Etiket arşivi: İslami tefekkür

FİKİR HAREKETİ

FİKİR HAREKETİ
Tefekkür, özellikle de saf tefekkür zordur. Buna mukabil hareket daha kolay… Zaten insanların içinde tefekkür istidadına sahip olan fevkalade az, hareket istidadına sahip olan ise fevkalade çok. Hal böyle olunca, bir araya gelen insanlar, tabii olarak tefekküre değil harekete meylediyor. Buraya kadar mesele yok, hayatın akışı zaten böyledir.
Mesele, tefekkür ehli ile ilgili. Bir önceki yazımız olan “Yusuf Kaplan’dan safça sorular” başlığı altında yazdıklarımızdan mülhem, konunun fikir hareketi ile halledileceği zannı uyandı. Doğrudan hayatın pratiğine yönelen insanlar, teşkilatlanma, cemaatleşme, guruplaşma gibi yapılanmalara gidiyorlar. Tatbiki sahanın tabiatı budur, bir şeyler yapmak isteyenler, mecburen teşkilatlanmak durumundadırlar. Ne var ki teşkilatlananlar, mahrem alanlar oluşturmak mecburiyetinde kalıyorlar, ülkedeki siyasi ve hukuki rejim, “açık teşkilat” konusunu yakın zamana kadar imkansız kılıyordu. Halen de öyledir, sadece nispi rahatlamalar mevcut. Açık teşkilat numunesinde tek dil kullanılır, hedefler açıktır. Fethullah Hoca’nın milletlerarası hareketi göz önüne alındığında, Türkiye’de siyasi ve hukuki rejim açık teşkilat numunesini (modelini) mümkün kılsa bile, işin milletlerarası alana çıkma iradesi, kapalı teşkilat numunesini yine zaruret haline getiriyor. Gün gelir teşkilatınızın hedeflerini MİT’ten gizlemek ihtiyacı duymayabilirsiniz ama CIA veya MOSSAD’dan gizleme ihtiyacınız her zaman devam edebilir. Bahsini ettiğimiz konu, Fethullah Hoca hareketi veya cemaati ile ilgili değil, konu teşkilatlanmanın teknik tarafıyla ilgili… FİKİR HAREKETİ yazısına devam et

İSLAMCILIK MESELESİ-33-TEMEL TEFEKKÜR SİLSİLESİ VE İKTİSAT ANLAYIŞI

İSLAMCILIK MESELESİ-33- TEMEL TEFEKKÜR SİLSİLESİ VE İKTİSAT ANLAYIŞI
İslam iktisadına başlamadan önce, İslami tefekkürün silsilesi veya nispet mimarisi veya kaide hiyerarşisini anlamalıyız. Nispet mimarisi veya tefekkür silsilesi olarak isimlendirmenin doğru olacağını düşündüğümüz ana yapı, İslam’ın yekununu doğru anlama imkanı verecektir. Müslüman fikir ve ilim adamlarının tefekkür dünyaları, muayyen bir merkeze bağlı, nizami bir muhit içinde oluşur. Tevhidi, özü olarak kabul eden bir din, mensuplarını serazat şekilde dünyaya saçmış olamaz.
İslam iktisadı veya herhangi bir mevzuu, İslam’ın mana mimarisi içindeki “mahalli” doğru tespit edilmeden idrak ve izah edilemez. Hiçbir mevzuu, mana mimarisini imha edecek, ihlal edecek, tahfif edecek şekilde ele alınamaz, bu umursamazlıkla izah edilemez. Bu sebeple hiçbir konu (ve bu arada iktisat) İslam’ın yekununu, nispet mimarisi içinde anlamamış olan “mütehassıslara” bırakılamaz. Bir insanın iktisat profesörü olması (Murak Çizakça misalinde olduğu gibi), iktisat alanında istediği gibi konuşabileceği, yazabileceği, caka satabileceği manasına gelmez. İSLAMCILIK MESELESİ-33-TEMEL TEFEKKÜR SİLSİLESİ VE İKTİSAT ANLAYIŞI yazısına devam et

