İNŞA VE MUHAFAZA-13-

İNŞA VE MUHAFAZA-13-

Vasıta sistemin geçerli olduğu süreçte “muhafaza” meselesi çok çetrefillidir. Çünkü vasıta sistemin müesseseleri, “asli müesseseler” değil, “ara müesseselerdir”.
Vasıta sistem sürecinde kurulan müesseseler, hayatı, asli müesseselere taşıyacak ara müesseselerdir. Ara müesseseler, asli müesseselerin hazırlayıcısıdır. Umumiyetle İslam’a yabancı siyaset ve kültür iklimlerindeki çalışmalara tekabül eder. Yabancı sistemlerin içinde kurulacak müesseselerin “asli müessese” olması fevkalade zordur.
Ara müesseseler, vasıta sistem süreci devam ettiği müddetçe varlığını devam ettirir. Tatbik sistem sürecine geçildiğinde ara müesseseler miadını doldurmuş olur. Muhafaza süreleri de tatbik sistemin bidayetine kadardır.
Geçiş dönemleri tabiatları gereği problemlidir. Menzile ulaşana kadar fevkalade mühim olan bu sürecin müesseselerinde muhafaza ayarı zor yapılır. Menzile ulaşmak uzun sürerse (geçiş dönemi uzun sürerse), ara müesseselerin muhafazası için yapılan hassasiyet yığınağı fazla olabilmektedir. Lüzumundan fazla muhafaza hassasiyeti, bu müesseselerin tasfiyesine karşı bir mukavemet oluşmasına sebep oluyor. Mukavemet oluştuğunda tasfiye, çatışmalı şekilde gerçekleşiyor. “İhtilaller, önce çocuklarını yer” veciz sözünün gerçekleşme ihtimallerinden biri de budur. Her müessese bir kadro ve liderlik üretiyor ve direniş kaçınılmaz hale geliyor. Vasıta sistem fikri veya ara müesseseler anlayışı oluşturulmadığında, hayatı tatbik sisteme kadar taşıyan ehemmiyetteki müesseselerin neden tasfiye edilmesi gerektiği anlaşılamıyor. Oysa “ara müessese” isimlendirmesi bile bu türden problemlerin ciddi bir kısmını ortadan kaldırmaya kafidir. Okumaya devam et

Share Button

İNŞAVE MUHAFAZA-12-

İNŞA VE MUHAFAZA-12-

Vasıta sistem, bir cihetten bakıldığında da, başka sistemler içinden İslam’a yol aramak ve açmak meselesine karşılık gelir. Yukarıdaki misalden hareketle, para trafiğini yönetecek bir müessese inşa ve tatbik etmek, mevcut siyasi ve iktisadi rejim içinde yapılabilmelidir. Ki, bu yolla hayat yavaş yavaş (ve tabi ki mümkün olduğu kadar hızlı) İslam’a doğru taşınabilsin ve nihai hedefe doğru yaklaşılsın.
İslam’ı mevcut şartlarda (başka siyaset ve kültür iklimlerinde) tatbik edememek, tüm tatbikatlarını ortadan kaldırmayı gerektirmez. Tatbikat için ideal şartları beklemek, o şartların hiçbir zaman gerçekleşmeyeceğini gösterir. İdeal şartları gerçekleştirmek için mücadele etmenin en mühim yolu, vasıta sistem marifetiyle, mevcut şartlar ile ideal şartlar arasındaki uçurumu kapatmaktır. Okumaya devam et

