Terkip ve İnşâ dergisinden “İslâm maarif sistemi”

Terkip ve İnşâ dergisinden “İslâm maarif sistemi”

Sahibi ve Yazı İşleri Müdürlüğünü Haki Demir’in yaptığı, bütün gayesi İslâm medeniyetinin meseleleri olan, Terkip ve İnşâ dergisinin Şubat 2017 / 23. sayısı “İslâm Maarif Sistemi”, Mart 2017 / 24. sayısı da “Medresenin yeniden inşası” dosyasıyla internet dergi olarak okuyucu huzuruna çıktı.

İki dosya da kitap çapında muhteva taşıyor. Dikkatle okuduğumuzda bu iki dosyanın maarif sistemine büyük bir tez sunduğunu anlıyoruz. Cumhuriyetten bu yana Batının eğitim anlayışını taklit eden Türk millî eğitimini yabancılaşmadan kurtarıp altı asırlık maarif anlayışımızı bugünün ihtiyacıyla terkip yapacak nitelikte bilgiler ve tezler mevcut.
Okumaya devam et

Share Button

TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-7-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-6-RUHİ SAFHA-5-

Ruhi safhada yapılacak talim sadece Kur’an-ı Kerim tilaveti ile tevhid ve lafaz-i celal zikri değildir. Bunların dışında birçok talim yapılabilir. Özellikle de “zevk-i selim”in altyapısını (ruhi temayüllerini) oluşturmak için talim yapmak mümkündür. Bu meyanda sanat talimleri yapılabilir ve fevkalade netice verir.
Ruhi talimin bir hususiyeti var, ruhun doğrudan öğrendiği ve anladığı bilgileri “istidat” haline getirme mahareti… Her ruhun diğerlerinden farklılıklarını oluşturan tabiatından kaynaklanan mizaç hususiyetleri (istidatlar da dahil) münhasıran o ruha aittir, hiçbir talim ve terbiye usulü ile o mizaç hususiyetlerine denk hususiyetler ve istidatlar oluşturmak tabii ki kabil değil lakin tedrisat yoluyla bazı iktisaplar mümkün olduğu malum, öyleyse en derin ve en verimli tedrisat, ruhi talimdir. Ruhi safhadaki talim, akıl öncesi devreye ait olduğu için, bu talimin bilgileri zihni-akli evrenden daha derinde olan ruhi-kalbi evrene sirayet eder. İnsandaki “yapabilme kudreti”nin nihai kaynağı ruh olduğuna göre, ruhi safhadaki talim, ruhun yapabilme kudretini veya imkanını artırır.
Ruhi safhadaki tilavet ve zikir talimi, iman, idrak ve istikamet istidadı kazandırır. Tilavet ve zikir talimleri dışındakiler ise umumiyetle “yapabilme” kudretine müessirdir, istidatlar, temayüller, alakalar oluşturur. Sanat talimlerinde azami fayda temin edilmesinin sebebi budur çünkü sanat, ruhun keşiflerinin akılla zapt altına alınması, şekillendirilmesi, tezyin edilmesidir. Çıplak akıl sanat faaliyetinden bulunamaz, sanat eseri veremez, sahibini sanatçı yapamaz. Okumaya devam et

