Etiket arşivi: HASSASİYET

“İKTİDARDA KİM VAR?”

“İktidarda Kim Var?”

Semerkand dergisinin Aralık 2015 sayısında Ali Yurtgezen hocanın “Ahmet Nafiz Yaşar” müstearıyla yazdığı “İktidarda Kim Var? yazısında siyasî iktidarlara ve seçimlere gösterilen heyecan ve önemin “beden ülkemizi yöneten kalp iktidarına gösterilmediği…” anlatılıyor ki Müslümanlar olarak gaflet dozumuz bin miligram…

Sadece ülkemiz değil, bütün İslâm âleminin had safhada siyasî iktidarlara gösterdiği önemi “kalp iktidarına göstermediğini, nefsin iktidarına meyledip yenildiğini” öğreniyoruz bu kuvvetli ikaz edici yazıdan. Yüreğimizi toplayarak hep beraber okuyalım:
“İKTİDARDA KİM VAR?” yazısına devam et

HİSSİYAT, HASSASİYET, TEFEKKÜR

HİSSİYAT, HASSASİYET, TEFEKKÜR

İslam irfanının muhteşem ıstılah haritası, başka hiçbir şey olmasa bile yalnız başına bir “fikriyat”tır. Istılahların her biri binlerce “fikir” için ana rahmi kıymet ve kuvvetindedir. Duygusallık kelimesindeki hafifmeşrep manaya inat “hissiyat” mefhumundaki mana hacmi fevkaladedir. Duygusallık kelimesinin manası, umumiyetle akla muhalif bir hale işaret ederken, hissiyat mefhumundaki mana, aklın da kaynağı olan ruha perçinlidir. Duygu ve duygusallık kelimesi, doğrudan nefsin tezahürlerini ifade ederken, hissiyat mefhumu, ruhi tezahürlerin adıdır. Ruhi tezahürler ise İslam ıstılah haritasında tasfiye edilmiş kalbin temiz mecralarındaki hayat hamlelerini gösterir. Risalet’in mukaddes beyanıyla sabit olan, “müminin mümini sevmesinin iman ile alakalı olduğu” bahsi, duygu, duygudaşlık, duygusallık gibi hafifmeşrep ve nevzuhur kelimelerle tabii ki ifade edilemez. Kaynağı nefs olan bir duygu akışının imanın cüzü olması beklenmez ve Hadis-i Şerifin bu şekilde şerh edilmesi kabul edilemez. İslam ıstılah haritası (İslam’ın dili) anlaşılmadan dil üzerinde yapılan tağyir, İslam’ın kaynaklarına ulaşmayı engeller. Hissiyat yerine duygu, duygusallık, duygudaşlık kelimelerini ikame edenler, “İman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe gerçek manada iman etmiş olmazsınız” Hadis-i Şerifini idrak ve izah edebilmekten uzaklaşmıştır.
HİSSİYAT, HASSASİYET, TEFEKKÜR yazısına devam et

AHMET SELİM, HASSASİYETSİZLİĞİN BU KADARI

AHMET SELİM, HASSASİYETSİZLİĞİN BU KADARI
İnsanları tanımak zaman istiyor. Zaman, dikkat, emek… Fikir adamlarından bahsediyorum. Kendimi çok kötü hissettiğim yani yanlış tanıdığımı farkettiğim birisi Ahmet Selim’dir. Yanlış tanıdığımı, yanlış değerlendirdiğimi kabul etmekte zorlandığım, uzun süre de direndiğim birisidir Ahmet Selim. Türkiye’deki az sayıda “fikir adamı”ndan birisi olduğunu düşünüyordum. Gerçekten enteresan bir durum, fikir adamlarının her konudaki düşüncelerini okuyana kadar karar vermemek gerekiyormuş. Ben tam aksini düşünüyordum, bir fikir adamının orta halli bir makalesinden (kafi derecede uzun bir makalesinden) tüm fikriyatının ortaya çıkacağı zannındaydım. Bu zannımın hala nazari çerçevede doğru olduğunu düşünüyorum. Fakat Türkiye pratiğinde doğru netice veren bir yaklaşım olmadığını gördüm.
Aslında meselenin özü şu; fikir adamı dediğimiz kişilerin, bağlı olduğu dünya görüşünün tamamına nüfuz etmiş olduğunu düşünüyoruz. Bu tarif, nazari çerçevede doğru… Dünya görüşünün bir kısmına (parçasına) nüfuz etmiş birisine fikir adamı denmesi, “fikir adamlığına” irtifa kaybettirmektir. Ne var ki Türkiye’de İslam’ın tamamına nüfuz etmiş, dolayısıyla zihni ve kalbi evrenini İslam’ın yekunu ile inşa etmiş adam bulmak samanlıkta iğne aramaya benziyor. Garip bir şekilde “parça fikirler” ile meşgul olan adamlarla dolu piyasa ve bu durum insanı aldatıyor. Bir yazara bakıyorsunuz, bir alanda, konuda, meselede dikkat çekici bir düşünce inceliğine ve derinliğine sahip fakat konu değiştiğinde baştan sona problemli hale geliyor. AHMET SELİM, HASSASİYETSİZLİĞİN BU KADARI yazısına devam et

