İKİ YOL İLİM VE İRFAN

İKİ YOL İLİM VE İRFAN

(Terkip ve İnşa dergisi 3. sayı)

İslam’da nihai maksat, insanın Allah Azze ve Celle’ye yakınlaşmasıdır. İslam tüm ölçüleriyle insanı, Allah Azze ve Celle’ye ulaştırmanın bir şartını gerçekleştirir, bu yolda bir ihtiyacı karşılar, maksadı şaşırmaması için bir istikamet tayin eder. Hayattaki karşılığı küçük veya büyük olsun her ölçü, insan ile Allah Azze ve Celle arasında bir köprü, bir tavassut, bir vesiledir.
Allah Azze ve Celle’ye ulaşmak, O’na vasıl olmak… Maksat budur, bu maksadı gerçekleştirmek için de “Mutlak İlim” olarak Kur’an-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyye gibi iki kaynağımız var. Mesele Mutlak İlme nüfuz edip, oradan ve onun yardımıyla Allah Azze ve Celle’ye vasıl olmaktır. Okumaya devam et

Share Button

İLİM İRFAN TEFEKKÜR

İLİM İRFAN TEFEKKÜR

(Terkip ve İnşa dergisi 3. sayı)

Mutlak ilim, Kur’an-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyye’dir. Bu iki kaynak aynı zamanda İslam’ın ta kendisidir, bu sebeple İslam bizatihi ilimdir.
Mutlak ilmin muhtevasındaki mana yekununun idraki, izahı ve tatbiki için nispi ilimler kurulmuştur, nispi ilimlerin sayısı çoktur ve hala kurulması gereken yüzlerce ilim dalı müellifleri (kaşifleri) beklemektedir.(*)
“İslami İlimler” başlığı altında tetkik edilen tüm ilimler “nispi ilimler” cümlesindendir. Bu sebeple ilk tasnif, “mutlak ilim”, “nispi ilim” şeklindedir.
Istılahta (bir açıdan dar manada) İslami İlimler, tefsir, fıkıh gibi doğrudan kitap ve sünnetin muhtevasıyla meşgul olan ilimleri kast etmektedir. Bu tür bir tarif ve tavsif, İslami İlimlere müteveccih hürmet ve hassasiyeti ikame etmek içindir. Aslında ise “İslami İlimler” bahsi ve başlığı, yeryüzünde kurulmuş ve kurulacak tüm ilim dallarını muhtevidir. Zira Kur’an-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyye’nin muhteva hacmi, kâinattaki varlık ve vakıa yekûnunun hakikatini ve tüm tezahürlerini ihata eder. Mesele o ki, mana ve hikmet mecmuu, kâşiflerini beklemektedir.
* Okumaya devam et

Share Button

İLİM VE İRFANIN TERKİBİ

İLİM VE İRFANIN TERKİBİ

(Terkip ve İnşa dergisi 21. sayı)

Kadimden günümüze İslam medeniyetinde iki büyük mecrası açılmıştır; ilim mecrası ve irfan mecrası… Tefekkür mecrası, üçüncü mecra olarak var olsa da, ilim ve irfan mecralarının muhtevasında ve bünyesinde devam etmiş, müstakil bir mecra haline gelmemiştir. Bu iki mecra, birbirinden tamamen müstakil mecralar değillerdir. Toplam olarak meseleye bakılınca ilim, irfan ve tefekkür mecraları, İslam ilim telakkisini oluşturur. İslam ilim telakkisi, bu üç mecranın bütününü muhtevidir. Bu üç mecranın her birinin kendine münhasır usulleri mevcuttur. Bu usuller ise üç mecrayı aynı kaynakta, yani Mutlak İlimde buluşturur. Aynı kaynaktan yola çıkarak külli anlayışa ulaşmak, ilim, irfan, tefekkür mecralarının bütününe ulaşmak ve bunların terkibi mimarisini oluşturmakla mümkündür. Okumaya devam et

Share Button

“İKTİDARDA KİM VAR?”

“İktidarda Kim Var?”