Share Button

İNŞA VE MUHAFAZA-11-

İNŞA VE MUHAFAZA-11-

*Vasıta sistem nedir?
Vasıta sistem, nihai sistem olmadığı için tabiatı gereği problemlidir. Kurulması ve işletilmesi, nihai sistemden daha zordur. Zira bir taraftan mevcut şartları dikkate alır, diğer taraftan İslam’ın yekununa ulaşmak için onu esas alır. “Hiç” ile “hep” arasındaki güzergahta yürümek fevkalade zordur, bunun sistemini kurmak ise daha zor.
Vasıta sistemin iki boyutu var. Şartların temini ve hayatın inşası…
Şartların temini, İslam’ın tatbik iklimini inşa etmek için lüzumludur. Hayatın inşası ise, şartların temininden sonra, İslam’ın hayatını üretmek içindir. Bu ikisinden sonra sıra tatbik sistemine gelir. Şartların temini, tabiri caizse, zemini tesviye ve tasfiye etmektir. Hayatın inşası ise, tesviye ve tasfiye edilmiş olan zeminde, İslam’ın tatbik müesseselerini inşa etmektir.
Şartların temini…
Şartların temini, İslam’ın tatbiki için elzem olan kuvvet ve imkânın teminidir. Siyasi sahadaki ihtilalden tutun da içtimai sahada ahlaki altyapıya kadar her şey, şartların teminine dâhildir.
İslam, müstakil (bağımsız) din ve müstakil dünya görüşü olarak, kendi tatbik iklimine ihtiyaç duyar. Başka dünya görüşlerinin veya kültür iklimlerinin içinde (ve yedeğinde) tatbiki kabil değildir. Şartların temini bahsi, özet olarak bu hususa matuftur. Okumaya devam et

Share Button

İNŞA VE MUHAFAZA-9-

İNŞA VE MUHAFAZA-9-
İnşa sürecinin üçüncü safhası, hayatın ve medeniyetin ihtiyaçlarının birleştirilmesidir.
Acil ve zaruri ihtiyaçları karşılayacak müesseselerle “hissi altyapı”, mühim işler için kurulan müesseselerle “hayatın altyapısı” inşa edilmiş olur. Bu ikisi, hayatı ayakta tutmaya kafidir. Üçüncü safhada hayat ile medeniyetin kaynakları, ihtiyaçları, meseleleri, alanları vesaire birçok konu birbirine bağlanır ve mühürlenir. Bu safhada hayat ile medeniyet birbirinin mütemmim cüzü haline gelecek derinlikte birbirine raptedilir. Hayat olmadan medeniyet, medeniyet olmadan hayat var olamayacak çapta bir vuslatın gerçekleştirilir.
*
İnşa sürecinin dördüncü safhasında halk kuşatılır ve medeniyet halkın “gerçeklik kavrayışına” zerkedilir.
Dünya görüşü ve medeniyetin halkın “gerçeklik kavrayışına” zerkedilmesi, halkın en cahilinin bile o medeniyetten vazgeçemeyeceği bir derinliğe kadar nüfuz etmesidir. Okumaya devam et

Share Button

İNŞA VE MUHAFAZA-8-

İNŞA VE MUHAFAZA-8-
İnşa sürecinin ikinci safhası, hayatın mühim meseleleri ile medeniyetin mühim meselelerinin kesiştiği sahalar ve işlerdir.
Medeniyet ve hayatın kesişen acil ihtiyaçlarının karşılanması, insanların duygu dünyasına nüfuz etmeyi mümkün kılar, mühim ihtiyaçların karşılanması ise akıl dünyasına nüfuz etmeyi… Mühim işler, ferdi ve içtimai oluş süreçleri ile ilgilidir. Acil ihtiyaçların medeni müesseseler ile medeniyet anlayışıyla karşılanması, cemiyette çok az insan tarafından farkedilir, anlaşılır, önemsenir. Mühim ihtiyaçların medeniyet seviyesinde karşılanması ise cemiyette çok fazla insan tarafından farkedilir. Mühim işler, üzerinde tefekkür faaliyetinin yoğunlaştığı meselelerdir. Medeniyet inşasının başlamasından önce de mühim meselelerde düşünme temrinleri bol bol yapıldığı için dikkat ve hassasiyet yoğunluğu mevcuttur. Acil ve zaruri ihtiyaçların karşılanması, bu meselelerdeki duygu ve akıl sıkışmasından dolayı tefekkür yoğunluğundan uzaktır. Medeniyet inşasının geniş halk kesimlerince farkedilmesi ilk olarak mühim meselelerdeki inşa faaliyeti ile başlar.
Medeniyet inşası mühim işlerle başlar. Acil ihtiyaçların karşılanması, hiçbir zaman “medeniyet sükûneti” ile gerçekleştirilemez. Medeniyetin mühim hususiyetlerinden birisi, “sükûnetidir”. Acil işler, sükunete manidir, özellikle de medeniyet inşasının bidayetine denk gelen acil işler… Fakat unutulmamalıdır ki acil işler ne kadar medeniyet ruhunu celbedecek şekilde yapılabilirse o kadar büyük bir tesir icra eder. Okumaya devam et

