Etiket arşivi: MHP

SEÇİM MUHALİ MÜMKÜN KILAR MI?

SEÇİM MUHALİ MÜMKÜN KILAR MI?
7 Haziran seçimleri bitti, neticeler belli oldu, meclisin matematiği ortaya çıktı. Matematik, zoru kolaylaştırmanın bilimidir, “bir” rakamını, önüne yazılan tüm varlık cinslerinden tecrit ederek bir sistem kurar. Bir elma, bir aslan, bir insan, bir peygamber gibi rakamın önüne ne yazıldığı, yazılan varlığın mahiyeti, kıymeti, hususiyetleri umurunda değildir. Meseleye meclis matematiği açısından bakıldığında, ortaya çıkan koalisyon ihtimalleri bellidir; Akparti-CHP, Akparti-MHP, Akparti-HDP, CHP-MHP-HDP… Bunlar mutlak çoğunluk hükümetleridir, aynı şekilde azınlık hükümetleri de aynı formüllere bağlı olarak birinin veya ikisinin dışarıdan destek vermesiyle kurulabilir. Yine matematik olarak hiçbir parti genel başkanının içinde bulunmayacağı ama güvenoyu almaya kafi milletvekili sayısına sahip partilerin destekleyeceği teknokrat hükümetler de mümkündür.
Meclisin matematik haritası bunu gösteriyor fakat bir de siyasi haritası var. Matematikte 1=1 gerçeği dikkate alındığında, CHP, MHP, HDP milletvekillerinin her birini “bir” saymak ve alt alta koyarak toplamak mümkün, böylece koalisyon için ihtiyaç duyulan güvenoyu çoğunluğu sağlanmış olur. Matematiğin sahtekarlığı da tam olarak burada ortaya çıkıyor, “bir” rakamının önündeki varlığı umursamayan veya tüm hususiyetlerini ihmal ederek sadece adedini ele alan, böylece o varlığın “varoluş şartlarını” yok sayan tecrit manevrası, olmazları “olur” hale getiriyor. “Matematik akıl” denilen ucube de tam olarak budur, her meseleyi sayılarla, dolayısıyla sadece maddi kar-zarar hesabıyla gören bir mahiyete sahiptir. Matematik akıl, ilk önce ahlaksızdır, sonra ideal ve hedef yoksunudur, sonra da şahsiyetsizdir.
*
SEÇİM MUHALİ MÜMKÜN KILAR MI? yazısına devam et

MUHALEFETİN ADAY STRATEJİSİ VE PSİKOLOJİK SÜREÇLER

MUHALEFETİN ADAY STRATEJİSİ VE PSİKOLOJİK SÜREÇLER

Muhalefetin aday stratejisi belli, “çatı aday” formülü ile seçimi kazanacağını düşündükleri bir yola başvurdular. Bu stratejinin altındaki psikolojik durum ise, Akparti ve Erdoğan’ın yenilmezliği ile ilgili “fikri sabit” haline gelen acizlik… Çatı aday formülü bir tercih değil, acizlikle malul hale gelen psikolojik süreçlerinin zaruri neticesidir.

Çatı adayın tercih edilmesi ile mecbur kalınması arasında psikolojik süreçler bakımından ciddi farklar var. Mecbur kalmış olmaları (ki vakıa böyle) artık siyaset üretmediklerini (hiç üretmediler ama darbe gibi ümit bağladıkları yollar vardı), sadece Erdoğan’a bakarak savrulduklarını, onun tavrına ve hareketine göre mevzilendiklerini gösteriyor. Yani üretemiyorlar, müthiş bir kabızlık hali var.
MUHALEFETİN ADAY STRATEJİSİ VE PSİKOLOJİK SÜREÇLER yazısına devam et

“ALLAH SENİ ÇATI ADAYI YAPSIN”

“ALLAH SENİ ÇATI ADAYI YAPSIN!”

Ekmeleddin İhsanoğlu’nun haline baktıkça, kızdıklarıma, “Allah seni çatı aday yapsın” diye beddua edesim geliyor. Bu nasıl beddua, adam iki artı üç partinin cumhurbaşkanlığı çatı adayı, böyle beddua mı olur demeyin. Yavuz Sultan Selim Han zamanında da, “Allah seni Yavuz’a vezir yapsın” diye bir beddua icat olmuş, üstelik günün en ağır bedduaları arasında da mümtaz bir yer edinmiş.

