TEŞKİLAT VE KURUCU ŞAHSİYET

TEŞKİLAT VE KURUCU ŞAHSİYET

Süregelen ve süregiden yapılar içinde bulunmak, onları yönetmek, işletmek, idare etmek kolay. Teamüller, kurallar, adetler içinde hayatı yaşamak, ciddi bir fikri çabayı ve başarıyı gerektirmez. Normal zekaya sahip, normal bilgiye malik birisi, idareci de olabilir, uzman personel de…
Mevcut yapıdan, halden, statüden, rejimden, devletten kısacası en küçüğünden en büyüğüne kadar herhangi bir yerleşik sistemden çıkmak veya onu yıkmak, yerine yenisini inşa etmek söz konusu olduğunda, ciddi hususiyetleri ve istidatları olan insanlar lazım. En mühim hususiyet, “İnşa Fikri”ne sahip olmaktır. İnşa fikrine sahip olmak ön şarttır ama onu “kurucu şahsiyet” haline getirmeden olmaz. Okumaya devam et

Share Button

İSLAM’IN TEŞKİLATA VERDİĞİ KIYMET

İSLAM’IN TEŞKİLATA VERDİĞİ KIYMET

Bir yapının iyi bir teşkilat olduğunu gösteren birkaç alamet var. Teşkilat ile üyeler arasındaki münasebet yoğunluğu, üyelerinin ihtiyaçlarını karşılama ve problemlerini çözme hacmi, iş yapabilme mahareti ve fikri tesir gücü.
İslam, teşkilatını kurmadan önce, müminin kalbine nüfuz etmekle, en güçlü, en yoğun, en yaygın teşkilatı kurabilmenin kalbi, zihni ve akli altyapısını inşa etmektedir. İslam, hiçbir teşkilat kurmadan, mana olarak bir kalbe nüfuz ettiğinde o kalbin sahibinin tüm hayatını tanzim eder. Günlük periyotlarla baktığınızda beş vakit namaz kıldırmakta, evde bir hücre oluşturmakta, işyerindeki hayatını tanzim etmekte, kısaca hayatın ruhi ve fikri teşkilatını kurmaktadır. Hiçbir din ve dünya görüşü, insanın hayatında, İslam kadar yoğun şekilde yer alamaz. Her nefesinden sorumlu olduğunu, her hareketinden hesaba çekileceğini, her işini meşru ve usulüne uygun yapması gerektiğini kabul ettirebilen bir hayat anlayışı yoktur, İslam’dan başka. Bu çaptaki derinlik ve yoğunluk, dünya tarihinde hiç görülmemiş bir teşkilat altyapısı oluşturur. Okumaya devam et

Share Button

TABİİ TEŞKİLATLILIK HALİ

TABİİ TEŞKİLATLILIK HALİ

(Terkip ve İnşa dergisi 10. sayı)

*İman ve teşkilat
İman, ruhi yöneliştir, ruhun istikamet kazanmış halidir. Bu sebeple iman, ruhi teşkilatlanma halidir. Ruhi teşkilatlanma, müşahhas değil, mücerrettir. Şahıslara veya müesseselere bağlılık değil, manaya bağlılıktır. İnsanların aynı istikamete yönelmesidir, bu sebeple kendiliğinden bir teşkilatlılık haline işaret eder. Muhataplarına iman teklifinde bulunmalarından dolayı dünyadaki en büyük teşkilatlar, dinlerin ta kendisidir.
İman, derin ve muhkem bir teşkilatlılık halidir. Dış etkiyle mümkün olmayan, kendi kendine zuhur eden, insanı ruhundan kavrayan, kalbini ve zihnini teşkilatlandıran ve idare eden bir kıymettir. İnsanı büyük hadiseler karşısında ayakta tutan, ağır yükleri taşımasını mümkün kılan, şiddetli saldırılar karşısında mukavemet ettiren bir ruhi kıymettir. İdeolojilerin arayıp da bulamadığı, teşkilatların elde etmek isteyip de üretemedikleri bir kıymet…
* Okumaya devam et

Share Button

TEŞKİLAT NEDİR?

TEŞKİLAT NEDİR?

(Terkip ve İnşa dergisi 10. sayı)

Hayat ferdi gerçeklikten ibaret olsaydı ve içtimai gerçeklik olmasaydı teşkilat denilen yapıya ihtiyacımız olmazdı. Ferdi hayat, teşkilata ihtiyaç duymaz, içtimai havzadaki gerçekliklerden biri değilse. Ferdi hayat, içtimai gerçekliklerden biri olduğu için onun bile teşkilata ihtiyacı var.
Hayat ferdi gerçeklik ile içtimai gerçekliğin toplamından meydana geliyor, çünkü insan mutlak ferdi hayat yaşayamıyor. Özet olarak “insan sosyal varlıktır” şeklinde ifade edilen bu hususiyet, birçok şekilde izah edilebilirse de Müslümanların bilmesi gereken en önemli boyutu, “mutlak ferdiyetin” tevhid mevzuu olduğudur. Sadece insan değil hiçbir varlık, yalnız başına var olabilme ve varlığını devam ettirebilme kudretinde değildir. “Mutlak ferdiyet” iddiası, uluhiyet iddiasıdır. Okumaya devam et