Share Button

İNŞA VE MUHAFAZA-7-

İNŞA VE MUHAFAZA-7-
İnşa sürecinde muhafazanın hususiyetlerinden biri, inşa safhalarının tespit edilmesidir. İnşa stratejisi olmadan, inşa sıra listesi yapılmadan başarılı olmak mümkün olmaz. Hayat, “yüksek medeniyet” fikrini beklemez. Medeniyetin acil ihtiyaçları ile hayatın acil ihtiyaçları arasında muvazenenin kurulması şarttır. Muvazene kurulamıyor veya kurulan muvazene muhafaza edilemiyorsa, hayatın acil ihtiyaçları öne alınmalıdır. Nazari olarak yanlış gibi görünen bu tercih, nazariyatı tatbikata feda etmek şeklinde anlaşılabilir. Unutulmamalıdır ki, hayatın acil ihtiyaçları karşılanmadan yapılacak her iş, hayat tarafından tepelenmekte, imha edilmekte, yeryüzünden silinmektedir. Fakirliğin ahlakı olabilir ama medeniyeti olmaz. Açlığın ise ne ahlakı olur ne de medeniyeti… Medeniyetin ihtiyaçlarını hayatın ihtiyaçlarına tercih etmek, nazari olarak doğru görünse de, ameli sahada “tatbik edilebilir” bir fikir değildir. Özellikle de hayatın acil ihtiyaçları sözkonusu olduğunda, insanların ne kadar vahşileştiği, dünya tarihinde milyonlarca defa kendini tekrarlayan bir gerçektir.
Asıl olan, medeniyetin ihtiyaçları ile hayatın ihtiyaçları arasında mütekamil bir muvazene kurmak ve inşa süresince bu muvazeneyi muhafaza etmektir. Sadece medeniyet inşası (ihtiyaçları) ile ilgilenmek ve hayatı ihmal etmek, medeniyeti uzayda kurmaya çalışmak gibidir. Hayat, inşa faaliyetinin altyapısını çökertir ve asla mesafe almak kabil olmaz. Sadece hayatın ihtiyaçları ile ilgilenmek ve onun peşinden gitmek, “medeniyet fikrini” kaybetmektir, varılan menzil medeniyetten başka bir şey olur. Okumaya devam et

