BÜYÜK VE DERİN HAMLE-10-İNSAN HAKLARI BEYANNAMESİ-8-

BÜYÜK VE DERİN HAMLE-10-İNSAN HAKLARI BEYANNAMESİ-8-
İslami tefekkür ile insani tefekkürü birbirine karıştırıyoruz. İslam’ı eksik anlama itiyadımızın, eksiği “tam” zannetme hatamızın en bariz tezahür mevzularından birisi de bu meseledir. İslam’ın bir parçasını birazcık anlayan birisi, Müslümanlar dışında, insanlık için de bir fikir ihtiva ettiğini el yordamıyla hissediyor fakat merkezi bakış, çerçeve ihtiyacı, nispet ve mikyas anlayışı oluşmadığı için İslami tefekkür ile insani tefekkürü birbirine karıştırıyor. İnsani tefekküre dair bir şeyler sezenler, hızlı şekilde “evrensel değerler” jargonuna savruluyor. Kendi “insanlık fikrini” üretemeyince, muhtevasını batının doldurduğu evrensel değerler şablonuna teslim oluyor.
İslam’ın cihanşümul (evrensel) olması başka şeydir, batı kültürünün “evrensel değerler” olarak kabul edilmesi başka bir şeydir. Batı mahreçli insan hakları beyannamelerini tenkit etmeyenler, evrensel değer tabiriyle doğrudan doğruya batı değerlerine teslim olmaktadır. Dikkat çekici değil midir batının yayınladığı insan hakları beyannamelerine (insan hakları evrensel beyannamesi, kadın hakları beyannamesi, çocuk hakları beyannamesi ila ahir) ciddi bir tenkit getirilmemesi. Bu durum, onların, sarahaten veya zımnen kabulü manasına gelmiyor mu?
Bir taraftan batının kültürel hakimiyetini kabul eden aciz bir ruh hali diğer taraftan İslam’da da “insanlık fikri” olduğuna dair bazı sezişlerden ibaret kalan bir anlama seviyesi Müslümanların bir kısmını kaotik bir zihni evrene mahkum etti. Son zamanlarda Müslümanlar arasında “evrensel değerler” türünden lakırdılar duyulması, bu zafiyetin tezahürü olmasın.
* Okumaya devam et

Share Button

BÜYÜK VE DERİN HAMLE-7-İNSAN HAKLARI BEYANNAMESİ-5-

BÜYÜK VE DERİN HAMLE-7-İNSAN HAKLARI BEYANNAMESİ-5-
İnsan tabiat haritasındaki “insani bölge” nasıl tespit edilecek? Her kültür iklimi, her dini coğrafya, her düşünce disiplini meseleye farklı yaklaşıyor, çok sayıda fikir ve bakış açısı karşısında, “budur” demek ne kadar mümkün? En müşahhas varlık olan maddenin bile mahiyeti ile ilgili tartışmaların ittifakla neticelenmediği bir dünyada, mahiyeti gereği “müphem” olan bu bahis üzerinde ittifak nasıl mümkün olabilir? Her mevzuda olduğu gibi bunda da ittifak sözkonusu değil, bu sebeple ittifaktan ziyade istikameti dert etmemiz gerekiyor.
Hem insan tabiat haritası hem de o haritadaki insani bölge meselesi, varlık telakkisine (ontolojiye) ait temel bahislerdendir. Ne var ki hiçbir varlık telakkisi, bilgi telakkisinden (epistemolojiden) müstakil değildir. Hiçbir ontolojik mesele, bilgiden (dolayısıyla öğrenmeden, anlamadan) bağımsız olarak değerlendirilemeyeceği için, her ontoloji telakkisi aynı zamanda bir epistemoloji telakkisidir. İnsanlığın önündeki en girift meselelerden birisi de budur, sıfır bilgiyle idrak mümkün olmadığı için, epistemolojinin ağına takılmamış bir ontoloji teorisi kurulamamıştır. Bunun aksini söyleyen, yani saf ontolojik teori geliştirdiğini iddia eden insanlığın en büyük yalancısıdır. İslam ilim telakkisindeki, “ilim maluma tabidir” ölçüsündeki derinliğin bu noktada anlaşılması gerekiyor. Okumaya devam et