Share Button

İSLAM VE TEŞKİLAT

İSLAM VE TEŞKİLAT

(Terkip ve İnşa dergisi 10. sayı)

İslam’ın her hükmü teşkilata atıf yapar. Hiçbir din ve dünya görüşü İslam kadar teşkilat meselesini ciddiye almamıştır.
Doğrudan veya dolaylı olarak içtimai gerçekliğe atıf yapmayan İslami ölçü yoktur. Her ibadet ferdi gerçeklik ile içtimai gerçekliği harmanlar, sadece birine ait ibadet bulmak mümkün olmaz. İçtimai gerçeklik, aynı zamanda teşkilat demektir. Bazı ibadetlerin ferdi gerçeklik kısmı ağır basar, bazılarının içtimai gerçeklik boyutu ağır basar ama hiçbir ibadet tek gerçeklik üzerine oturmaz. Çünkü İslam’ın insan telakkisi, ferd ile cemiyeti terkip eden veya ferdi ve cemiyeti insan telakkisinin iki tezahür mecrası olarak kabul eden bir muhtevaya sahiptir. Okumaya devam et

Share Button

Terkip ve İnşa Dergisi 10. sayı TAKDİM YAZISI

TAKDİM
Teşkilat meselesi büyük dava… Ferdin talim ve terbiyesinden cemiyetin inşa ve tanzimine, devletin kuruluşundan nizamın tesis ve devamına, medeniyet tasavvurundan büyük terkibin inşa ve tatbikine kadar her meselede teşkilat var. Hayatın irtibat ve münasebet ağındaki en küçük düğüm bile bir teşkilat ve müesseseye ihtiyaç duyar.
Teşkilat, nizamdır. Nizamın mefhum-u muhalifi ise keşmekeş, modern dille kaostur. Nizam ile kaos arasındaki tercih tereddütsüz şekilde nizam lehinedir. Ne var ki nizamın ne olduğu, nasıl inşa edileceği, muhafazasının usulü anlamak ve ihtiyaç hasıl olduğunda tecdit etmeyi bilmek gerek. Nizam, o kadar girift ve o kadar çok bilinmeyenli bir denklemdir ki, kendini oluşturan parçalardan fazla bir mana ve kıymet ifade eder.
Okumaya devam et

Share Button

MÜSLÜMANLARIN TEŞKİLAT ANLAYIŞI-37-TEŞKİLATIN HAYATI İNŞA GÜCÜ

TEŞKİLATIN HAYATI İNŞA GÜCÜ
Hayatı inşa etmek için ihtiyaç duyduğumuz unsurlar; fikir, kuvvet, teşkilattır. Fikir, özet olarak yeni bir hayat anlayışını ihtiva eden öz, kuvvet, yeni hayat anlayışını, hayatın içinde ikame etmek için gereken güç, teşkilat ise bunları yapacak maniveladır. Teşkilat, kendini fikre bağlayan, fikrin kuvvetini imal ve temin eden, onu hayatın ortasına diken manivela vazifesi görür.
Teşkilat sadece tatbikat vazifesini görmez, ihtiyaç hasıl olduğunda fikri imal, kuvveti temin ve bunları harmanlayarak hayata vaziyet eder. Teşkilatı bir noktada mevzilendirmek ve orada hapsetmek doğru olmaz. Sadece tatbikatı gerçekleştirecek “kol” vazifesi vermek teşkilatı anlamamak olur.
Fikir, bir kişiden doğar, ehil insanlardan oluşan mecliste kıvamını ve kemalini bulur, belli sayıda mensubiyet oluşturduğunda teşkilatını kurar, belli bir kuvvet temin (veya imal) ettiğinde kendi hayatını inşa etmeye başlar. Teşkilatların temel problemlerinden birisi, “fikirsiz” kurulmasıdır, fikirsiz kurulan teşkilatlar hayata vaziyet etme maharetini kazanamaz. Maalesef kurulan teşkilatların kahir ekseriyeti fikirsizdir, iman ve ahlak saikiyle fakat fikirsiz şekilde kurulduklarından dolayı ancak yardım kuruluşları halinde varlıklarını sürdürebiliyorlar. Bu tür teşkilatların da bir boşluk doldurduğu vakadır, tenkidi ve reddi gerekmez ama teşkilattan kastedilen asıl mananın bu olmadığı anlaşılmalıdır. Okumaya devam et