Share Button

İNŞA VE MUHAFAZA-6-

İNŞA VE MUHAFAZA-6-
İçinde yaşadığımız çağda, İslam medeniyeti tasfiye edildiği için yeniden kurulmalıdır. Bu sebeple inşa merhalesi önümüzdedir ve bu süreçte muhafazanın nasıl yapılacağı bilinmelidir. Baştan başlayan medeniyet inşa sürecinde, hayat alanlarının hepsi de çok hareketlidir. Medeniyet inşasını tamamlayıp tekamül seyrine (sürecine) girdiğindeki hareketlilik, birinci safhaya nispetle yavaştır. Hareketin kesif ve hızlı olduğu birinci süreçte muhafaza bahsi, ciddi problemler ihtiva eder.
İnşa sürecinde muhafazanın “ayarı” dikkatli yapılmalıdır. Muhafaza çabasında ayar biraz fazla olsa inşa faaliyeti durur veya yavaşlar, bu ihtimalde inşa süreci neticeye varmaz. Aksi ihtimalde ise inşa faaliyeti sürekli yeniden başlar, bu halde müktesebat oluşmaz. Müktesebat yoksa inşa faaliyetinin devam etmesinin bir manası yoktur, çünkü bu durumda inşa faaliyeti devam etmez, kendi ekseninde fasit daire oluşturmaya başlar. Okumaya devam et

Share Button

İNŞA VE MUHAFAZA-5-

İNŞA VE MUHAFAZA-5-
İslam irfanının en zor konuları “ruhi ilimler” bahsidir. Ruhi ilimlerin üstadı neredeyse kalmadı. Ruhi ilimler, malum olduğu üzere tasavvuf mecrasında tahsil edilirdi. Günümüzde insan kalitesi o kadar düştü ki, bırakın ruhi ilimlerin tahsilini, İslami İlimlerin tahsili bile yapılamıyor. İslami İlimlerin tahsil edilemediği bir vasatta, İslami İlimlerin en derinleri olan ruhi ilimlerin tahsili hayal oldu.
Ruh ilimlerinin tahsil imkansızlığı (neredeyse imkansız hale geldi), bu alandaki eserlerin, tezahürlerin, hikmetlerin muhafazasını zorlaştırdı. İslami İlim Mecralarının en hususisi olan ve sadece İslam irfanında bulunan bu ilimler, materyalist dünyaya karşı en net farklarımızdan ve en ileri olduğumuz alanlardan biridir. Ne var ki tahsili zorlaşınca, muhafazası da zorlaştı. Müslümanların ruhi ilimlerle ilgili hassas olması lazım… Tahsil edemediği için anlayamadığı bu ilimlere karşı hasmane tavır içine girmek, büyük bir ilmi katliam olur. Okumaya devam et

Share Button

İNŞA VE MUHAFAZA-4-

İNŞA VE MUHAFAZA-4-
Din ile inşa, “din inşası” sınırını ihlal etmeden, ferdi (şahsiyeti), cemiyeti, (cemiyet nizamını), hayatı, devleti, medeniyeti inşa etmek gerekir. Ana mecralar bakımından, ilim, tefekkür (hikmet), sanat inşa edilmelidir. Bu temel (üst) başlıklar altında, sayısız alt başlık, mesela iktisat sistemi, tedrisat sistemi, sağlık sistemi vesaire inşa edilir.
İnşa faaliyetinin neticeleri, irfan havzasında muhafaza edilir. İrfan havzasının muhafazası, “din muhafazası” değildir. Büyük yanlışlardan biride bu noktada yapılıyor. İrfanın muhafazası ile dinin muhafazası birbirine karıştırılıyor. Bu iki husus birbirine karıştırıldığında, irfan, dinin muhafazası zannediliyor. İrfanı, din gibi muhafaza etmek, dinin muhafazasını akamete uğratır. En hafif ifadesiyle irfan, din yerine ikame edilmiş olur. İrfana din muamelesi yapmak, en azından cahil insanlar nezdinde “yeni din inşası” haline geliyor.
Din ile inşa edilen irfanın (irfan havzasındaki eserlerin) dinin muhafazasındaki hassasiyet ve keskinlikle muhafaza edilmesi, ikisi arasındaki farkı, sığ akıllarda ortadan kaldırıyor. Bu husus, son birkaç asrın temel problemlerinden biridir. Kaynağı Şia olan tüm esintilerin, tarih boyunca birikmiş irfan müktesebatına karşı isyanlarının “meşru” mazereti haline geliyor. Okumaya devam et

