HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-34-HZ. ALİ (RA)-12-

Cemel vakasına dönersek…

Coğrafya o kadar şiddetli kaynıyor ki, birinin diğerinden haberi yok. Herkes farklı bölgelerde kuvvet teşkil etmeye başlıyor. Zaten İslam coğrafyasında biat etmeyenler var hala, Hz. Ali (RA) Efendimiz Medine’de halife seçilmiş fakat hala biat etmeyen şehirler var. Bazıları Şam’ın ne yapacağına bakıyor. Böyle bir vasatta herkes Hz. Osman’ın (RA) katillerini arıyor, cezalandırmak için çaba sarfediyor. Bir halifenin ferasetle, basiretle yapması gereken işi yapmak üzere yola çıkıyor Hz. Ali (RA). Ümmetin, İslam devletinin neresinde problem varsa, o problemi çözmek için problemin olduğu koordinatlara doğru harekete geçiyor. Biat etmeyenlerin, biatte tereddüt edenlerin olduğu coğrafyaya doğru… Problem olduğu yerde çözülür. Problemin size gelmesin bekleyemezsini, beklememelisiniz. Nerede problem varsa oraya varacaksınız. Bloke edeceksiniz. Etkilemeyecek dışarıyı. Biat edilmemesi siyasi nizam için çok mühim bir mesele… Ya oturup konuşacaksınız, biat etmemekteki sebepleri neyse dinleyecek ve çözeceksiniz, böyle olmuyorsa, isyan kabul edip bastıracaksınız. Bu kadar rahat konuşmamızın sebebi nedir, çünkü seçilen halife Hz. Ali’dir (RA). Hz. Ali’ye biat etmemenin bir izahı var mı? Veya varsa beyan edin, konuşun, dinleyin, çözün.

O zaman Hz. Ali’ye (RA) biat etmeyenler asi konumunda…

Acele etme azizim. Bahsini ettiğimiz nazari çerçevedir. Ne var ki o dönemde hayat altüst olmuş, zihni evrenler dağılmış, akıl sıhhatini kaybetmeye başlamış. Meseleyi nazari çerçevede konuşmak gerekirse işimiz kolay. Lakin tarihten bahsediyoruz, karışık bir devirden bahsediyoruz. O devirde yaşayan insanları, onların hallerini anlamak gibi bir çaba içinde olmamalı mıyız? Bu, fazla ucuzculuk olmaz mı? Okumaya devam et

Share Button

HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-33-HZ. ALİ (RA)-11-

Hilafeti size teslim etmeye hazırım anlamında yapıyor bunu.

Tabii ki… Makam derdinde değiller, mesele acilen ümmetin vahdetini temin edecek, problemleri çözecek halifenin seçilmesi. Kendi derdinde olan insanlardan bahsetmiyoruz, Allah’ın rızasını talep eden, ümmetin meselelerini dert edinen büyük şahsiyetlerden bahsediyoruz. Çok keskin ve çok derin bir cevaptır o, “verin elinizi ben size biat edeyim”. Çok keskin zira meseleyi anında çözen bir tavır, çok derin zira hilafet makamından feragat edecek kadar yüksek bir feragat… Mesele ümmetin halifesiz kalmamasıdır, başsız kalmamasıdır, vahdetin teminidir.

Hz. Ali (RA) Efendimizin bu tavrı başka bir hususa da işaret ediyor. Hz. Ebubekir (RA) zamanında halifelik hakkı Hz. Aliye aitti filan gibi düşünceler çok garip. Hz. Ali’yi (RA) övmeye çalışırken ne yaptıklarının farkında değiller. Hz. Ali (RA), “illa ben halife olacağım, benim hakkım, benim hakkımı gaspediyorsunuz” türünden düşüncelere sahip değil. Hz. Ali’yi (RA) övmeye çalışırken, onu iktidar heveslisi, iktidar taliplisi, iktidar için diğer sahabelerle küsen(!) hafifmeşrep bir insan haline getiriyorlar. Allah muhafaza…

Hz. Ali (RA) Efendimiz, Hz. Talha (RA) ve Hz. Zübeyr (RA) o cevabı verince tereddütsüz biat etmişler. Anlık çözüm üretme, keskin çözüm üretme dehası… O iki sahabenin bir hususiyeti de “Aşere-i Mübeşşere”den olmalarıdır, biatları bu cihetle mühim. Okumaya devam et

Share Button

HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-31-HZ. ALİ(RA)-9-

Genel olarak baktığımızda Hz. Ali (RA) devrindeki karışıklık neyin nesidir?