Share Button

MÜSLÜMANLARIN TEŞKİLAT ANLAYIŞI-35-TEŞKİLAT VE MENSUBİYET

TEŞKİLAT VE MENSUBİYET
Teşkilat, şahsiyet, mensubiyet meseleleri, sığ teşkilatlarda ve sığ teşkilat fikrinde tezat teşkil eder ve bir araya gelmez. Teşkilat ile mensubiyet birbirinin “mütemmim cüzü”dür ama teşkilat ve mensubiyet meselesine şahsiyeti eklediğimizde konu giriftleşir. Şahsiyet, ferdiyetin tamamlanması, yalnız başına varoluşun gerçekleştirilmesi şeklinde anlaşılır, bu anlayış özü itibariyle doğrudur. Ne var ki ferdiyet, cemiyet ile irtibatını koparmış değildir, böyle anlaşıldığında doğru olduğunu düşündüğümüz tarifi tekzip etmek gerekir.
Şahsiyet, tefekkür kudret ve maharetine sahip olmaktır. Bu hususiyet, emirle hareket etmek, kendi düşüncesine aykırı hareketlere katılmamak şeklinde anlaşılır. Oysa teşkilat, müşterek karar, müşterek hareket demektir. Şahsiyet sahibi bir insan, teşkilatta, herhangi bir konu müşavere ve müzakere edilirken, kendi düşüncesinin dışında bir karar alınması halinde, o karara uymamayı, akıl ve şahsiyet meselesi haline getirdiğinde, teşkilatın ne olduğunu anlamamış demektir. Ferdi tefekkür ile içtimai (veya teşkilatlı) tefekkür arasında bir fark olmak gerekir. Teşkilat, içtimai akıl olduğuna, olması gerektiğine göre, teşkilatta alınan karar, tüm mensupların düşüncelerini ihtiva etmeyebilir, onların üzerinde (bazen dışında) kararlar alabilir. Teşkilat mensubu ve şahsiyet sahibi bir insan, kendi fikrinde ve kararında ısrar ettiğinde, teşkilatlılık hali sona ermiş demektir. Okumaya devam et

Share Button

MÜSLÜMANLARIN TEŞKİLAT ANLAYIŞI-34-YÜKSEK ZEKALARIN TEŞKİLATLANMASI

YÜKSEK ZEKALARIN TEŞKİLATLANMASI
Yüksek zekaların teşkilatlanması veya teşkilatlarda istihdam edilmesi, teşkilat anlayış ve tatbikatının en zor meselesidir. Ne var ki bu meseleyi halledememiş kültür havzalarında büyük ve başarılı teşkilatlar kurmak mümkün değil. Yüksek zekayı istihdam edememek veya yüksek zekalar için teşkilat kuramamak, onlardan faydalanılamayacağı için, teşkilatları, faaliyetleri ve hedefleri “orta zekaya” mahkum etmek olur. Orta zeka seviyesindeki teşkilatlardan beklenecek fazla bir şey olamaz.
Yüksek zekaların bir teşkilatta istihdam edilebilmesi, teşkilatın yetkili mevkilerinde ancak mümkün olabiliyor. Teşkilatın idare heyetinin orta zekalı olması halinde, yüksek zekaları onların emri altında istihdam etmek, insan tabiatına aykırıdır, bunu yapmak iman ve ahlakla mümkün olduğunda bile potansiyel bir tehlike (iç çatışma, ihtilaf, rekabet) ile karşı karşıya kalırız.
Zeka akıl gibi intibak maharetine sahip değil, aksine zeka, bağımsız ve kayıtsız çalışmak ister, hakkını fazlasıyla almakta ısrar eder. Yüksek zekaları orta zekaların emrine vermek, onları isyana teşvik etmektir, zekanın isyanı ise çok yıkıcı olur. Okumaya devam et

Share Button

MÜSLÜMANLARIN TEŞKİLAT ANLAYIŞI-33-TEŞKİLAT VE CEMAAT-2-

Cemaatlerin, teşkilatlarını kendi bünyelerinde kurmaları tabiidir. Ruhi ve ahlaki altyapısını hazırladıkları bünyeler, aynı zamanda teşkilatların kuluçka makinesidir. Tenkit edilecek husus, cemaatlerin teşkilatları kendi bünyelerinde kurmaları değil, cemaatler üstü şemsiye teşkilatlar veya müşterek teşkilatlar kurmamış olmalarıdır. Şemsiye teşkilatların “birliğe” doğru giden güzergah olması cihetinden ehemmiyeti büyük fakat kurulması da aynı nispette zordur. Lakin müşterek teşkilatların kurulmamasının mazereti yok. Son zamanlarda cemaatler arası müşterek teşkilatlar kurulduğunu, kurulmaya teşebbüs edildiğini görmek iste memnuniyet vericidir.
Cemaatlerden bir cemaat olmak ve böyle kalmak, başka bir ifadeyle tüm hayatı kuşatacak kadar genişleyememek ve derinleşememek, müşterek teşkilatlara ihtiyacımızı artırıyor. Bir cemaat büyüyüp diğerlerini şubeleri haline getiremediği müddetçe, müşterek teşkilat fikrinin geliştirilmesi gerekiyor. Doğru olan ise bir cemaatin diğerlerini yok etmesi değil, müşterek hayat ve faaliyet alanları oluşturmak, bunu mümkün kılacak müşterek teşkilatlar kurmaktır. Okumaya devam et

Share Button

İSLAM ve TEŞKİLAT

islamveteskilatHayat ferdi gerçeklikten ibaret olsaydı ve içtimai gerçeklik olmasaydı teşkilat denilen yapıya ihtiyacımız olmazdı. Ferdi hayat, teşkilata ihtiyaç duymaz, içtimai havzadaki gerçekliklerden biri değilse. Ferdi hayat, içtimai gerçekliklerden biri olduğu için onun bile teşkilata ihtiyacı var.