Share Button

İNŞA VE MUHAFAZA-2-

İNŞA VE MUHAFAZA-2-
“Hangi alanların ve hangi anlamların zaman ile münasebeti nedir?” sorusunu sormayı unutmuş olmamız nasıl bir gaflet? İslam’ın hükümlerinin bir kısmının zaman içinde değişmeyeceği, bir kısmının ise zamana tabii olarak değişebileceği bilgisine sahip olmamıza rağmen, yukarıdaki soruyu neden sormayız? Bu soruyu sormayı bıraktığımızdan beri, zamana tabii olan konuları sabitlemeye, zamana tabii olmayan konuları tartışmaya başladığımızın farkında değil miyiz? Elbette tamamını böyle yapmıyoruz. Fakat karıştırdığımız vaka…
Basit bir misal… Musiki… Musiki, zaman dışı (zaman üstü değil) sanat alanlarından birisi… Çünkü musiki, doğrudan ruhun meşgalesidir. Daha doğrusu, İslam’ın (İslam Medeniyetinin) musikiden anladığı budur. Yoksa musiki, nefse de hitap edebilen bir sanattır. Nefse hitap eden musikiye bakıp da, musikinin zaman dışı bir sanat olmadığını söyleyenler, Müslümanlar değildir. Müslümanlar ruhun musikisini yapabildiler çünkü… Okumaya devam et

Share Button

KURUCU ŞAHSİYET-3-

KURUCU ŞAHSİYET-3-
Kurucu şahsiyet, inşa fikrini kuşanmış olmalıdır. İnşa fikrinde muhtevi olan hususiyetleri şahsiyet haline getiremeyen insanlar, inşa faaliyetini gerçekleştiremez, kurucu şahsiyet haline gelemezler.
Kurucu şahsiyetler, yüksek tecrit istidadına ve maharetine sahip olmalıdır. Kuruculuk vasfı, keskin bir tecrit faaliyeti gerektirir. Tecrit cehdi, hayatın mevcut gerçeklik altyapısından kurtulmak için şarttır. Mevcut hayatın gerçeklik altyapısı İslam tarafından inşa edilmediği için, en radikal noktalara kadar inecek bir tecrit faaliyeti gerekir. Batı tarafından inşa edilen bu hayatın tüm “zehirli telkin ve tesirlerinden” kurtulacak çap ve derinlikte bir tecrit faaliyetini gerçekleştirecek ruhi kuvvette olmalıdır.
Tecrit faaliyeti ile hayatın sıfır noktasına inecek, kaynaklarını çıplak olarak görecek, onları İslami bakış açısıyla yeniden değerlendirecek ve yeni inşa faaliyetinin zeminini (çerçevesini) oluşturacaktır. Mevcut hayatın verileriyle asla tefekkür faaliyetine teşebbüs etmeyecek, hayatın sıfır noktasına kadar indiğinden emin olmak için defalarca kendini tartacak ve hesaba çekecektir. Nefsinin derinliklerine kadar nüfuz eden bu hayatın hesabını görebilecek derinliğe indiğinden emin olmadığı her defasında geri çekilecek, aklını, nefsini, zihnini düşmanla muhatap olur gibi dehşetengiz bir muhasebe ve murakabeye almalıdır. İnsanın hayattan etkilenme derinliğini bilmeli, bu derinliğin çocukluktan başladığını, “benlik inşası” dönemindeki tesirlerin aklının kaynaklarını oluşturduğunu anlamalıdır. Okumaya devam et

