TATBİK VE İNŞA FİKRİ

TATBİK VE İNŞA FİKRİ

(Terkip ve İnşa dergisi 8. sayı)

İslam’ın anlaşılmasına mani olan çok sayıda zihni bariyer var. Bunlardan birisi de terkip, tatbik, inşa gibi bahislerin idrak süreçlerine dahil olmadığı vehmidir. Aslında idrak nedir, hangi sürece tabidir, hangi safhaları bulunmaktadır türünden soruların bile gündeme gelmediği, bu sebeple anlamanın tarifinin bile yapılmadığı bir dönemde bu, beklenen bir seviyesizliktir. Zihni süreçlerin; ezberleme ve öğrenme, anlama ve keşif, tecrit ve terkip gibi yukarıya doğru irtifa kazandıran güzergahı, oradan aşağıya doğru ise inşa, tatbik, tecrübe gibi bir güzergahı olduğunu bile bilmiyoruz. Bunun aynı zamanda bilgi deveran haritası olduğunu, tecrübe ile biten deveranın tekrar başladığını, hem tatbikatla elde edilen tecrübenin doğru-yanlış cetvelinde test edilmesi hem de daha derinlere nüfuz için ihtiyaç duyduğumuzu, duymamız gerektiğini fark bile edemedik. Okumaya devam et “TATBİK VE İNŞA FİKRİ”

İSLAMCILIK MESELESİ-2-VASITA SİSTEM VE HAYRETTİN KARAMAN

İSLAMCILIK MESELESİ-2-VASITA SİSTEM VE HAYRETTİN KARAMAN
Hayrettin Karaman, Yenişafak’taki köşesinde 27.07.2012 tarihli “Arap baharında İslam’a yolculuk” başlıklı yazısında, bir taraftan Arap baharındaki gelişmeler merkezinde İslam’ın tatbik bahsindeki karşılıklarını inceliyor bir taraftan da İslam’ın günümüzdeki tatbikatının nasıl olacağına dair “nazari tespitler” yapmaya çalışıyor.
Karaman, Arap halklarının isyanının, batı projeksiyonu olmadığı kanaatini ifade ederken doğru bir tespit yapıyor. Gerçekten yıllardır diktatoryal rejimlerde zulüm altında yaşayan halkların, bir gün mutlaka isyan edeceği gerçeği, insan tabiatının zaruri neticelerindendi. O gün tabii ki bu gündür. İsyanların, devrimlerin, yeni hükümet teşkillerinin, “doğrudan İslami ruhu” taşımadığı istikametindeki görüntüler ve gelişmeler karşısında bazı Müslümanların “tereddütlü”, “şüpheli” ve hatta doğrudan batı projeksiyonu olduğu düşünceleri, idrak sığlığından kaynaklanıyor.
Hayrettin Karaman, bu süreci teşhis ederken, tabii ve tedrici gelişme seyrine işaret ediyor ki, haklıdır. “Heyecanlı ve hesapsız bazı müslümanlar, farklı kesimlerin yaşadığı bu ülkelerdeki reformları, İslam’a uygunluk yönünden değerlendiriyor ve olumsuz sonuçlara varıyorlar. Bunlara katılmıyorum. Normal bir sosyal değişim bir adımda olmaz. Farklı iradelerin çatıştığı bir toplumda bir grup her istediğini başkalarına dayatamaz. Adım adım mükemmele gitmeyi amaçlayanlar, hem ülke hem de dünya şartlarını göz önünde tutmak durumundadırlar.” Haklıdır fakat “nasıl” olacağına dair bir şey söylememekle, İslam coğrafyasındaki umumi eksiklik ve zafiyete kendi de duçar olmaktadır. “Adım adım mükemmele gitme” çabası, zaruri bir tespit olarak doğru fakat “nasıl” olacağı hususunda bir teklifte bulunmamakla eksik… Okumaya devam et “İSLAMCILIK MESELESİ-2-VASITA SİSTEM VE HAYRETTİN KARAMAN”