Hayat ferdi gerçeklik ile içtimai gerçekliğin toplamından meydana geliyor, çünkü insan mutlak ferdi hayat yaşayamıyor. Özet olarak “insan sosyal varlıktır” şeklinde ifade edilen bu hususiyet, birçok şekilde izah edilebilirse de Müslümanların bilmesi gereken en önemli boyutu, “mutlak ferdiyetin” tevhid mevzuu olduğudur. Sadece insan değil hiçbir varlık, yalnız başına varolabilme ve varlığını devam ettirebilme kudretinde değildir. “Mutlak ferdiyet” uluhiyettir. Okumaya devam et

Share Button

MÜSLÜMANLARIN TEŞKİLAT ANLAYIŞI-30-TEŞKİLAT VE DEVLET

TEŞKİLAT VE DEVLET
Devlet, bir ülkedeki en büyük teşkilattır. Teşkilat-ı Esasiyedir. Millet (veya halk) teşkilatı, milletin (veya halkın) teşkilatlanmasıdır. Bu sebeple de, çatı teşkilatıdır, teşkilatların tamamının üzerinde koruyucu bir teşkilat vazifesi görür.
Devlet teşkilatının ne kadar iyi olduğu, ne kadar doğru kurulduğu, ne kadar faydalı olabildiği, halkın “teşkilat kurma maharetine” bağlıdır. Bir ülkede yaşayan halkın teşkilat kurma mahareti sıfırlanmışsa, o ülkede teşkilat ve devlet değil, bir tür işgal vardır.
Açık ve gizli müstemleke ülkelerinde, müstemleke (sömürge) idareleri, yerli halkta iki özelliğin gelişmesini istemez, müstakil tefekkür ve teşkilat kurma mahareti… Bu iki özellik, hürriyetin ön şartıdır ve kafi şartıdır. Bu özelliklerin her biri diğerini doğurur ve besler. Bu özelliklerden biri gerçekleşmişse, diğerinin doğum zamanı yakındır.
Özellikle gizli müstemleke ülkelerinde (Türkiye gibi) halkın teşkilat kurma maharetinin gelişmemesi için, diktatoryal siyasi rejimler kurulur ve bir yönetici elit sınıf oluşturulur. Halkın teşkilat kurma ve idare etme maharetinin gelişmesi, idareci sınıf oluşmasına mani olur, bu sınıfın imtiyazını elinden alır. Okumaya devam et

Share Button

MÜSLÜMANLARIN TEŞKİLAT ANLAYIŞI-29-TEŞKİLAT VE MEDENİYET

TEŞKİLAT VE MEDENİYET
Medeniyetin, muhteva (ve fikir) ile ne kadar alakası varsa, medeniyet inşasının da teşkilat ile o kadar alakası var. Sahip olunan (veya mensup olunan) bilgi ve fikir kaynağı, medeniyet kuracak muhteva ve hacme malik değilse medeniyet tasavvuru, ufku ve fikri oluşmaz. Bununla beraber, o kaynağa mensup olanlar, teşkilat fikrine ve tatbikatına, kurucu fikir ve kurucu şahsiyete ulaşamadıklarında, kafi gelmesine rağmen o kaynaktan medeniyet inşa etmek mümkün olmaz.
Medeniyet için bilgi ve fikir kaynağı, o kaynaktan süzülmüş medeniyet fikri ve tasavvuruna ihtiyaç var, bu ihtiyaç kadar da o kaynağın mensuplarında kurucu şahsiyet inşasına ihtiyaç duyulur. Bir şeyin kendi kendine olması beklenmez, bir şeyin olması için gereken ihtiyaçları bilmemek mazeret sayılmaz.
Teşkilat, fikrin tatbik manivelasıdır, vasıtasıdır, yoludur. Fikir var ama teşkilat yoksa hiçbir netice yoktur. Teşkilat var ama fikir yoksa, ortalık gürültüden yaşanmaz hale gelir. Okumaya devam et

