Etiket arşivi: İSLAMİ DÜNYA GÖRÜŞÜ

“İSLAMCILIK MESELESİ” YAZI SERİSİ İLE İLGİLİ AÇIKLAMA

“İSLAMCILIK MESELESİ” YAZI SERİSİ İLE İLGİLİ AÇIKLAMA
Yazı serisine başlarken, şöyle düşünmüştüm, tartışmaya katılan bir yazarın fikirlerini değerlendirmeyi bitirene kadar ona devam etmek, ondan sonra başka bir yazarın fikirlerini değerlendirmeye başlamak… Gelişmeler bu tertip içinde yazmamıza mani oluyor. Ali Bulaç o kadar yoğun yazdı ki, onun yazılarını bitirmek mümkün olmayacak ve diğerlerine sıra gelmeyecek. Sıra gelse bile aktüelliğini kaybedecek. Yazarların fikirlerini değerlendirirken, belli aralıklarla durup, nazari tespitler yapmak, tekliflerde bulunmak gerekiyor ki bu durumda yazı tertibimiz iyice verimsizleşiyor.
Yazı serisinin tertibini değiştirdik. Bir yazarın bir miktar yazısını değerlendirdikten sonra ara verip, nazari tespitlerimizi aktaracağız ve başka bir yazara geçeceğiz. Daire tamamlandığında başa dönüp aynı yazarlardan devam edeceğiz.
*
Bu arada, Nurettin Saraylı’nın da sitemizde İslamcılık tartışmalarıyla ilgili yazı serisine başlaması güzel oldu. Nurettin bey, zekice bir kararla, meselenin “eksik” kalan boyutunu kendine saha olarak seçti. İslamcılık tartışmasının “haricilerini” yazı serisi yapmaya karar verdi, kendisine kolay gelsin diyor, teşekkür ediyorum. Teşekkürümün sebebi, benim yalnız başıma tüm tartışmayı takip etme kifayetsizliğimdir. Nurettin beyin sahiplendiği alana ait bazı yazarlar benim listemde vardı, onları da Nurettin beye tevdi ettim. “İSLAMCILIK MESELESİ” YAZI SERİSİ İLE İLGİLİ AÇIKLAMA yazısına devam et

İSLAMCILIK MESELESİ-9-NAZARİYAT VE TATBİKAT

İSLAMCILIK MESELESİ-9-NAZARİYAT VE TATBİKAT
İslamcılık meselesini sıhhatli tartışmanın ilk şartı, fikir ile hareketi, nazariyat ile tatbikatı, fikir adamı ile hareket adamını birbirinden tefrik etmek, farklı tefekkür alanları olarak kabul etmektir. İman ile ameli, Müslüman ile günahkarı nasıl birbirinden tefrik ediyorsak, bu hususları da birbirinden tefrik etmek zorundayız. Bir farzı yerine getirmemekle o farzı inkar etmek arasındaki farkı unutmamalıyız.
İslam, merkezi muhtevasına bakıldığında, fikir ile fiili birbirinden tefrik etme temayülünde değildir. Mümkün olduğunca birbiriyle harmanlanmıştır, bunun muhafazasını, mümkün olduğu müddetçe şiddetle tavsiye etmiştir. Bu sebeple fikir ve fiilin terkibi ifadesi olan “ahlak” üzerinde şiddetle durur. Ahlak, muhteva olarak fikir, hareket olarak da fiildir ve her iki unsuru da cem eder. Bu cihetten bakıldığında, fikir adamı ile hareket adamının da aynı şahsiyette birleşmesini tavsiye eder. İlk misallerini de böyle vermiştir. Bu tespitlerdeki özü kaybetmeksizin, fikir ile hareket, nazariyat ile tatbikat, fikir adamı ile hareket adamını birbirinden tefrik ederek değerlendirmeliyiz. Çünkü içinde yaşadığımız çağ, her alanın tahsilini ve idrakini bir ömre sığmayacak kadar bilgi ile teçhiz etmiştir. İSLAMCILIK MESELESİ-9-NAZARİYAT VE TATBİKAT yazısına devam et