İSLAM MAARİF ANLAYIŞI-4-İNSAN TELAKKİSİ-1-

İNSAN TELAKKİSİ-1-
Maarif, insan inşasıdır. İslam Maarif Anlayışı ise Müslüman şahsiyet inşasının irfan yekunudur. Öyleyse mesele şu sacayağını takip eder; İslam nedir, İnsan nedir, Müslüman şahsiyet nedir. “İnsan tabiatı”, “İslam’ın insan telakkisi”, “İslam’ın inşa etmeyi istediği şahsiyet numunesi” başlıkları birbirinden farklıdır. Günümüzde birçok konu birbirine karıştırıldığı için, sıhhatli tetkikler yapılamıyor, sıhhatli fikir ve ilim üretilemiyor. Müslüman ilim ve fikir adamları, “insan nedir?” sorusu ile hiç ilgilenmeksizin, doğrudan doğruya İslam’ın istediği şahsiyet numunesinden bahsediyorlar. İnsanı anlamadan, İslam’ın arzu ettiği insanı anlayacaklarına dair bir vehim içindedirler. Madenin ne olduğunu bilmeden eşya (alet) imal etmeye benzeyen bu durum, hem İslam’ı anlamayı engelliyor, hem insanı anlamayı, hem de İslam’ın istediği şahsiyet terkibini…
İnsan bahsinde onlarca kitap telif ettiğimiz için, burada, insanı, maarif cihetiyle ele alacağız. İnsanın ne olduğu, İslam’ın insanı nasıl teşhis ettiği, inşa etmek istediği şahsiyet numunesinin ne olduğu hususlarını takip ederek, “İslam’ın insan telakkisini” kısaca tetkik edeceğiz.
*
İnsan tabiat havuzu, kainattaki tüm varlık çeşitlerinin tabiat hususiyetlerini ihtiva etmekte, ek olarak da sadece insana has ve ait olan ruhu, toplam varlığının merkezi unsuru olarak bünyesinde bulundurmaktadır. Bu sebeple insan tabiat haritasını çıkarmak fevkalade zordur, kolay olan yolu ise, insanlık tarihinde mevcut olan her insan fiilinin, tabiat haritasına dahil olduğunu bilmektir. İslam, varlık çeşitlerinin her birinin müstakil olarak yaratıldığını beyan ederken aynı zamanda her varlık çeşidinin kendi tabiat sınırlarını aşamayacağını da tescil eder. Varlık, kendi tabiat sınırlarını aşamayacağı için, “evrim” yoktur. Evrim, bir varlık çeşidinin kendi tabiat sınırını aşarak başka bir varlık çeşidi haline gelmesidir. Evrim, sadece insan telakkisi ile ilgili değil, aynı zamanda tüm varlık telakkisi (ontoloji) ile de ilgilidir. Dolayısıyla İslam, her varlık çeşidinin (ve tabii ki insanın) müstakil olarak yaratıldığını beyan ederken, varlık telakkisinin de çerçevesini tayin eder. Okumaya devam et “İSLAM MAARİF ANLAYIŞI-4-İNSAN TELAKKİSİ-1-“

İNŞA VE MUHAFAZA-14-

İNŞA VE MUHAFAZA-14-
*Tatbik sistemi
Tefekkür bahisleri nihai tecrit noktasında üç ana başlıkta toplanır. Varlık, İnsan, Hayat… İslam bu üç temel başlığın üstünde ve merkezinde, Yaratıcı Kudretin, Allah’ın varlığını kabul eder. Varlığın veya hayatın neresinden başlanırsa başlansın, terkip ve tecrit faaliyeti, bu üç başlıktan birine ulaşır. Üç başlık ise nihayetinde Allah’a varır.
Bu üç ana konunun tezatsız izahına dünya görüşü diyoruz. İslam’ı, varlık, insan ve hayata tatbik edebilmek için ihtiyaç duyduğumuz sisteme ise “tatbik sistemi” ismini veriyoruz. İslam’ın dünya görüşü inşa edilmediğinde İslam, parça parça anlaşılmaya çalışılıyor ki bu, vahim bir durum. Tatbik sistem inşa edilmeden uygulama teşebbüsünde bulunmak ise İslam’ın arzu etmediği neticeleri tevlit ediyor.
*
Tatbik sistem, vasıta sistemden sonra gelir. Tatbik sisteme ulaşmak, İslam’ın tamamını tatbik edebilecek kudret ve imkana sahip olmaktır. Bu safhada, parça tatbikatlar değil, tam tatbikat mevcuttur. İslam’a yol açmak değil, İslam’ı “gerçek” kılmak zamanıdır. Okumaya devam et “İNŞA VE MUHAFAZA-14-“

