Etiket arşivi: KADİM MÜKTESEBAT

BÜYÜK VE DERİN HAMLE-8-İNSAN HAKLARI BEYANNAMESİ-6-

BÜYÜK VE DERİN HAMLE-8-İNSAN HAKLARI BEYANNAMESİ-6-
Herhangi bir insanlık fikri değil, hakikat menşeli bir insan fikri var elimizde. Gayrimüslimlerin ve batılı anlayışlara mahkum olanların bu iddiamızı kabul etmesini beklemiyoruz tabii ki ama birkaç noktada çok muhkem istinatlarımız var.
Tasavvufun derinliğine doğru keşfettiği engin bir insan tabiat haritası var elimizde. Bu derinlikte, bu zenginlikte başka bir kaynak, mecra ve külliyat kimse de yok. Kadim müktesebatın reddedilmesi veya ulaşmasının engellenmesinden dolayı fikri manada çırılçıplak kaldık. Hala batıdaki bilim ve felsefe adamlarının Hz. Mevlana ve benzeri tasavvuf büyüklerinden etkilenerek Müslüman olmaları, meseleyi doğru anlamamızı sağlamalı.
Tasavvufun insan tabiat haritası ile ilgili külliyatının, batının beşeri bilimlerde ürettiği müktesebata nispeti, “Füsusu’l Hikem” ile “Cin Ali” hikaye kitabı arasındaki mukayeseye benzer. Kendi müktesebatımıza ulaşamadığımız (veya onu reddettiğimiz) için, batının “Cin Ali” kitaplarına meylettik, kaçınılmaz olarak da “akıl yaşımız” Cin Ali kitabı okuyanların akıl yaşı seviyesinde kaldı. Felsefeye hikmet muamelesi veya tek düşünce mecrası muamelesi yapanlar, Cin Ali kitaplarının resimsiz ve bir miktar düşünce ile tezyin edilmiş haline meftun olan bahtsızlardır. Bu ifadeyi, felsefeyi okumamış, tanımamış birisinin bağnazlığı ile söylemiyorum, hem felsefeyi tetkik eden ama hem de kadim müktesebatımızı mütevazı miktarda tahkik eden birisi olarak söylüyorum. Batı müktesebatının (hem de Sokrat’tan başlamak üzere) tamamı, Abdülkerim Ceyli Hazretlerinin “İnsan-ı Kamil” kitabının bir sayfasındaki derinliğe baliğ değildir. İnsan-ı Kamil kitabının bir sayfasından, batı müktesebatındaki ontoloji seviyesinde bin tane ontoloji istihraç edilebilir. İnsan-ı Kamil kitabı ise bizim müktesebatımızdaki tek kitap değil, aynı seviyede, sayısını bilemeyeceğimiz kadar eser mevcuttur. Sokrat’tan başlamak üzere batı filozoflarının zirveleri, sadece İnsan-ı Kamil kitabıyla tanışsalardı, hayatları boyunca asla tek bir cümle söylemez ve yazmazlardı. BÜYÜK VE DERİN HAMLE-8-İNSAN HAKLARI BEYANNAMESİ-6- yazısına devam et

YİRMİNCİ ASRA SIKIŞMAK-4-MÜKTESEBATIN HARİTASINI ÇIKARMAK

YİRMİNCİ ASRA SIKIŞMAK-4-MÜKTESEBATIN HARİTASINI ÇIKARMAK
İslam İrfan Müktesebatı… Meselenin sırrı burada… Bilgi, ilim ve fikir ihtiyacımızı karşılayacak havza burasıdır. Milyonlarca ciltlik müktesebatı reddederek veya ihmal ederek hayat altyapısını kuramayız. Hayatın altyapısını edep, ahlak ve hukuk sahalarındaki bilgi müktesebatı oluşturur, irfan müktesebatının sadece edep alanındaki bilgi bile ulaşılamaz hale gelince tüm hayatımız çözüldü, dağıldı, toparlayamıyoruz. Her bahsin bir hukuku vardı, bir ahlakı vardı, bir edebi vardı. Sadece edebi kaybettiğimizde bile, bazı insanlar kibirli edalarla ve ısrarla, “peygamber de hata yaptı” diye muhatabı ile kavga yapıyorlar. Muhal farz söz doğru olsa bile, eskiden insanlar edebinden bunu söyleyemezdi ama şimdi kendileri hiç hata yapmamış edalarıyla bu sözü ağızlarını doldura doldura söylüyorlar.
Müktesebatı ulaşılır kılma mesuliyetimizle birlikte, onun haritasını çıkarmamız gerekiyor. Bir taraftan “ilimlerin tasnifi” yapılmalı, diğer taraftan “meratip silsilesi” tespit edilmeli, yekununda ise tevhidin yeryüzündeki ilk tecellisi olan vahdet mimarisi kurulmalıdır.
İlimlerin tasnifini yeniden yapma ihtiyacı içinde olduğu vaka… Yeniden yaparken müktesebatı reddetmek veya ihmal etmek değil, onu zenginleştirmek ve cari hale getirmek lazım. İlimlerin tasnifini yapmadan, hangi bilginin nerede olduğunu, hangi çerçeve içinde sebep ve neticesini bulduğunu, hangi mecrada faydasının zuhur edeceğini nereden bileceğiz? İlimlerin tasnifi meselesi, bilgilenmenin yol haritasıdır, bu mesele halledilmeden hangi bilgiyi neden öğreneceğimizi bile bilmeyiz. Zaten durumumuz da tam olarak bu değil mi? YİRMİNCİ ASRA SIKIŞMAK-4-MÜKTESEBATIN HARİTASINI ÇIKARMAK yazısına devam et

