İSLAMCILIK MESELESİ-2-VASITA SİSTEM VE HAYRETTİN KARAMAN

İSLAMCILIK MESELESİ-2-VASITA SİSTEM VE HAYRETTİN KARAMAN
Hayrettin Karaman, Yenişafak’taki köşesinde 27.07.2012 tarihli “Arap baharında İslam’a yolculuk” başlıklı yazısında, bir taraftan Arap baharındaki gelişmeler merkezinde İslam’ın tatbik bahsindeki karşılıklarını inceliyor bir taraftan da İslam’ın günümüzdeki tatbikatının nasıl olacağına dair “nazari tespitler” yapmaya çalışıyor.
Karaman, Arap halklarının isyanının, batı projeksiyonu olmadığı kanaatini ifade ederken doğru bir tespit yapıyor. Gerçekten yıllardır diktatoryal rejimlerde zulüm altında yaşayan halkların, bir gün mutlaka isyan edeceği gerçeği, insan tabiatının zaruri neticelerindendi. O gün tabii ki bu gündür. İsyanların, devrimlerin, yeni hükümet teşkillerinin, “doğrudan İslami ruhu” taşımadığı istikametindeki görüntüler ve gelişmeler karşısında bazı Müslümanların “tereddütlü”, “şüpheli” ve hatta doğrudan batı projeksiyonu olduğu düşünceleri, idrak sığlığından kaynaklanıyor.
Hayrettin Karaman, bu süreci teşhis ederken, tabii ve tedrici gelişme seyrine işaret ediyor ki, haklıdır. “Heyecanlı ve hesapsız bazı müslümanlar, farklı kesimlerin yaşadığı bu ülkelerdeki reformları, İslam’a uygunluk yönünden değerlendiriyor ve olumsuz sonuçlara varıyorlar. Bunlara katılmıyorum. Normal bir sosyal değişim bir adımda olmaz. Farklı iradelerin çatıştığı bir toplumda bir grup her istediğini başkalarına dayatamaz. Adım adım mükemmele gitmeyi amaçlayanlar, hem ülke hem de dünya şartlarını göz önünde tutmak durumundadırlar.” Haklıdır fakat “nasıl” olacağına dair bir şey söylememekle, İslam coğrafyasındaki umumi eksiklik ve zafiyete kendi de duçar olmaktadır. “Adım adım mükemmele gitme” çabası, zaruri bir tespit olarak doğru fakat “nasıl” olacağı hususunda bir teklifte bulunmamakla eksik… Okumaya devam et “İSLAMCILIK MESELESİ-2-VASITA SİSTEM VE HAYRETTİN KARAMAN”

İNŞA VE MUHAFAZA-14-

İNŞA VE MUHAFAZA-14-
*Tatbik sistemi
Tefekkür bahisleri nihai tecrit noktasında üç ana başlıkta toplanır. Varlık, İnsan, Hayat… İslam bu üç temel başlığın üstünde ve merkezinde, Yaratıcı Kudretin, Allah’ın varlığını kabul eder. Varlığın veya hayatın neresinden başlanırsa başlansın, terkip ve tecrit faaliyeti, bu üç başlıktan birine ulaşır. Üç başlık ise nihayetinde Allah’a varır.
Bu üç ana konunun tezatsız izahına dünya görüşü diyoruz. İslam’ı, varlık, insan ve hayata tatbik edebilmek için ihtiyaç duyduğumuz sisteme ise “tatbik sistemi” ismini veriyoruz. İslam’ın dünya görüşü inşa edilmediğinde İslam, parça parça anlaşılmaya çalışılıyor ki bu, vahim bir durum. Tatbik sistem inşa edilmeden uygulama teşebbüsünde bulunmak ise İslam’ın arzu etmediği neticeleri tevlit ediyor.
*
Tatbik sistem, vasıta sistemden sonra gelir. Tatbik sisteme ulaşmak, İslam’ın tamamını tatbik edebilecek kudret ve imkana sahip olmaktır. Bu safhada, parça tatbikatlar değil, tam tatbikat mevcuttur. İslam’a yol açmak değil, İslam’ı “gerçek” kılmak zamanıdır. Okumaya devam et “İNŞA VE MUHAFAZA-14-“

