MAARİF NİZAMI VE TERKİP İLİMLERİ MEDRESESİ

MAARİF NİZAMI VE TERKİP İLİMLERİ MEDRESESİ

(Terkip ve İnşa dergisi 6. sayı)

İlimlerin tasnifini yapmak, aynı zamanda İslam maarif davasının ana haritasını çizmektir. İslam maarif nizamı, ilimlerin tasnifinde kullandığımız yatay ve dikey istikametler dikkate alınarak inşa edilir. Önce dört ilim mecrası olan “Kur’an ilimleri mecrası”, “Tevhid ilimleri mecrası”, “Beşeri ilimler mecrası”, “Müspet ilimler mecrası” olarak yatay tasnif esas alınır ve bunlar için medreseler kurulur. Sonra bunların içinde dikey tasnif olan “Terkip ilimleri”, “Tetkik İlimleri”, “Tatbik ilimleri” mertebeleri dikkate alınarak üç seviyede medrese kurulur. Bu medreseler ilim tahsili ile ilgilidir ve ilim adamı yetiştirmek için kurulur. İlim ve tefekkür istidadına malik olmayanlar, “Meslek ve zanaat mektebine” gider. Bu medreselere talebe hazırlamak ve temel talim ve terbiyeyi gerçekleştirmek üzere “İlk mektepler” ve “Orta mektepler” kurulur. Okumaya devam et “MAARİF NİZAMI VE TERKİP İLİMLERİ MEDRESESİ”

İSLAM MAARİF ANLAYIŞI-12-İNSAN TELAKKİSİ-9-

Zevkte vahdeti gerçekleştirmek, İslam Maarifinin temel hedeflerinden biridir. Zevkte vahdeti gerçekleştirmek, sadece zevk alabilir hale gelmektir, bir taraftan zevk alırken, diğer taraftan ıstırap çekmemektir.
İnsan tabiatı düşünüldüğünde zevk vahdeti, fevkalade zordur. Nefs merkezinde “zevk vahdeti” gerçekleşmez. Ruh ne kadar köreltilirse köreltilsin, beka vasfını kaybetmeyeceği için, nefsin zevklerine mutlak manada iştirak etmez. Ruh ne kadar bedene, nefse, dünyaya meyledecek hale getirilse de (önündeki perdeler artırılsa da), hakikat bilgisi onu bekaya doğru çeker. Ruhun perdelenmesi mümkün fakat söndürülmesi, öldürülmesi, etkisizleştirilmesi imkansızdır. Nefs merkezinde yoğunlaşan zevk anlayışı, ruhu ne kadar perdelerse perdelesin, ne kadar baskı altına alırsa alsın, ruh bir şekilde tezahür eder ve kendine rağmen ve kendine aykırı kurulan insan iç dünyasını darmadağın eder. Bunlar ruh patlamalarıdır. Ruh, kendi tezahürlerine hiç itibar edilmeyen insan ve hayattan intikamını alır. Her arzuladığına sahip olan zengin insanların intihar etmelerinin sebebi, ruhun intikamıdır. Ruhun nefsten intikamı o kadar ağırdır ki, nefsi öldürür, insanı intihar ettirir. Nefs merkezli hayatın yoğunluğu bir noktayı aştığında, ruhun tezahürleri sıfır kıymetine indiği için, ruh varlığını, nefsi öldürerek gösterir.
Zevkte vahdet, “ruhi zevk” merkezinde gerçekleştirilebilir. Çünkü ruh, insanın nihai merkezi ve kaynağıdır. Nefs, ruha irca edilebilirse ve ruhun aldığı zevke iştirak edebilir hale getirilirse, zevk vahdeti gerçekleştirilir. Okumaya devam et “İSLAM MAARİF ANLAYIŞI-12-İNSAN TELAKKİSİ-9-“

İSLAM MAARİF ANLAYIŞI-10-İNSAN TELAKKİSİ-7-

Nefsin iman etmemesinin bazı mühim tehlikeleri var. Ruh perde arkasında da olsa sürekli (her insanda farklı periyotlarla) kendini hatırlatır. Ruh, iman etmiş halde bulunduğu için, kendini hatırlatmasının bir kısmında imanını izhar eder. Ruh zaten çok kuvvetli bir varlıktır, imanı ise, kendi varlığındaki en güçlü hamlesi, faaliyeti, tezahürüdür. Nefs, ruhun imanını izhar etme hamlesi karşısında dayanamaz, direnemez, tamamen reddedemez. Varlığına ruha borçlu olan nefs, ruhun temel temayülü ve hamlesi olan imana karşı mutlak manada karşı çıkmak iktidarında değildir. Bu cihetle ruh imanını mutlaka izhar eder.
İman etmeyen, ruhun imanına da karşı koyamayan nefs, ruhtan aldığı iman hamlesini, hareketini, faaliyetini kabul eder fakat muhtevasını, istikametini, güzergahını değiştirmeye teşebbüs eder. Bu büyük tehlikedir ve çok yaygın bir durumdur.
Nefs, bir taraftan inkar etmekte diğer taraftan da ruhun iman hamlesi ile karşı karşıya kalmaktadır. Kendinden, kendinde merkezleşmekten, kendine “inanmaktan”, kendine tapınmaktan vazgeçmez fakat ruhun iman hamlesine de direnemez. İmana karşı direnemeyen, inkardan da vazgeçmeyen nefs, ruhtan gelen iman hamlesini (aksiyonunu), kıvırır, büker, bozar, değiştirir ve yeni bir “iman” inşa eder. İnşa ettiği iman, ya kendini merkeze alan veya kendine tapınmayı da mümkün kılan veya kendinin de faydalanacağı bir mahiyet taşır. Böylece hem ruhu tatmin eder hem de hayatta kendini “gerçekleştirir”.
Bir misal konunun vuzuha kavuşmasına kafi olmalı… Okumaya devam et “İSLAM MAARİF ANLAYIŞI-10-İNSAN TELAKKİSİ-7-“