Share Button

TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-1-TAKDİM

İslam Maarif Nizamının Talim ve Terbiye Süreçleri-1-Takdim
***
TAKDİM
İnsan telakkisi her meselede karşımıza çıkan, her meseleyi temellendirmek için ihtiyaç duyduğumuz ana mevzudur. İslam maarif anlayışı ise doğrudan insan telakkisi ile alakalı bir alan olup, sıhhatli ve muhkem bir insan tahlilini şart kılar. Bu meyanda mevzumuz hala “insan”dır.
İslam maarif nizamının talim ve terbiye süreçlerinde, insan bahsi, doğrudan tedrisatın mevzuu olarak insandır. Tedrisatın hedeflerine atıf yapılsa da bu çalışmada esas olan, tedrisatın gerçekleştirilme süreçleridir. Bir taraftan hedefler işaretlenirken diğer taraftan insanı o hedeflere sevkedecek tedrisat tatbikatını, o hedeflere akacak mecraların tespitini, o hedefleri gözden kaçırmayacak güzergahın tayinini göstermektir.
İnsanın kalbi-ruhi havzası ile zihni-akli havzasında bazı merhaleler mevcut. İnsan, potansiyel olarak (mahfuz bilgiyle) her şeyiyle birlikte doğduğu halde, ruhunda merbut mahfuz bilginin lif lif açılması, hayatta gerçekleştirilmesi, bunlarla bir kalbi-ruhi ve zihni-akli havzaları, özet olarak şahsiyet inşa etmesi gerekiyor. Ne var ki, bebeklik, çocukluk, gençlik gibi birbirini takip eden merhaleler, ruhta mevcut olan mahfuz bilginin (mizaç hususiyetlerinin) yavaş yavaş açılmasına müsaade ediyor. Şartları oluşmayan, zamanı gelmeyen bilgilerin zuhuru imkansızdır. Öyleyse neden uğraşıyoruz? İnsanın tabii hayat seyrindeki bebeklik, çocukluk, gençlik, olgunluk gibi merhalelerde, zamanı gelen mahfuz bilginin zuhur şartlarını, imkanlarını, iklimini oluşturmak gerekiyor. Tedrisat işte tam olarak budur, bunu gerçekleştirmek için vardır. Çünkü mahfuz bilginin zuhur zamanının gelmesi, tezahürü için kafi değil, şartları, imkanları, iklimleri oluşturulmadığında mahfuz bilgi zuhur etmiyor. Okumaya devam et

Share Button

İSLAM MAARİF ANLAYIŞI-6-İNSAN TELAKKİSİ-3-

İnsandaki temel tezatlardan biri de “ruh-akıl” dilemmasında zuhur eder. Nefs, dünyaya “meyleden” bünyedir, ruh ile bu hususiyetinden dolayı tefrikaya ve tezada düşer. Buna rağmen nefsin bünyesinin teşkili, dünya ile ilgili değildir, nefs, insan iç dünyasında ruh tarafından teşkil edilmiştir. Akıl ise kaynağını ruhtan alan fakat bünyesini dünya ile inşa eden bir melekedir. Akıl, insanın enfüsi dünyası ile afaki dünyanın malzemelerinin iştiraki ile tesis, terkip ve inşa edilir. Dış dünyadan alınan bilgi, kural, fikir, muhteva ve her türlü hadise, aklın bünyesinin inşasında kullanılır. Bunlar sadece aklın kullandığı malzemeler değil aynı zamanda bünyesini inşa eden malzemelerdir. Bu cihetle akıl, ruha yabancı bir bünyeye sahip olmaktadır. Aklın kalbini (merkezi unsurunu) ruh temin etse de, bünye hem ruhi hususiyetler hem de harici (ruha yabancı) hususiyetler için inşa edildiğinden dolayı, ruh ile akıl birbirine imtizaç edemez.
Akıl, dış dünyadan aldığı tesirleri, sadece malzeme olarak kullansa ve bünyesinin inşasında onları kullanmasa, ruh ile tenakuza düşmez, aksine imtizaç ederdi. İşte akıl ile ruh arasındaki tezadın temel sebebi bu… Ne demek bu? Aklın, dış dünyadan aldığı malzemelerle inşa ettiği bünyesi, “sınırlı”dır. Ruhun başka varlıklarla tenakuzunun temel sebeplerinden biri, kendinin baki olmasıdır. Baki olan ile fani olanı bir araya getirmek, ancak tezat münasebetini oluşturur. Fani (sınırlı) olanı malzeme olarak kullanmak, tenakuz meydana getirecek bir hususiyet değildir.
İnsandaki en derin tezat, baki olan ile fani olanın aynı bünyede bulunmasıdır. Aslında ruhun insanda oluşturduğu tüm tezatların temelinde bu hususiyet var. İnsanda baki olan sadece ruhtur ve ondan başka da baki olan yoktur. Bu sebeple tezatların hepsini burada aramak gerekir. Fakat beka-fena zıtlığının farklı tezahürleri var, bu sebeple sanki başka zıtlıklar varmış gibi görünebiliyor. Tezahürler nasıl olursa olsun, beka-fena zıtlığını gözden ırak tutmamak gerekir. Okumaya devam et