Share Button

BÜYÜK VE DERİN HAMLE-6-İNSAN HAKLARI BEYANNAMESİ-4-

BÜYÜK VE DERİN HAMLE-6-İNSAN HAKLARI BEYANNAMESİ-4-
Hem insan tabiat haritasını çizecek hem o haritadaki “insani bölgeyi” keşfedecek hem de o bölgedeki terkibi (ve muvazeneyi) anlayacak ve bu çerçevede bir hayat altyapısı inşa edecek olan sadece akıl mıdır? Bu mümkün müdür, mümkün değilse aklın payı nedir?
Öncelikle bilinmesi gereken husus, “insani bölge”nin, “insani aklın” altyapısı olduğudur. İnsani akıl, insani bölgenin eseridir, insan zihni “insani bölgede” inşa edilmemişse, ortaya çıkacak akıl da insani akıl olmaz. “İnsan ile hayvan arasındaki farklardan biri akıldır” ifadesi, çok ham bir düşünceye işaret eder. İnsan cinsi ile hayvan cinsi arasında akıl gibi bir fark vardır ama akıl, insan cinsinin tabiat haritasındaki “hayvani bölgede” de meydana gelebilir. İnsan böyle bir varlıktır, tabiat haritasının “hayvani bölgesine” yerleşmişse, o bölgenin aklını inşa eder, işte bu hayvani akıldır. Hayvani akıl hayvanda bulunmaz, iki cins arasındaki fark da budur ama insanda mutlaka “insani akıl” olacağı düşüncesi, insanın, her hal ve şartta doğru düşüneceği ve doğru yapacağı manasına gelir. Tarihin herhangi bir kesiti (en insani bir saniyelik parantezi bile) sayısız yanlışın olduğunu gösterir. Demek ki insanın doğru düşünmesi teminat altında değildir, bunun için fevkalade bir çaba gerekir.
“İnsan fikri” yoksa akıl tarifi yoktur. Ucuzcu dimağların sathi tarifi olan, “akıl, anlama ve düşünme melekesidir” cümlesi, hiçbir insani meseleyi halletmez. Zira insan cinsi, akıl ve düşünce yoluyla en vahşi hayvandan daha vahşi tatbikatları, yine akıl ve düşünce yoluyla imal ettiği aletlerle (mesela silahlarla) gerçekleştirebilmektedir. Akıl ve düşünce, hayvanlardan daha vahşi tatbikatların manivelası olabiliyorsa, “hayvan ile insan arasındaki temel farktır” denilebilir mi? Bu manada, İslam İrfanının “insan fikri” ve “akıl tarifi” dışında, temellendirilebilmiş bir insan fikri inşası ve akıl tarifi yapılamamıştır. Okumaya devam et

