çizer. Bu nokta, bir taraftan bazı avantajları ihtiva ederken diğer taraftan bazı dezavantajları da bünyesinde barındırır.
Avantajları, mevcut rejim ve iktidarın halka karşı ne yapacağını şaşırmasına yol açar. Rejimin vuracağı hedef yoktur. Karşısında koskoca bir halk kütlesi vardır. Halkı vurmak hem mümkün değil hem de fonksiyonel değil.
Dezavantajları, halk hareketinin sevk ve idaresinde problemler meydana getirir. Fakat esas problem, halkın istediğinin gerçekleşmesi aşamasında ortaya çıkar. Bazen mevcut iktidarın değişmesi fakat rejimin devamı ile son bulur. Bazen rejimin de değişmesine rağmen, yerine kurulacak rejim, halkın istediği rejim olmayabilir. Bunun anlaşılması da uzun sürer ve heyecan düşeceği için tekrar ayaklanma şartlarının oluşması zor olur.
Yapılması gereken ne?
Hem avantajlarını kullanmak, hem de dezavantajlarından sakınmak…
Nasıl?
Halk ayaklanması belli bir aşamayı geçtiğinde, artık mevcut iktidar ve rejim ülkedeki inisiyatifi kaybeder. Bu nokta, halk ayaklanmasının istikbalini tayin edecek safhadır.
Rejim ve iktidarın inisiyatifi kaybettiği nokta, halk ayaklanmasındaki kaotik görüntüden elde edilebilecek olan tüm faydanın temin edildiğini gösterir. Bu noktadan sonra rejim ve iktidar, ayaklanmanın merkezi yönetimini (teşkil edilebilirse) vuramaz. Ayaklanmanın merkezi yönetimini kurmanın zamanı bu noktadır.
Halk ayaklanmasında, silahlı güçlerin (polis ve askerin) takınacağı tavır önemlidir. Başlangıçta rejim ve iktidarın emrinde görülen bu güçler, büyük halk kütlelerinin karşısında tereddüde düşer. Ordu gibi büyük silahlı kütleleri bünyesinde barındıran güçlerin uzun süre tereddütte kalmaları mümkün değil. Kaotik ortam, polis ve ordunun inisiyatif kullanmasını icbar eder. Ordu emir alacağı “meşru yönetim” bulamazsa, ya rejimi korumaya devam edecek veya kendisi “yönetim” oluşturur. Yani darbe yapar.
Rejimin inisiyatifi kaybettiği nokta, ayaklananların derhal hükümet kurmasını gerektirir.
Mevcut rejim ve iktidar hala yerindeyken alternatif bir hükümet kurulması ne demektir?
-Ayaklananların sevk ve idaresini gerçekleşirir.
-Ayaklananların “meşruiyet ihtiyacını” karşılar.
-Ayaklanmanın ülkede meydana getireceği devasa bir yıkımı engeller.
-Mevcut rejimin başka bir kisve altında yeniden dirilmesine engel olur.
-Siyasi ayak oyunlarına mani olur ve halkın istediği rejimin inşasını mümkün kılar.
-Ayaklanmanın ortaya çıkardığı kaotik durumdan dış güçlerin faydalanmalarına mani olur.
-Ülkedeki spekülatif siyasi yalpalanmaları engeller.
-Emniyet teşkilatının ve ordunun tarafını seçmesine yardımcı olur.
-Ordunun darbe yapmasına mani olur.
-Ordunun ülke sınırlarını korumasına imkan sağlar.
-Kaosun derinleşmesine mani olur.
-Kaos derinleştiğinde ordunun dağılma ihtimali ortaya çıkacağı için buna engel olunur.
-Kaos ortamında meydana gelecek “boşluğu” doldurur.
*
Halk ayaklanmalarında en önemli husus, yıkılacak olan rejimin yerine kurulacak rejimin muhtevasının ne olacağı sorusudur? İkinci önemli husus ise, yeni rejimin nasıl kurulacağıdır. Bu soruların cevapları bu yazının hacmini aşar. Burada üzerinde durduğumuz konu, acilen hükümet kurulması bahsidir.
Gölge hükümet veya alternatif hükümet veya başka bir isim altında bir hükümetin derhal kurulması gerekir. Mevcut rejim ve iktidar ayaktayken kurulmalıdır ki, geçiş süreci mümkün olan en az zararla atlatılabilsin.
Halk ayaklanmalarında dehşet bir yıkıcı güç bulunur. Örgütlü ayaklanmalar, nispeten nizami olduğu için, yıkıcılığı kontrollüdür ve rejimin imhasına yöneliktir. Fakat inisiyatifsiz halk ayaklanmalarının meydana getireceği kaos, her şeyi yıkabilir. Halk ayaklanması, kör fil sürüsünün şehre girmesi gibidir.
Hükümet kurulması, rejimin ayakta kalma ihtimalini ortadan kaldırır. Sokakların halk tarafından işgal edildiği bir ülkede, halk hangi hükümete teveccüh gösterirse, diğeri ömrünü tamamlamış demektir.
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

Share Button