Share Button

İNŞA FİKRİ-6-

İNŞA FİKRİ-6-
İnşa fikri, en zor fikir çeşitlerindendir. Şekillendirilemez, denklemi kurulamaz, nakli fevkalade zor, en önemlisi de ferdi ve enfüsi olmasıdır. Umumi çerçeveler oluşturulması kabil, belli belirsiz bir sistem geliştirilmesi mümkün fakat net bir harita, sarih bir denklem, açık bir şekil üretmek zordur. En tayin edici hususiyeti, medeniyet tasavvurundan süzülmesidir. Medeniyet tasavvuru, inşa edilecek şeyin ne olduğunu gösterdiği için inşa fikrinin en azından hedeflerini tayin etmiştir. Bir fikrin hedefini (hedeflerini) tayin edebilmek, o fikri büyük nispette üretmek olur.
İnşa fikri, kaynak ve çerçeve, merkez ve muhit anlayışı ile kurulabilir. Kaynak kitap ve sünnet, çerçeve ise irfandır. Merkez dünya görüşü, muhit ise medeniyet tasavvurudur. Okumaya devam et

Share Button

İNŞA FİKRİ-5-

İNŞA FİKRİ-5-
İnşa fikrinin mühim hususiyetlerinden birisi de, dünya görüşünün (ve medeniyet tasavvurunun) “gerçeklik kavrayışını” üretmektir. Gerçeklik kavrayışını üretmeden “gerçekliği” kompoze etmek kabil olmaz. Gerçeklik ve gerçeklik kavrayışı olmadan, dünya görüşünün “gerçekleştirilmesi” imkansızdır.
İnşa fikri oluşturulsa fakat gerçeklik kavrayışı üretilemese, inşa faaliyeti başlamaz, başlatılamaz, başlatılabilirse de neticeye ulaşmaz. Bir müessese inşa etmenin ilk şartı, o müessesenin “gerçeklik kavrayışını” üretmektir. Gerçeklik kavrayışı ve gerçekliği üretilemeyen müessesenin inşa faaliyetine başlanması, suya yazı yazmak gibidir. Müessesenin gerçeklik kavrayışı, o müessesenin “gerçekleştirilebilir” olduğunu gösteren fikri çerçevedir. Okumaya devam et

Share Button

İNŞA FİKRİ-4-

İNŞA FİKRİ-4-
İslam medeniyetinin sıfır noktasında olduğu bugünün dünyasında inşa fikri için tecrit marifeti ve faaliyeti şarttır. Tüm hayatımız batı medeniyeti tarafından işgal edildiği için, yeni bir medeniyet inşası, öncelikle tecrit ile kabildir. Tüm hayat alanlarımızın nazari ve ameli sahalarda yabancı işgaline maruz kaldığı bugün, batı, ferdlerin ruhi derinliklerine kadar nüfuz etmiş, cemiyetin tüm münasebet ağını tesis etmiş, insanların “gerçeklik kavrayışını” kendi medeniyetiyle mühürlemiş haldedir. Bu durum, sıhhatli tefekkür faaliyetini (hatta hissi faaliyeti bile) neredeyse imkansız hale getirmişken, medeniyet tasavvuru ve inşa fikrini oluşturmak için, insanüstü bir çabayla tecrit faaliyetini gerçekleştirmek gerekir. Batının “zehirli telkin ve tesirlerinden” kurtulmanın en kestirme yolu, uçsuz bucaksız derinliklere doğru yol alabilecek bir tecrit faaliyetidir. Öyle ki, harareti kırk dereceye yükselen insanın yaşadığı “anlamsızlık” halini, batının tüm tesirlerini söküp atana kadar günlük hayat haline getirmek gerekir.(2) Okumaya devam et

Share Button

İNŞA FİKRİ-3-

İNŞA FİKRİ-3-
İnşa fikri, öncelikle dünya görüşü ve medeniyet tasavvuruna ihtiyaç duyar. İslam’ın dünya görüşü ve medeniyet tasavvuru olmadan inşa fikrini oluşturmak kabil olmaz. Dünya görüşü inşa fikrinin kaynağı, medeniyet tasavvuru ise ufkudur. Ufku yani inşa faaliyetinin istikameti, güzergahı, hedefleri, denklemleri, tahlil ve terkip ölçüleri ile mühendislik (inşa) bilgileridir.
Dünya görüşü, “ne” ile inşa edeceğini bilmek için lazım, medeniyet tasavvuru ise “ne” inşa edeceğini bilmek için… Kaynak ve çerçeve… Merkez ve muhit… Bunlar olmadan yapılması gerekenin ne olduğu anlaşılamaz ki, inşa fikri oluşturulabilsin ve faaliyeti başlatılabilsin. Okumaya devam et