İNŞA VE MUHAFAZA-13-

İNŞA VE MUHAFAZA-13-

Vasıta sistemin geçerli olduğu süreçte “muhafaza” meselesi çok çetrefillidir. Çünkü vasıta sistemin müesseseleri, “asli müesseseler” değil, “ara müesseselerdir”.
Vasıta sistem sürecinde kurulan müesseseler, hayatı, asli müesseselere taşıyacak ara müesseselerdir. Ara müesseseler, asli müesseselerin hazırlayıcısıdır. Umumiyetle İslam’a yabancı siyaset ve kültür iklimlerindeki çalışmalara tekabül eder. Yabancı sistemlerin içinde kurulacak müesseselerin “asli müessese” olması fevkalade zordur.
Ara müesseseler, vasıta sistem süreci devam ettiği müddetçe varlığını devam ettirir. Tatbik sistem sürecine geçildiğinde ara müesseseler miadını doldurmuş olur. Muhafaza süreleri de tatbik sistemin bidayetine kadardır.
Geçiş dönemleri tabiatları gereği problemlidir. Menzile ulaşana kadar fevkalade mühim olan bu sürecin müesseselerinde muhafaza ayarı zor yapılır. Menzile ulaşmak uzun sürerse (geçiş dönemi uzun sürerse), ara müesseselerin muhafazası için yapılan hassasiyet yığınağı fazla olabilmektedir. Lüzumundan fazla muhafaza hassasiyeti, bu müesseselerin tasfiyesine karşı bir mukavemet oluşmasına sebep oluyor. Mukavemet oluştuğunda tasfiye, çatışmalı şekilde gerçekleşiyor. “İhtilaller, önce çocuklarını yer” veciz sözünün gerçekleşme ihtimallerinden biri de budur. Her müessese bir kadro ve liderlik üretiyor ve direniş kaçınılmaz hale geliyor. Vasıta sistem fikri veya ara müesseseler anlayışı oluşturulmadığında, hayatı tatbik sisteme kadar taşıyan ehemmiyetteki müesseselerin neden tasfiye edilmesi gerektiği anlaşılamıyor. Oysa “ara müessese” isimlendirmesi bile bu türden problemlerin ciddi bir kısmını ortadan kaldırmaya kafidir. Okumaya devam et “İNŞA VE MUHAFAZA-13-“

İNŞAVE MUHAFAZA-12-

İNŞA VE MUHAFAZA-12-

Vasıta sistem, bir cihetten bakıldığında da, başka sistemler içinden İslam’a yol aramak ve açmak meselesine karşılık gelir. Yukarıdaki misalden hareketle, para trafiğini yönetecek bir müessese inşa ve tatbik etmek, mevcut siyasi ve iktisadi rejim içinde yapılabilmelidir. Ki, bu yolla hayat yavaş yavaş (ve tabi ki mümkün olduğu kadar hızlı) İslam’a doğru taşınabilsin ve nihai hedefe doğru yaklaşılsın.
İslam’ı mevcut şartlarda (başka siyaset ve kültür iklimlerinde) tatbik edememek, tüm tatbikatlarını ortadan kaldırmayı gerektirmez. Tatbikat için ideal şartları beklemek, o şartların hiçbir zaman gerçekleşmeyeceğini gösterir. İdeal şartları gerçekleştirmek için mücadele etmenin en mühim yolu, vasıta sistem marifetiyle, mevcut şartlar ile ideal şartlar arasındaki uçurumu kapatmaktır. Okumaya devam et “İNŞAVE MUHAFAZA-12-“

İNŞA VE MUHAFAZA-11-

İNŞA VE MUHAFAZA-11-

*Vasıta sistem nedir?
Vasıta sistem, nihai sistem olmadığı için tabiatı gereği problemlidir. Kurulması ve işletilmesi, nihai sistemden daha zordur. Zira bir taraftan mevcut şartları dikkate alır, diğer taraftan İslam’ın yekununa ulaşmak için onu esas alır. “Hiç” ile “hep” arasındaki güzergahta yürümek fevkalade zordur, bunun sistemini kurmak ise daha zor.
Vasıta sistemin iki boyutu var. Şartların temini ve hayatın inşası…
Şartların temini, İslam’ın tatbik iklimini inşa etmek için lüzumludur. Hayatın inşası ise, şartların temininden sonra, İslam’ın hayatını üretmek içindir. Bu ikisinden sonra sıra tatbik sistemine gelir. Şartların temini, tabiri caizse, zemini tesviye ve tasfiye etmektir. Hayatın inşası ise, tesviye ve tasfiye edilmiş olan zeminde, İslam’ın tatbik müesseselerini inşa etmektir.
Şartların temini…
Şartların temini, İslam’ın tatbiki için elzem olan kuvvet ve imkânın teminidir. Siyasi sahadaki ihtilalden tutun da içtimai sahada ahlaki altyapıya kadar her şey, şartların teminine dâhildir.
İslam, müstakil (bağımsız) din ve müstakil dünya görüşü olarak, kendi tatbik iklimine ihtiyaç duyar. Başka dünya görüşlerinin veya kültür iklimlerinin içinde (ve yedeğinde) tatbiki kabil değildir. Şartların temini bahsi, özet olarak bu hususa matuftur. Okumaya devam et “İNŞA VE MUHAFAZA-11-“