Hz. Ali’nin (RA) devr-i hilafeti, İslam coğrafyasının içten içe iyice kaynayıp, problemlerin gün yüzüne çıktığı zamana denk geliyor. Mesela bir hareket olarak, siyasal bir hareket olarak, zayıfta olsa hilafete isyanın olduğu bir önceki dönemden tevarüs eden bir karışıklık mevcut. Tabii ki Hz. Ali (RA) Efendimizin devrinde başlamış olan bir karışıklık değil, önceki zaman diliminden tevarüs eden bir durum var. Hz. Osman (RA) devrinde başlayan kaotik süreçler devam ediyor hatta halifenin katledilmesiyle daha da güçlenerek ve derinleşerek Hz. Ali (RA) devrine geliyor. Halifenin canına kast edilen bir önceki dönem, akılları patlatıyor. Böyle bir problemle karşılaşmamıştı ümmet daha önce, karşılaşmadığı için bir tecrübe biriktirmemiştir. O büyük nefesin irtihalinden sonraki dönemde birçok ihtimalin tecrübesinin üretilmesine yetecek kadar zaman geçmemişti zaten. Mesela Hz. Osman’ın evinin yani hilafet merkezinin kuşatılmış olduğu bir dönem hayal edebiliyor musunuz? Kimse ne yapacağını, nasıl davranacağını bilemez hale gelmiş. Okumaya devam et

Share Button

HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-22- HZ. OSMAN(RA)-6-

Belki de Hz. Osman’ın söyleyebileceği Hz. Ebu Bekir’in oğluna söyleyebileceği en güzel söz oydu. O delikanlı başını öne alıp ağlayarak çekip gidiyor.

Orada, halifenin evi kuşatıldığında Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin yaralanıyor. Eve saldırılara yalın kılıç karşı koyuyorlar. Mesela bu kısmın üzerinde de düşünmeliyiz. Bu mesele üzerinde pek durulmaz, hatırlanmaz. Bu da bir Kerbela’dır. Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin hilafeti korurken yaralanıyor. O makamı korurken yaralanıyorlar. Halifeyi korumak için yaralanıyorlar. Kerbela çapında değil tabi ama orada yaralanıyorlar. O güruh hem hilafete saldırıyor hem Ehli Beyte saldırıyor. Hz. Hasan ile Hz. Hüseyin’e saldırıyorlar.

Halifeye saldıranların arasında Hz. Ebubekir’in oğlu vardı, o sözden sonra çekip gitti. Onun dışında, halifenin evini kuşatanlar ve şehit edenler içinde sahabe var mıydı?

Sahabe yok, Medine’den de kimse yok, şehit edenlerin içinde. Belli başlı mümeyyiz insanlardan, sahabelerden kimse yok. Hz. Ebubekir’in (RA) oğlunu, Allah öyle bir şeyden korumuş. Aksi ihtimal gerçekleşseydi çok ağır bir hadise olurdu. Hz. Ali (RA) ile Hz. Muaviye çatışmasının neticeleri malum. Ümmet bunun altında kaldı. Hala 1400 sene önceki hadiseden dolayı bir takım fırkalar var. Hz. Ebubekir’in oğlunun Hz. Osman’ı şehit etmesi ihtimalini düşününce, akıl taşımıyor. Okumaya devam et

Share Button

HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-21-HZ. OSMAN (RA)-5-

Hz. Ömer’in (RA) sahsından kaynaklanan özellikler yani celadet ve cesaret, halifenin, Hz. Ebubekir’in (RA) yanında bulunuyor.