Semerkand dergisinin Aralık 2015 sayısında Ali Yurtgezen hocanın “Ahmet Nafiz Yaşar” müstearıyla yazdığı “İktidarda Kim Var? yazısında siyasî iktidarlara ve seçimlere gösterilen heyecan ve önemin “beden ülkemizi yöneten kalp iktidarına gösterilmediği…” anlatılıyor ki Müslümanlar olarak gaflet dozumuz bin miligram…

Sadece ülkemiz değil, bütün İslâm âleminin had safhada siyasî iktidarlara gösterdiği önemi “kalp iktidarına göstermediğini, nefsin iktidarına meyledip yenildiğini” öğreniyoruz bu kuvvetli ikaz edici yazıdan. Yüreğimizi toplayarak hep beraber okuyalım:
Okumaya devam et

Share Button

MAHZEN-ÜL ULÛM’DA İLİM TELAKKİSİ -3- İLMİN MÂHİYYETİ İLE ALÂKALI İHTİLÂFLAR -3-

Felsefecilere ve bazı kelâm âlimlerine göre, bir şeyi bilmek, o şeyin zihinde varlığını îcâb ettirir mi? Yâhud kelâm âlimlerinin çoğuna göre, bir şeyi bilmek, bilen ile bilinen arasında zihinde bir alâkadan mı ibâretdir? Bu mes’elede ihtilâf  olundu.

Birinci görüşe göre, bir şey hakkında ilm ya’nî bilgi hâsıl olunca, o ilmden üç husûs ortaya çıkar. O husûslardan birincisi, hâsıl olan sûretin zihnde hakîkat olmasıdır. İkincisi, o sûretin zihnde şekillenmesidir. Üçüncüsü, o sûret sebebi ile nefsin te’sîr almasıdır [ya’nî etkilenmesidir]. Bu açıklamalara göre, ilmin, bu üç sûretin hangisinden ibâret olduğu hakkın da ihtilâf vardır.

Ülemâ ve hükemâdan bir kısmı, ilmin, ancak yukarıda bahs edilen üç sûretden ibâret olduğunu söylemişlerdir. Bu sebeble ilmin keyfiyyet veyâ infiâl veyâ izâfe cinsinden olduğuna dâir ihtilâf edilmişdir. (Keyfiyyet, bir şeyde yerleşmiş olan hâldir. İnfiâl, başka şeyden te’sîr sebebiy le müteessîrde [te’sîr alanda] meydâna gelen durumdur. İzâfe, iki şeyden birinin düşünülmesi, ancak diğer şeyin düşünülmesiyle hâsıl olan, birbirine bağlı olarak tekrâr eden hâldir. Babalık ve oğulluk gibi, ya’nî baba düşünülünce çocuk da hâtıra gelir. Çocuk düşünülünce baba da hâtıra gelir.)

Okumaya devam et

Share Button

FARUK BEŞER’İN İDRAKSİZLİĞİ-2-İLİM VE MARİFET ANLAYIŞI

FARUK BEŞER’İN DERİN İDRAKSİZLİĞİ-2-İLİM VE MARİFET ANLAYIŞI

Faruk Beşer, 17.08.2014 tarihli “İlim ve marifet” başlığını taşıyan ikinci yazısında, bu bahisleri tetkik ve aralarındaki farkı tefrik etmeye çalışıyor. Böylece bir kıymet ve mertebe tertibine gidiyor ve oradan tasavvuf ile ilgili zehrini okuyucuya zerkediyor.

Mesele mühim, hafifmeşreplik yapmaya lüzum yok. İlim bahsi de, irfan (marifet) bahsi de, aralarındaki mertebe silsilesi de fevkalade mühim.

Faruk Beşer, ilim ve marifet bahsine, Şeyhülislam Musa Kazım Efendi’den ilhamla giriyor;
Okumaya devam et

Share Button

FARUK BEŞER’İN DERİN İDRAKSİZLİĞİ-1-BİLİM ANLAYIŞI

FARUK BEŞER’İN DERİN İDRAKSİZLİĞİ-1-BİLİM ANLAYIŞI

Yeni Şafak gazetesi köşe yazarı Faruk Beşer, birbirini takip eden üç yazı yazdı. Birincisi 15.08.2014 tarihli “İlim, bilgi ve bilim” başlığını, arkasından 17.08.2014 tarihli “İlim ve marifet” başlığını, üçüncüsü de 22.08.2014 tarihli “Zan ve tahminden marifet doğar mı?” başlığını taşıyor. Bizim anladığımız şekliyle özetlemek gerekirse üç yazının mevzuu, bilgi, ilim, irfan bahislerini ihtiva ve cem etme arayışından ibaret.

Türkiye’deki temel meselelerden ve zafiyetlerden biri olan “çerçevesizlik” bahsi Faruk Beşer’de de açıkça görülüyor. Herhangi bir meselenin çerçevesine vakıf olmadan veya bir çerçeve oluşturmadan o bahsin veya bahislerin anlaşılabileceği iddiası tüm komikliğine rağmen ülkemizde genel kabul gören bir savruk anlayıştır. Çerçeve meselesine girmeden önce Faruk Beşer’in meseleye nasıl baktığında dair bazı misalleri zikredelim.