İNŞA VE MUHAFAZA-13-

İNŞA VE MUHAFAZA-13-

Vasıta sistemin geçerli olduğu süreçte “muhafaza” meselesi çok çetrefillidir. Çünkü vasıta sistemin müesseseleri, “asli müesseseler” değil, “ara müesseselerdir”.
Vasıta sistem sürecinde kurulan müesseseler, hayatı, asli müesseselere taşıyacak ara müesseselerdir. Ara müesseseler, asli müesseselerin hazırlayıcısıdır. Umumiyetle İslam’a yabancı siyaset ve kültür iklimlerindeki çalışmalara tekabül eder. Yabancı sistemlerin içinde kurulacak müesseselerin “asli müessese” olması fevkalade zordur.
Ara müesseseler, vasıta sistem süreci devam ettiği müddetçe varlığını devam ettirir. Tatbik sistem sürecine geçildiğinde ara müesseseler miadını doldurmuş olur. Muhafaza süreleri de tatbik sistemin bidayetine kadardır.
Geçiş dönemleri tabiatları gereği problemlidir. Menzile ulaşana kadar fevkalade mühim olan bu sürecin müesseselerinde muhafaza ayarı zor yapılır. Menzile ulaşmak uzun sürerse (geçiş dönemi uzun sürerse), ara müesseselerin muhafazası için yapılan hassasiyet yığınağı fazla olabilmektedir. Lüzumundan fazla muhafaza hassasiyeti, bu müesseselerin tasfiyesine karşı bir mukavemet oluşmasına sebep oluyor. Mukavemet oluştuğunda tasfiye, çatışmalı şekilde gerçekleşiyor. “İhtilaller, önce çocuklarını yer” veciz sözünün gerçekleşme ihtimallerinden biri de budur. Her müessese bir kadro ve liderlik üretiyor ve direniş kaçınılmaz hale geliyor. Vasıta sistem fikri veya ara müesseseler anlayışı oluşturulmadığında, hayatı tatbik sisteme kadar taşıyan ehemmiyetteki müesseselerin neden tasfiye edilmesi gerektiği anlaşılamıyor. Oysa “ara müessese” isimlendirmesi bile bu türden problemlerin ciddi bir kısmını ortadan kaldırmaya kafidir. Okumaya devam et “İNŞA VE MUHAFAZA-13-“

İNŞAVE MUHAFAZA-12-

İNŞA VE MUHAFAZA-12-

Vasıta sistem, bir cihetten bakıldığında da, başka sistemler içinden İslam’a yol aramak ve açmak meselesine karşılık gelir. Yukarıdaki misalden hareketle, para trafiğini yönetecek bir müessese inşa ve tatbik etmek, mevcut siyasi ve iktisadi rejim içinde yapılabilmelidir. Ki, bu yolla hayat yavaş yavaş (ve tabi ki mümkün olduğu kadar hızlı) İslam’a doğru taşınabilsin ve nihai hedefe doğru yaklaşılsın.
İslam’ı mevcut şartlarda (başka siyaset ve kültür iklimlerinde) tatbik edememek, tüm tatbikatlarını ortadan kaldırmayı gerektirmez. Tatbikat için ideal şartları beklemek, o şartların hiçbir zaman gerçekleşmeyeceğini gösterir. İdeal şartları gerçekleştirmek için mücadele etmenin en mühim yolu, vasıta sistem marifetiyle, mevcut şartlar ile ideal şartlar arasındaki uçurumu kapatmaktır. Okumaya devam et “İNŞAVE MUHAFAZA-12-“

İNŞA VE MUHAFAZA-11-

İNŞA VE MUHAFAZA-11-

*Vasıta sistem nedir?
Vasıta sistem, nihai sistem olmadığı için tabiatı gereği problemlidir. Kurulması ve işletilmesi, nihai sistemden daha zordur. Zira bir taraftan mevcut şartları dikkate alır, diğer taraftan İslam’ın yekununa ulaşmak için onu esas alır. “Hiç” ile “hep” arasındaki güzergahta yürümek fevkalade zordur, bunun sistemini kurmak ise daha zor.
Vasıta sistemin iki boyutu var. Şartların temini ve hayatın inşası…
Şartların temini, İslam’ın tatbik iklimini inşa etmek için lüzumludur. Hayatın inşası ise, şartların temininden sonra, İslam’ın hayatını üretmek içindir. Bu ikisinden sonra sıra tatbik sistemine gelir. Şartların temini, tabiri caizse, zemini tesviye ve tasfiye etmektir. Hayatın inşası ise, tesviye ve tasfiye edilmiş olan zeminde, İslam’ın tatbik müesseselerini inşa etmektir.
Şartların temini…
Şartların temini, İslam’ın tatbiki için elzem olan kuvvet ve imkânın teminidir. Siyasi sahadaki ihtilalden tutun da içtimai sahada ahlaki altyapıya kadar her şey, şartların teminine dâhildir.
İslam, müstakil (bağımsız) din ve müstakil dünya görüşü olarak, kendi tatbik iklimine ihtiyaç duyar. Başka dünya görüşlerinin veya kültür iklimlerinin içinde (ve yedeğinde) tatbiki kabil değildir. Şartların temini bahsi, özet olarak bu hususa matuftur. Okumaya devam et “İNŞA VE MUHAFAZA-11-“