Onu biliyor zaten, “ona dokunmayın o benim merhametimi dengeliyor” dediğinde, onu görüyor. Onun için hilafet bahsi Hz. Ömer ile incelenecek bir konudur. Hz. Ali ile incelenecek bir konudur. Hz. Ali’de de bulursunuz. Celadeti de Hz. Ömer kadar bulursunuz fakat Hz. Ali’de (RA) ilim ve hikmet ile harmanlanmış şekliyle tezahür eder. Celadet ve cesaret, hikmet ile tezyin edildiği için görünmez hale geliyor. Hz. Ali’nin (RA) hilafetinin, karışık bir döneme tevafuk etmesi, Hz. Ömer (RA) dönemindeki tatbikat misallerinin görünmesine mani olmuştur. Hz. Ömer (RA) döneminde “altın levha” halinde parıldayan o tür misaller, dönemin özelliklerinden dolayı Hz. Ali (RA) devrinde göze çarpmaz. Fakat anlayan için hilafet numunesi olarak Hz. Ali de ele alınabilir. Hz. Ömer döneminde bir sükûnet hali var ya, bu hal tatbikat misallerinin kristalize olmasını sağlıyor. Mesela adalet çok net görünüyor, aklı gözünde olanların Hz. Ömer’e bakması gerekir. İdrak keskinliği olanlar Hz. Ali’ye baktıklarında da görürler. Hz. Ali’nin bir özelliği daha var, az bilinir bu özelliği. Hz. Ali (RA) dahi sahabelerdendir. Sahabe olarak kıymeti başka bir şeydir. Mizacen Hz. Ali deha sahibidir. “İlmin kapısı, ilim beldesinin kapısı” payesini almasının bir sebebi de deha olmasıdır. O paye ona düşmüştür. Dahidir. Mesela Hz. Halid Bin Velid’in kumanda dehası olması gibi… Hz. Ali’de de hilafet numunesi (prototipi) bulunur. Hilafet bu şahsiyette tüm şartlarıyla şekillenir. Hz. Osman’ın veya Hz. Ebubekir’in hilafetinde bir eksiklik olduğu şeklinde anlaşılmamalıdır bu beyanımız. Okumaya devam et

Share Button

HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-20-HZ. OSMAN(RA)-4-

Tam bu noktada araya girmek istiyorum. Hz. Osman’ın (RA) istifa etmesi doğru olmaz mıydı? Yani mizacından kaynaklanan munis idare tarzının, devleti idare için kafi gelmediği düşüncesiyle istifa etse belki de hadiselerin öyle gelişmesi ve şehadetine kadar ulaşması önlenmiş olurdu, ne dersiniz?

Güzel bir soru ve mühim bir konu… Bu günkü düşünce dünyamız ve tecrübe birikimimizle tarihe bakmanın da orijinal bir misali. Yapılan temel yanlışlardan biri de bu, bu günkü tecrübeyle tarihe bakmak…

Hz. Osman (RA) üçüncü halifedir malum. Ondan önceki iki halife, ömür boyu o makamda kalmıştır. Doğrusu seçilirken ömür boyu kalsın, kalmasın gibi bir mesele de yoktur. Oradaki merkezi mana, halifenin adaletle hükmetmesidir, adaletten ayrıldığında o makamdan da ayrılması gereğine dair nazari bir anlayış vardır. Hz. Ömer’in (RA) sorusunun manası budur. İlk iki halifede ise bir şikayet sözkonusu olmamış, halifelerin vefat edene kadar görevde kalması vaki olmuştur. Dolayısıyla “istifa” müessesesi yoktur, o müessesenin gelişmesi için kafi derecede tecrübe birikimi de yoktur. “İstifa müessesesi geliştirilmeliydi” deme imkanınız da yok o dönemde. Çünkü hadise başka bir zaviyeden değerlendiriliyor. Nedir o açı? Raşit halifelerin dördü de, hilafet makamına talip olmamıştır, bir şekilde o makam onlara sunulmuştur. Başka bir ifadeyle, “görev verilmiştir”. Görev verilmişse, görevi layıkıyla yapmak sözkonusudur, görevden kaçmak ne mümkün. O şahsiyetler görev talep etmezler ama görevden de kaçmazlar. O şartlarda istifa meselesi düşünülmüş olsa bile, istifanın anlamı, görevden kaçmak şeklinde görünür. Okumaya devam et