İNŞA VE MUHAFAZA-10-

İNŞA VE MUHAFAZA-10-
*İnşa sürecinin güzergahı
İnşa güzergahında üç ana menzil var; vasıta sistem, tatbik sistem ve nihai sistem… Menzil veya anlayış havzası… İnşa süreci bu üç merkezde takip edilebilir.
Son birkaç asırdır Müslümanların nazari ve medeni üretimleri sıfıra yaklaştı. Dolayısıyla her alanda “İslam’ın hayatını” inşa edemez oldular. İslami hayatı inşa edemeyince bir boşluk mu oluştu? Hayır… Zira hayat boşluk kabul etmez. İslam’ın geri çekildiği her alan batı medeniyeti tarafından hızlıca dolduruldu. Eğer boşluk oluşsa ve bizi bekleseydi, işimiz kolaydı. Hayatın batı tarafından işgal edilmiş olması, Müslümanların mevcut hayat gerçekliklerini aşmasını da gerektiriyor.
Fakat boşluk oluştu. İslam medeniyet boşluğu oluştu. İslami zaviyeden bakıldığında devasa bir boşluk fakat hayatın içinden bakıldığında çok yoğun bir işgal var. İşin zorluğu da burada… Müslümanların en önemli problemlerinden birisi bu… Fakat bu problem, aynı zamanda arızi bir problemdir. İslam, medeniyet çapında, zamanın muhtevasına kendi “mana yekûnunu” pompalamaya başladığında, bu problem ortadan kalkacaktır. Öyleyse nihai sistem ve vasıta sistem tasnifini yapmak gerekiyor. Okumaya devam et “İNŞA VE MUHAFAZA-10-“

İNŞA VE MUHAFAZA-9-

İNŞA VE MUHAFAZA-9-
İnşa sürecinin üçüncü safhası, hayatın ve medeniyetin ihtiyaçlarının birleştirilmesidir.
Acil ve zaruri ihtiyaçları karşılayacak müesseselerle “hissi altyapı”, mühim işler için kurulan müesseselerle “hayatın altyapısı” inşa edilmiş olur. Bu ikisi, hayatı ayakta tutmaya kafidir. Üçüncü safhada hayat ile medeniyetin kaynakları, ihtiyaçları, meseleleri, alanları vesaire birçok konu birbirine bağlanır ve mühürlenir. Bu safhada hayat ile medeniyet birbirinin mütemmim cüzü haline gelecek derinlikte birbirine raptedilir. Hayat olmadan medeniyet, medeniyet olmadan hayat var olamayacak çapta bir vuslatın gerçekleştirilir.
*
İnşa sürecinin dördüncü safhasında halk kuşatılır ve medeniyet halkın “gerçeklik kavrayışına” zerkedilir.
Dünya görüşü ve medeniyetin halkın “gerçeklik kavrayışına” zerkedilmesi, halkın en cahilinin bile o medeniyetten vazgeçemeyeceği bir derinliğe kadar nüfuz etmesidir. Okumaya devam et “İNŞA VE MUHAFAZA-9-“

İNŞA VE MUHAFAZA-8-

İNŞA VE MUHAFAZA-8-
İnşa sürecinin ikinci safhası, hayatın mühim meseleleri ile medeniyetin mühim meselelerinin kesiştiği sahalar ve işlerdir.
Medeniyet ve hayatın kesişen acil ihtiyaçlarının karşılanması, insanların duygu dünyasına nüfuz etmeyi mümkün kılar, mühim ihtiyaçların karşılanması ise akıl dünyasına nüfuz etmeyi… Mühim işler, ferdi ve içtimai oluş süreçleri ile ilgilidir. Acil ihtiyaçların medeni müesseseler ile medeniyet anlayışıyla karşılanması, cemiyette çok az insan tarafından farkedilir, anlaşılır, önemsenir. Mühim ihtiyaçların medeniyet seviyesinde karşılanması ise cemiyette çok fazla insan tarafından farkedilir. Mühim işler, üzerinde tefekkür faaliyetinin yoğunlaştığı meselelerdir. Medeniyet inşasının başlamasından önce de mühim meselelerde düşünme temrinleri bol bol yapıldığı için dikkat ve hassasiyet yoğunluğu mevcuttur. Acil ve zaruri ihtiyaçların karşılanması, bu meselelerdeki duygu ve akıl sıkışmasından dolayı tefekkür yoğunluğundan uzaktır. Medeniyet inşasının geniş halk kesimlerince farkedilmesi ilk olarak mühim meselelerdeki inşa faaliyeti ile başlar.
Medeniyet inşası mühim işlerle başlar. Acil ihtiyaçların karşılanması, hiçbir zaman “medeniyet sükûneti” ile gerçekleştirilemez. Medeniyetin mühim hususiyetlerinden birisi, “sükûnetidir”. Acil işler, sükunete manidir, özellikle de medeniyet inşasının bidayetine denk gelen acil işler… Fakat unutulmamalıdır ki acil işler ne kadar medeniyet ruhunu celbedecek şekilde yapılabilirse o kadar büyük bir tesir icra eder. Okumaya devam et “İNŞA VE MUHAFAZA-8-“