Share Button

İSLAM MAARİF ANLAYIŞI-14-İNSAN TELAKKİSİ-11-

Netice olarak; İslam’ın insan telakkisine maarif anlayışı çerçevesinden bakıldığında, şu ana hususları tespit etmek gerekir. Ruh-Nefs-Akıl sıhhati, İman-Duygu(his)- Tefekkür sıhhati… Başka bir ifadeyle, İman-ı Selim, Kalb-i Selim, Akl-ı Selim, Zevk-i Selim… Yani ruh-nefs zıtlığından ruh merkezindeki vahdete, ruh-akıl zıtlığından “akl-ı selim” merkezli vahdete, zevk-ıstırap zıtlığından “zevk-i selim” merkezli vahdete, iman-inkar zıtlığından, iman merkezli vahdete ulaşmak…
Bahsi edilen zıtlıklar, insan tabiat haritasının zirveleridir. Bahsi edilen vahdet çeşitleri de, İslam’ın insan inşasındaki ara menzillerdir. Bunların yekunu, insandaki vahdet mimarisini teşkil eder. İnsandaki vahdet mimarisi teşkil olunduğunda, ruh, zuhur sıhhatine kavuşur, nefs, ruha irca edilerek terbiye edilir, nefsin irca edilmesiyle “zevk-i selim” gerçekleşir, akıl, ruha bağlı bir bünyeye kavuşarak “akl-ı selim” haline gelir, “akl-ı selim”, ruha bağlı faaliyet göstermeye başladığı için sıhhatli tefekkür meydana gelir. Okumaya devam et

Share Button

İNSAN TABİAT HARİTASI-5-İDEOLOJİLER

İNSAN TABİAT HARİTASI-5-İDEOLOJİLER
İdeologlar, filozoflar, fikir adamları, bir fikri (veya felsefi) cereyan oluşturmak, bir fikir sistemi üretmek, bir ideoloji örmek istedikleri zaman önce insan tezlerini ortaya koyarlar. İdeoloji denilen elbisenin bedeni, insandır. İnsana uygun bir ideoloji örmek gerekir, bunun ilk şartı da “insan tezine” sahip olmaktır.
İnsan tabiat haritasını görmeden “insan tezi” oluşturmak imkansızdır. İnsan tabiat haritasındaki “insani alanı” tüm sınırlarıyla ve özellikleriyle doğru tespit etmeden, insani bir ideoloji örülemez. İnsan tabiat haritasından habersiz (böyle bir konuyu gündemine almadan) işe başlayanlar, tabiat haritasının herhangi bir bölgesini vatan ediniyorlar. Kendi zihni evrenlerinde bu seçimlerinin bir karşılığı olsa da, meseleye panoramik olarak bakıldığında, tabiat haritasının bir bölgesini esas almaları, zar atmaktan başka bir metodu göstermiyor. Okumaya devam et

Share Button

İNSAN TABİAT HARİTASI-2-“İNSANİ ALAN” ARAYIŞI

İNSAN TABİAT HARİTASI-2- “İNSANİ ALAN” ARAYIŞI
İlk insandan başlamak üzere, tüm insanlığın bu güne kadar yaptığı her iş, insan tabiat haritasının misallerini gösterir. İnsan cinsinin baştan beri yaptığı ve bu günden kıyamete kadar da yapacağı her şey, insan tabiat ufkunun dışında değildir. Milyonlarca insanı öldürmek, insanları hayvanlardan daha vahşi şekilde katletmek, işkencenin (ilgilenmeyenlerin) hayaline bile gelmeyecek her çeşidini insan ve hayvan üzerinde denemek fiillerinin hepsi, insan tabiat haritasının tabii neticeleridir. Tabii neticeleridir çünkü tabiatının mümkün kıldığı hadiselerdir. İnsan, tabiatı üzere bırakıldığında bunların hepsini yapabilir, yapmıştır.
İnsan tabiat haritasını bilmeyenler, anlamayanlar, bunun üzerinde çalışmayanlar eğitim sistemi kurmaya çalıştıklarında, tabiat haritasının hangi koordinatlarında insan yetiştirdiklerini bilmedikleri için, “en vahşi alanda” merkezleşmenin misalleri de görülmüştür. Eğitim sistemi, insan tabiat haritasının herhangi bir alanına denk gelmekte, o alanı kuvvetlendirmekte, o alan üzerinde bir insan inşa etmektedir. Bilindiği üzere, her eğitim sistemi, “insani eğitim” maksadı güder ve tam anlamıyla “insan” yetiştirdiğini iddia eder. Fakat insan tabiat haritasından habersiz olanlar (bu derinlikte fikir ve idrak sahibi olmayanlar) eğitim ile hedefledikleri “insan modeli” konusunda zar atıyorlar. İnsanlık tarihi, medeniyet mecraları (peygamberler silsilesi) haricinde, zar atma tarihidir. Tarih, zar atma kavgasının vahşi neticelerini arşivlediği için, belli belirsiz zar atmaya karşı bir tavır geliştiğini söylemek de mümkün. Okumaya devam et