Share Button

HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-19-HZ. OSMAN(RA)-3-

O devirde artık, “Ben yanlış yaparsam, beni nasıl doğrultursunuz?” sorusuna kılıçlarını çekerek, “Bununla” diye cevap verecek güzide kadro da azalmış halde…

Diline sağlık, tam isabet. En mühim konulardan biri de o. O kadronun aksine öyle bir güruh çıkmış ki Hz. Osman döneminde… Hz. Ali ile Hz. Osman arasındaki mükâlemeler var. Daha önceki programda muhtemelen söylemişizdir. Aralarındaki sohbet esnasında Hz. Osman’a, Hz. Ali’nin bir takım itirazları, şikâyetleri var. Hz. Muaviye ile ilgili, şamdan bir takım şikâyetler geliyor. Hz. Ali’ye de geliyor. Sadece Hz. Osman’a değil. Hilafete geliyor tabi ki öncelikle. Hz. Osman’ın Hz. Muaviye’yi görevden almaması üzerine konu Hz. Ali’ye de gelmeye başlıyor. Hz. Ömer’in hitabına karşı sahabenin o verdiği tepkiyi Hz. Ali de veriyor. Hz. Ebu Bekir döneminde, Hz. Ömer döneminde bir takım yanlışlıklar görülse kılıçlara sarılacak bir kadro var fakat henüz müesseseleşmemiştir. Kılıca sarılmamak, zafiyet olarak görülebilir fakat hilafet makamına karşı, bir yanlışından dolayı, patavatsızca kılıç çekilir mi? Konu hassas, azami dikkat isteyen bir durum. En küçük yanlışta kılıçlara sarılan bedevi bir cemiyetten bahsetmek, adalet hassasiyetinden bahsetmek değildir. Hz. Ömer’in (RA) o sorusu, çok ciddi bir sorudur. Hangi yanlışta kılıç çekeceğinizi bilmezseniz, adil ve medeni bir cemiyetten değil, kavganın olağanlaştığı bir bedevi cemiyetten bahsediyorsunuz demektir. Küçük yanlışlar, konuşarak, istişare ederek çözülebilecek meseleler için kılıç çekilmez. Sonraları böyle anlaşılıyor mesela. Hz. Ali dönemine geldiğinde o karşılıklı çatışmalarda pratikten kaynaklanan bir takım hadiseler böyle olsa gerek. İslam’ın nazari çerçevesi ile ilgili her iki tarafın da problemi, farklı anlayışı yoktur ama kılıçlar çekilmiştir. O ayar o denge kurulamamıştır. Fakat Hz. Ali, Hz. Osman’a kılıç çekmiş değildir. Hz. Ali’deki (RA) derin idrak, kılıcın nerede çekilip, nerede kınında tutulacağını anlayan ve ölçülendiren muhteşem bir anlayış çerçevesi oluşturuyor. Okumaya devam et

Share Button

HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-18-HZ. OSMAN(RA)-2-

Haki bey bu nokta önemli… Hz. Resulü Ekrem Efendimizin meşvereti ile tedrisatının birleştiği nokta. Hem meşveret hem tedrisat… Talebelerinizle müşavere eder misiniz? Buradaki kıvam müthiş değil mi? Bu konudan bahsedelim biraz.