İNŞA VE MUHAFAZA-10-

İNŞA VE MUHAFAZA-10-
*İnşa sürecinin güzergahı
İnşa güzergahında üç ana menzil var; vasıta sistem, tatbik sistem ve nihai sistem… Menzil veya anlayış havzası… İnşa süreci bu üç merkezde takip edilebilir.
Son birkaç asırdır Müslümanların nazari ve medeni üretimleri sıfıra yaklaştı. Dolayısıyla her alanda “İslam’ın hayatını” inşa edemez oldular. İslami hayatı inşa edemeyince bir boşluk mu oluştu? Hayır… Zira hayat boşluk kabul etmez. İslam’ın geri çekildiği her alan batı medeniyeti tarafından hızlıca dolduruldu. Eğer boşluk oluşsa ve bizi bekleseydi, işimiz kolaydı. Hayatın batı tarafından işgal edilmiş olması, Müslümanların mevcut hayat gerçekliklerini aşmasını da gerektiriyor.
Fakat boşluk oluştu. İslam medeniyet boşluğu oluştu. İslami zaviyeden bakıldığında devasa bir boşluk fakat hayatın içinden bakıldığında çok yoğun bir işgal var. İşin zorluğu da burada… Müslümanların en önemli problemlerinden birisi bu… Fakat bu problem, aynı zamanda arızi bir problemdir. İslam, medeniyet çapında, zamanın muhtevasına kendi “mana yekûnunu” pompalamaya başladığında, bu problem ortadan kalkacaktır. Öyleyse nihai sistem ve vasıta sistem tasnifini yapmak gerekiyor. Okumaya devam et “İNŞA VE MUHAFAZA-10-“

İNŞA VE MUHAFAZA-9-

İNŞA VE MUHAFAZA-9-
İnşa sürecinin üçüncü safhası, hayatın ve medeniyetin ihtiyaçlarının birleştirilmesidir.
Acil ve zaruri ihtiyaçları karşılayacak müesseselerle “hissi altyapı”, mühim işler için kurulan müesseselerle “hayatın altyapısı” inşa edilmiş olur. Bu ikisi, hayatı ayakta tutmaya kafidir. Üçüncü safhada hayat ile medeniyetin kaynakları, ihtiyaçları, meseleleri, alanları vesaire birçok konu birbirine bağlanır ve mühürlenir. Bu safhada hayat ile medeniyet birbirinin mütemmim cüzü haline gelecek derinlikte birbirine raptedilir. Hayat olmadan medeniyet, medeniyet olmadan hayat var olamayacak çapta bir vuslatın gerçekleştirilir.
*
İnşa sürecinin dördüncü safhasında halk kuşatılır ve medeniyet halkın “gerçeklik kavrayışına” zerkedilir.
Dünya görüşü ve medeniyetin halkın “gerçeklik kavrayışına” zerkedilmesi, halkın en cahilinin bile o medeniyetten vazgeçemeyeceği bir derinliğe kadar nüfuz etmesidir. Okumaya devam et “İNŞA VE MUHAFAZA-9-“