Ekmeleddin İhsanoğlu o kadar zor durumda ki, içinde bulunduğu şartlar manzumesi (yani çatı adaylığı) her haline, tavrına, edasına, konuşmasına ve hatta ses tonuna bile yansıyor. Herhangi bir konuda görüşü sorulduğunda, vereceği cevabın hem CHP hem de MHP yönetimini ve tabanını ikna edici olması gerekiyor. Bu iki partinin taban ve tavanlarının, siyasi görüşlerinin, ülke meseleleriyle ilgili yaklaşımlarının tek ortak noktası, Erdoğan düşmanlığıdır. Erdoğan düşmanlığı dışında herhangi bir konuda müşterek dünya görüşü ve siyasi yaklaşım sahibi değiller. Hal böyle olunca, Ekmeleddin İhsanoğlu’nun her hangi bir konuda söyleyeceği söz, ya CHP veya MHP yönetimini ve tabanını rahatsız edecektir. Mutlu olacakları tek beyan, Erdoğan aleyhine söylenecek sözdür, her ne hikmetse İhsanoğlu da o konuda görüş belirtmiyor.
“ALLAH SENİ ÇATI ADAYI YAPSIN” yazısına devam et

Altı Okçularla Hareketçilerin Cumhurreisi Adayı Statükocudur

Altı Okçularla Hareketçilerin Cumhurreisi Adayı Statükocudur

Dürüst, müeddep bir insan olabilir İhsanoğlu. Batı’nın hegemonyasından çıkmaya, demode olmuş Atatürkçü Cumhuriyetin kalıplarını sökmeye ve aslî kimliğine dönmeye çalışan Türkiye ne yapsın siyasî bir behresi olmayan sadece kibar ve akademik bir insanı.

CUMHURİYETİN TİPİK BİR MUHAFAZAKÂR BÜROKRATIDIR

İKÖ’de, üniversitede vazife yaptığında kaç Müslümanın, kaç Müslüman Türk’ün şuurunda kıvılcım uyandırmış İhsanoğlu? Devletin bir memuruydu. Kurulu düzenin, yâni Atatürkçü Cumhuriyetin tipik bir muhafazakâr bürokratıydı.

ATATÜRKÇÜ CUMHURİYET YANA FİKİRSİZ VE DÂVASIZ BİRİDİR
Altı Okçularla Hareketçilerin Cumhurreisi Adayı Statükocudur yazısına devam et

EKMELEDDİN İHSANOĞLU VEYA İSLAM’IN ZAFERİ

EKMELEDDİN İHSANOĞLU VEYA İSLAM’IN ZAFERİ

CHP ve MHP, “çatı adayı” olarak Ekmeleddin İhsanoğlu’nda karar kıldı ve ilan etti. CHP ve MHP’nin çatı adayı olarak İslam İşbirliği Teşkilatı genel sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu’nda ittifak etmeleri ne anlama geliyor? Nasıl oluyor da, CHP ve MHP, ontolojik olarak farklı kulvarda bulundukları bir şahsı cumhurbaşkanı adayı olarak kabul ve ilan ediyorlar. İhsanoğlu, normal şartlarda CHP ve MHP’nin kapısından içeri sokulmayacak, selamı alınmayacak, herhangi bir fikri ve teklifi kabul edilmeyecek birisidir. Kaldı ki, MHP tabanı nispeten intibak edecek olsa da, CHP tabanının böyle bir ismi kabul etmesi mümkün değil. MHP için bile ontolojik bir probleme işaret eden Ekmeleddin İhsanoğlu, CHP tarafından üzerinde çatı adayı olarak ittifak edilecek isim olamaz.