ALİ BULAÇ, HİSSİYAT FAKİRİ

ALİ BULAÇ HİSSİYAT FAKİRİ
Müslümanın Müslüman ile hemhal olması gerekiyor. Hemhal, hemdert olması, hemfikir olmasından öncelikli ve önemlidir. Müminin ıstırabını hissetmeyenin, onun dertleri ile ilgilenmesi, ihtiyaçlarını karşılaması, ona yardımcı olması kabil değil. İmanın ilk tezahürü, fikri değil hissidir.
İslam irfanının harikulade ıstılahlarından birisi de, “hassasiyet”tir. Hassasiyet, his kökünden imal edilen bir mefhumdur ama duygudan ibadet değildir. Hassasiyet, muhtevası fikir ile doldurulmuş duygu halidir. Tersinden de anlaşılabilir; muhtevası imanın tecellisi olan hissiyat ile doldurulmuş fikri çerçevedir. Bu haliyle hassasiyet, insanın derununda (kalbi ve zihni evreninde) imandan sonra inşa edilmesi gereken en kıymetli mekanizmadır.
Hassasiyet, imanın mecrasında bulunan mıknatıstır, sahibini o mecraya doğru mütemadiyen cezbeder. Hassasiyetini oluşturabilmiş olan bir mümin imanın mecrasından dışarıya savrulmaz, o mecraya mahkum hale gelir, o mecranın dışında nefes alamaz. Çünkü hassasiyet, iman mecrası ile hayat arasındaki nefes borusudur, can koridorudur, ruh üfürülecek borudur. ALİ BULAÇ, HİSSİYAT FAKİRİ yazısına devam et

İSLAMCILIK TARTIŞMASININ “HARİCİLERİ”-18-TÜRKÖNE’NİN ANLAYIŞ MERKEZİ

İSLAMCILIK TARTIŞMASININ “HARİCİLERİ”-18-TÜRKÖNE’NİN ANLAYIŞ MERKEZİ
Türköne’nin, önceki yazılarımızda tespit ettiğimiz “fikir hilesi” ve “anlamama inadı”nın sebebi, 31.07.0212 tarihli, “Din, Diyanet ve İslamcılık” başlıklı yazısında ortaya çıkıyor. Önceki yazılarında serazat dolaşan düşünce faaliyeti, bu yazıda kendine bir merkez ediniyor. Artık Türköne ile ilgili ne düşüneceğimizi, nasıl düşüneceğimizi, değerlendirmelerimizin mihverinin neresi olduğunu biliyoruz. Çünkü kendisi bu yazısında net bir şekilde ortaya koyuyor.
Nedir bu merkez? Acele etmeyin…
Türköne’nin keskin ve kendinden emin tespitleri var. Mesela şu; “İslâmcılık bir iktidar projesi idi, gerçekleşti ve ömrünü tamamladı. Başı göğe değdikten sonra, gökyüzüne çıkmak için yollar inşa etmenin anlamı var mı?” Ne kadar net değil mi? Bir iktidar projesiydi, gerçekleşti ve ömrünü tamamladı. Başka söze gerek var mı? Türköne’nin bu kolaylıkta tespitler yapmasının sebebi, düşünce merkezi ile ilgili… Zihni havzası bir dünya görüşüne bağlı olmayan, düşünce faaliyetini de bir dünya görüşünün kalbine bağlanmadan gerçekleştiren Türköne, ciddi fikir üretiminde gevezelikten başka bir şey yapmıyor. Fakat gevezeliğine öyle bir ciddiyet ve ağırlık atfediyor ki, okuyanlar fikirle meşgul olduğunu zannediyor. İSLAMCILIK TARTIŞMASININ “HARİCİLERİ”-18-TÜRKÖNE’NİN ANLAYIŞ MERKEZİ yazısına devam et