Etiket arşivi: HÜRRİYET

NİZAM VE HÜRRİYET

NİZAM VE HÜRRİYET

(NOT: Bu yazı, “İnsan Ahlak Hukuk” isimli kitabımızdan nakledilmiştir)

Madde üzerinde nizam tesisi kolaydır, hendese ve bazı aletlerle o iş halledilir. Maddenin katı hali üzerinde nizam tesis imkanı, sıvı ve gaz haline geçince zorlaşmaktadır. Sabit halden hareketli hale doğru ilerledikçe nizam tesisi zorlaşmaktadır.
Sabit halden hareketli hale doğru ilerledikçe nizam ile birlikte hürriyet de mevzu olmaya başlamakta, mesele giriftleşmektedir. Hakikatte nizam ile hürriyet birbirinin mütemmimi olmasına rağmen, hayatta ve tatbikatta birbirinin zıddı gibi anlaşılmakta, bu anlayışı besleyecek türden tezahürlere de rastlanmaktadır.
Mevzu insan ve hayata kadar geldiğinde, nizam tesisi fevkalade zorlaşmaktadır. İnsan hareketin zirvesine ulaşmış varlık çeşididir aynı zamanda… Ve hareketinin hem akli (fikri) hem de hissi kaynakları bulunan, nizami hareketi bazen hürriyetine tehdit olarak görebilen sebepler ve gerekçeler kumkumasıdır. İnsan, hareketin zirvesine ulaşan varlık olması cihetiyle hürriyete en fazla ihtiyaç duyan ve bunu da talep eden varlıktır.
Sükunet nizamın, hareket hürriyetin tezahürlerinden birisidir. Tabii ki tek tezahürleri bunlar değildir ama meselenin anlaşılması için bu tezahürler tetkik edilebilir. Mesela trafik akışını tanzim etmek (nizami akış haline getirmek) için, muhtelif mesafelere ve kavşaklara ışıklı sinyalizasyon koyuyoruz, bir cihetten gelen akışı kırmızı ışıkla durdurup (sabitleyip) başka bir cihetten gelene yol veriyoruz. Anlaşıldığı üzere kesintisiz hürriyet (hareket) mümkün olamıyor.
NİZAM VE HÜRRİYET yazısına devam et

FETHULLAH GÜLEN’İN FİKİR HİLESİ-5-FİKİR KABIZLIĞI

FETHULLAH GÜLEN’İN FİKİR HİLESİ-5-FİKİR KABIZLIĞI

Fethullah Gülen bir konuda çok mahir, fikir ile dil ve üslubu öyle bir harmanlamış ki, birbirinden tefrik etmek fevkalade zor. Zaten tabiatı gereği fikir ile dil ve üslup birbirine nüfuz etmiş halde bulunur ve zaten tabiatı gereği bunların birbirinden tefriki zordur. Bu sebeple bazı fikir ve ilim adamları hak etmedikleri şöhrete sahip olmuşlardır. Fethullah Gülen, meselenin tabiatındaki zorluğu iyice girifleştirmiş, dil ve üslubunun içinde fikri arayıp bulmayı çetin bir mesele haline getirmiştir.

İslam’ın on dört asırlık müktesebatından ulaşabildiklerini almış, onları kendi dil ve üslubuyla ifade etmiş, kadimden beri müzakere edilen meseleleri kendi fikriymiş gibi ifade etmiştir. Müktesebata vakıf olanların farkedip, hırsızlık (intihal) ile ithamından korunmak için sık sık nakil üslubuna müracaat etmiş, nakil yaptığını gizlememiş ama her konuyla ilgili kendi fikri varmış gibi davranmaktan da kaçınmamıştır. Oysa “Kalbin zümrüt tepeleri” isimli dört ciltlik kitapta, dört adet orijinal fikir yoktur. Çok büyük bir iddia gibi görünen bu beyan, müktesebata aşina olan ve dil ile üslubu muhtevadan ayırabilenlerce anlaşılabilecek bir özelliktir.
FETHULLAH GÜLEN’İN FİKİR HİLESİ-5-FİKİR KABIZLIĞI yazısına devam et

ŞU ZEYNELOV MESELESİ…

ŞU ZEYNELOV MESELESİ…

Mahir Zeynelov… Today’s Zaman muhabiri… Azerbaycan vatandaşı… Geçtiğimiz günlerde sınır dışı edildi. Sınır dışı edilme sebebi, Zaman gazetesinin haberine göre başbakanı eleştirmesiymiş. Pekala başbakanı nasıl eleştirmiş? Zaman gazetesinin 07.02.2014 tarihli haberinden takip edelim;