İNŞA VE MUHAFAZA-8-

İNŞA VE MUHAFAZA-8-
İnşa sürecinin ikinci safhası, hayatın mühim meseleleri ile medeniyetin mühim meselelerinin kesiştiği sahalar ve işlerdir.
Medeniyet ve hayatın kesişen acil ihtiyaçlarının karşılanması, insanların duygu dünyasına nüfuz etmeyi mümkün kılar, mühim ihtiyaçların karşılanması ise akıl dünyasına nüfuz etmeyi… Mühim işler, ferdi ve içtimai oluş süreçleri ile ilgilidir. Acil ihtiyaçların medeni müesseseler ile medeniyet anlayışıyla karşılanması, cemiyette çok az insan tarafından farkedilir, anlaşılır, önemsenir. Mühim ihtiyaçların medeniyet seviyesinde karşılanması ise cemiyette çok fazla insan tarafından farkedilir. Mühim işler, üzerinde tefekkür faaliyetinin yoğunlaştığı meselelerdir. Medeniyet inşasının başlamasından önce de mühim meselelerde düşünme temrinleri bol bol yapıldığı için dikkat ve hassasiyet yoğunluğu mevcuttur. Acil ve zaruri ihtiyaçların karşılanması, bu meselelerdeki duygu ve akıl sıkışmasından dolayı tefekkür yoğunluğundan uzaktır. Medeniyet inşasının geniş halk kesimlerince farkedilmesi ilk olarak mühim meselelerdeki inşa faaliyeti ile başlar.
Medeniyet inşası mühim işlerle başlar. Acil ihtiyaçların karşılanması, hiçbir zaman “medeniyet sükûneti” ile gerçekleştirilemez. Medeniyetin mühim hususiyetlerinden birisi, “sükûnetidir”. Acil işler, sükunete manidir, özellikle de medeniyet inşasının bidayetine denk gelen acil işler… Fakat unutulmamalıdır ki acil işler ne kadar medeniyet ruhunu celbedecek şekilde yapılabilirse o kadar büyük bir tesir icra eder. Okumaya devam et “İNŞA VE MUHAFAZA-8-“

İNŞA VE MUHAFAZA-7-

İNŞA VE MUHAFAZA-7-
İnşa sürecinde muhafazanın hususiyetlerinden biri, inşa safhalarının tespit edilmesidir. İnşa stratejisi olmadan, inşa sıra listesi yapılmadan başarılı olmak mümkün olmaz. Hayat, “yüksek medeniyet” fikrini beklemez. Medeniyetin acil ihtiyaçları ile hayatın acil ihtiyaçları arasında muvazenenin kurulması şarttır. Muvazene kurulamıyor veya kurulan muvazene muhafaza edilemiyorsa, hayatın acil ihtiyaçları öne alınmalıdır. Nazari olarak yanlış gibi görünen bu tercih, nazariyatı tatbikata feda etmek şeklinde anlaşılabilir. Unutulmamalıdır ki, hayatın acil ihtiyaçları karşılanmadan yapılacak her iş, hayat tarafından tepelenmekte, imha edilmekte, yeryüzünden silinmektedir. Fakirliğin ahlakı olabilir ama medeniyeti olmaz. Açlığın ise ne ahlakı olur ne de medeniyeti… Medeniyetin ihtiyaçlarını hayatın ihtiyaçlarına tercih etmek, nazari olarak doğru görünse de, ameli sahada “tatbik edilebilir” bir fikir değildir. Özellikle de hayatın acil ihtiyaçları sözkonusu olduğunda, insanların ne kadar vahşileştiği, dünya tarihinde milyonlarca defa kendini tekrarlayan bir gerçektir.
Asıl olan, medeniyetin ihtiyaçları ile hayatın ihtiyaçları arasında mütekamil bir muvazene kurmak ve inşa süresince bu muvazeneyi muhafaza etmektir. Sadece medeniyet inşası (ihtiyaçları) ile ilgilenmek ve hayatı ihmal etmek, medeniyeti uzayda kurmaya çalışmak gibidir. Hayat, inşa faaliyetinin altyapısını çökertir ve asla mesafe almak kabil olmaz. Sadece hayatın ihtiyaçları ile ilgilenmek ve onun peşinden gitmek, “medeniyet fikrini” kaybetmektir, varılan menzil medeniyetten başka bir şey olur. Okumaya devam et “İNŞA VE MUHAFAZA-7-“

İNŞA VE MUHAFAZA-6-

İNŞA VE MUHAFAZA-6-
İçinde yaşadığımız çağda, İslam medeniyeti tasfiye edildiği için yeniden kurulmalıdır. Bu sebeple inşa merhalesi önümüzdedir ve bu süreçte muhafazanın nasıl yapılacağı bilinmelidir. Baştan başlayan medeniyet inşa sürecinde, hayat alanlarının hepsi de çok hareketlidir. Medeniyet inşasını tamamlayıp tekamül seyrine (sürecine) girdiğindeki hareketlilik, birinci safhaya nispetle yavaştır. Hareketin kesif ve hızlı olduğu birinci süreçte muhafaza bahsi, ciddi problemler ihtiva eder.
İnşa sürecinde muhafazanın “ayarı” dikkatli yapılmalıdır. Muhafaza çabasında ayar biraz fazla olsa inşa faaliyeti durur veya yavaşlar, bu ihtimalde inşa süreci neticeye varmaz. Aksi ihtimalde ise inşa faaliyeti sürekli yeniden başlar, bu halde müktesebat oluşmaz. Müktesebat yoksa inşa faaliyetinin devam etmesinin bir manası yoktur, çünkü bu durumda inşa faaliyeti devam etmez, kendi ekseninde fasit daire oluşturmaya başlar. Okumaya devam et “İNŞA VE MUHAFAZA-6-“