İNŞA VE MUHAFAZA-7-

İNŞA VE MUHAFAZA-7-
İnşa sürecinde muhafazanın hususiyetlerinden biri, inşa safhalarının tespit edilmesidir. İnşa stratejisi olmadan, inşa sıra listesi yapılmadan başarılı olmak mümkün olmaz. Hayat, “yüksek medeniyet” fikrini beklemez. Medeniyetin acil ihtiyaçları ile hayatın acil ihtiyaçları arasında muvazenenin kurulması şarttır. Muvazene kurulamıyor veya kurulan muvazene muhafaza edilemiyorsa, hayatın acil ihtiyaçları öne alınmalıdır. Nazari olarak yanlış gibi görünen bu tercih, nazariyatı tatbikata feda etmek şeklinde anlaşılabilir. Unutulmamalıdır ki, hayatın acil ihtiyaçları karşılanmadan yapılacak her iş, hayat tarafından tepelenmekte, imha edilmekte, yeryüzünden silinmektedir. Fakirliğin ahlakı olabilir ama medeniyeti olmaz. Açlığın ise ne ahlakı olur ne de medeniyeti… Medeniyetin ihtiyaçlarını hayatın ihtiyaçlarına tercih etmek, nazari olarak doğru görünse de, ameli sahada “tatbik edilebilir” bir fikir değildir. Özellikle de hayatın acil ihtiyaçları sözkonusu olduğunda, insanların ne kadar vahşileştiği, dünya tarihinde milyonlarca defa kendini tekrarlayan bir gerçektir.
Asıl olan, medeniyetin ihtiyaçları ile hayatın ihtiyaçları arasında mütekamil bir muvazene kurmak ve inşa süresince bu muvazeneyi muhafaza etmektir. Sadece medeniyet inşası (ihtiyaçları) ile ilgilenmek ve hayatı ihmal etmek, medeniyeti uzayda kurmaya çalışmak gibidir. Hayat, inşa faaliyetinin altyapısını çökertir ve asla mesafe almak kabil olmaz. Sadece hayatın ihtiyaçları ile ilgilenmek ve onun peşinden gitmek, “medeniyet fikrini” kaybetmektir, varılan menzil medeniyetten başka bir şey olur. Okumaya devam et “İNŞA VE MUHAFAZA-7-“

İNŞA VE MUHAFAZA-6-

İNŞA VE MUHAFAZA-6-
İçinde yaşadığımız çağda, İslam medeniyeti tasfiye edildiği için yeniden kurulmalıdır. Bu sebeple inşa merhalesi önümüzdedir ve bu süreçte muhafazanın nasıl yapılacağı bilinmelidir. Baştan başlayan medeniyet inşa sürecinde, hayat alanlarının hepsi de çok hareketlidir. Medeniyet inşasını tamamlayıp tekamül seyrine (sürecine) girdiğindeki hareketlilik, birinci safhaya nispetle yavaştır. Hareketin kesif ve hızlı olduğu birinci süreçte muhafaza bahsi, ciddi problemler ihtiva eder.
İnşa sürecinde muhafazanın “ayarı” dikkatli yapılmalıdır. Muhafaza çabasında ayar biraz fazla olsa inşa faaliyeti durur veya yavaşlar, bu ihtimalde inşa süreci neticeye varmaz. Aksi ihtimalde ise inşa faaliyeti sürekli yeniden başlar, bu halde müktesebat oluşmaz. Müktesebat yoksa inşa faaliyetinin devam etmesinin bir manası yoktur, çünkü bu durumda inşa faaliyeti devam etmez, kendi ekseninde fasit daire oluşturmaya başlar. Okumaya devam et “İNŞA VE MUHAFAZA-6-“