Değil mi? Talebenizle istişare eder misiniz? Doğru bir soru ve doğru bir yaklaşım, talebelerinizle istişare eder misiniz? Bu soruya, müderrisin “Hatem’ül Enbiya” olduğunu, dini son olarak getiren en büyük Risalet sahibi olduğu hususunu da ekleyiniz ve tekrar sorunuz. Talebelerinizle istişare eder misiniz? Bu sorunun cevabı, hayırdır. Kimse böyle bir şey yapmaz. Fakat O yapmıştır. Çünkü O, her şeyin en mütekamil ölçüsünü getiren, o ölçüleri en mütekamil şekilde tatbik eden, insanlığın ufku bir şahsiyettir. Tedrisatla meşvereti harmanlayan, ikisi arasında müthiş bir terkip ve terkip kıvamı gerçekleştiren bir Resuldür ve bu yolla sahabe gibi güzide bir kadroyu inşa etmiştir. Yine yeri geldi, “sahabenin ehemmiyeti nedir?” sorusunu bu meseleyle ilgili olarak tekrar cevaplayalım. Sahabenin ehemmiyetinin sebeplerinden birisi de, müderrislerinin Risalet olmasıdır. Risalet tarafından talim ve terbiyeye tabi tutulmuş olmasıdır. Sahabeyi hafife alanlar için söylüyorum, O müderrisin ders halkasını asla bulamayacakları için, kendilerini veya başka birilerini sahabeyle mukayese etmek küstahlığına düşmesinler. Risalet tedrisatının da bir hususiyetini ifade ettik, meşveret ile tedrisatın mütekamil kıvamda terkip edilmesi… Hem Risalet’in talim ve terbiyesinden geçmiş bir kadrodur sahabe hem de böyle bir kıvamın meyvesidir. Buyurun, yakalayabilirseniz yakalayın o kıvamı. Okumaya devam et

Share Button

HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-17-HZ. OSMAN(RA)-1-

Haki Bey bugün Hz. Osman’ın şahadeti ve o dönemdeki olayları konuşalım.

Halifeler içerisinde en uzun süre halifelik yapan Hz. Osman’dır (RA). Hz. Osman döneminin temel özelliği Allah Resulü’nün ya da risaletin nefesinin yeryüzünden, O’nun nefesinin tesirinin yeryüzünden yavaş yavaş çekilmeye başladığı bir dönemdir. Aslında peygamberimizin irtihalinden sonra başlar o nefesin yeryüzünü terk etmeye başlaması tabi ki, bura da radikal yorumlara meydan vermemek için neyi kastettiğimi bir cümleyle açıklayayım. O’nun bizzat varlığının tesiri bambaşka bir şeydir. Yani peygamberimizin bizzat bedenen de yeryüzünde bulunmasının tesiri bambaşkadır. Ve varlığının bu dünya da, ruhani ve cismani olarak bu dünya’da bulunduğu dönem itibari ile tesiri mukayesesiz bir hadisedir. Tesiri halen devam ediyor. Bugün de devam ediyor. Bırakın Hz. Osman dönemini, kıyamete kadar da devam edecek. Varlığının nuru ahirette de devam edecek, öyle bir zattan bahsediyoruz. Mesela cennette Cemalullahı görmek birinci mükâfattır. İkincisi Allah Resulü’nü görmektir. O’na yakın olabilmektir. O’nun meclisine, cennette de katılabilme iştiyakına sahibiz ve o meclise katılabilmek imtiyazdır, lütuftur. Hakikaten bizim ağzımızın suyunu akıtan cennet nimetleri bunların yanında kayda değer şeyler değil. Bizim aklımıza başka şeyler gelir cennet mükâfatı listesi yapılırken, nedense bunları pek aklımıza getirmeyiz. Ahirette de bunlar devam eder. Hz. Osman dönemini bu şekilde tespit ederken, Risaletin nefesinin yavaş yavaş yeryüzünden çekildiğini söylerken, nazari çerçevede konuşuyoruz. Pratikte de hadiselerin, ihtilafların, problemlerin yoğunlaştığı dönem olması hasebiyle bunu söyleme imkânına sahip değiliz. Haddimizi aşmadan pratiği konuşma ihtimali biraz zor. Sahabeden bahsederken hassas olmak gerekiyor. Pratikten bahsederken haddimizi aşarsak eğer, niyetimiz haddi aşmak değildir, öyle bir ihtimali ancak sürç-i lisan kabul ederiz. Hz. Osman’ın şahsıyla ilgili, kıymeti ile ilgili şeylerden bahsetmiyoruz. Biliyoruz ki tarihte süreçler var, dönemler var, bir şeyler başlıyor. Belirli ivmeyle bir müddet yol alıyor. Devam ediyor. Okumaya devam et

Share Button

HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-16-HZ. ÖMER(RA)-8-

Nasıl? Dört halifede zuhur eden vasıflarla hayatın toplamı arasında nasıl bir münasebet var?