“Başbakan Tayyip Erdoğan da Zeynalov hakkında, “hakaret, halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama” gerekçesiyle suç duyurusunda bulundu. Zeynalov, geçtiğimiz hafta emniyet müdürlüğüne giderek suçlamalarla ilgili ifade verdi. Söz konusu suçlamalar, Zeynalov’un @MahirZeynalov hesabından attığı “Turkish prosecutors order police to arrest al-Qaeda affiliates, Erdoğan’s appointed police chiefs refuse to comply (Türk savcılar, polise El Kaide ile bağlantılı kişileri tutuklama emri verdi. Erdoğan’ın atadığı polis şefleri, bu emri yerine getirmeyi reddetti)” ve “Al-Qaeda’s Turkey operatives flee after Erdoğan-appoited officials block raid (Erdoğan’ın atadığı yetkililer baskını engelleyince, El Kaide’nin Türkiye mensupları kaçtı.)” şeklindeki iki tweeti kaynak gösterildi. Zeynalov, ifadesinde söz konusu tweetlerin medyada yayınlanan haberlere dayandığını ve hiçbir yorumda bulunmadığını dile getirdi.”
ŞU ZEYNELOV MESELESİ… yazısına devam et

YILMAZ ÖZDİL HÜRRİYETİN TETİKÇİSİ

YILMAZ ÖZDİL HÜRRİYETİN TETİKÇİSİ
Hürriyetin önceki tetikçisi Emin Çölaşan’dı. Afedersiniz, hürriyetin tüm yazar kadrosu zaten tetikçidir de bazıları sniper olarak istihdam edilmiş durumda. Emin Çölaşan’dan sonraki keskin nişancı, Yılmaz Özdil.
Ülkenin temel meselelerinden birisi, her mesleğin yozlaştırılmasıdır. Herkes, bir şey yapmak istediğinde, o şeyden başka bir meslek ediniyor. Hiç kimse yapmak istediği işin mesleğine sahip değilmiş gibi bir atmosfer var. Köşe yazarına bakıyorsun, “yazar” değil. Askere bakıyorsun, “asker” değil. Sıradan sayın meslekleri…
Medya, her işle ilgili olabildiği, her konuda silah olarak kullanılabildiği için olsa gerek, her işin adamı medyada var. Medya, kendi mesleğini (gazeteciliği) yapmak isteyenlerin en az olduğu alan. Bir işin, mesleğin veya meşgalenin fazla fonksiyonel olması, çok alanla ilgili bulunması, o mesleği, başka işler için kullanmak isteyen insanlarla dolduruyor.
Bir mesleğin kriterleri sağlıklı oluşturulamamışsa, kontrolü mümkün olmuyorsa, piyasanın tepkisi kırılabiliyorsa, o meslek yolgeçen hanına dönüyor. Gazetelerin hepsi, gazetenin bir yerinde, “bu gazete basın meslek ilkelerine uymaya söz vermiştir” türünden ifadeleri yayınlıyor. Ne var ki, emsal olması için bile bir tane gazete bu ilkeler uymuyor. Uysa ne olur? O ilkeler içinde fikir kalitesi ve derinliği ile ilgili bir madde veya madde fıkrası yok. Hem ilkeleri hazırlarken eksik yapıyorlar hem de o ilkelere uymamak konusunda ittifak etmiş durumdalar.
Medyanın tamamı tetikçilerle dolu… Gazete köşe yazarlarının kahir ekseriyeti tetikçi dolu… Televizyon programcıları tetikçi, misafirleri de mecburen tetikçi. Tamam hepsi değil. Fakat o kadar yaygın ve köklü ki, neredeyse hepsi gibi görünüyor. Tetikçi olmayanların üstünü örtüyor ve görünmez kılıyor.
Emin Çölaşan’ın işine son verildiğinde, fikir piyasası zannetti ki, tetikçiler ayıklanıyor. Aynı seviyede ve aynı hedefe ateş eden biri ikame edildi. Dokuz yıldır aynı hedefe ateş ediyorlar fakat hedefi bir defa bile vurmuş değiller. Veya her ateş ettiklerinde hedefi vuruyorlar fakat hedef kurşun geçirmiyor. Bu iki ihtimalden biri olmalı çünkü hedef sapasağlam duruyor. Öyleyse neden hala aynı hedefe aynı silahla ateş ediyorlar? Sahi neden? Anlamaları için dokuz sene kafi gelmedi mi? Yahu çocuklarımız büyüdü bu arada. Artık çocuklarımız da gülüyorlar.
