Etiket arşivi: KORKU

FETHULLAH GÜLEN “HİZMETÇİLERİNİ” ZOR TUTUYOR

FETHULLAH GÜLEN “HİZMETÇİLERİNİ” ZOR TUTUYOR

Bir örgüt, bir cemaat, bir devlet (halk) yönetmenin yüzde ellisinden fazlası, insanların psikolojik dünyalarını yönetebilmektir. İnsanların ümitlerini yönetebilmelisiniz, korkularını yönetebilmelisiniz, cesaretlerini yönetebilmelisiniz ila ahir… Liderlerin en büyük özellikleri, insanların psikolojilerini yönetebilmesidir, insanların psikolojik süreçlerini yönetebilen, o süreçlere ümit ve cesaret pompalayabilen, ümitsizlik ve korkunun kök salmasına müsaade etmeyen liderler, insanlar üzerinde tasarrufta bulunabilmekte, onları yönetebilmekte, onları ayakta tutabilmekte ve merkeze bağlı halde hayatlarına devam etmelerini sağlayabilmektedirler. Bir insana ne kadar para (mesela maaş, avans, prim) verirseniz verin, ümit ve cesaret aşılayamıyorsanız, ayakta tutamıyor, sadakatlerini sabit kılamıyorsunuz. Paranın fazla önemsendiği bir çağda yaşadığımız için onu misal veriyoruz, mali kaynakları zayıf olan bir yapının ayakta kalması zordur ama ne kadar paranız olursa olsun, ümit ve cesaret aşılayamıyorsanız meseleyi halledemiyorsunuz.

Cesaret mevcut durumla ilgili bir duygudur, direnmeyi mümkün kılan ruhi kaynaktır. Ümit ise gelecekle ilgili bir duygudur ve elan zor durumda olsanız bile ümit aşılayabiliyorsanız, istikbalin sahibi olduğunuza dair bir projeksiyon sunabiliyorsunuz ve insanlar mevcut şartlarda zor durumda olsa bile dayanıyorlar.
FETHULLAH GÜLEN “HİZMETÇİLERİNİ” ZOR TUTUYOR yazısına devam et

CEMAAT GÜNLÜKLERİ-(05.03.2014)-GÜLEN’İN ABD’DEN İSTENMESİ

CEMAAT GÜNLÜKLERİ-(05.03.2014)-GÜLEN’İN ABD’DEN İSTENMESİ

Saman gazetesinin ABD’deki ajanlarından (afedersiniz muhabirlerinde) Ali H. Aslan’ın, gazetede, 03.03.2014 tarihinde, “İade mi demiştiniz?” başlıklı bir yazısı yayınlandı. Konu, Fethullah Gülen’in ABD’den iadesinin istenmesi…

Hükümet nezdinde (yani resmi olarak) böyle bir düşünce dillendirilmedi, böyle bir hukuki teşebbüste bulunulmadı. Ne var ki kamuoyunda bu mesele konuşuluyor, iadesinin isteneceği söyleniyor. Bu mesele ciddi olmalı ki, Fethullah Gülen örgütünün ABD’deki muhbiri (afedersiniz muhabiri), yazı yazmak ihtiyacı duymuş.

Örgütün büyük kulakları var tabii, bizim duymadığımızı duyuyor. Binlerce insanı bir-iki dosyada dinlediğine göre, kulaklarının büyüklüğünü anlayın. Bu kadar büyük kulaklara sahip olursanız, kamuoyunun bilmediği bilgilere bile vakıf olursunuz. Vakıf olduğunuz bilgileri kamuoyu ile paylaşma konusunda ciddi bir eğitim almamışsanız, özellikle de hangi bilgiyi ne zaman kamuoyuna sunmanız gerektiğin öğrenememişseniz, kaş yapayım derken göz çıkarıyorsunuz, yani kendi kendinizi ihbar ediyorsunuz.
CEMAAT GÜNLÜKLERİ-(05.03.2014)-GÜLEN’İN ABD’DEN İSTENMESİ yazısına devam et