İSLAM MAARİF ANLAYIŞI-4-İNSAN TELAKKİSİ-1-

İNSAN TELAKKİSİ-1-
Maarif, insan inşasıdır. İslam Maarif Anlayışı ise Müslüman şahsiyet inşasının irfan yekunudur. Öyleyse mesele şu sacayağını takip eder; İslam nedir, İnsan nedir, Müslüman şahsiyet nedir. “İnsan tabiatı”, “İslam’ın insan telakkisi”, “İslam’ın inşa etmeyi istediği şahsiyet numunesi” başlıkları birbirinden farklıdır. Günümüzde birçok konu birbirine karıştırıldığı için, sıhhatli tetkikler yapılamıyor, sıhhatli fikir ve ilim üretilemiyor. Müslüman ilim ve fikir adamları, “insan nedir?” sorusu ile hiç ilgilenmeksizin, doğrudan doğruya İslam’ın istediği şahsiyet numunesinden bahsediyorlar. İnsanı anlamadan, İslam’ın arzu ettiği insanı anlayacaklarına dair bir vehim içindedirler. Madenin ne olduğunu bilmeden eşya (alet) imal etmeye benzeyen bu durum, hem İslam’ı anlamayı engelliyor, hem insanı anlamayı, hem de İslam’ın istediği şahsiyet terkibini…
İnsan bahsinde onlarca kitap telif ettiğimiz için, burada, insanı, maarif cihetiyle ele alacağız. İnsanın ne olduğu, İslam’ın insanı nasıl teşhis ettiği, inşa etmek istediği şahsiyet numunesinin ne olduğu hususlarını takip ederek, “İslam’ın insan telakkisini” kısaca tetkik edeceğiz.
*
İnsan tabiat havuzu, kainattaki tüm varlık çeşitlerinin tabiat hususiyetlerini ihtiva etmekte, ek olarak da sadece insana has ve ait olan ruhu, toplam varlığının merkezi unsuru olarak bünyesinde bulundurmaktadır. Bu sebeple insan tabiat haritasını çıkarmak fevkalade zordur, kolay olan yolu ise, insanlık tarihinde mevcut olan her insan fiilinin, tabiat haritasına dahil olduğunu bilmektir. İslam, varlık çeşitlerinin her birinin müstakil olarak yaratıldığını beyan ederken aynı zamanda her varlık çeşidinin kendi tabiat sınırlarını aşamayacağını da tescil eder. Varlık, kendi tabiat sınırlarını aşamayacağı için, “evrim” yoktur. Evrim, bir varlık çeşidinin kendi tabiat sınırını aşarak başka bir varlık çeşidi haline gelmesidir. Evrim, sadece insan telakkisi ile ilgili değil, aynı zamanda tüm varlık telakkisi (ontoloji) ile de ilgilidir. Dolayısıyla İslam, her varlık çeşidinin (ve tabii ki insanın) müstakil olarak yaratıldığını beyan ederken, varlık telakkisinin de çerçevesini tayin eder. Okumaya devam et “İSLAM MAARİF ANLAYIŞI-4-İNSAN TELAKKİSİ-1-“

İSLAM MAARİF ANLAYIŞI-3-TAKDİM-3-

İslam maarif anlayışı, İslam’ın her konusu gibi, tevhide bağlı terkibi bir bütünlük içinde tetkik edilir. Tetkik ufku ise medeniyet çapıdır. İslam medeniyetinin ayakta olmadığı bugün ise medeniyet inşası, “inşa fikri” merkezinde anlaşılır.
İnşa fikrinin kendine tatbik mahalli bulacağı ilk bahis, maariftir. İnşa fikri, maarif manivelasıyla, ferdin şahsiyetini, cemiyetin nizamını, hayatın ahlaki altyapısını, devletin medeniyet çatısını gerçekleştirir. Her mesele, tevhid merkezinde ve medeniyet ufkunda tefekkür ve tasavvur edileceği gibi, inşa fikri marifetiyle de tesis, teşkil, tanzim edilir.
Medeniyet çapında düşünme mecburiyeti, medeniyet tefekkürünü, tasavvurunu, terkibini ilzam eder. Medeniyet tasavvur ve terkibi gerçekleştirilmelidir ki, o terkibe uygun, yine o terkipten süzülecek olan maarif anlayış ve nizamı tesis edilebilsin. Temel meseleler üzerinde çalışamamanın mühim sebeplerinden birisi de, medeniyet tefekkürünün başlamaması, medeniyet tasavvurunun gerçekleşmemesi, inşa edilecek olan medeniyet terkibinin teşkil edilememesidir. Medeniyet terkip ve tasavvuru, “çatı fikir”dir, bu fikir olmadan, o çatı altındaki tüm meseleler, yerli yerine oturmuyor, oturtulamıyor. Dolayısıyla temel meselelerde çalışmanın tefekkür ufku oluşmuyor. Okumaya devam et “İSLAM MAARİF ANLAYIŞI-3-TAKDİM-3-“