Mermi yerine pamuk atıyorlar diyeceğim ama adamların ağzından lavlar çıkıyor. Pamuk atmak bir tarafa, nükleer silah kullanmamalarının sebebi, bulamamalarıdır. Mesele ne öyleyse? Ellerinden gelse nükleer silah kullanacaklar ama hedef yerinde sapasağlam duruyor. E nedir öyleyse mesele?
Bu soruyu niye biz soruyoruz? Onların sorması gerekmiyor mu? Çünkü savaşan onlar… Bu soruya ihtiyacı olanlar da onlar. Niye sormuyorlar bu soruyu? İnsan merak eder ve kardeşim.
Onların bu soruyu soracak kadar akılları yok. Dokuz yılda ateş ettikleri hedefin zarar görmesi bir tarafa daha da güçlendiğini gördükleri halde, doğru iş yaptıklarını düşünüyor ve aynı istikamette gidiyorlar. Sizce bu soruyu soracak akıl çapları var mı? Bunu kime nasıl anlatırsınız?
Sorunun peşine bizim düşmemizin sebebine gelince, aynı hedefe dokuz yıldır ateş etmelerine rağmen hedefe hiçbir zarar verememelerinin tuhaf neticeleri meydana gelebilir. Mesela bir gün sabah uyanırlar ve bir anda hedefe zarar veremediklerini anlayıverirler. Akıl çapları küçük olduğu için, kullandıkları merminin pamuktan yapıldığını zannederek, kafalarına da sıkarlar, tecrübe olsun diye. Fakat mermi, dokuz yıldır ateş ettikleri hedefe zarar vermiyor ama kendi kafalarını dağıtır. Anlamsız şekilde intihar etmiş olurlar. Kimse neden intihar ettiklerini de anlamaz ve kamuoyunu bin bir türlü komplo teorisi ile boşuna meşgul ederler. Bu sebeple sorunun peşine biz düştük.
Seksen yıldır o kadar yalan söylediniz, halka o kadar hakaret ettiniz ki, artık sizi dinlemiyorlar. Sizi umursamıyorlar. Gazetede yazıyor olmanız, sizin kıymetli olduğunuzu göstermiyor. Zamanında bir şekilde o köşeleri (ve gazeteleri) kaptınız fakat yalancı çobana döndünüz. Kendi itibarınızın kalmadığını anlamadınız, aynen devam ettiniz, halk da sizin itibarsızlığınızı gazetelere de paylaştırdı. O kadar itibarsızlaşmıştınız ki, gazetelere yetti, desteklediğiniz siyasetçilere yetti, desteklediğiniz işadamlarına yetti… Bu ne hırs be…
Bu kadar yazdık, birkaç cümlelik de misal verelim. Yılmaz Özdik, 09.12.2011 tarihli hürriyet gazetesinde “köşe yazısı” yazmış. Buyurun…
“Onca yalaka
Onca yanardöner
Onca pervane
Onca dalkavuk
Onca…
Dibek dövücünün hınnk deyicisi
Onca şakşakçı
Onca yaltakçı
Onca yağdanlık
Onca sırıtık
Onca yılışık”
Yazının tamamı böyle… Hepsini yayınlayamamamızın sebebi, hem telif kanununu ihlal etmemek hem de tahammül sınırımızı ihlal etmemek… Alt alta yazmasa, birkaç paragraflık bir yazı olacak. Kimse de buna köşe yazısı demeyecek. Fakat adamımızın kendine has üslubu(!) var ya… Alt alta yazıyor ve köşe yazısı oluyor.
Ne diyelim, bizden uzak, hürriyete (Aydın Doğan’a) yakın olsun. Aynı safta bulunmaktan hicap duyacağım birisidir. Aydın Doğan’ın bu ülkeye tek faydası, cemiyet içinde yaşaması zararlı olanları etrafında toplayıp halkı koruyor olmasıdır. Düşünsenize Ertuğrul Özkök ve Yılmaz Özdil gibilerinin halkın içine girmesini… Aman Allah’ım, kabus…
İBRAHİM SANCAK
İbrahimsancak2011@gmail.com