İNŞA VE MUHAFAZA-5-

İNŞA VE MUHAFAZA-5-
İslam irfanının en zor konuları “ruhi ilimler” bahsidir. Ruhi ilimlerin üstadı neredeyse kalmadı. Ruhi ilimler, malum olduğu üzere tasavvuf mecrasında tahsil edilirdi. Günümüzde insan kalitesi o kadar düştü ki, bırakın ruhi ilimlerin tahsilini, İslami İlimlerin tahsili bile yapılamıyor. İslami İlimlerin tahsil edilemediği bir vasatta, İslami İlimlerin en derinleri olan ruhi ilimlerin tahsili hayal oldu.
Ruh ilimlerinin tahsil imkansızlığı (neredeyse imkansız hale geldi), bu alandaki eserlerin, tezahürlerin, hikmetlerin muhafazasını zorlaştırdı. İslami İlim Mecralarının en hususisi olan ve sadece İslam irfanında bulunan bu ilimler, materyalist dünyaya karşı en net farklarımızdan ve en ileri olduğumuz alanlardan biridir. Ne var ki tahsili zorlaşınca, muhafazası da zorlaştı. Müslümanların ruhi ilimlerle ilgili hassas olması lazım… Tahsil edemediği için anlayamadığı bu ilimlere karşı hasmane tavır içine girmek, büyük bir ilmi katliam olur. Okumaya devam et “İNŞA VE MUHAFAZA-5-“

İNŞA VE MUHAFAZA-4-

İNŞA VE MUHAFAZA-4-
Din ile inşa, “din inşası” sınırını ihlal etmeden, ferdi (şahsiyeti), cemiyeti, (cemiyet nizamını), hayatı, devleti, medeniyeti inşa etmek gerekir. Ana mecralar bakımından, ilim, tefekkür (hikmet), sanat inşa edilmelidir. Bu temel (üst) başlıklar altında, sayısız alt başlık, mesela iktisat sistemi, tedrisat sistemi, sağlık sistemi vesaire inşa edilir.
İnşa faaliyetinin neticeleri, irfan havzasında muhafaza edilir. İrfan havzasının muhafazası, “din muhafazası” değildir. Büyük yanlışlardan biride bu noktada yapılıyor. İrfanın muhafazası ile dinin muhafazası birbirine karıştırılıyor. Bu iki husus birbirine karıştırıldığında, irfan, dinin muhafazası zannediliyor. İrfanı, din gibi muhafaza etmek, dinin muhafazasını akamete uğratır. En hafif ifadesiyle irfan, din yerine ikame edilmiş olur. İrfana din muamelesi yapmak, en azından cahil insanlar nezdinde “yeni din inşası” haline geliyor.
Din ile inşa edilen irfanın (irfan havzasındaki eserlerin) dinin muhafazasındaki hassasiyet ve keskinlikle muhafaza edilmesi, ikisi arasındaki farkı, sığ akıllarda ortadan kaldırıyor. Bu husus, son birkaç asrın temel problemlerinden biridir. Kaynağı Şia olan tüm esintilerin, tarih boyunca birikmiş irfan müktesebatına karşı isyanlarının “meşru” mazereti haline geliyor. Okumaya devam et “İNŞA VE MUHAFAZA-4-“

İNŞA VE MUHAFAZA-3-

İNŞA VE MUHAFAZA-3-
Bir milyonluk şehir, binaları eskidi diye yerle bir edilmez. Orada yaşayan bir milyon insanın, yeni şehir kurulana kadar (ki kuracak kaynaklarınız varsa) nerede iskan edileceğini umursamadan böyle bir iş yapılmaz. Buna tecdit hareketi değil yıkım hareketi denir. Kaldı ki bahsini ettiğimiz “din”dir. On dört asırlık müktesebatın içinde milyonlarca konu var. Temel konulardan teferruata kadar milyonlarca konu… İslam irfanının bu konularda ulaştığı seviye bir tarafa, sadece her konuyu başlık olarak gündeme almak asırlar sürer. Ahmaklığın çapına bakın… Tüm bunları bir anda yıkmak, yok saymak, ikrah etmek, reddetmek, tahkir etmek, küfretmek ne demektir? Ümmeti, asırlarca süren bir zaman diliminde “hukuksuz”, “ahlaksız”, “ilimsiz”, “sanatsız”, “iktisatsız” kabul etmek tüm ana sistemlerde bedevi hale getirmektir. On dört asırlık “İslam hukuk” üretimi, ancak on dört asırda meydana gelebilecek bir hadisedir. Müktesebatın yeniden aynı çap ve derinlikte üretilmesi için geçecek zaman diliminde ümmet bedevi olarak yaşayacak öyle mi? Ümmete reva görülene bakın… Okumaya devam et “İNŞA VE MUHAFAZA-3-“