Share Button

İNŞA FİKRİ-2-

İNŞA FİKRİ-2-
İçinde yaşadığımız çağda, İslam coğrafyası, Müslümanların hüküm ve tasarrufunda değildir. Arsa yoksa inşaat da yok. Bu sebeple inşa fikrinin hazırlık devresi ihtilal sürecidir. İhtilal süreci, arsayı temellük etmektir. İhtilal sürecini yönetecek bir ihtilal fikri şarttır. Bu sebeple çağımızdaki silsile, ihtilal-inşa-muhafaza-tecdittir.
İnşa fikrinin yolunu açan ihtilal fikridir, ihtilal fikri olmadığı takdirde inşa fikri meydana çıkmaz. İhtilal fikri, ıslah fikrinin zıddıdır, ıslah fikri ise inşa fikrinin… Dolayısıyla ıslah fikrinde ısrar edenler ihtilal fikrine ulaşamaz, ihtilal fikrine ulaşamayanlar, inşa fikrini öremezler. Ne var ki bu silsile tehlikelidir. İnşa fikrine ihtilal fikrinden ulaşmak, ihtilal fikrini daha mühim hale getirebiliyor. Bu tuzağa düşmemek için, inşa fikri örülmeli, inşa fikrinin muhtevasında ihtilal fikri de bulunmalıdır. İnşa fikrine ihtilal fikrinden değil, ihtilal fikrine inşa fikrinden ulaşmak gerekir. Sıhhatli olan yol budur, çünkü asıl olan ihtilal fikri değil, inşa fikridir. Okumaya devam et

Share Button

İNŞA FİKRİ-1-

İNŞA FİKRİ-1-
İslam medeniyetinin yeniden inşası için ihtiyaç duyduğumuz fikir, “kurucu fikir”, ihtiyaç duyduğumuz şahsiyet ise “kurucu şahsiyet”tir. Kurucu, ihdas edici, tesis edici, teşkil edici, inşa edici şahsiyetler… İhtiyacımız bu…
İslam’ı anlamanın bu günkü şekli, “inşa fikrini” geliştirmek, üretmek, sistemleştirmek ve tatbik etmektir. İslam medeniyetinin mevcut olduğu dönemlerde de inşa fikri lazımdır, medeniyetin sürekli taze, canlı tutulması için. Fakat o dönemde “muhafaza fikri” ile beraberdir ve öncelikle mevcut olanın muhafazası gerekir. Muhafaza edilebilsin ki, onun üzerine inşa faaliyeti devam ettirilebilsin. Günümüzdeki durum, medeniyetin tüm müesseseleriyle yıkıldığı, yok edildiği bir dönem olması itibariyle, muhafaza fikrine değil inşa fikrine ihtiyacımız var. Bu dönemin muhafazası, dinin muhafazasıdır. Okumaya devam et