Faruk Beşer, yazı serisinin birincisi olan “İlim, bilgi ve bilim” başlıklı yazısında, başlıktaki kelimeleri tarif etmeye çalışıyor. Son dönemlerde çok yaygın olan kelimelerin kökleriyle ilgili bilgi vererek giriyor meseleye;
Okumaya devam et

Share Button

BAŞYÜCELİK AKADEMYASI-AKADEMYA AZALIĞI-

BAŞYÜCELİK AKADEMYASI-AKADEMYA AZALIĞI

Üstad, Akademya azalarının nasp ve tayin salahiyetini Başyüce’ye vermiştir. Mevzuu, İdeolocya Örgüsünde şöyle ifade edilmiştir; “Başyücelik Akademyası’nın azasını, kemmiyet haddiyle kayıtlı olmayarak, doğrudan doğruya Başyüce tayin eder.” (Sahife 274) Nakibü’l Eşraf müessesesinin olmadığı bir devlet ve cemiyet tasavvurunda bu tanzim doğrudur. Fakat Nakibü’l Eşraf teşkilatını raptettiğimiz devlet ve cemiyet tasavvurunda Akademya azalarını tayin salahiyeti Başyüce’ye verilmemelidir.

Nakibü’l Eşrafı raptettiğimiz devlet ve cemiyet tasavvurunda, bazı salahiyetlerin Nakibü’l Eşrafa verilmesine Üstadın itiraz etmeyeceği zannındayız. Bu sebeple mevzuu (devlet tasavvuru ve teşkilatı) üzerinde rahat çalışıyoruz,
Okumaya devam et

Share Button

İSLAM İRFANININ TEKNOLOJİSİ-3-TEKNOLOJİNİN PARADOKSLARI

İSLAM İRFANININ TEKNOLOJİSİ-3-TEKNOLOJİNİN PARADOKSLARI

Teknoloji çok hızlı gelişiyor. Tasavvur ve imalat hızı, değerlendirmeye bile fırsat vermeyecek kadar yüksek, öyle ki bidayetindeki maksat bile unutuldu. İnsanlık teknolojiye neden yönelmişti, teknolojiye olan ihtiyaç ne kadardı? Teknoloji, temelindeki maksattan bağımsızlaştı ve kendi başına bir vakıa haline geldi, böyle olunca hiçbir ölçü tanımaz, hiçbir tahdit kabul etmez oldu ve sadece “mümkün olan yapılmalıdır” yaklaşımına mahkum oldu.

Mesele sadece ahlakilik sınırıyla ilgili değil, aynı zamanda “ihtiyaç gayesi” de kayboldu. Önce ihtiyaç sonra teknoloji silsilesi caridir, hayatın tabiatı ve sıhhati bunu gerektirir. Bidayetinde de böyleydi, teknoloji ihtiyacı takip ederdi. Teknoloji önce ahlaktan sonra da ihtiyaçtan bağımsız hale geldi.
Okumaya devam et

Share Button

İSLAM İRFANININ TEKNOLOJİSİ-1-TAKDİM

İSLAM İRFANININ TEKNOLOJİSİ-1-TAKDİM

Teknoloji, en özet haliyle söylemek gerekirse “alet” demektir. Alet, yani bir fikrin aleti… Mesele en sade haliyle anlaşılmalıdır ki, girift terkiplerine geçit açılabilsin. Bugün kullandığımız cihazların karmaşıklığı (giriftliği) teknolojinin ne olduğunu unutturdu. Ne olduğunu unuttuğumuz için onu fikirden bağımsızlaştırdık, müstakil bir saha gibi anlamaya başladık.

Teknoloji, umumiyetle tabiatta ve özellikle de canlılardaki bazı hususiyetlerin alet haline getirilmesi, o hususiyetlerin aletlerinin imal edilmesi şeklinde, “misal” üzerinden ilerlemiştir. Yirminci asırda ancak “muhayyel” terkiplere ulaşmaya başlamış, misallerden uzaklaşarak akli ilimlerde nispeten yoğunlaşabilmiş ama hala büyük kısmı misaller üzerinden ilerlemeye devam etmiştir.
Okumaya devam et