İNŞA VE MUHAFAZA-2-

İNŞA VE MUHAFAZA-2-
“Hangi alanların ve hangi anlamların zaman ile münasebeti nedir?” sorusunu sormayı unutmuş olmamız nasıl bir gaflet? İslam’ın hükümlerinin bir kısmının zaman içinde değişmeyeceği, bir kısmının ise zamana tabii olarak değişebileceği bilgisine sahip olmamıza rağmen, yukarıdaki soruyu neden sormayız? Bu soruyu sormayı bıraktığımızdan beri, zamana tabii olan konuları sabitlemeye, zamana tabii olmayan konuları tartışmaya başladığımızın farkında değil miyiz? Elbette tamamını böyle yapmıyoruz. Fakat karıştırdığımız vaka…
Basit bir misal… Musiki… Musiki, zaman dışı (zaman üstü değil) sanat alanlarından birisi… Çünkü musiki, doğrudan ruhun meşgalesidir. Daha doğrusu, İslam’ın (İslam Medeniyetinin) musikiden anladığı budur. Yoksa musiki, nefse de hitap edebilen bir sanattır. Nefse hitap eden musikiye bakıp da, musikinin zaman dışı bir sanat olmadığını söyleyenler, Müslümanlar değildir. Müslümanlar ruhun musikisini yapabildiler çünkü… Okumaya devam et “İNŞA VE MUHAFAZA-2-“

İNŞA VE MUHAFAZA-1-

İNŞA VE MUHAFAZA-1-
İslam tarihi boyunca üretilen müktesebatı elinin tersiyle itenler görülüyor. Ümmetin on dört asırlık müktesebatını elinin tersiyle itenler, Kemalist devrimlerin “İslami” payandalığını yapıyor gibi görünmüyor mu? Böyle bir ithamın ağır olduğunu biliyoruz, doğrusu böyle bir ithamda da bulunmuyoruz. Umumi manzarayı anlamaya çalışırken, soru sorma temrinleri yapıyoruz, şuurlar uyansın diye…
Diyelim ki haklılar… On dört asırlık müktesebatı ellerinin tersiyle ittiler ve yeni baştan inşa faaliyetini başlattılar. On dört asırlık müktesebatı üretmek için geçecek olan sürenin en az on dört asır olduğunu görmemeleri ilginç değil mi? İslam tarihindeki “dev şahsiyetler” ise şimdi yetişmiyor, bu cihetten bakıldığında on dört asırlık müktesebatı üretmek için on dört bin yıl geçmesi gerekiyor. On dört asırlık müktesebatı, on dört yılda üretebileceğine inananlar çıkmadı değil… Peki, netice ne? Geçelim… Ahmaklığı tenkit, beyhude çabadır. Okumaya devam et “İNŞA VE MUHAFAZA-1-“

KURUCU ŞAHSİYET-4-

KURUCU ŞAHSİYET-4-
Tefekkürü ve tefekkür merkezi olan aklı nefsten arındırmak gerekir ki, hayatın sıfır noktasına kadar inen akıl, o noktada yeniden bir terkip ve inşa faaliyetine başlayabilsin. İnşa ve terkip faaliyetine başladığında, nefsinden bir şey katmamış olsun. Saf mana yani “İslam ne ise odur” hikmetindeki İslam’ın saf manası ile terkip ve inşa faaliyetine başlanabilsin. Müesseselerin manasını terkip, kendisini inşa ederken, nefsin arzularından oluşan unsurları, harca katmamak nasıl mümkün olacak?
Nefsten bağımsız yaşamak ne kadar zordur. Ruhi ilimlerde mesafe katedenler nefsten bağımsız yaşama imkanına kavuşuyorlar. Ruhi ilimlerden haberdar bile olmayanlar, zihni evrenlerini akıl ve nefs merkezinde (farkına bile varmadan) inşa ettikleri için nefsten bağımsız bir hayat yaşamaları mümkün değil ki. Öyleyse çare, tefekkürü nefsten arındırmak… Nefsten müstakil hale gelmiş, bu kadar kuvvetlenmiş ve gelişmiş bir “akl-ı selim” inşa etmekten başka bir yol görünmüyor. “Ruhi ilimlerle iştigal etmeden bu çapta bir “akl-ı selim” nasıl inşa edilir ve kuşanılır?” sorusu da tüm gerçekliği ve ağırlığı ile ortada duruyor. Her şeye rağmen, fikir ve ilim adamları yalnız başına kaldıklarında, dış baskı ve tesirden uzak oldukları hallerde, kendilerini bu tür çerçevelere alabildiklerinde nefslerinden bağımsız şekilde “düşünebilme” maharetine ulaşabilmeleri gerekiyor. Bunu bile yapamayan fikir ve ilim adamlarının İslam adına söyleyebilecekleri ne olabilir ki. Okumaya devam et “KURUCU ŞAHSİYET-4-“