Share Button

MÜSLÜMANLARIN TEŞKİLAT ANLAYIŞI-26-İMAN VE TEŞKİLAT

İMAN VE TEŞKİLAT
İman, ruhi yöneliştir. Ruhun istikamet kazanmış halidir. Bu sebeple iman, ruhi teşkilatlanma halidir. Ruhi teşkilatlanma, müşahhas değil, mücerrettir. Şahıslara veya müesseselere bağlılık değil, manaya bağlılıktır. İnsanların aynı istikamete yönelme halidir, bu sebeple kendiliğinden bir teşkilatlılık haline işaret eder. Muhataplarına iman teklifinde bulunmalarından dolayı dünyadaki en büyük teşkilatlar, dinlerin ta kendisidir.
İman, derin ve muhkem bir teşkilatlılık halidir. Dış etkiyle mümkün olmayan, kendi kendine zuhur eden, insanı ruhundan kavrayan, ruhunu teşkilatlandıran ve idare eden bir kıymettir. İnsanı büyük hadiseler karşısında ayakta tutan, ağır yükleri taşımasını mümkün kılan, şiddetli saldırılar karşısında mukavemet ettiren bir ruhi kıymettir. İdeolojilerin arayıp da bulamadığı, teşkilatların elde etmek isteyip de üretemedikleri bir kıymet…
*
İman, aklın aldatıcı etkilerine karşı sabrı mümkün kılan, akla ayartıcı teklifler sunulduğunda aklı zapt altına alabilen, nefsin baştan çıkarıcı hazlarına karşı mukavemet edebilen, nefse yapılan hain teklifleri reddedebilen tek kuvvet kaynağıdır. Bu hususiyetler, bir teşkilatın arayıp da bulamayacağı cinsten kıymetlerdir. Teşkilat, mensuplarından emin olmak istediğinde nasıl bir muhafaza merkezi ve muhafaza dairesi oluşturabilir? Geliştirilebilen hiçbir emniyet tedbiri, iman kadar muhkem ve derin olmamıştır. Okumaya devam et

Share Button

MÜSLÜMANLARIN TEŞKİLAT ANLAYIŞI-24-TEŞKİLATIN DİKEY BOYUTU-3-

Teşkilatın derinlik boyutu, mensubiyetin derinliğinden ibaret değil, aynı zamanda bünyesinin özellikleriyle de ilgilidir. Teşkilatın bünyesindeki derinlik, teşkilatlanma maharetini gösterir.
Teşkilat, tek seviyeli olarak kurulduysa, yatay teşkilat demektir. Derinliğine doğru farklı mertebeler, farklı kaideler, farklı çerçeveler oluşturan bir teşkilat, dikey boyutunu da inşa etmiştir. Teşkilatın fazla bilinmeyen ama fazla önemli olan özelliği budur.
Teşkilat, derinliğine doğru en azından iki seviyede kurulmalıdır. Tek seviyeli teşkilat büyüyemez, güçlenemez, hedefine ulaşamaz. İki seviyenin birincisi genişlik boyutudur ve zahir olan kısmıdır. İkinci seviye ise teşkilatın derinliğini gösterir.
Teşkilatların derinliğine doğru çok seviyede kurulması mümkündür, kurulurken birkaç seviyeye sahip olabildiği gibi, büyüme hızına paralel olarak seviye sayıları artırılabilir. Zaten genişliğine doğru büyüyen teşkilat, derinliğine doğru büyümüyorsa bir müddet sonra çöker. Derinlik teşkilatın köküdür, köksüz teşkilatın ayakta kalması beklenmez. Okumaya devam et

Share Button

MÜSLÜMANLARIN TEŞKİLAT ANLAYIŞI-22-TEŞKİLATIN DİKEY BOYUTU-1-

TEŞKİLATIN DİKEY BOYUTU
Teşkilatın dikey (derinlik) boyutu fevkalade mühimdir. Sayısız teşkilat derinlik boyutunda başarısız olduğu için yıkılmış ve dağılmıştır. Dikkat çekici husus ise teşkilatlarda derinlik boyutu pek bilinmez. Hayati ehemmiyette olan derinlik boyutunun bilinmemesi, konuşulmaması, tartışılmaması, üzerinde çalışılmaması, teşkilat fikri ve anlayışı imal etme çabasının bulunmamasındandır.
Teşkilat denildiğinde umumiyetle yatay boyut (genişlik boyutu) anlaşılır. Teşkilatlar yatay boyutuyla kurulur, yatay boyuttan ibaret olan teşkilatlar kalabalıklaşırlar ama güçlenemezler. Kendilerinde olduğu düşünülen güç, vehimden ibarettir. Bilenler için yatay boyuttan ibaret olan teşkilatlar, kolay yıkılan, kolay dağıtılan yapılardır. Bu sebeple de siyasi rejimler umumiyetle genişliğine (yatay boyutta) büyüyen sistem muhalifi teşkilatlara müsamahakar davranırlar çünkü istedikleri zaman dağıtma imkanları mevcuttur.
*
Teşkilatların derinlik boyutu, hem kuvvet, hem mukavemet, hem metanet kaynağıdır. Aynı zamanda derinlik boyutu teşkilatların müessiriyetini tayin eden birkaç özelliğinden biridir. Okumaya devam et