İNŞA VE MUHAFAZA-5-

İNŞA VE MUHAFAZA-5-
İslam irfanının en zor konuları “ruhi ilimler” bahsidir. Ruhi ilimlerin üstadı neredeyse kalmadı. Ruhi ilimler, malum olduğu üzere tasavvuf mecrasında tahsil edilirdi. Günümüzde insan kalitesi o kadar düştü ki, bırakın ruhi ilimlerin tahsilini, İslami İlimlerin tahsili bile yapılamıyor. İslami İlimlerin tahsil edilemediği bir vasatta, İslami İlimlerin en derinleri olan ruhi ilimlerin tahsili hayal oldu.
Ruh ilimlerinin tahsil imkansızlığı (neredeyse imkansız hale geldi), bu alandaki eserlerin, tezahürlerin, hikmetlerin muhafazasını zorlaştırdı. İslami İlim Mecralarının en hususisi olan ve sadece İslam irfanında bulunan bu ilimler, materyalist dünyaya karşı en net farklarımızdan ve en ileri olduğumuz alanlardan biridir. Ne var ki tahsili zorlaşınca, muhafazası da zorlaştı. Müslümanların ruhi ilimlerle ilgili hassas olması lazım… Tahsil edemediği için anlayamadığı bu ilimlere karşı hasmane tavır içine girmek, büyük bir ilmi katliam olur. Okumaya devam et “İNŞA VE MUHAFAZA-5-“

İNŞA VE MUHAFAZA-3-

İNŞA VE MUHAFAZA-3-
Bir milyonluk şehir, binaları eskidi diye yerle bir edilmez. Orada yaşayan bir milyon insanın, yeni şehir kurulana kadar (ki kuracak kaynaklarınız varsa) nerede iskan edileceğini umursamadan böyle bir iş yapılmaz. Buna tecdit hareketi değil yıkım hareketi denir. Kaldı ki bahsini ettiğimiz “din”dir. On dört asırlık müktesebatın içinde milyonlarca konu var. Temel konulardan teferruata kadar milyonlarca konu… İslam irfanının bu konularda ulaştığı seviye bir tarafa, sadece her konuyu başlık olarak gündeme almak asırlar sürer. Ahmaklığın çapına bakın… Tüm bunları bir anda yıkmak, yok saymak, ikrah etmek, reddetmek, tahkir etmek, küfretmek ne demektir? Ümmeti, asırlarca süren bir zaman diliminde “hukuksuz”, “ahlaksız”, “ilimsiz”, “sanatsız”, “iktisatsız” kabul etmek tüm ana sistemlerde bedevi hale getirmektir. On dört asırlık “İslam hukuk” üretimi, ancak on dört asırda meydana gelebilecek bir hadisedir. Müktesebatın yeniden aynı çap ve derinlikte üretilmesi için geçecek zaman diliminde ümmet bedevi olarak yaşayacak öyle mi? Ümmete reva görülene bakın… Okumaya devam et “İNŞA VE MUHAFAZA-3-“

İNŞA VE MUHAFAZA-1-

İNŞA VE MUHAFAZA-1-
İslam tarihi boyunca üretilen müktesebatı elinin tersiyle itenler görülüyor. Ümmetin on dört asırlık müktesebatını elinin tersiyle itenler, Kemalist devrimlerin “İslami” payandalığını yapıyor gibi görünmüyor mu? Böyle bir ithamın ağır olduğunu biliyoruz, doğrusu böyle bir ithamda da bulunmuyoruz. Umumi manzarayı anlamaya çalışırken, soru sorma temrinleri yapıyoruz, şuurlar uyansın diye…
Diyelim ki haklılar… On dört asırlık müktesebatı ellerinin tersiyle ittiler ve yeni baştan inşa faaliyetini başlattılar. On dört asırlık müktesebatı üretmek için geçecek olan sürenin en az on dört asır olduğunu görmemeleri ilginç değil mi? İslam tarihindeki “dev şahsiyetler” ise şimdi yetişmiyor, bu cihetten bakıldığında on dört asırlık müktesebatı üretmek için on dört bin yıl geçmesi gerekiyor. On dört asırlık müktesebatı, on dört yılda üretebileceğine inananlar çıkmadı değil… Peki, netice ne? Geçelim… Ahmaklığı tenkit, beyhude çabadır. Okumaya devam et “İNŞA VE MUHAFAZA-1-“