YİRMİNCİ ASRA SIKIŞMAK-2-MENSUBİYET ANLAYIŞI

YİRMİNCİ ASRA SIKIŞMAK-2-MENSUBİYET ANLAYIŞI
Yirminci asırdaki küçük fikir ve ilim imali, devrin kısırlığından dolayı “büyük adamlar” oluşturmuştur. Küçük bir kısmı gerçekten yirminci asrın ölçüleriyle “büyük adam” sınıfındandır, buna mukabil kahir ekseriyeti yirminci asır ölçüleriyle bile “küçük adam” sınıfındandır. Ne var ki yirminci asırdaki ilim ve fikir imalindeki zafiyet, “küçük adamları”, “büyük adam” olarak göstermiş veya küçük adamlara büyük adamlık taslama fırsatı tanımıştır. Kadim müktesebat ile mukayesesi kabil olmayanlar, müktesebatın bir mensubunun yanında bile sinek gibi kalmasına rağmen, şişmiş nefisleriyle gözlerin görme ufkunu kapatabilmiştir.
Samimi bir iman, derin bir idrak, hassas bir usul takip edenler, meselenin (İslam’ı anlama bahsinin) bidayetine kendilerini oturtmamış, kendilerini müktesebatın bir eseri olarak kabul ve ilan etmiş, vazifelerinin de müktesebata yol açmak olduğunu söylemiştir. Necip Fazıl, yirminci asrın sayılı dehalarından biri olmasına rağmen, müktesebata yol açmak için çırpınmış, bunun sistemini (vasıta sistem) geliştirmek için çabalamış, hiçbir şeyi kendinden başlatmamıştır. Doğru olan budur, yapılması gereken budur. YİRMİNCİ ASRA SIKIŞMAK-2-MENSUBİYET ANLAYIŞI yazısına devam et

YİRMİNCİ ASRA SIKIŞMAK-1-TAKDİM

YİRMİNCİ ASRA SIKIŞMAK-1-TAKDİM
Yirminci asır, insanlığın tefekkür tarihindeki en kısır devirdir. Teknolojideki baş döndürücü gelişmeler, tefekkür zafiyetini perdelemiş, aksine, sığ akıllara tefekkür patlaması şeklinde görünmüştür. Yirminci asrın tefekkür zafiyeti sadece Müslümanlar için değil, tüm dünya için geçerlidir. On sekizinci ve on dokuzuncu asırda, yeryüzünde diri düşünce mecrası olarak sadece batı felsefesi mevcuttur, İslam tefekkürü aynı devirde hızla gerilemiştir. Batı felsefesi on dokuzuncu asırda son oğullarını vermiş ve yirminci yüzyıla “düşünce krizi” ile birlikte girmiştir. On dokuzuncu asırda alametleri apaçık hale gelen “felsefi buhran”, yirminci asırda tüm felsefeyi bitirmiştir.
Batı aklının ve düşünce şekli olan felsefesinin nihai üretimi teknoloji olmuş, felsefe, teknolojisi üretilen son düşünce şekli olarak dünyayı işgal etmiştir. Batının yirminci asırdaki iktisadi, askeri, siyasi güç birikimi, felsefi krize girdiğini kendinden de dünyadan da gizleyebilmiştir. Oysa yirminci asır, felsefi krizin zirveye ulaşmasından dolayı İslam tefekkürünün patlama yapması için düşman kutbun en zayıf olduğu devirdi. Batının güç yığınağındaki dehşetengiz boyut, teknolojideki kesintisiz keşif, dünyayı kültürel emperyalizmin kıskacına almaya yardım etmiş, zihinler işgal edilmiş, bu sebeple batı dışında herhangi bir kültür ikliminde tefekkür patlamasının kaynakları imha edilmiştir.
İslam tefekkürü, yirminci asra geldiğinde, Osmanlının son bir asırdır yaşadığı sekerat halinin tesiriyle, yeni bir hamle yapmak bir tarafa, ancak varlık-yokluk mücadelesi vermiş, doğrusu o mücadeleyi de kazanamamıştır. Osmanlının tasfiyesi ile birlikte, galipler (batı) tarafından zihni işgal edilmiş, İslami tefekkür kaynaklarına da ulaşılamaz hale gelmiştir. İslam’ın kadim müktesebatının ilmi eserleri, on dokuzunca asra kadar batı üniversitelerinde bile “ders kitabı” olarak okutulmasına rağmen, kendi öz kaynaklarımız olan müktesebata bizim ulaşmamızın tüm yolları kesilmiştir. Türkiye’deki misalleriyle izah etmek gerekirse, dil devrimi ve İslam’ın taliminin yasaklanması, meseleyi ilmihal bilgisinden ibaret hale getirmiştir. YİRMİNCİ ASRA SIKIŞMAK-1-TAKDİM yazısına devam et