Share Button

İSLAM MAARİF ANLAYIŞI-5-İNSAN TELAKKİSİ-2-

İslam maarif anlayışının ana hedefi insanda vahdeti gerçekleştirmek olduğuna göre, insandaki temel tezatları bilmek gerekiyor. İnsan iç dünyasında çok sayıda tezat mevcut, nihai (en derindeki) tezat ise ruh ile nefs arasındakidir. Vahdet mimarisinin nihai maksadı da, en derindeki bu tezadı vahdete erdirmektir. Vahdet, ya terkip etmek veya izale etmek veya birini diğerine irca etmek veya birini diğerine tabi kılmak suretiyle gerçekleştirilir. Ruh ile nefs arasındaki temel tezadı ise ancak birini diğerine irca ederek aşmak ve vahdete ulaşmak kabil olur. Terkip etmek mümkün değildir zira ruh hiçbir şeyle terkibe tabii tutulamaz. İzale etmek mümkün değildir zira nefs yok edilemez. Öyleyse birini diğerine irca etmekten başka bir yol yoktur, irca edilecek olan ise nefstir. Maarifin tüm hedeflerine ulaşılsa fakat ruh-nefs dilemması baki kalsa maksat hasıl olmamıştır.
Nefsin ölümü, insanın ölümüdür. Nefs hayattır, dünyadır, onu öldürmek, insanı öldürmek ve hayatı bitirmektir. Zaten insanlar kendilerini öldürebilir (intihar edebilir) ama nefislerini öldüremezler. Tasavvuftaki bazı hususi hadiseler, hususi usullerin, hususi neticeleridir, başka disiplinlerde misalini bulmak kabil olmaz. Tasavvuf mecrasında elde edilen makamlarda da nefsi öldürmek sözkonusu değildir, müsaade edilmemiştir. Okumaya devam et

Share Button

İSLAM MAARİF ANLAYIŞI-4-İNSAN TELAKKİSİ-1-

İNSAN TELAKKİSİ-1-
Maarif, insan inşasıdır. İslam Maarif Anlayışı ise Müslüman şahsiyet inşasının irfan yekunudur. Öyleyse mesele şu sacayağını takip eder; İslam nedir, İnsan nedir, Müslüman şahsiyet nedir. “İnsan tabiatı”, “İslam’ın insan telakkisi”, “İslam’ın inşa etmeyi istediği şahsiyet numunesi” başlıkları birbirinden farklıdır. Günümüzde birçok konu birbirine karıştırıldığı için, sıhhatli tetkikler yapılamıyor, sıhhatli fikir ve ilim üretilemiyor. Müslüman ilim ve fikir adamları, “insan nedir?” sorusu ile hiç ilgilenmeksizin, doğrudan doğruya İslam’ın istediği şahsiyet numunesinden bahsediyorlar. İnsanı anlamadan, İslam’ın arzu ettiği insanı anlayacaklarına dair bir vehim içindedirler. Madenin ne olduğunu bilmeden eşya (alet) imal etmeye benzeyen bu durum, hem İslam’ı anlamayı engelliyor, hem insanı anlamayı, hem de İslam’ın istediği şahsiyet terkibini…
İnsan bahsinde onlarca kitap telif ettiğimiz için, burada, insanı, maarif cihetiyle ele alacağız. İnsanın ne olduğu, İslam’ın insanı nasıl teşhis ettiği, inşa etmek istediği şahsiyet numunesinin ne olduğu hususlarını takip ederek, “İslam’ın insan telakkisini” kısaca tetkik edeceğiz.
*
İnsan tabiat havuzu, kainattaki tüm varlık çeşitlerinin tabiat hususiyetlerini ihtiva etmekte, ek olarak da sadece insana has ve ait olan ruhu, toplam varlığının merkezi unsuru olarak bünyesinde bulundurmaktadır. Bu sebeple insan tabiat haritasını çıkarmak fevkalade zordur, kolay olan yolu ise, insanlık tarihinde mevcut olan her insan fiilinin, tabiat haritasına dahil olduğunu bilmektir. İslam, varlık çeşitlerinin her birinin müstakil olarak yaratıldığını beyan ederken aynı zamanda her varlık çeşidinin kendi tabiat sınırlarını aşamayacağını da tescil eder. Varlık, kendi tabiat sınırlarını aşamayacağı için, “evrim” yoktur. Evrim, bir varlık çeşidinin kendi tabiat sınırını aşarak başka bir varlık çeşidi haline gelmesidir. Evrim, sadece insan telakkisi ile ilgili değil, aynı zamanda tüm varlık telakkisi (ontoloji) ile de ilgilidir. Dolayısıyla İslam, her varlık çeşidinin (ve tabii ki insanın) müstakil olarak yaratıldığını beyan ederken, varlık telakkisinin de çerçevesini tayin eder. Okumaya devam et