KURUCU ŞAHSİYET-3-

KURUCU ŞAHSİYET-3-
Kurucu şahsiyet, inşa fikrini kuşanmış olmalıdır. İnşa fikrinde muhtevi olan hususiyetleri şahsiyet haline getiremeyen insanlar, inşa faaliyetini gerçekleştiremez, kurucu şahsiyet haline gelemezler.
Kurucu şahsiyetler, yüksek tecrit istidadına ve maharetine sahip olmalıdır. Kuruculuk vasfı, keskin bir tecrit faaliyeti gerektirir. Tecrit cehdi, hayatın mevcut gerçeklik altyapısından kurtulmak için şarttır. Mevcut hayatın gerçeklik altyapısı İslam tarafından inşa edilmediği için, en radikal noktalara kadar inecek bir tecrit faaliyeti gerekir. Batı tarafından inşa edilen bu hayatın tüm “zehirli telkin ve tesirlerinden” kurtulacak çap ve derinlikte bir tecrit faaliyetini gerçekleştirecek ruhi kuvvette olmalıdır.
Tecrit faaliyeti ile hayatın sıfır noktasına inecek, kaynaklarını çıplak olarak görecek, onları İslami bakış açısıyla yeniden değerlendirecek ve yeni inşa faaliyetinin zeminini (çerçevesini) oluşturacaktır. Mevcut hayatın verileriyle asla tefekkür faaliyetine teşebbüs etmeyecek, hayatın sıfır noktasına kadar indiğinden emin olmak için defalarca kendini tartacak ve hesaba çekecektir. Nefsinin derinliklerine kadar nüfuz eden bu hayatın hesabını görebilecek derinliğe indiğinden emin olmadığı her defasında geri çekilecek, aklını, nefsini, zihnini düşmanla muhatap olur gibi dehşetengiz bir muhasebe ve murakabeye almalıdır. İnsanın hayattan etkilenme derinliğini bilmeli, bu derinliğin çocukluktan başladığını, “benlik inşası” dönemindeki tesirlerin aklının kaynaklarını oluşturduğunu anlamalıdır. Okumaya devam et “KURUCU ŞAHSİYET-3-“

İNŞA FİKRİ-6-

İNŞA FİKRİ-6-
İnşa fikri, en zor fikir çeşitlerindendir. Şekillendirilemez, denklemi kurulamaz, nakli fevkalade zor, en önemlisi de ferdi ve enfüsi olmasıdır. Umumi çerçeveler oluşturulması kabil, belli belirsiz bir sistem geliştirilmesi mümkün fakat net bir harita, sarih bir denklem, açık bir şekil üretmek zordur. En tayin edici hususiyeti, medeniyet tasavvurundan süzülmesidir. Medeniyet tasavvuru, inşa edilecek şeyin ne olduğunu gösterdiği için inşa fikrinin en azından hedeflerini tayin etmiştir. Bir fikrin hedefini (hedeflerini) tayin edebilmek, o fikri büyük nispette üretmek olur.
İnşa fikri, kaynak ve çerçeve, merkez ve muhit anlayışı ile kurulabilir. Kaynak kitap ve sünnet, çerçeve ise irfandır. Merkez dünya görüşü, muhit ise medeniyet tasavvurudur. Okumaya devam et “İNŞA FİKRİ-6-“

İNŞA FİKRİ-4-

İNŞA FİKRİ-4-
İslam medeniyetinin sıfır noktasında olduğu bugünün dünyasında inşa fikri için tecrit marifeti ve faaliyeti şarttır. Tüm hayatımız batı medeniyeti tarafından işgal edildiği için, yeni bir medeniyet inşası, öncelikle tecrit ile kabildir. Tüm hayat alanlarımızın nazari ve ameli sahalarda yabancı işgaline maruz kaldığı bugün, batı, ferdlerin ruhi derinliklerine kadar nüfuz etmiş, cemiyetin tüm münasebet ağını tesis etmiş, insanların “gerçeklik kavrayışını” kendi medeniyetiyle mühürlemiş haldedir. Bu durum, sıhhatli tefekkür faaliyetini (hatta hissi faaliyeti bile) neredeyse imkansız hale getirmişken, medeniyet tasavvuru ve inşa fikrini oluşturmak için, insanüstü bir çabayla tecrit faaliyetini gerçekleştirmek gerekir. Batının “zehirli telkin ve tesirlerinden” kurtulmanın en kestirme yolu, uçsuz bucaksız derinliklere doğru yol alabilecek bir tecrit faaliyetidir. Öyle ki, harareti kırk dereceye yükselen insanın yaşadığı “anlamsızlık” halini, batının tüm tesirlerini söküp atana kadar günlük hayat haline getirmek gerekir.(2) Okumaya devam et “İNŞA FİKRİ-4-“

İNŞA FİKRİ-3-

İNŞA FİKRİ-3-
İnşa fikri, öncelikle dünya görüşü ve medeniyet tasavvuruna ihtiyaç duyar. İslam’ın dünya görüşü ve medeniyet tasavvuru olmadan inşa fikrini oluşturmak kabil olmaz. Dünya görüşü inşa fikrinin kaynağı, medeniyet tasavvuru ise ufkudur. Ufku yani inşa faaliyetinin istikameti, güzergahı, hedefleri, denklemleri, tahlil ve terkip ölçüleri ile mühendislik (inşa) bilgileridir.
Dünya görüşü, “ne” ile inşa edeceğini bilmek için lazım, medeniyet tasavvuru ise “ne” inşa edeceğini bilmek için… Kaynak ve çerçeve… Merkez ve muhit… Bunlar olmadan yapılması gerekenin ne olduğu anlaşılamaz ki, inşa fikri oluşturulabilsin ve faaliyeti başlatılabilsin. Okumaya devam et “İNŞA FİKRİ-3-“