Share Button

İSLAM ŞEHRİ-16-İDARE

İSLAM ŞEHRİ-16-İDARE

İslam şehrinin aklı idaredir. İdare, tasavvuf ve medresenin keşif ve tertip ettiği hikmetleri “gerçek” kılmak, “gerçekleştirmek” ile mükelleftir. İdare, bir tatbikatı gerçekleştirip de neticesini merak eden derin bir cahillikle malul değil, aksine keşfedilen hikmetin mevcut şartlar manzumesinde nasıl tatbik edileceğini bilen bir akıl bünyesine ve zihni teçhizata sahiptir. İslam şehrinde idare, hikmetin tatbik şartlarını arayan, bulan, tanzim eden bir idrak merkezidir. Hikmet, idarenin önüne saf halinde geldiğinde, önce onu anlar, sonra cemiyetin seviyesine bakar, cemiyetin seviyesi ile mütenasip bir tatbikat şekli geliştirir. Hikmet saf haliyle tatbik edilmez, hikmeti saf haliyle tatbik edebilen, onu saf haliyle taşıyabilen tek kadro Ashab-ı Kiram olmuştur, sebebi de merkezindeki şahsiyettir, yani Risalet’tir.

İdare, bir gözü hikmette diğer gözü halkta olan, hikmet ile halk arasında idari köprü kuran merkezdir. Hikmet ile halk arasındaki münasebeti kuran, hikmeti halka maleden, halkı hikmete muhtaç hale (yani hikmeti talep eder seviyeye) getiren karargahtır. Hikmetsiz hareket ve tatbikatın olmayacağını gösteren, olmaması gerektiğini anlatan, halkı da buna hazırlayan bir merkezdir. Halk ile hikmet merkezleri olan tekke ve medrese arasındaki sağlam irtibatı kuran, hayatı tekke ve medrese ile harmanlayan, bunun idari tedbirlerini keşif ve tatbik eden kadrodur.
Okumaya devam et

Share Button

TAYYİP ERDOĞAN, ANLA ARTIK-4-

TAYYİP ERDOĞAN, ANLA ARTIK-4-
İrfan, hikmet, tefekkür bu ülkedeki üniversitelerin kapısından giremedi. İslam irfanı, üniversitedeki bazıları tarafından dikkate alınıyorsa eğer, gayriresmi toplantı ve sohbetlerindedir. İslam irfan müktesebatı ve havzası, on dört asırlık tarihinde, Arap-İslam Medeniyeti, Endülüs-İslam Medeniyeti, Türkistan-İslam Medeniyeti, Hind-İslam Medeniyeti, Selçuklu ve Osmanlı İslam Medeniyetleri olmak üzere beş altı adet medeniyet inşa etmiştir. Her biri İslam coğrafyasının farklı bölgelerinde olmak üzere, medeniyet tarihinin şahikalarıdır. Bir medeniyetin kurulması için asırlar gerekiyor, on dört asırda aynı kaynaktan bu kadar medeniyet kurulması, aklın üstünde ve ötesindedir. Tayyip Erdoğan, aklın, eserlerini gördüğünde şaşkınlık ve hayretten çıldırdığı bu medeniyetleri kuran kaynak, yani irfan ve hikmet, bu ülkenin üniversitelerinde, hiçbir “bilimsel” değere sahip değil, bunu anlıyor musun? İrfan ve hikmetin bu ülkedeki kıymeti, yılda bir Konya’da, “Şeb-i Aruz” merasimlerindeki nutuktan ibaret mi kalacak?
Bu ayrı bir ilim mecrasıdır. Pozitif bilim mecrasının tek bilim mecrası olduğunu söyleyenlere inanamazsın, böyle bir dolandırıcılığa yakalanamazsın. Pozitif bilim mecrasına, “sosyal bilimler mecrasını” lüften ekleyenlerin, ilim mecrasını çeşitlendirdiği yalanına meyledemezsin. O itimat ettiğin profesörler, çocukları altı yaşına kadar eğitim dışı tutmak için “fikir ajanlığı” yapıyorlar. Sıfır ile iki yaş aralığında “lisan” öğrenmek gibi harikulade bir idrak derinliğine sahip olan insan (bebek), o profesörlerin elinde, altı yaşına kadar ebeveyninin kavgalarına mahkum ediliyor. Bir tanesi “aile içi eğitim programı” geliştirmeyi akıl edemiyor çünkü altı yaşından önce çocuğun “öğrenme” istidadının olmadığına inanıyor. Neye rağmen? Sıfır ile altı yaş aralığında lisan öğrenmesine rağmen… Bunları profesör zannediyorsun değil mi? Bunları profesör zannediyorsan eğer, İslam tarihinde dört, beş yaşlarında Kur’an-ı Kerim’i hıfzeden çocukların olduğuna dair bilgilere de, Kemalist, ateist, solcu daha bilmem neciler gibi, “İslami propaganda” diyorsundur. Öyle ya… Batı kaynaklı pozitif bilim mecrasına göre sıfır altı yaş aralığında eğitim olmaz, bu hesaba göre bizim tarihimizdeki o vakalar, birer efsane olmalı, öyle mi? Anlama vaktin gelmiş olmalı Tayyip Erdoğan… Okumaya devam et