Share Button

MÜSLÜMANLARIN TEŞKİLAT ANLAYIŞI-20-TEŞKİLATIN DİLİ VE ÜSLUBU

TEŞKİLATIN DİLİ VE ÜSLUBU
Teşkilatlar, cemiyetteki bir gurup insan için kuruluyor. Tüm halka hitap edecek bir teşkilat kurmak mümkün olmuyor. Tüm halka hitap edecek çapta bir teşkilat kurma ideali, her zaman hayali kalmıştır. Buna mukabil tüm halka hitap edecek fikri veya siyasi hareketler oluşturulabiliyor, bu hareketler ise tek teşkilat ile yürütülemiyor. Halkın bir kısmına (umumiyetle çok küçük bir kısmına) hitap eden teşkilatların ilk karşılaştıkları mesele, dil ve üslup bahsidir. Ne var ki teşkilatların ilk karşılarına çıkan mesele dil ve üslup bahsidir ama bunu farkeden teşkilat sayısı bir elin parmaklarını geçmez.
Halkın bir kesimine hitap etme mecburiyeti, o kesime dönük dil ve üslup seçimiyle neticeleniyor. Aslında bu bile yapılmıyor, dil ve üslup kaygısı çeken teşkilat sayısı da fevkalade az. Öyle ya da böyle bir dil ve üslup sahibi oluyor. Okumaya devam et

Share Button

MÜSLÜMANLARIN TEŞKİLAT ANLAYIŞI-19-TEŞKİLATLANMADA ÇİFT HUKUK MESELESİ-2-

Teşkilat, maddi müeyyide olmadan kurulamaz ve idare edilemez. Maddi müeyyidenin muhafazası altına alınmamış bir teşkilatı ayakta tutmak, muhafaza etmek, hedeflerine yürümesini temin etmek neredeyse imkansız. Mutlaka maddi müeyyide desteğinde faaliyet göstermek, gerektiğinde maddi müeyyideye başvurmak şart… Aksi takdirde istismarın önüne geçme ihtimali sıfıra yakın. Maddi müeyyide şart ama bunu temin ve tatbik etmek çok ciddi problemlere kaynaklık ediyor.
Bir ülkedeki siyasi rejime temelden muhalif olan siyasi hareketlerin en büyük problemleri, o siyasi rejimin hukukuna tabi olmak ile illegaliteye kaymak arasında tercih yapma mecburiyetidir. Her iki ihtimalde birbirinden beter… Mevcut siyasi rejimin hukukuna tabi olmak, muhalefetin temelinde olan başka bir siyasi rejim talebini gölgeliyor, talep edilen siyasi rejimin hukukunu tatbik edememek, o rejimin ne kadar adil, ne kadar doğru, ne kadar güzel, ne kadar faydalı olduğunu göstermeye mani oluyor. Yani iffetli bir kadını, fahişe elbisesi içinde namuslu bir hayat yaşatmaya benziyor.
Siyasi sisteme muhalif olan hareketlerin illegaliteye kaymasının temel sebeplerinden birisi de, kendi dünya görüşlerinin hukukunu tatbik ihtiyaç ve niyetidir. Mer’i hukukun içinde kendi hukuklarını tatbik edememek, maddi müeyyideden mahrum kalmaktır, maddi müeyyideden mahrum olmak ise teşkilatlanmaya, mücadeleye, hedefe ulaşmaya manidir. Bu tür tespitler ve gerçeklikler karşısında siyasi muhalefet ve mücadeleler, illegaliteyi ihtiyaç olarak tespit ediyor ve o mecraya kayıyorlar. İllegaliteye yönelmek (özellikle bu günkü Türkiye misalinde) doğru mudur? Okumaya devam et