İNŞA FİKRİ-2-

İNŞA FİKRİ-2-
İçinde yaşadığımız çağda, İslam coğrafyası, Müslümanların hüküm ve tasarrufunda değildir. Arsa yoksa inşaat da yok. Bu sebeple inşa fikrinin hazırlık devresi ihtilal sürecidir. İhtilal süreci, arsayı temellük etmektir. İhtilal sürecini yönetecek bir ihtilal fikri şarttır. Bu sebeple çağımızdaki silsile, ihtilal-inşa-muhafaza-tecdittir.
İnşa fikrinin yolunu açan ihtilal fikridir, ihtilal fikri olmadığı takdirde inşa fikri meydana çıkmaz. İhtilal fikri, ıslah fikrinin zıddıdır, ıslah fikri ise inşa fikrinin… Dolayısıyla ıslah fikrinde ısrar edenler ihtilal fikrine ulaşamaz, ihtilal fikrine ulaşamayanlar, inşa fikrini öremezler. Ne var ki bu silsile tehlikelidir. İnşa fikrine ihtilal fikrinden ulaşmak, ihtilal fikrini daha mühim hale getirebiliyor. Bu tuzağa düşmemek için, inşa fikri örülmeli, inşa fikrinin muhtevasında ihtilal fikri de bulunmalıdır. İnşa fikrine ihtilal fikrinden değil, ihtilal fikrine inşa fikrinden ulaşmak gerekir. Sıhhatli olan yol budur, çünkü asıl olan ihtilal fikri değil, inşa fikridir. Okumaya devam et “İNŞA FİKRİ-2-“

İNŞA FİKRİ-1-

İNŞA FİKRİ-1-
İslam medeniyetinin yeniden inşası için ihtiyaç duyduğumuz fikir, “kurucu fikir”, ihtiyaç duyduğumuz şahsiyet ise “kurucu şahsiyet”tir. Kurucu, ihdas edici, tesis edici, teşkil edici, inşa edici şahsiyetler… İhtiyacımız bu…
İslam’ı anlamanın bu günkü şekli, “inşa fikrini” geliştirmek, üretmek, sistemleştirmek ve tatbik etmektir. İslam medeniyetinin mevcut olduğu dönemlerde de inşa fikri lazımdır, medeniyetin sürekli taze, canlı tutulması için. Fakat o dönemde “muhafaza fikri” ile beraberdir ve öncelikle mevcut olanın muhafazası gerekir. Muhafaza edilebilsin ki, onun üzerine inşa faaliyeti devam ettirilebilsin. Günümüzdeki durum, medeniyetin tüm müesseseleriyle yıkıldığı, yok edildiği bir dönem olması itibariyle, muhafaza fikrine değil inşa fikrine ihtiyacımız var. Bu dönemin muhafazası, dinin muhafazasıdır. Okumaya devam et “İNŞA FİKRİ-1-“