Share Button

İSLAM MAARİF ANLAYIŞI-3-TAKDİM-3-

İslam maarif anlayışı, İslam’ın her konusu gibi, tevhide bağlı terkibi bir bütünlük içinde tetkik edilir. Tetkik ufku ise medeniyet çapıdır. İslam medeniyetinin ayakta olmadığı bugün ise medeniyet inşası, “inşa fikri” merkezinde anlaşılır.
İnşa fikrinin kendine tatbik mahalli bulacağı ilk bahis, maariftir. İnşa fikri, maarif manivelasıyla, ferdin şahsiyetini, cemiyetin nizamını, hayatın ahlaki altyapısını, devletin medeniyet çatısını gerçekleştirir. Her mesele, tevhid merkezinde ve medeniyet ufkunda tefekkür ve tasavvur edileceği gibi, inşa fikri marifetiyle de tesis, teşkil, tanzim edilir.
Medeniyet çapında düşünme mecburiyeti, medeniyet tefekkürünü, tasavvurunu, terkibini ilzam eder. Medeniyet tasavvur ve terkibi gerçekleştirilmelidir ki, o terkibe uygun, yine o terkipten süzülecek olan maarif anlayış ve nizamı tesis edilebilsin. Temel meseleler üzerinde çalışamamanın mühim sebeplerinden birisi de, medeniyet tefekkürünün başlamaması, medeniyet tasavvurunun gerçekleşmemesi, inşa edilecek olan medeniyet terkibinin teşkil edilememesidir. Medeniyet terkip ve tasavvuru, “çatı fikir”dir, bu fikir olmadan, o çatı altındaki tüm meseleler, yerli yerine oturmuyor, oturtulamıyor. Dolayısıyla temel meselelerde çalışmanın tefekkür ufku oluşmuyor. Okumaya devam et

Share Button

İSLAM MAARİF ANLAYIŞI-2-TAKDİM-2-

İSLAM MAARİF ANLAYIŞI-2-TAKDİM-2-
Maarif nizamının zor kısmı, İslam’ı, sıfır yaşından itibaren çocukların zihin ve kalp dünyalarına zerketmektir. Çocuğun ana rahmine doğmasından itibaren başlayan tedrisat süreci, ölüme kadar devam edecektir. Çocuk önce ana rahmine doğar, ruh bedene taalluk ettiğinde ana rahmindeki doğum gerçekleşmiş olur. Ruh teşrif ettiğinden itibaren öğrenme ve anlama süreci başlayacağı için, İslam tedrisatı, ana rahminde başlar. Yaklaşık olarak eksi yedi aydan başlayan tedrisatın, her safhası başka bir sürece tekabül eder.
İslam maarif nizamı, kendi “insan anlayışı” çerçevesinde, tedrisat için çocuğun belli bir yaşa (mesela altı veya yedi yaşına) gelmesini beklemez. O yaşa kadar beklediğinde, tedrisatın temelini kaybettiğini bilir. O yaşlardan sonra başlanan tedrisatın temelsiz olduğunu, maya tutmakta zorlanacağını, şahsiyet inşasında geç kalınacağını kabul eder. İnsan, ruh ve bedenden mürekkep olduğu için, ruhun bedene duhulü ile insan başlar. İnsan başladığı andan itibaren, tedrisat da başlar.
Batı kültür ve düşüncesi, çocuğun tedrisatına geç yaşlarda, (altı-yedi yaşlarda) başlar. Bu yaşa kadar çocuğun öğrenemeyeceğini ve anlamayacağını kabul eder. Oysa o yaşa kadar çocuk, en zor olan işi başarmış, dili öğrenmiştir. Yeryüzündeki en zor iş olan sıfırdan dil öğrenmek, sıfır ile üç yaş arasında mümkün olmaktadır. Buradaki zorluk, yabancı dil öğrenmekle ilgili değil, yabancı dil öğrenmek, bilinen bir dil ile ikinci dil öğrenmektir. Dünyanın en zor işi ve hala izah edilememiş olanı, sıfırdan dil öğrenmektir. Sıfır ile üç yaş arasında, herhangi bir hususi eğitime tabii tutulmaksızın dili öğrenen çocuk, tedrisat için altı-yedi yaşına kadar bekletiliyor. Cahilliğin derinliğine bakın… Okumaya devam et