Share Button

İNSANIN TABİAT HARİTASI-1- İNSAN HAKLARI FİKRİ

İNSANIN TABİAT HARİTASI-1-İNSAN HAKLARI FİKRİ
İnsan anlayışı olmadan insan haklarından bahsediliyor. İnsan tabiat haritasını çıkarmadan insan anlayışına sahip olunduğu zannediliyor. İnsanların imkan alanı, hak listesi çıkarabilmek için kafi sayılıyor. Yapabileceği her iş ve fiili haklar listesine ekleniyor. Liberal anlayışın meşhur formülü; “yapabiliyorsa, bırak yapsın”. Sadece imkan ve kuvvete atıf yapan bir anlayış… Aslında anlayış da değil, “kendi haline bırakın” demek gibi bir şey. Hiçbir tefekkür çilesi, hiçbir akletme (akli faaliyet) gerektirmeyen yaklaşım…
Nereden bakarsanız sığ ve ucuz. İnsan nükleer silah da yapabiliyor, bırakalım yapsın mı? İnsanların, hayvanların, bitkilerin genetiği ile oynayabiliyor, bırakalım oynasın mı? İnsanlar hayvanlarla cinsi münasebete de girebiliyor, bırakalım girsinler mi? İnsan, testereyle hemcinsini kesebiliyor, bırakalım kessin mi? “Yapabiliyorsa yapsın” anlayışının buralara kadar ulaşmasına mani olan nedir? Bu soruya verecekleri cevabı biliyoruz, “suç teşkil eden fiilleri işlemek yasak”. Tamam, testereyle insanları kesmek açıkça suç fakat tüm hayat için sınırı nereye koyacağınızı nasıl tespit edeceksiniz? Okumaya devam et

Share Button

TIBBI CİNAYET ARACI OLARAK KULLANMAK, KÜRTAJ

TIBBI CİNAYET ARACI OLARAK KULLANMAK, KÜRTAJ
Kürtaj ile ilgili soru şöyle soruluyor; cinayet mi, hak mı? Yanlış soruyla konuya girmek, doğru cevabı bulmaya mani… Sanki “hak olması” cinayet vasfını ortadan kaldırırmış gibi… Konu ile ilgili tüm tartışma, hak ile cinayet parantezine sıkıştırıldı.
Ülkedeki fikir piyasası çok sığ ve kısır. Fikir sahibi olmayanların da sesinin çok çıkması cabası… İki meseleyi aynı anda konuşamayan, iki mesele arasında irtibat kuramayan, iki meseleyi terkip edemeyenler, tek boyutluluk üzerinde çığlık çığlığa bağırıyor. Şu naraya bakın; “vajina bekçiliğini bırak…”. Türkiye’ye yabancı birisi bu çığlıkları duysa zanneder ki, başbakan tüm kadınlara “bekaret kemeri” takmak için uğraşıyor.
“Hak” olduğunu iddia edenlere bakıyorsunuz, o kadar hoyrat ve seviyesiz ki, cenini, kürtaj yoluyla aldırmak ile doğmuş çocuğunu öldürmek arasında bir fark olup olmadığına, varsa, o farkın ne olduğuna temas etmiyor. Söylediklerini alt alta koyup değerlendirdiğinizde, öyle bir hak tarifi yapıyorlar ki, kendine ait ne varsa onun üzerinde mutlak bir yetki sahibidir. Dolayısıyla doğmuş çocuk da kendinin olduğu için, onu da öldürme hakkına sahipmiş edalarında bas bas bağırıyor. Bedeni kendininmiş ve onun üzerinde istediği gibi tasarruf edebilirmiş… Düşünmeye böyle başlayınca, bedeni üzerindeki sonsuz tasarruf yetkisini, bedeninde büyüyen, bedeninin bir parçası olduğunu kabul ettiği doğmuş çocuğunu da öldürebilir. Kanalizasyonlardan, çöplüklerden ve benzeri yerlerden çıkan cenin veya bebek cesetlerine bakınca, yaptıklarına da inanası geliyor insanın. Okumaya devam et