AMAN ALLAHIM AHMET SELİM ÇILDIRMIŞ

AMAN ALLAHIM AHMET SELİM ÇILDIRMIŞ
Ahmet Selim, 12.08.2012 tarihli köşesinde “2012 Yılındayız” başlıklı yazısında, fikri hüviyetini tüm çıplaklığı ile beyan buyurmuş. Cesaretine hayran olmamak elde değil. Cahil cesareti değil tabii ki Ahmet Selim’inki… Bu cesaret türüne acilen yeni bir isim bulmamız gerekiyor.
Öyle şeyler yazmış ki, zannedersiniz Müslümanların arasında girmiş “Truva atı”… Böyle bir şey nasıl olabiliyor? Ahmet Selim, idrak derinliği olduğu söylenen birisi… Gerçi “idrak derinliği olduğunu” söyleyenler hangi sebebe dayanıyorlar hala anlamış değilim. Müslüman fikir adamlarını bu halde görünce, insanın nutku tutuluyor.
Neler mi söylemiş? Bakalım…
“Milliyetçi yönüm vardı ama hiç ülkücü olmadım. Benim anlayışıma göre Kürt kökenli vatandaşlarımız, bana Orta Asya’daki soydaşlarımdan daha yakındı. Etnik anlamda değil, üst kimlik olarak onlar da Türk idiler. Mesela Arnavut kökenlilerde olduğu gibi.” AMAN ALLAHIM AHMET SELİM ÇILDIRMIŞ yazısına devam et

İSLAMCILIK MESELESİ-7-DİL BAHSİ

İSLAMCILIK MESELESİ-7-DİL BAHSİ
İslamcılık meselesi, özünde bir İslami dünya görüşü bahsi ise, temel konularının ilki, “dil” olmalı. Dil bahsinden önce lisan bahsi ile ilgili düşüncelerimizi ifade edelim. Lisan, insani hayatın bidayeti ve altyapısıdır. İnsan suretinde yaratılan varlık, dil oluşmadığı takdirde “insanileşme sürecini” tamamlayamıyor hatta bu sürece giremiyor. Lisan, zihni evreni ve orada gerçekleşecek olan “düşünceyi” meydana getiren altyapıdır. Lisan yoksa insan nam varlıkta zihni evren oluşmuyor, dolayısıyla düşünce oluşmuyor, dolayısıyla akıl meydana gelmiyor. İnsandan aklı ve düşünceyi aldığınızda geriye kalan nedir? İnsan suretinde hayvan…
Lisan kendiliğinden oluşur mu? Yani insanlığın başlangıcına gittiğimizde, lisanın kendiliğinden oluşması mümkün müdür yoksa “öğrenilmesi” mi gerekiyor? Eğer lisan öğrenilmeden oluşmuyorsa, bir “öğreten” gerekiyor. İnsana dili kim öğretebilir? İnsandan daha aşağıdaki bir varlık çeşidinin bunu yapması kabil midir? İnsana lisanı öğretenin en azından insandan daha üstün bir varlık olması şarttır. İSLAMCILIK MESELESİ-7-DİL BAHSİ yazısına devam et

İSLAMCILIK MESELESİ-4-MISIR TECRÜBESİ VE HAYRETTİN KARAMAN

İSLAMCILIK MESELESİ-4-MISIR TECRÜBESİ VE HAYRETTİN KARAMAN
Hayrettin Karaman, 03.08.2012 tarihli, “Mısır Örneği (2)” başlıklı yazısında, Mısır ile alakalı harika bilgiler naklediyor. GALLUP tarafından 2008 ve 2010 yıllarında yapılan araştırma neticelerini vermiş ve bununla ilgili batılı bir analistin değerlendirmesini nakletmiş. GALLUP’un araştırma neticeleri muhteşem, analist Mark Silverberg’in değerlendirmesi ise daha muhteşem. Veriler ve analiz birçok sorunun cevabını veriyor.
Araştırma kuruluşunun elde ettiği veriler özet olarak şunlar; “Analist, Gallup uluslararası araştırma kuruluşunun 2008 ve 2010 yıllarında Mısır’da gerçekleştirdiği kamuoyu yoklamalarına ve bu kamuoyu yoklamalarında Mısırlıların % 95’inin İslam’ın siyasete tesirinin olmasını, % 64’ünün İslam şeriatının, kanun koymada esas olmasını, % 54’ünün kamusal alanlarda kadınlarla erkeklerin ayrı olmasını istediği, % 82’sinin zina edenlerin recmedilmesini, % 84’ünün İslam’dan dönenlerin idam edilmesini onayladığı sonuçlarının çıktığına işaret etti.” İSLAMCILIK MESELESİ-4-MISIR TECRÜBESİ VE HAYRETTİN KARAMAN yazısına devam et