Share Button

MÜSLÜMANLARIN TEŞKİLAT ANLAYIŞI-15-AÇIK TEŞKİLAT MODELİ

MÜSLÜMANLARIN TEŞKİLAT ANLAYIŞI-15-
AÇIK TEŞKİLAT MODELİ
Açık teşkilat modeli, legal-illegal tasnifi ile alakalı değildir. Tüm faaliyetlerini halka açık olarak yapacak, yönetim kurulu toplantılarını bile halkın izlemesine müsaade edecek bir teşkilat modelidir. Teşkilatların en büyük problemi, çift dilliliktir, yani çifte standartlılıktır. Hakikaten ülkemizdeki tüm teşkilatlar, devlet teşkilatları da dahil olmak üzere, bir kamuoyuna karşı kullandıkları dil ve halka açıkladıkları hususlar bir de kendi içlerinde kullandıkları dil ve konuştukları konular var.
Çift dillilik, çift gündemlilik, çift maksatlılık tabiatı gereği problemlidir. Zaten bu problem biraz derinleştiğinde legalite sınırını aşmakta ve illegalite alanına geçmektedir. İllegalite, teşkilatın kanuna uygun olarak kurulmasıyla ilgili bir husus değildir sadece, teşkilatın gizli maksat taşıması bir sınırı aştığında illegalite meydana gelmektedir. Türkiye’de devlet halka rağmen kurulduğu ve halkı düşman kabul ettiği için illegaldir. Anayasasının bile olması bir anlam ifade etmez.
Devlet sırrından bahsetmediğimiz anlaşılıyor herhalde. Tabii ki her devletin sırları olabilir ve halktan da gizlenebilir. Fakat eğitim-öğretimin hedefini halktan gizlediğinizde, müstemleke idaresi kurmuş olursunuz ve tam olarak illegalsinizdir.
Çift dil kullanmak, halka hizmet etmek iddiasıyla ortaya çıkıp halktan gizli işler yapmak, en hafif netice olarak “itimadı” yok eder. Çift dilin normalleşmesi, aynı zamanda istismar ve yolsuzluk imkanının artmasıdır. Kapalı kapılar arkasında, önce veya sonra ikinci toplantıların yapılması, teşkilatların kime ve ne için çalıştıklarına dair sorular üretiyor.
Çift dil ve çift gündem alışkanlığı ve kültürü, siyasi rejimlerin baskısına karşı emniyet tedbiri olarak geliştirilmiştir. Sebep ve kaynak olarak lüzumlu ve zaruri olabilir. Fakat biraz rahatlayan, nispeten hürriyetlerin genişlediği ülkelerde, çift dil ve çift gündemin iptal edilmesi gerekir. Şartların değişmesine rağmen alışkanlıkların değişmemesi, değiştirilmemesi ya tefekkür zafiyeti ya da istismar iştiyakından kaynaklanıyor.
*
Teşkilatların tüm faaliyetlerini halka (üye olmayanlara bile) açık olarak yapabilmesinin teorik altyapısı, dünya görüşlerini veya maksatlarını olduğu gibi halk ile paylaşabilme imkanıdır. Bu imkanın olduğu ülkelerde Müslümanlar mutlaka “açık teşkilat modelini” hayata geçirmelidir. Bu model, dünyada uygulanmamıştır ve kabul göreceği istikametinde derin bir hüsnü zannımız var.
Açık teşkilat modeli, illegaliteye kaymayı önler, halka nüfuzu kolaylaştırır, halkta itimat üretir, istismar ve yolsuzlukları engeller, dünya görüşü ile halkın ünsiyet kesbetmesine sebep olur, mert ve ahlaklı insanlar yetişmesini mümkün kılar, teşkilat kültürünü ve refleksini halka ulaştırmakta vasıta olur, halkı teşkilat bahsinde eğitir ve tecrübe sahibi yapar, halktaki teşkilatlılık halinin gelişmesine sebep olur vesaire. Bir çırpıda saydığımız ve aslında çok daha fazla faydası olan bu teşkilat modeli, bir an önce üretilmeli, geliştirilmeli ve uygulanmalıdır.
*
Açık teşkilat modeli, aynı zamanda kolluk kuvvetlerinin ve istihbarat teşkilatlarının dikkatin üzerinde yoğunlaştırmasına mani olur. Bilgi almak istediklerinde toplantılara katılmaları kafi olan bir teşkilatı takibe almaları, rahatsız etmeleri sözkonusu olmaz. Eğer kanuna aykırı bir husus olduğunu düşünürlerse meseleyi mahkemeye havale ederler. Tabii ki bundan ibaret değil, başarılı olan ve halka nüfuz eden teşkilatlar için başka işler de yapmak isterler fakat halka açık olan teşkilata karşı yapabilecekleri şey sınırlı kalır.
*
Açık teşkilat modeli nasıl uygulanır? Basit birkaç misalle iktifa edelim. Yönetim kurulu toplantıları halka açık olarak yapılabilir. Müşahit (gözlemci) olarak halkın katılması sağlanır. Misafirlerin toplantında söz hakkı olmaz. Toplantı bittikten sonra misafirlerden fikir beyan etmek isteyenler olursa söz verilir ve dinlenir. Ola ki güzel bir fikir sahibidir. Zayi edilmesi halinde yazık olur. Misafirlerin uygulanabilir fikir ve teklifleri olduğunda kayda geçirilir, o toplantı konuları ile alakalı ise ilgili konu tekrar müzakereye açılır. Teşkilatın başka faaliyet konuları ile ilgiliyse kayıt altına alınır ve ilgili toplantıda gündem maddesi yapılır.
Halka açık olarak yapılan yönetim kurulu toplantılarında alınan kararlar daha sonra (kapalı kapılar arkasında) asla değiştirilmez ve olduğu gibi tatbik edilir. Bu nokta azami derecede hassas olunması gereken bir konudur. Halka açık toplantı yapıyormuş gibi intibaı vererek, ikinci toplantılarda farklı kararlar almak, ahlaksızlıktır.
*
Son olarak, her alanda “açık teşkilat modeli” ile teşkilatlanmak kabil olmayabilir. Bazı alanlar hususiyet arzedebilir. Bu alanlar, halka gizli olması gerektiğinden değil ama halkın ilgilenmeyeceği alanlardır. Mesele akademik teşkilatların halka açık olmasında bir fayda düşünülmez, derin ve ağır ilmi meselelerin tartışıldığı teşkilat toplantılarının halka açık yapılması halinde zaten misafir katılımcı bulmak kabil olmaz.
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