Share Button

CERN DENEYİ, HİGGS BOZONU VE İRFAN DAVAMIZ

CERN DENEYİ, HİGGS BOZONU VE İRFAN DAVAMIZ
Cern’de bir deney yapıldı, bilim adamları higgs bozonunu “büyük ihtimalle” bulduklarını lakin elde ettikleri verileri bir müddet değerlendirmek durumunda olduklarını açıkladılar. Sadece deney bile fizik biliminin ulaştığı noktayı göstermek bakımından müthiş… Müthiş olan bir şey daha var ki, Müslüman fikir ve ilim adamlarının tavrı…
Vaka kamuoyuna açıklandığından beri takip ediyorum, Müslüman fikir ve ilim adamları konuya ilginç bir ilgisizlik içinde. Gazetelerimiz, konu hakkında ciddi bir makale yayınlamadılar. Bazı yazarlarımız konu ile dolaylı ilgisi olan yazılar yayınladılar, bu yazılarında ise bazıları “savunma psikolojisi” sergiliyor, bazıları ise iman için bunlara gerek olmadığını söylüyorlar. Oysa ilim öncelikle “bizatihi” kıymetlidir. Higgs bozonunun gerçekten bulunması halinde, Allah’ın varlığına mı, (haşa) yokluğuna mı işaret olduğu konusu ayrı bir mesele. Gerçekte böyle bir atom altı parçacık varsa ve bulunduysa (veya ileride bulunursa), bu, başlı başına önemlidir. Neye delalet ettiği konusundan bağımsız olarak önemlidir. Bununla ilgilenmemek, ilimle ilgilenmemek anlamına gelmez mi?
Higgs bozonunun keşfedildiği konusu ile ilgilenmemek, iki sebeple mümkün olabilir. Birincisi, ihtisas gerektiren bir alan olduğu için, o alanda bilgisi, anlayışı ve ihtisası olmadığı için alakasız kalınabilir ki bu sebep normal ve geçerli olandır. İkincisi ise bir şekilde onu önemsememektir, önemsememeyi ise birçok sebeple izah etmek kabil olabilir ki bu yaklaşım problemlidir. Yıllardır bilim ve teknolojide geri kalmamızın sebeplerini araştırıyorduk, batılıların higgs bozonunu keşfetmesi, bizim de geri kalma sebebimizi keşfetmemize vesile oldu. Higgs bozonu konusuna gösterilen ilgiye bakınca, imanından tereddüt etmeyenlerin ihtiyaç duymadığını, imanından tereddüt edenlerin de korkularından alaka duymadıklarını görmüş olmadık mı? Üçüncü ihtimal nedir? Her iki ihtimalde de bilime ilgisiz kalıyorsak, bilim ve teknolojide geri kalmamızın sebebini artık anlamış olmalıyız. Okumaya devam et

Share Button

İNŞA-MUHAFAZA-TECDİT-4-

İNŞA MUHAFAZA TECDİT-4-
İnşa sürecinde bünye muhafaza edilmez, merkez muhafaza edilir. Müessese muhafaza edilmez, “kıymet” muhafaza edilir. Ameli olan değil, nazari olan muhafaza edilir. İnşa sürecinin başlarındaki iptidailik muhafaza edilmez, inşa fikri muhafaza edilir. Kemal seviyesine ulaşana kadar inşa süreci devam eder.
İnşa süreci, hem derinliğine doğru hem de genişliğine doğru ilerler. Genişliğine doğru ilerlemesi, bir taraftan mevcut hayat alanının genişletilmesidir diğer taraftan yeni hayat alanlarına nüfuz etmektir. Mesela bir cemaat inşa faaliyetini eğitim alanından başlatmış olabilir. Bu durumda bir taraftan eğitim alanı genişletilirken diğer taraftan yeni alanlar açılmalı, mesela iktisadi alanda inşa faaliyetine başlanmalıdır. Bir alanda genişlemek ile yeni alanlara açılmak farklı hususiyetler gösterir. Her hayat alanının kaideleri, şartları ve imkanları farklıdır. Bir alandaki inşa faaliyetinde maharet kesbedilmesi, her alanda inşa faaliyetini gerçekleştirebilmenin teminatı olmaz. Okumaya devam et

Share Button