Son yıllarda İslam dünyasında ve Türkiye’de hayatın her alanını ve bu arada siyaseti İslam tayin eder oldu. İslam dünyasındaki çatışmalar, ihtilaflar, tefrikalar her ne kadar ümit kırıcı gibi görünse de, tarih esasen daha derinlerde akıyor. Zamanın (tarihin) akışı, önce derinlerde başlar, sonra yavaş yavaş satha doğru çıkar ve nihayet eserini vermeye başlar. Yeni İslam çağının başladığına dair yıllardır yazdığımız ve savunduğumuz temel tez, derinlerde mayalanıyor ve yeni yeni yeryüzüne çıkmaya başlıyor.
EKMELEDDİN İHSANOĞLU VEYA İSLAM’IN ZAFERİ yazısına devam et

AKPARTİ NİYE MAĞLUP EDİLEMİYOR?

AKPARTİ NİYE MAĞLUP EDİLEMİYOR?

On iki yıldır Akparti ile mücadele eden müzmin muhaliflere yardım edelim. Yurt içinde ve yurt dışındaki yeminli Akparti muhalifleri, Akparti’yi nasıl mağlup edeceklerini bilmiyorlar, bir türlü yolunu bulamıyorlar, artık anlaşıldı ki, muhalifler kendi hallerine bırakılırsa bu işi yapamayacaklar. Bizim cepheden birilerinin yardım etmemesi halinde akıbetleri çok kötü, ya kalp krizinden ölecekler veya gidip köprüden atlayacaklar, yardım etmemiz bir mesuliyet haline geldi.

Ülkedeki Kemalist, ateist, sosyalist kesimlerin kendilerini ifade ettikleri siyasi örgüt olan CHP, 2011 genel seçimine kadar siyasi mücadelesini “laiklik” ve “Atatürkçülük” üzerinden yürüttü. “Laiklik elden gidiyor” yaygaralarıyla seçim meydanlarında gırtlaklarını yırtanlar, seçim sonuçları açıklandığında önce dillerini yuttular, sonra akıllarını… Akparti’nin laiklik aleyhtarı olduğuna o kadar çok inanıyorlardı ki, sadece laikliğin ve Atatürkçülüğün tehlikede olduğunu söylediklerinde seçimi kazanacaklarını düşündüler. Bu düşüncelerini ikisi genel ikisi mahalli olmak üzere dört seçimde test etmelerine rağmen 2011 seçimine kadar korudular. Kendilerini solcu olarak tesmiye edenler, yanlıştaki kararlılıklarını doğruyu aramakta kullansalardı, şimdiye Akparti’yi çok defa iktidardan indirmiş olurlardı.
AKPARTİ NİYE MAĞLUP EDİLEMİYOR? yazısına devam et

Muhalefet: Eyvah bu oyunda bizler yine yandık

Muhalefet: Eyvah bu oyunda bizler yine yandık
Kaç zamandır şenî çevreler millet iradesiyle gelen Meclisi güçsüz düşürüp, avantadan Türkiye’yi yönetmek ve 28 Şubat’taki gibi oligarklara, dükalara hizmet edecek koalisyon iktidarı kurmak istiyorlardı.

Ecinniler, iblisler, İsrail oğulları, İngiliz cıfıtları, alkolcüler, Kemalistler, Dhkcp’ciler, Pkk’lılar, Taksim çapulcuları, sahte Antikapitalist İslâmcılar, Amerikancı ve Atatürkçü çakma cemaatler, millet karşıtı işadamları, içeriden ve dışarıdan türlü türlü provokatörler bir olmuşlardı aylardır.

Ey birleşik muhalefet birliği! Aylarca sokakları ateş topuna çevirdiniz, çamur attınız. Bilemediniz Türkiye’nin kim dostu, kim düşmanı? Kustunuz, millet iradesiyle gelen hükümet aleyhinde ne varsa karnınızda fitne fesad…

SİZE DİYORUM, ULUSALCILAR, ERGENEKONCU GENERALLER, CHP’LİLER, ATATÜRKÇÜLER, BDP’LİLER!
Muhalefet: Eyvah bu oyunda bizler yine yandık yazısına devam et