Share Button

AHMET SELİM O KADAR DA DERİN DEĞİLMİŞ

AHMET SELİM O KADAR DA DERİN DEĞİLMİŞ
Zaman gazetesi yazarı Ahmet Selim, Türkiye fikir piyasasına göre gerçekten fikir adamı. Fakat Türkiye fikir piyasası çok kısır olduğu için “gerçek fikir” adamı. Üstadın 27.05.2012 tarihli “Bunu da anlamadınız” başlıklı yazısı, hem Türkiye’nin fikir çarşısını tasvir etmek hem de kendinin fikir derinliğini anlamak için iyi bir malzeme oluşturuyor ve iyi bir misal teşkil ediyor. Bu sebeple konu ile ilgilenme ihtiyacı hissettik.
Bir müddettir devam eden “muhafazakar sanat olur mu?” başlığı altındaki tartışmalar, ülkenin fikir hayatı için ciddi veriler temin etti. “Muhafazakar sanat olmaz” diyen batılı kafalar derinliklerini (seviyesizliklerini) sergilerken, Müslüman fikir ve ilim adamları da doğrusu ciddi patinajlar yaptı. Ahmet Selim’in yazısı da bu konuya dair bazı verileri piyasaya sundu. Okumaya devam et

Share Button

TELEGRAM-3-HAYVANLAR ÜZERİNDEKİ DENEYLER

TELEGRAM-3-HAYVANLAR ÜZERİNDEKİ DENEYLER
Hayvanlar üzerinde yapılan deneylerden elde edilen bilgiler insanlar hakkında kullanılamaz. Ruh, zihin, şuur, irade, düşünce gibi konular, insan ile hayvanı birbirinden ayıran özelliklerdir. Hayvanda olmayan, insanda olduğu için onu hayvandan farklı ve üstün yapan bu özellikler hakkında, hayvanlar üzerinde yapılan tecrübelerden hiçbir şey elde edilemez. Bu tür çalışmaları yapanlar, insanları da zaten hayvan kategorisinde görüyorlar.
İnsan ile hayvanın bedeni/biyolojik cihetten aynilikleri olabileceği düşüncesi yanlış. Ruhun (insan ruhunun) olduğu bir beden ile hayvan bedeninin herhangi şekilde benzemesi mümkün değildir. Tüm biyolojik altyapısı aynı olsa bile (ki değil) insan ruhunun dahil olduğu bedenin çalışması, devasa farklılıklar gösterir. Evrimci insan tezine sahip olanların varlıklar arası geçişleri mümkün görmesinden kaynaklanan bu tür çalışmalar, başka kültür havzalarında alternatif çalışmalar yapılmamasından cesaret alarak piyasayı işgal ediyor. Oysa varlık “ferden” yaratılmış ve her ferd yaratılış hususiyetlerine baştan itibaren sahip olmuştur.
Hayvan ile insan arasındaki biyolojik benzerliklerden hareketle müşterek çalışmalar yapılabilmesi, hayvanlar üzerinde yapılan çalışmalardan insanlar için faydalanılması mümkün olabilir. Fakat mesele, ruh, kalb, zihin, şuur, irade gibi konulara geldiğinde, insan bedeni ile hayvan bedeninin çalışması bile farklılaşır.
Hayvanın zihni evreni olup olmadığını bilmiyoruz henüz. Eğer varsa, sabit mecraları olmalı, çünkü tüm hayatı tekrarlanan hareketlerden ibaret. Tekrarlanan hareketler, sabit zihni mecraları şart kılar ve beklenmedik tepki verilmesine mani olur. Dışarıdan eğitim yoluyla açılan suni mecralar ise tabii mecraların baskın geldiği durumlarda geçici veya kalıcı olarak iptal edilir, hayvanlarda beklenmedik tepki bu şekilde ortaya çıkar ki, bu bile beklenmedik tepki değildir.