Share Button

İNŞA-MUHAFAZA-TECDİT-5-

İNŞA MUHAFAZA TECDİT-5-
Tecdit ihtiyacı iki ihtimalde ortaya çıkar. Birincisi (umumiyetle bu ihtimal caridir) muhafaza sürecinde, zaman ayarı hakkıyla yerine getirilememiştir. Zaman ayarı kaçırıldığında “donma” başlar. Donma başladığında tecdit zaruret haline gelir. İkincisi, muhafaza sürecinde zaman ayarı dikkatle takip edilmektedir ama uzun süre geçtiği için müesseselerin zaman ayarı yapılamaz olur. Gerçekten de bir müessese ne kadar mükemmel kurulmuş olursa olsun, birkaç asır sonra (şimdiki zamanın akış hızına göre bu kadar da sürmez) artık zaman ayarı yapılamaz, çünkü müessese zamanın dışında kalmıştır. İslam medeniyet tarihinde bu iki ihtimalde müşahede edilmiştir.
Tecdit, yeniden inşadır ama yeni inşa değildir. Yeni inşa, sıfırdan inşa olarak anlaşılmamak gerekir. Tecdit ihtiyacı, zaman ayarında problem olmayan, yani “donma” gerçekleşmeyen durumlarda, medeniyet yerli yerinde durduğu için sıfırdan başlayan bir inşa olarak anlaşılmamalıdır. Şartların değişmesiyle ihtiyaç haline gelen tecdit, medeniyetin yerli yerinde olmadığı manasına gelmez. Bu ihtimaldeki tecdit, sıfırdan inşa olarak anlaşılırsa, medeniyet inşasına değil medeniyet yıkımına başlanmış olur. Böyle bir kavrayış, ahmaklıkların en hacimlisidir. Okumaya devam et

Share Button

İNŞA-MUHAFAZA-TECDİT-4-

İNŞA MUHAFAZA TECDİT-4-
İnşa sürecinde bünye muhafaza edilmez, merkez muhafaza edilir. Müessese muhafaza edilmez, “kıymet” muhafaza edilir. Ameli olan değil, nazari olan muhafaza edilir. İnşa sürecinin başlarındaki iptidailik muhafaza edilmez, inşa fikri muhafaza edilir. Kemal seviyesine ulaşana kadar inşa süreci devam eder.
İnşa süreci, hem derinliğine doğru hem de genişliğine doğru ilerler. Genişliğine doğru ilerlemesi, bir taraftan mevcut hayat alanının genişletilmesidir diğer taraftan yeni hayat alanlarına nüfuz etmektir. Mesela bir cemaat inşa faaliyetini eğitim alanından başlatmış olabilir. Bu durumda bir taraftan eğitim alanı genişletilirken diğer taraftan yeni alanlar açılmalı, mesela iktisadi alanda inşa faaliyetine başlanmalıdır. Bir alanda genişlemek ile yeni alanlara açılmak farklı hususiyetler gösterir. Her hayat alanının kaideleri, şartları ve imkanları farklıdır. Bir alandaki inşa faaliyetinde maharet kesbedilmesi, her alanda inşa faaliyetini gerçekleştirebilmenin teminatı olmaz. Okumaya devam et

Share Button

İNŞA-MUHAFAZA-TECDİT-3-

İNŞA MUHAFAZA TECDİT-3-
Yaşadığımız çağda İslam medeniyetini yeniden inşa etmemiz gerekiyor. Son İslam medeniyeti olan Osmanlı medeniyetinin bakiye eserlerine “tarihi eser” muamelesi yapılan bu gün, medeniyet inşasına baştan başlamamız mecburiyet.
Baştan başlamak… İşte bu çok zor… Müslümanların idrak ufkunda hala medeniyet inşası bir tarafa herhangi bir İslami müessese inşası bile yok. İslam’ı anlamaya çalıştıklarını söyleyenler bilmiyorlar ki, inşa fikrini ihtiva etmeyen her idrak çabası, gevezeliktir. Zaten bu sebeple (ve tabii ki başka sebeplerle) İslam irfanında felsefe yoktur. “Düşünce için düşünce”, İslam irfanının saçmalık tarifinde yer bulabilir. İdrak ve tefekkür faaliyetinin maksadı inşadır. Neticesinde inşa olmayan, inşa hedefine kilitlenmeyen her türlü tefekkür faaliyeti, entelektüel gevezeliktir. Okumaya devam et

Share Button