Hz. Ebubekir’de (RA) temayüz eden vasıf ve hal, sadakat ve rikkattir, Hz. Ömer’de (RA) temayüz eden vasıf ve hal, celadet ve adalettir, Hz. Osman’da (RA) temayüz eden vasıf ve hal, edep ve hayadır, Hz. Ali’de (RA) temayüz eden vasıf ve hal, idrak (akıl) ve ilimdir.

Sadakat hayatın özüdür, o yoksa hayat bir kabuktan ibarettir. Adalet hayatın gövdesi, iskeletidir, o yoksa hayat ayakta duramaz, yıkılır, çöker. Edep hayatın ölçüsü ve ziynetidir, tezyin edilmemiş hayat, yaşanılabilirlik istidadını kaybetmiştir. İdrak hayatın muhtevasıdır, o yoksa hayat sebep ve neticelerinden varestedir.

Hayat bu dört temel sütun üzerine bina edilmiştir. Bunlardan biri yoksa eksiktir, sallanmaya başlamıştır, eksiklik arttıkça zafiyet artar ve nihayet çöker. Raşit halifelerin hepsinde İslam’ın talep ettiği ahlaki meziyetler mevcuttur. Fakat her birinde, sahip oldukları mizaç ve ahlak meziyetleri, temsil ettikleri hususiyet merkezinde terkip olmuştur.

Dört halifede tecelli eden mana, hem hayatın tabiat altyapısını gösterir hem de İslami hayatın ana unsurlarını ve terkip kıvamını… Bu sebeple İslami hayatı doğrudan doğruya dört halifenin şahsiyetinde ve hayatında takip etmek mümkündür. Okumaya devam et

Share Button

HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-10-HZ. ÖMER(RA)-2-

Bunu şu şekilde somutlaştırabilir miyiz? Bir topluluk düşünün o topluluğa Hz. Ömer uzaktan göründü, oradaki topluluk kendisine çeki düzen veriyor ama diğer taraftan aynı topluluk Hz. Osman kendilerine doğru geliyor, bu sefer hayâsından, gelen zatın olgun kişiliğinden dolayı kendisine çeki düzen veriyor.

Korktuğunuz insana da karşı gelmezsiniz sevdiğiniz insana da karşı gelmezsiniz. Sonuç aynı, sebepleriniz farklı, bu mümkün. Aynı sonucu farklı sebepler verebilir. Aynı sebep farklı sonuçlar verebilir. Hayat çok girift, insan da çok girifttir. Hz. Osman’da adalet nakıs değil böyle bir şey söylüyor değiliz. Ama zirveye Hz. Ömer adaletle, Hz. Osman edepl, Hz. Ali akılla, hikmetle, Hz. Ebu Bekir sadakatle çıkmıştır. Her bir vasfı sahibinde tahlil etmemiz gerekiyor, doğru usul budur, biz de bu çerçevede konuşuyoruz. Hz. Ömer’de adaletin tecellisi, celadet kaynağından yani celadet mizacından ciddi anlamda beslenmiştir. Bundan ibaret midir, hayır. Siz sadece celadeti koyarsanız olmaz. Hz. Osman’da olduğu kadar olmasa da Hz. Ömer’de olduğu kadar ahlakı ve hayâyı eklerseniz adalet çıkar. Hz. Ömer’de de ahlak ve hayâ tabii ki çok ileri noktadadır. Ama onun zirvesi Hz Osman’dır. Hz. Ömer biraz daha beridedir. Sadece celadeti koyarsanız ortaya adalet değil zulüm çıkar. Öfkesinden yerinde duramayan şiddet sahibi bir insan, buradan adalet çıkmaz. Onu, ahlakla kıvama getirmiş olmanız gerekiyor. Celadete niye ayarlı şiddet diyoruz, ölçülü şiddet diyoruz? Onun ölçüsü nedir? Nedir ölçüsünü temin eden, ya da ayarını temin eden ve ölçülü kılan? O ahlak, o edep, o hayâ, hadde riayet, hududu muhafaza hassası, o Hz. Osman’dan belki biraz az ise de Hz. Ömer’deki o ahlak celadetini adalet merkezinde dengeliyor. Onun kaynağı nedir? İmanından önceki hali saf celadettir. İslam’ın ahlakını kuşanmamış halindedir. Saf celadet, saf öfke parıl parıldır. Okumaya devam et