Share Button

MÜSLÜMANLARIN TEŞKİLAT ANLAYIŞI-14-TEŞKİLATIN YENİDEN DOĞUŞ REZERVİ

MÜSLÜMANLARIN TEŞKİLAT ANLAYIŞI-14-
TEŞKİLATIN YENİDEN DOĞUŞ REZERVİ
Her teşkilat, öngördüğü veya öngörmediği saldırılara ve ağır kayıplara muhatap olabilir. Düşman saldırısı kadar tabii felaketler için de bu ihtimal varittir. Her nerden ve nasıl gelirse gelsin, belini kıracak, sıfıra yakın seviyeye kadar indirecek olan darbelere karşı bünyesinde, “yeniden doğuşun” tohumlarını taşımak zorundadır.
Yeniden doğuş rezervi, bir teşkilatın en büyük manevra gücüdür. Yeniden doğuşu tohumlayabilen, yeniden zuhuru mümkün kılabilen bir teşkilat anlayış ve yapısı, cesaret üretme ve büyük tehlikeleri göze alabilme iktidarına kavuşur. Tükenme, bitme, yokolma tehlikesi (ihtimali) teşkilatları kendilerini savunma düşüncesine itekler ve hamle gücünü kaybettirir. Bir teşkilatın başına gelebilecek felaketlerin büyüklerinden biri, hamle istidadını kaybetmek ve sürekli savunmada kalmaktır. Savunma, stratejik bir gerekliliktir ve yerinde yapıldığında fevkalade işe yarar. Fakat teşkilatın varoluşu savunma stratejisi üzerine kurulur ve mütemadiyen savunmada kalırsa, varlığını muhafaza etmesi ve hedeflerine ulaşması asla mümkün olmaz.
Bir teşkilat, liderinden son üyesine ve hatta son sempatizanına kadar yok edildiğinde bile yeniden doğuş rezervine sahip olmalıdır. Bunun yolu, teşkilatların cemiyeti kodlamalarıdır. Teşkilat yok olduğunda (veya yok edildiğinde) cemiyetteki o kodlar (tohumlar) kısa süre sonra filizlenebilmelidir.
Cemiyet nasıl kodlanır?
*Teşkilatlar mutlaka halka nüfuz etmelidir. Halka nüfuz etmemiş (dolayısıyla illegal olan) teşkilatların ve hareketlerin yok edilmesi kolaydır ve yeniden doğumu ise fevkalade zordur. Halkın içinde olmak, öncelikle yok edilmelerini imkansız hale getirir veya fevkalade zorlaştırır. Yok edilmeleri, tırnağın etten koparılması gibidir ve halkın fena halde canı yanar. Halkın canının yanması, yeniden doğumun tohumudur.
*Teşkilatlar mutlaka halkın bir ihtiyacını karşılamalı, bir problemini çözüyor olmalıdır. Yok edildiklerinde cemiyette ve hayatta bir boşluk meydana gelmelidir. Bu durum, halk nazarındaki meşruiyettir. Halkın meşruiyetine sahip olan teşkilat ve hareketler yok edilemez, yok edilirlerse cemiyette ve hayatta meydana gelen boşluk, teşkilatın ve hareketin yeniden zuhur mahallidir. Hayat ve cemiyet, boş kalan o mahalli tekrar doldurur, teşkilatın ne kadar hızlı şekilde yeniden kurulduğuna herkes şaşar.
*Teşkilatlar, teşkilat anlayışlarını ve tecrübelerini halka maletmelidirler. Teşkilat meselesi, hususi bir iş, uzmanlık isteyen bir konu haline getirilmemeli, hayatın ve cemiyetin bizzat teşkilatlar demeti olduğu hatırlanmalıdır. Günlük hayatın bile ancak teşkilatlanmakla yaşanabildiğini, bu sebeple teşkilatlılık halinin cemiyet demek olduğu anlatılmalı ve pratikte gösterilmelidir. En küçük ihtiyacın bile teşkilatlarla karşılanabildiği, en küçük problemlerin bile teşkilat maharetiyle çözülebildiği, halkın bizzat tecrübesine sunulmalıdır.
*Halkta teşkilat refleksi oluşturmalıdırlar. İtikadi ve ahlaki hassasiyetler teşkilat refleksi haline getirilmelidir. Anadolu şehirlerinde (küçük şehirlerde) yarım saat içinde toplanabilecek, yarım saat içinde eylem yapabilecek teşkilat refleksleri geliştirilmelidir. Halkın toplanması için sadece “haberi” duymasının kafi olduğu bir hassasiyet ve refleks meydana getirilmelidir. Şehrin belli bir merkezinde (meydanında) Allah ve Resulü aleyhine en küçük haber ve hadise olduğunda ve duyulduğunda “kendiliğinden” toplanmalıdır. Halkta teşkilat reflekslerini geliştirmek için, teşkilatların incelmiş hassasiyetleri üzerinden değil, halkın müşterek hassasiyetleri üzerinden çalışmak gerekir.
*Halkta teşkilat kültürü oluşturmalıdırlar. Netice olarak, halkta bir teşkilat kültürü oluşmalı, oluşturulmalıdır.
Bütün bu kodlamaların neticesinde halk, teşkilatlanmak için eğitim almak zorunda kalmamalıdır. Bir teşkilata vücut verecek teorik altyapı cemiyette hazır olmalı, teşkilatın kurulması, yönetilmesi ve geliştirilmesi refleks ve kültür olarak bulunmalıdır.
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

Share Button