İSLAMCILIK MESELESİ-3-HAYRETTİN KARAMAN VE GANNUŞİ

İSLAMCILIK MESELESİ-3-HAYRETTİN KARAMAN VE GANNUŞİ
Hayrettin Karaman’ın İslam dünyasında (özel olarak Arap baharı ekseninde) meydana gelen gelişmelerle ilgilenmesi güzel. Oralardaki gelişmelerin İslami perspektiften değerlendirilmesi, hususiyetle de İslami dünya görüşünün tatbiki noktasındaki çabası takdire değer. İslami dünya görüşünün nazari çerçevesini oluşturma mecburiyeti, pratik gelişmelere ilgisiz kalmayı gerektirmez, devrim sürecinde belli merhaleleri aşmış, iktidarı şeklen de olsa ele geçirmiş ülkelerdeki İslami hareketlerin doğrudan muhatap olduğu İSLAM’IN TATBİKATI” meselesi dikkatlerden uzak tutulmamalıdır. Medyada bu hususa alaka gösteren tek kalemin Karaman olması dikkat çekicidir.
Karaman, 29.07.2012 tarihli, “Gannuşi’yi Doğru Anlamak” başlıklı yazısında, Tunus pratiğini tetkik etmeye Gannuşi’nin fikirlerini değerlendirerek devam ediyor. Gannuşi’nin fikirlerini Londra’da çıkan bir dergideki (El-Mecelle Dergisi) mülakatından takip ediyor. Öncelikle bu husustaki bir eksikliği tespit edelim. Arap-İslam coğrafyasındaki gelişmeleri hala batıdaki yayın organlarından takip ediyor olmamız tam bir felaket. Bu hadise Karaman ile ilgili değil, Türkiye ve Türkiye’deki Müslümanlar ile ilgili bir zafiyet. Müslümanların çıkardığı yayın organlarının (gazete, dergi vesaire) Washington, Londra gibi batılı merkezlerde muhabir veya temsilciliklerinin olduğu fakat Kahire, Şam, Cakarta vesaire gibi İslam ülkelerinin önemlilerinin merkezlerinde muhabir ve temsilciliklerinin olmaması çok vahim. Biz de mecburen İslam dünyasındaki gelişmeleri batılı yayın organlarından takip ediyoruz. Hayrettin Karaman’ın Arapçayı bildiği malum olduğuna göre, Gannuşi’nin açıklamalarını en azından internet üzerinden Arapça kaynaklardan neden takip etmediği sorusu ise önemli. İSLAMCILIK MESELESİ-3-HAYRETTİN KARAMAN VE GANNUŞİ yazısına devam et

İSLAMCILIK MESELESİ-1-GİRİŞ

İSLAMCILIK MESELESİ-1-GİRİŞ
Son İslam (Osmanlı) medeniyetinin yıkılmasıyla birlikte İslam’ın dünya görüşü arayışı başladı. Osmanlının son dönemlerinde başlayan bu arayış, Osmanlının “nasıl kurtulacağı” sorusu ekseninde dolaştığı için, konjonktürel aksaklıklara sahipti. Cumhuriyet ile birlikte mesele yeniden ele alınırken, topyekun bir dünya görüşü arayışı haline geldi, gelmeye çalıştı. Cumhuriyet döneminde, siyasi rejimin dini “vicdanlara” hapsetme operasyonunun ağır etkisiyle topalladığı ayrı bir vaka olarak karşımıza çıktı.
Osmanlı-İslam medeniyeti yıkılırken, öncesinde ve sonrasında ağır bir kültürel yozlaşma yaşandı. İslam, enkaz halindeki medeniyetin, sosyal ve siyasal tortuları ile zapt altına alınmıştı. Fikir ve ilim adamlarının Cumhuriyet döneminde sebepli-sebepsiz katledilmeleri ile birlikte İslami alametler, halkın, Osmanlı medeniyet enkazından devraldığı tortularla temsil edilme noktasına gelmişti. On dört asırlık tarihinde İslam, hiç bu kadar seviyesiz bir idrak dönemi yaşamamış, bu kadar tortulaşmamış, bu kadar halkın geleneğine teslim olmamıştı.
Cumhuriyetin ilk zamanlarında elde kalan bir avuç fikir ve ilim adamı, bazen konjonktürel ihtiyaçlar içinde kıvranmış bazen zamanüstü (tüm zamanlara şamil) İslami dünya görüşü arayışını devam ettirmiş, her durumda da Müslümanları mevcut baskıcı, zalim, diktatoryal siyasi rejimin kıyıcı etkisinden kurtarmak telaşına düşmüşlerdi. Yaptıkları doğruydu, içinde yaşadıkları dönem o kadar lanetli bir zaman dilimiydi ki, üç-beş Müslümanın imanını kurtarmak bile “büyük iş” cümlesindendi. O cehennemi konjonktürde yaptıklarıyla hatırlanmaları gerekir, yapmadıklarıyla tenkit edilmeleri değil. İSLAMCILIK MESELESİ-1-GİRİŞ yazısına devam et