Share Button

HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-4-HİLAFET-3-

Sayın Haki Demir, sizinle biraz da Allah Resulüne halife olabilecek kişilerin özellikleri üzerinde duralım. Az önceki anlattığımız konulara nispetle Hz. Resulullah’a kimlerin halife olabileceğini düşünebiliriz? Ya da halife olabilecek kişilerin özelliklerinin neler olması gerektiği düşünülmelidir?

Aslın bu fikrî anlamda çok zor bir bahis fakat İslam hukuku konuyu mutlaka çerçevelemek durumundadır. Boş bırakmak, boşlukta bırakmak imkânına sahip değil, o anlamda İslam hukuku hilafetin şartlarını belirlemiştir ama ben ondan ziyade dört halifenin temsil ettiği manaları konuşmanın daha uygun olacağı, daha pratik olacağı kanaatindeyim. Bir defa şunu baştan tespit etmekte zaruret var. Allah Resulüne hilafet etmek, ona halife olmak, onu temsil etmek bihakkın kabil değildir. Öncelikle hem ümmetin bilmesinde fayda var hem de İslam devletinin başına geçecek adı Halife olsun ya da olmasın ümmeti temsil edecek ya da herhangi bir İslam devletinde Müslümanları temsil edecek insanların mutlaka bilmesi lazım, Allah Resulüne bihakkın hilafet mümkün değil. Burada bahsi edilecek olan, O’na ne kadar layık olunabilir ne kadar yaklaşılabilir. Bunun örnekleri de Dört Halife’de mevcuttur. İlmi usuller çerçevesinde Dört Halife’nin çok ince bir şekilde tetkik edilmesi lazım. Dört Halife’de hem hilafetin hem de İslam devletinin şekillenişini görmek mümkündür ki bu Hz Ebu Bekir ile başlar. Onda başlar bu şekilleniş. Dört Halife İslam devletinin ilk tecrübesini üretir. Yani ilk tecrübelerini üretmiştir. Zaten Dört Halife’den sonra hilafetin hakkıyla söz konusu olmadığında ulema müttefiktir. İsimlendirme malum, Hulefa-i Raşidin. Raşit halife, dört halifeden sonra mümkün olmamıştır. Fakat ümmetin haklarını koruyacak devlet başkanları olmuştur. Bunlara halife denmesi de mümkündür. Zira dört halife çapında insan olmayacağı için onların seviyesinde halifenin de olmayacağı malumdur. Lakin bu nokta hilafetin ikame edilemeyeceği manasında anlaşılmamalıdır, hilafetin kıymetinin bilinmesi şeklinde düşünülmelidir. Okumaya devam et

Share Button

HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-2-HİLAFET-1-

HİLAFET

Sevgili dinleyiciler, Haki Bey’le bugün ve önümüzdeki haftalarda Hilafet konusunu konuşacağız. Bunun seri program olacağını düşünüyoruz. Kaç programlık bir seri olacağı konusunda ise bir fikrimiz yok. Ne kadar devam edebilirse o kadar sürdüreceğiz.
Evet, Haki Bey nedir Hilafet? Tabii hilafeti, dört Halife misalinden, onların özelliklerinden yola çıkarak, onların hayat tarzlarını tetkik ederek, fikri damıtma usulüyle konuşmak sanırım uygun olacaktır, değil mi?

Hilafet konusundan bahsedebilmemiz için önce Allah Resulü’nden bahsetmemiz gerekiyor. Allah Resulü (SAV), insan türünün remzidir, ufkudur. İnsani olan her şeyin kendisinde toplandığı, kendisinde temerküz ettiği, kendisinde cem olduğu şahsiyettir. Yani insan kavramının bütün müspet yönlerinin kendisinde, şahsında toplandığı biridir. Okumaya devam et

Share Button