Hayvanlar tabiatlarının mahkumudurlar. Tabiatları ise basit özellikler toplamıdır. Bu noktadan bakıldığında, hayvanlarda zihni evren olduğunu kabul edersek eğer, “kaotik” nitelik taşımadıklarını bilmeliyiz. Kaotik zihni evren, şuur, akıl, düşünce, irade vesaire zihni unsurlarla doludur ve bunların faaliyetleriyle bir işe, harekete, tepkiye yönelir. Dolayısıyla beklenebilir, öngörülebilir değildir. İnsan zihnini kaostan kurtaran ve nizami bir altyapıya kavuşturan unsur, iman ve onun çerçevesi olan ahlaktır. İman ve ahlak (dolayısıyla şahsiyet) sahibi insanın davranışları öngörülebilir hale gelir. Zira bir dünya görüşü ve ahlak anlayışı vardır ve hayatı o çerçevede yaşamaya gayret gösterir.
Hayvanlarda kaotik zihni evren olmadığı için, onlar üzerinde yapılan deneylerden netice almak mümkün olabilir. Bir etkiye karşı nasıl tepki vereceği çözümlenebilir ve uygulanabilir formlar üretilebilir. Zihni evren varsa sabit mecraları vardır ve bu mecraların mahkumudur, zihni evren yoksa doğrudan tabiatının mahkumudur. Öyleyse yapılacak iş, hayvanların tabiatını keşfetmek, tabiat özelliklerinin bedeni karşılıklarını (mevzilerini) bulmaktır. Buradan hareketle insanın kaotik zihni evreni hakkında elde edilebilecek hiçbir netice yoktur.
İnsanın da hayvani bir ciheti olduğu doğru… Zihni gelişmesini tamamlamamış, insanileşme sürecini ilerletememiş, insan ile hayvan arasındaki farkları şahsında gerçekleştirememiş olan süjelerin hayvani hayat yaşadıkları malum. Bu tür insanların zihni evrenleri de hayvani (bedeni) arzuların aktığı sabit mecralara sahiptir. Önüne ot (para) uzattığında peşinden cehenneme kadar gelir, güzel bir kadını gösterdiğinde cinayet işleyebilir ila ahir. Benliğinin sabit mecralarını bildiğinde neye nasıl tepki vereceğini nispeten tahmin etmek kolay. Buna rağmen (hayvani seviyeyi bir santim yukarı çıkamamış olanlar da bile) zihni dünya nispeten kaotiktir. Ne yapacağını bire bir tahmin etmek kabil değil. Hayvanların beyinleri üzerinde yapılan deneylerden en fazla bu tür insanlarda faydalanmak mümkündür ama bunlar da bile tam netice almak kabil olmaz.
Akıl, şuur, vicdan, irade, tefekkür, hassasiyet ve hele de iman sahibi olan insanların zihni dünyalarını dışarıdan etkilemek için hayvan beyni üzerinde yapılan deneylerden faydalanmak, ya hayvani bir seviyesizlik, ya da o nispette bir idraksizliktir. Batıda bu tür çalışmalar yapıyor olmaları, insanı hayvanın bir çeşidi olarak görmelerindendir. Aman ha… Kimse batıdaki bu tür çalışmalara itimat edip de onlardan insan tezi inşa etmeye kalkmasın.
SELEHATTİN ADANALI

Share Button