YENİ BİR YAZI SERİSİ-İSLAMCILIK-

Son günlerde gündemi işgal eden, bundan sonra da yoğun şekilde işgal etmesi beklenen, en azından gündemde tutulması mecburiyet olan İSLAMCILIK bahsi, üzerinde çalışmamız gereken hayati bir mesele. Gazete köşelerinde tartışılmaya başlanan, birtakım açmazları olduğu iddia edilen, tatmin edici teşhislerin, tahlillerin, tenkitlerin ve tekliflerin olmadığını görmek hüzün verici. Türkiye’de İslamcı kadroların iktidar olduğu, Arap baharı eksenindeki gelişmelerin de aynı noktaya gelmeye başladığı günümüzde, İSLAMCILIK bahsi ciddi tefekkür konularından biri olmalı.

İslamcılık bahsi etrafındaki çalışmamız (yazı serimiz) bir taraftan nazari çerçevenin üretilmesi ile ilgili olacak diğer taraftan Türkiye’de ve Arap dünyasındaki gelişmeleri takip edecek bir taraftan da Müslüman fikir ve ilim adamlarının konuya yaklaşımını tahlil edecek şekilde düşünüldü. Bu sebeple, muhtemeln uzun bir yazı serisi olacaktır.

ALİ BULAÇ-3-ALİ BULAÇ VE İSLAMCILIK

ALİ BULAÇ-3-ALİ BULAÇ VE İSLAMCILIK
Ali Bulaç, 21.07.2012 tarihli yazısında İslamcılık bahsini işlemiş. Meseleye vakıf bir yaklaşımı var fakat eksikleri de… Bir fikrin yanlış olmasıyla eksik olması birbirinden çok farklı iki durum… “Eksik fikre” yanlış muamelesi yapılması yaygınlaştı. Eksik fikrin, tamamlanması gerekir tenkit edilmesi değil. Eksik fikri tenkit etmek gerekirse, “itmam edici tenkit” usulünün kullanılması şarttır. Ne var ki, “eksik fikre”, “tam fikir” muamelesi yapıldığına da şahit olmuyor değiliz. Eksik fikre tam fikir muamelesi yapılması, tehlikeli bir meseledir. Tehlikesi, “yanlıştan” hareket etmemesidir, “doğru”dan hareket ettiği için tenkidi zordur. Fikir adamlarının yaygın olarak düştüğü bu hata, hem eksik fikre tam fikir muamelesi yapılmasında hem de eksik fikri tam fikir kabul edenlerin tenkit edilmesinde ortaya çıkıyor.
Eksik fikir, bir meselenin bir boyutunu ele alıp, tamamının o olduğunu iddia etmektir. Bir meselenin bir boyutunu ele almak değil problem, meselenin tamamının ondan ibaret olduğunu iddia etmektir. Başka biri de çıkıyor meselenin diğer bir boyutunu ele alıyor ve o da kendi fikrine “tam fikir” muamelesi yapıyor. Farklı boyutlar tetkik edildiği için birbiriyle çatışan fikirler ortaya çıkıyor. Aslında aynı meselenin farklı boyutları tetkik edilmiştir ve toplamı (başka boyutlarıyla beraber) meselenin yekununu teşkil eder. Konuya böyle bakılmayınca, iki taraf, kendi fikrinin doğru olduğunu iddia ederek tartışmaya başlıyor. Her ikisi de “doğru” söylediği için, iddiasından vazgeçmiyor ve birbirini ikna edemiyor. Manzaraya dışarıdan bakan terkip maharetine sahip birisi, iki doğrunun çatıştığını görüyor. Dehşete düşmemek kabil değil… ALİ BULAÇ-3-ALİ BULAÇ VE İSLAMCILIK yazısına devam et