İSLAMCILIK MESELESİ-15-BÜYÜK DOĞU

İSLAMCILIK MESELESİ-15-BÜYÜK DOĞU
Üstad, temel eserinin (şaheserinin, birinci eserinin) “İdeolocya Örgüsü” olduğunu söyler, ikinci eserinin ise “Batı Tefekkürü ve İslam Tasavvufu” olduğunu… Oysa durum tam tersidir. Bir müellif, muhakkak ki kendi eserleri üzerinde tasnif yapma hakkına münhasıran sahiptir. Necip Fazıl öyle diyorsa bize ne yapmak düşer? Bize düşen şu; eserler üzerindeki konjoktürel tasnif ile “asıl tasnif”i birbirine karıştırmamak, iki tasnifi ayrı ayrı yapmak ve hangisine ihtiyacımız varsa, onu kullanmak.
Büyük Doğu İdeolocyası (İdeolocya Örgüsü), özet olarak, devlet sistemi ve onun etrafındaki meselelerle ilgili bir eser, bu cihetten bakıldığında tatbikat (tatbik sistemi) ile ilgili. Bu eser, acil ihtiyaç listesinden kabul edildiğinde, ki yazıldığı zaman ve elan öyledir, öncelikli kabul edilebilir. “Batı Tefekkürü ve İslam Tasavvufu” isimli eser ise, İslam Tefekkür Mecrası ile ilgilidir. Bir taraftan batı ile hesaplaşma diğer taraftan tefekkür mecrasını oluşturacak bir çerçevedir. Biri “acil”, dolayısıyla önemli, diğer “asıl” dolayısıyla kıymetli. Kıymetli olan asırlara sari bir tesire sahip, önemli olan ise derhal tatbiki gerekendir. Tefekkür mecrası, tatbik sistem, vasıta sistem, müesseseler gibi birçok konuda teklifleri üretebilecek bir kaynak olabilir, oysa tatbik sistem bir tefekkür neticesi olduğu için ondan bir tefekkür mecrasının oluşması zordur. Bu cihetle “Batı Tefekkürü ve İslam Tasavvufu” isimli eseri, “İdeolocya Örgüsü” isimli eserine mukaddemdir, ondan kıymetlidir. Çünkü “Batı Tefekkürü ve İslam Tasavvufu” isimli eserden çok sayıda “İdeolocya Örgüsü” çıkar ama “İdeolocya Örgüsü”nden bir adet bile “Batı Tefekkürü ve İslam Tasavvufu” çıkmaz. Nazariyat çok sayıda tatbikat misali (sistemi) üretilebilir ama çok sayıda tatbikat misallerinden bile bir adet “nazariyat” çıkmaz. (Haki Demir’den nakil) İSLAMCILIK MESELESİ-15-BÜYÜK DOĞU yazısına devam et

ÜÇÜNCÜ ŞAHSİYET, MÜTEFEKKİR

İslam irfanı, ilim ve tasavvuf mecralarını en baştan itibaren açmış ve usulünü, adabını, güzergâhını, menzillerini, istikametini ve hedefini tayin etmiştir. Üçüncü yol olan tefekkür, sürekli var olmasına rağmen, mecra haline gelememiş, bu sebeple usulü, adabı, güzergâhı, istikameti ve hedefi kristalize olamamıştır. İslam irfanı, âlim ve sufi şahsiyetini şekillendirmiş fakat mütefekkir şahsiyetini şekillendirmemiştir. İslam tarihi boyunca sayısız mütefekkirin yetiştiği vaki fakat tefekkür mecrasının açılamadığı hazin bir gerçektir. Sayısız mütefekkirin yetişmiş olmasına rağmen tefekkür mecrasının açılamadığını söylemek mantıksız geliyor. Gerçekten de mantıksız fakat maalesef doğru… ÜÇÜNCÜ ŞAHSİYET, MÜTEFEKKİR yazısına devam et