Share Button

İSLAM MAARİF ANLAYIŞI-1-TAKDİM-1-

İSLAM MAARİF ANLAYIŞI-1-TAKDİM-1-
İslam maarif anlayışı, İslam irfanının insanda ve hayatta gerçekleştirilmesi fikridir. Bu fikrin müesseselerini, usulünü, adabını, vasıtalarını, mecralarını, havzalarını, mekanlarını, şahsiyetlerini, malzemelerini nizami bir anlayış içinde inşa etmek, idare etmek, tatbik etmek işidir. Nizam (sistem) ifade etmeyen bir iş bütünü, neticesinin ne olacağı bilinmeyen kumar gibidir. Bu kadar bahsi, bir “anlayış” çerçevesi içinde nizami bir örgü ile ortaya koymak gerekir. Birbirinden müstakil (bağımsız), birbirini beslemeyen ve desteklemeyen, çok zaman birbiriyle tezat teşkil eden bahisler toplamı değil ifade etmeye çalıştığımız, aksine, merkezi örgü nizamına sahip sayısız unsurun, kendi sahalarındaki sınırsız hürriyete sahip olmasıdır.
İslam mana yekunu olarak önümüzde duruyor. İslam, Kur’an-ı Kerim, Hadis-i Şerif ve Sünnet-i Seniyye’dir. Kur’an-ı Kerim ve Hadis-i Şerifler, kavli olan kısmıdır, Sünnet-i Seniyye ise tatbikatın Risalet çapındaki misalidir. Kavli olan, yani bilgi halinde bulunan ilk ikisindeki “mana yekunu”, fiili olan üçüncüsündeki misaller yoluyla hayata nakledilmiştir.
Risalet hali ve makamı kesbi olmadığı için, Risalet sahibinin vahyi nasıl anladığını bilmiyoruz. Hz. Resul-i Ekrem aleyhisselatü vesselam efendimizin vahyi nasıl anladığına dair bir idrak ve izahımız yok. Risâlet’inden önceki dönemde de muhafaza edilen bir şahsiyet, kalp ve hayattan bahsettiğimiz malum. Öyle bir şahsiyetten bahsediyoruz ki, miraç kendisine nasip olmuş ve “huzura” çıkmıştır. Allah Azze ve Celle’ye vasıtasız ve mesafesiz muhatap olmak, hakikati saf haliyle müşahede etmek değil midir? Bu sebeplerle denmiştir ki, “Peygamberlik tavrı, aklın verasındadır”. Hulasa O’nun vahyi nasıl anladığını bilmiyoruz, bilme iktidarında değiliz. İki Cihan Serveri aleyhissalatü vesselam efendimizin vahyi anlaması, kendine münhasır bir bahistir ve başka bir misali yoktur. Nasıl anladığını anlamadığımız, O’nun gibi anlama iktidarına malik olmadığımız için, idrak, izah, inşa, tatbik usulü geliştirmemiz gerekiyor. İslam Maarif Nizamına ihtiyacımızın en derindeki sebebi budur. Okumaya devam et

Share Button

YENİ YAZI SERİSİ, İSLAM MAARİF ANLAYIŞI

YENİ YAZI SERİSİ, İSLAM MAARİF ANLAYIŞI
Yeni bir yazı serisine başlıyoruz, “İslam Maarif Nizamı”… Temel konularda fikir üretiminin gerçekleştirilmediğini görmek can sıkıcı… Temel konulara yönelen cins zeka sayısındaki azlık, bu konuları merkez alan “tefekkür havzalarının” oluşmasına da mani oluyor. Temel meselelerden biri, belki de tevhid’den sonraki en mühimi olan maarif davası, nedense İslami zaviyeden bir türlü tetkik edilemiyor. Batıdan tevarüs eden mevcut bilgi çöplüğü (yığını) içinde didinen zihinler ve akıllar rişin özüne bir türlü gelemiyor.
İddialı laflar ediyor gibi görünebiliriz. Böyle düşünenler, acele etmesinler ve yazı serisini takip etsinler. Tedrisat bahsinde bu güne kadar söylenenlerden farklı bir fikir görmezlerse, okuduklarından tatmin olmazlarsa takip etmesinler.
İslam Maarif Nizamı başlığı, aslında birkaç ciltlik eser çalışmamızdan bazı anekdotlar. Okuyanlara, okuyacak olanlara kolay gelsin.

Share Button