KASET SİYASETİ VE ZİHNİ SAVRUKLUK

KASET SİYASETİ VE ZİHNİ SAVRUKLUK
Kendilerini “Farklı ülkücüler” olarak isimlendiren bir gurubun, MHP yönetici kadrosu ile ilgili kaset arşivi, siyaseti teslim aldı. Mesele nasıl ele alınırsa alınsın, fikir haysiyetini zedelemeden tetkik etme imkanı sanki yok gibi…
Kamuoyunu ve siyaseti işgal eden bu mesele ile ilgilenmemenin bir yolu var mı? Bu yoğunlukta bir zihni işgal karşısında sükut etmek galiba mümkün değil. Kaset karşısında sükut etmek en doğru tavırdı ama hadisenin kamuoyunu ve siyaseti işgal etmesi karşısında sükut etmek yanlış…
Bir taraftan fikir haysiyetini muhafaza etmek diğer taraftan bu kadar çok boyutlu ahlaksızlık karşısında kelam etmek zor bir bahis… Zorluğu kolaylaştırıcı olan manevra, meseleyi pratiğin giriftliğinden çıkarıp, teorik mesele olarak ele almak. Gerçi bu meseleden hareket edilerek konu pratikten ne kadar tecrit edilebilir, emin değilim. Mümkün olduğunca tecrit ederek bazı tespitlerimizi ifade edelim.
Meselenin üç boyutu var. MHP, kamuoyu ve Müslüman bakış açısı…
MHP boyutu…
Kasetlerin hiç yayınlanmamış ve hatta duyulmamış olması ihtimalini göz önüne alalım. Meseleyi teorik zeminde konuşmanın yolu sanırım bu…
“Kadın ve aileden sorumlu genel başkan yardımcısı görevinde bulunan birinin, sahip olması gereken “anlayış” ve yaşaması gereken “hayat” ne olmalıdır?” sorusunu, MHP yönetimi kendine sormaz mı? MHP, yönetici kadroyu seçerken, anlayış ve yaşayış ile ilgili hiçbir kıstas sahibi değil mi? Genel başkan yardımcısının, “Rus Fahişeye” genel başkanını eleştirmesindeki şahsiyet hafifliği dikkatlerden kaçacak cinsten bir şey midir? İnsanların mahrem hayatlarında neler yaşadıkları bir tarafa, fikir seviyeleri ve şahsiyet terkipleri, mahrem hayatlarında günah avcılığına çıkmadan anlaşılmayacak bir şey midir? Bir adamın, günah işlemesini anladık ve bunun peşine düşmenin de ayrıca ahlaksızlık olduğunu biliyoruz da, parti genel başkanı yapılacak adamın şahsiyetini tespit gerekmez mi? Bir kadını “tavlamak” için sahabeye hakaret edecek seviyede (çukurda) olan adamın, fark edilmesi için deha olmak mı gerekir?
Günah işlemek için bir araya geldiği fahişeye, kendisinin “bir şeyler olduğunu” anlatmak ihtiyacını duyacak kişinin, akıl seviyesi, bir oturumda ve en fazla yarım saatlik sohbette anlaşılır. Devlet Bahçeli, bunu tespit edemeyecek kadar zihni zafiyetlerle malul müdür? Tespit etmişse, bu adamları o makamlarda tutmasının “hususi kastı” nedir? MHP kadroları bu seviyedeki insanlardan mı teşkil edilmiştir?
Kaset hadiseleri olmasa, MHP üst yönetiminin ne kadar seviyesiz olduğunu kamuoyu fark etmeyecek. Zira ismi geçenlerin çoğunu hatırlamıyoruz bile… Bu adamlarla yakın münasebet imkanı bulunmadığına göre, adamların seviyesi halk tarafından hiçbir zaman bilinmeyecek. Bu durumda nasıl bir tavır takınmalıyız? Mahrem hayat kısmını anladık da, adamın seviyesini görünce çıldırmamak elde değil. Bu seviyesizlik karşısında, “MHP yanlışlıkla iktidar olsa bu milletin hali ne olur?”, diye düşünmeyen var mı? Bu noktayı düşünmeden konuyu örtbas mı etmeliyiz?