SAVAŞ VE BARIŞ VEYA KORKU VE CESARET

SAVAŞ VE BARIŞ VEYA KORKU VE CESARET
Suriye’nin savaş uçağımızı düşürmesi ile başlayan tartışma, barışçı olmak ile korkak olmak, cesur olmak ile ahmak olmak, soğukkanlı olmak ile vurdumduymaz olmak, tedbirli olmak ile çekingen olmak arasındaki sınırın nerede olduğunu aramayı gerektiriyor. Yapılan kamuoyu araştırmalarında, savaş isteyenlerin (böyle soru mu sorulur) oranının çok düşük görünmesi de bu konu ile ilgilenme ihtiyacını büyütüyor.
Mesele, savaş ile barış arasında bir tercih yapmaktan ibaret değil. Savaşı barışa tercih edenlerin zihin dünyalarında teşhis edilmemiş hastalıklar olduğunu tartışmaya gerek yok. Mesele, savaş gerektiğinde nasıl davranacağımız ile ilgilidir. Savaş, zaruret haline geldiğinde konuşulmalıdır, zaruret haline geldiğinde ise korkmamak gerekir. Konumuz, zaruret haline gelen savaşa nasıl bakacağımız ile ilgilidir. Savaş bir eğlence olmadığına göre, normal zamanlarda savaşmaktan bahsetmek patolojik bir hadisedir.
Barış yanlısı veya savaş yanlısı olmak diye bir şey yok. Bunlar, boş kalan sığ entelektüellerin gevezelikleridir. Savaşın zaruret haline geldiği yerde barışçı olunabilir mi? Veya savaş gerekmediği halde savaş yanlısı olmak izah edilebilir mi? Mesele barış yanlısı, savaş yanlısı şeklinde ortaya konulduğunda, bir sürü saçmalık, fikir muamelesi görüyor. Oysa esas olan, “doğru olanı yapmaktır”. Doğru yapmak, yapılması gerekeni yapmaktır. Evet, barış esastır, hayat barıştadır, savaş istisnadır, savaşta ölüm vardır. İstisna olanın şartları da istisnadır, ama istisna olması, gerçekleşmeyeceği manasına gelmez. Anlamsız ve izahsız bir barış taraftarlığı, barışı (yani hayatı) muhafaza edemez. SAVAŞ VE BARIŞ VEYA KORKU VE CESARET yazısına devam et

KORKUYORLAR ÇÜNKÜ…

Siyasi rejim, kendini ve ilkelerini yerleştirmek için kurulduğu yıllardan itibaren uzun süre, en küçük ilkesi ve alameti için bile binlerce can aldı. O kadar basit sebeplerle insanların canına kıydılar ki, sadece şapka için binlerce masum ve mazlum insanı astılar. İnsanlık tarihinde sayısal anlamda çok büyük katliamlar var. Fakat şapka gibi basit sebepten dolayı binlerce insanın asıldığına rastlanmaz. Hiçbir siyasi rejim bu kadar vahşi şekilde kurulmamıştır. En küçük ilkesi için binlerce insanın canını almaktan imtina etmediğini bu halka gösteren siyasi rejim (kemalist rejim) tüm gerçekleri ve doğruları tersyüz etti. Yalanı doğru, sahtesi gerçek oldu. Her şey ama her şey, yanlış kuruldu fakat bu kuruluş muhtemelen yüzbinlerce insanın canına malolduğu için, sistematik yalan ve yanlışlar herkes tarafından doğru olarak kabul edilmek zorunda kaldı. Üretilen suni gerçeklik, “gerçek” muamelesi gördü. Suni gerçeklerin “gerçek” olduğuna dair tek delil, darağacında haftalarca sallanan cansız bedenlerdi. Herhangi bir iddia için, darağacında sallanan cansız bedenden daha kuvvetli bir delil tasavvur edebiliyor musunuz? Darağacında sallanan cansız beden herşeyin delilidir. O kadar ki, iki kere iki beş eder dendiğinde, bazen sarahaten bezen ihsasen darağacında sallanan cansız bedenlere atıf yapıldı ve matematik bile değiştirildi. Yavaş ol, o kadar da değil, matematik değişir mi diyenler, Anayasa Mahkemesinin 367 ve benzeri kararlarına baksınlar, değişir mi değişmez mi orada görürler. KORKUYORLAR ÇÜNKÜ… yazısına devam et