KURUCU ŞAHSİYET-3-

KURUCU ŞAHSİYET-3-
Kurucu şahsiyet, inşa fikrini kuşanmış olmalıdır. İnşa fikrinde muhtevi olan hususiyetleri şahsiyet haline getiremeyen insanlar, inşa faaliyetini gerçekleştiremez, kurucu şahsiyet haline gelemezler.
Kurucu şahsiyetler, yüksek tecrit istidadına ve maharetine sahip olmalıdır. Kuruculuk vasfı, keskin bir tecrit faaliyeti gerektirir. Tecrit cehdi, hayatın mevcut gerçeklik altyapısından kurtulmak için şarttır. Mevcut hayatın gerçeklik altyapısı İslam tarafından inşa edilmediği için, en radikal noktalara kadar inecek bir tecrit faaliyeti gerekir. Batı tarafından inşa edilen bu hayatın tüm “zehirli telkin ve tesirlerinden” kurtulacak çap ve derinlikte bir tecrit faaliyetini gerçekleştirecek ruhi kuvvette olmalıdır.
Tecrit faaliyeti ile hayatın sıfır noktasına inecek, kaynaklarını çıplak olarak görecek, onları İslami bakış açısıyla yeniden değerlendirecek ve yeni inşa faaliyetinin zeminini (çerçevesini) oluşturacaktır. Mevcut hayatın verileriyle asla tefekkür faaliyetine teşebbüs etmeyecek, hayatın sıfır noktasına kadar indiğinden emin olmak için defalarca kendini tartacak ve hesaba çekecektir. Nefsinin derinliklerine kadar nüfuz eden bu hayatın hesabını görebilecek derinliğe indiğinden emin olmadığı her defasında geri çekilecek, aklını, nefsini, zihnini düşmanla muhatap olur gibi dehşetengiz bir muhasebe ve murakabeye almalıdır. İnsanın hayattan etkilenme derinliğini bilmeli, bu derinliğin çocukluktan başladığını, “benlik inşası” dönemindeki tesirlerin aklının kaynaklarını oluşturduğunu anlamalıdır. Okumaya devam et “KURUCU ŞAHSİYET-3-“

KURUCU ŞAHSİYET-2-

KURUCU ŞAHSİYET-2-
Yirminci asır dünyada hareket adamlarının çağıdır. Batıda da böyledir. Zira batıda yirminci asırda felsefi üretim sıfır mesabesindedir. Dolayısıyla “saha” hareket adamlarına, liderlere kalmıştır. Müslümanlar, medeniyetlerinin yıkılmış olması ve batının da tesiriyle mücadeleyi hareket adamları üzerinden yürüttüler. Batıda felsefenin, İslam coğrafyasında hikmetin üretilemez, keşfedilemez, terkip edilemez hale gelmesiyle beraber, hareket adamları, tefekkürden uzak kalmış, böylece fikir ile fiil arasındaki illiyet irtibatı kopmuştur.
Dünya, lider tariflerinin içinde yeni bir inşa fikri, ufku ve maharetinin olmadığı birkaç asır yaşadı. Buna lider denir miydi, denmeli miydi? Denirdi veya denmezdi ama son birkaç asır liderlik böyle tarif edilir oldu ve liderler de bu tarife uygun şahsiyet terkiplerine sahip oldu. Liderlik hakkındaki eksik tarif, medeniyetini kurmuş olan batı dünyası için nispeten faydalı bile oldu ama İslam coğrafyası için öldürücü tesirler icra etti. Okumaya devam et “KURUCU ŞAHSİYET-2-“