MHP için asıl vahamet, kadrolarının seviyesi, donanımı, ahlakı ve anlayışıdır. Millet için de bu husus birinci derecede mühimdir. Bu kadrolarla milletin önüne çıkıp oy istemek, nasıl bir ahlaki zafiyettir? Kasetleri yayınlayanların “toptan istifa çağrısı”, kaset meselesinden bağımsız olarak doğrudur. Ne var ki, kaset ile şantaj yaparak bu çağrıda bulunmalarının yanında yer almak kabil değil. Diğer taraftan, nasıl ortaya çıktığından bağımsız olarak da, bu kadar seviyesiz adamların bir partiyi yönetiyor olması, anlaşılır ve kabul edilir hadise değil.
Kamuoyu boyutu…
Kamuoyu, bir taraftan “büyük haber” olduğu için ilgisiz kalamamakta, diğer taraftan ahlaksızlığa ortak olma endişesiyle kıvranmaktadır. Hakikaten çok ciddi bir paradoksa sıkışmış halde bocalıyor. Kaset, zina, ahlaksızlık boyutlarında dolaştığından dolayı da bocalamaktan kurtulamıyor. Oysa meselenin ahlaksızlık boyutunun dışında kalan “seviyesizlik” boyutu konuşulmalıydı. Bu kadar seviyesiz bir kadronun, bir partinin üst yönetiminde bulunması ve iktidara talip olması bir tarafa “kanarya sevenler derneği” yönetim kurulunu bile oluşturamayacak yetersizlikte bulunduğu gözlerden kaçtı. Meseleyi konuşmayanlar bu noktayı teşhis edemediği gibi konuşanlarda işin suyunu çıkardı.
Siyasi kadroların fikri ve ahlaki seviyeleri tartışma konusu olmayacaksa, siyasi parti ile yaş günü partisi arasındaki farkı nasıl açıklayacağız?
Müslüman bakış açısı boyutu…
İslam, mahrem hayata yönelik tecessüsü men eder. Müslümanlar, mahrem hayat ile ilgili araştırma yapmak bir tarafa, gözlerinin önünde cereyan etse, gözlerini başka tarafa çevirir. Fakat bu meselede Müslümanları ilgilendiren bir boyut var. Münafıklık alametleri…
Adam, “Müslümanım” dediğinde İslam hukuku ve İslam ahlakı, o adamın Müslüman olup olmadığını (hele de mahrem hayatını gözetleyerek) tespit etmeye müsaade etmez. İnsanların işledikleri günahlar bir tarafa fakat yalnız kaldığında veya aynı türden insanlarla bir araya geldiğinde İslam’ın mukaddes kıymetlerine hakaret ve küfür etme meselesi, münafıklık alametidir. Münafıklığın tespiti fevkalade zor olduğu için “alametlerinden” bahsediyoruz. Bir insanın münafıklık alametlerini taşıyor olması, Müslüman bakış açısının gözünden kaçmaz, kaçmamalıdır. Zira münafıklık, istismarın zirvesidir. Bahsi geçen adamların tamamı, kamuoyu önünde Müslüman olduklarını söylüyorlar. Kapılar kapandığında İslam ile ilgili neler söyledikleri bir şekilde ortaya çıktığında, münafıklık alametlerini taşıyıp taşımadıkları bizi doğrudan ilgilendirmeye başlar. Bahsini ettiğimiz hususun, yediği haltlar (günahlar) olmadığı anlaşılıyor olmalı…