MÜSLÜMANLARIN TEŞKİLAT ANLAYIŞI-13-KURUCU DÜŞÜNCE KURUCU ŞAHSİYET

MÜSLÜMANLARIN TEŞKİLAT ANLAYIŞI-13-
KURUCU DÜŞÜNCE KURUCU ŞAHSİYET
Süregelen ve süregiden yapılar içinde bulunmak, onları yönetmek, işletmek, idare etmek kolay. Teamüller, kurallar, adetler içinde hayatı yaşamak, ciddi bir fikri çabayı ve başarıyı gerektirmez. Normal zekaya sahip, normal bilgiye malik birisi, idareci de olabilir, uzman personel de…
Mevcut yapıdan, halden, statüden (statükodan), rejimden, devletten kısacası en küçüğünden en büyüğüne kadar herhangi bir yerleşik sistemden çıkmak veya onu yıkmak, yerine yenisini inşa etmek sözkonusu olduğunda, ciddi hususiyetleri ve istidatları olan insanlar lazım. En mühim hususiyet, “kurucu düşünceye” sahip olmaktır. Kurucu düşünceye sahip olmak ön şarttır ama kurucu düşünceyi, “kurucu şahsiyet” haline getirmeden olmaz.
İhtilaller tarihi, başarılı ihtilalleri yazdığı için, başarısız olanlar görünmez. Dünya siyaset tarihi, başarılı ihtilallerden çok fazla sayıda başarısız ihtilal teşebbüslerinin ve siyasi hareketlerin arşividir. İhtilalın başarılı olduğu misallerin kahir ekseriyeti de, inşa döneminde “maksattan” sapmıştır. Lazım olan ihtilalci (yıkıcı) fikir ile beraber, inşa fikrinin de olmasıdır. İnşa fikri, kurucu fikir… İnşa fikri yoksa ihtilalci olmak, serseri olmanın diğer adıdır.
*
Büyük siyasi hareketler bir tarafa, hayatımızdaki günlük ihtiyaçlar için bile, kurucu fikir, kurucu şahsiyet gerekiyor. Küçücük bir problemi, herhangi birinin çözmesi ile kurucu şahsiyetin çözmesi arasındaki fark, gevezelik yapmakla sistem kurmak arasındaki fark kadardır. Ne var ki günlük ihtiyaçlar içinde bu farkı görmek, keskin bir idrak işidir. Çünkü küçük hadiselerdeki kurucu irade farkı, derinlerdedir. Satıhta gezinen akıllar (idrakler) bu farkı görmez.
Teşkilatçılığın temel özelliği, hayata bakışındaki “sistem düşünce”sindedir. Sistem çapında düşünmeyenlerin kuracağı, sevk ve idare edeceği, devamını sağlayacağı teşkilatlar ancak “hobi” türünden alakaları cezbeder. Sistem düşüncesine sahip olmadan kurucu düşünceye sahip olmak kabil değildir. Küçük teşkilatlar ve günlük ihtiyaçlar için sistem düşüncesine lüzum olmadığına inananlar, asla sistem düşüncesine ulaşamazlar. Dev çınar ağacının tohumda gizli olduğuna dair klasik misalin bile bertaraf edeceği sığ düşüncelerle vakit kaybetmemek gerek.
Birçok teşkilat nüvesi, sistem düşüncesine lüzum olmadığına inanan ve sistem düşüncesinin yakınına bile yaklaşamayan adamlar tarafından oluşturulmaya çalışıldığı için ilerlemiyor, gelişmiyor, büyümüyor, kuvvetlenmiyor. Tohum kısır olduğu için bir türlü yeşermiyor. Ondan sonra başlıyorlar, “dış güçler”, “rejimin güçleri” filan gibi bir sürü mazeret aramaya…
*
Kurucu düşünce, mevcut durumun ne olduğunu, şartlar ve imkanlar haritasını doğru teşhis etmekle başlar. Yıkılacak olan en küçük yapının bile yerine ondan daha iyisini inşa edebilmenin fikir sistemini gerektirir. Hayatta hangi yapının üzerine yürünecekse, o yapının yerine inşa ve ikame edilecek en az birkaç tane alternatif fikir ve proje üretilmiş olmasıdır, kurucu düşünce. “Hele yıkalım da nasıl olsa bir şeyler yaparız” türünden düşünce serserilikleri, niyetinin ne olduğu hiç önemli olmaksızın, yıkıcı düşüncelerdir.
Devlet kurmaktan bahsedenlerin, “kervan yolda dizilir” lafına iltica etmesi kadar ahmakça bir zihni organizasyon olamaz. Dernek kurmaktan aciz insanların devlet kurmaktan bahsetmesi, en hafif tabiriyle komiktir. Kurucu şahsiyet, kurucu düşüncenin teorik gücüyle, mevcut hayatı değerlendiren, koridorlarını keşfeden, açıklarını fark eden, nasıl nüfuz edileceğini derinliğine anlayan, halkın ihtiyaçları ile fikrin gerekleri arasında paralellik kuran, müesseseyi halkın ne fazla ihtiyaç duyduğu alandan başlamak üzere kurmaya başlayan insandır. Halkın ihtiyaçlarını bile bilmeyen, sonrada halkı, duyarsız, idraksiz, alakasız gibi vasıflarla itham ederek nefsine mazeret üretenler, kurucu şahsiyet olamazlar. Mevcut durumda halkın ihtiyaçlarını karşılayamayan, problemlerini çözemeyen, meseleleri ile ilgilenemeyenler, iktidar olduklarında sadece diktatör oluyorlar.
Çözümü sadece iktidarda görenler, çözüm yolunu namluda gören fikir nasipsizleridir. İktidar olmadan çözülebilecek problemler olmalı. İktidar olmadan çözüm fikrine ve çözüm maharetine sahip olunduğu gösterilmeli. Zaten hiçbir halk, iktidar olmadan bazı problemleri çözebildiğini ispatlayamayan kadrolara itibar etmemiştir. Milyonlarca insanın, hiçbir ihtiyacını karşılamadan, hiçbir problemini çözmeden bir araya getirilebileceğini düşünen kafalar, orijinal bir ahmaklık çeşidini sergiliyorlar.
Kurucu düşünce, kurucu şahsiyet… İşin sırrı burada… Kurucu düşünce inşa edilmeden, kurucu şahsiyetler yetiştirilmeden yapılabilecek bir şey yok. Bunlar olmadan sadece mazeret üretiliyor.
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com