TÜRK SİYASETİ VE SEÇİM DEĞERLENDİRMESİ-1-

            Türkiye siyasetinde temel üç mecra oluşmuştur. Üç mecra son birkaç seçimdir kendini göstermiş ve son seçimde ise mecraların derinliklerinin arttığı görülmüştür. Birinci mecra, İslami hassasiyeti yüksek olan mecradır ve siyasi alanda AKP, SP ve BBP tarafından temsil edildiği görülmektedir. İkinci mecra, Atatürkçü, solcu, laik, ateist, ulusalcı vesaire gibi tamamen batılılaşmış ve modernleşmiş kesimleri içine almakta ve kendinde toplamaktadır. Bu mecrayı siyasette, CHP, DSP gibi partiler temsil etmektedir. Üçüncü mecra ise milliyetçileri kendinde toplamıştır ki siyasette MHP ve DTP tarafından temsil edilmektedir.

            Türkiye’deki siyasetin temel mecraları bunlardır. Bundan sonra siyaseti bu mecralarda takip etmek gerekecektir. Bu mecraların derinliklerini her geçen gün arttırdığı ve son seçimde ise belki de nihai derinliğe ulaştığı müşahede edilmektedir. Eğer bu üç mecra, siyasi haritayı kalın çizgilerle böler ve kalıcı olacak kadar derinleşirse, ülke tüm siyasi hesaplarını yeniden gözden geçirmelidir.

 

*

 

            İslami mecranın kendi yatağından dışarı çıkmayacak olan fikri oy miktarı, yüzde 30 civarında görünüyor. Ulusalcı mecranın fikri oy miktarı, yüzde 20, milliyetçi mecranın oy oranı ise MHP merkezindeki Türk milliyetçileri yüzde 10, DTP merkezindeki Kürt milliyetçilerinin oranı yüzde 5 civarında bulunmaktadır. Geriye kalan yüzde 35 oy miktarı ise, fikri anlamda adresi olmayan ve kendini bir mecraya dökemeyen, etkilenmeye müsait ve her mecraya akabilen seçmen kitlesini oluşturmaktadır. Her siyasi mecranın kendi yatağındaki seçmenlerin dışındaki seçmenler üzerindeki etkileme katsayısını yüzde 50 olarak kabul ettiğimizde, İslami mecranın tabi oy sınırının yüzde 45, ulusalcı mecranın tabi oy sınırının yüzde 30 ve milliyetçi mecranın tabi oy sınırının yüzde 22.5 civarında olduğu görülür. Bu katsayıları normal dönemler için kabul etmek gerekir. Olağanüstü dönemlerde etki alanlarının (katsayının) artacağı ve azalacağını düşünmek mümkündür.

Üç mecranın dışında birçok siyasi cereyan bulunduğu vakadır ama bunların hacmi, dere yatağını aşmamaktadır. Dolayısıyla genel bir değerlendirmenin neticesini etkilemeyecek olduğu için ihmal edilebilir görünmektedir.

            Doksanlı yılların başında yataklarını yavaş yavaş açmaya başlayan bu mecralar, iki binli yılların sonlarına doğru net bir şekilde kendini göstermeye başlamıştır. Yataklarını derinleştirme ve tahkim etme sürecinin ne kadar süreceği, yatakların birbiri ile birleşmesini mümkün kılacak kanalların açılıp açılamayacağı, birbirlerinden uzaklaşan bir açıya mı yoksa birbirlerine yaklaşan bir açıya mı sahip oldukları, hangi mecrayı besleyen kaynakların neler olduğu, hangi mecrayı besleyen kaynakların zenginleştiği ve arttığı, hangilerinin azaldığı ve kuruduğu konuları siyasetin geleceğine dair doğru tahmin ve tefekkür imkanlarını ve malzemelerini verecektir. Bütün bunlarla beraber en önemli unsur ise “zamanın istikametinin” hangi mecranın güzergahında aktığıdır. Zira zaman, en büyük güç ve en büyük enerji kaynağıdır.

            İki gündür tüm gazeteler ve köşe yazarları ile tüm televizyonlar ve yorumcular seçim neticelerini değerlendirme yarışındadırlar. Belki de tamamının tespitleri doğrudur ama genel bir kompozisyon oluşturamadıkları ise açıktır. Bu sebeple seçim neticelerini değerlendirmeye çalışanlar “parça tespit” yapmaktan ileriye geçememektedirler. Parça tespitten kurtulmak ve yekunu görebilmek için ülkedeki siyasi haritanın ne olduğuna dair bir “tez” sahibi olmak gerekir.

 

*

 

            Mahalli seçimler, yukarda izah edilen genel siyaset tezi üzerinden değerlendirildiğinde görülen neticeler, bugüne kadar yapılan değerlendirmelerden farklıdır. Bu tez üzerinden seçim sonuçlarına baktığımızda neler gördüğümüzü genel hatlarıyla açıklamaya çalışalım. Seçim değerlendirmesini birkaç yazıda yapacağımız için bu yazı ile konuya bir giriş yapalım.

 

*

 

1-İslami mecra, tabi sınırında oy almıştır.

 

            İslami mecranın almış olduğu toplam oy, (AKP 38.86, SP 5.17 ve BBP 2.24 olmak üzere) 45.27 oranına ulaşmıştır.

 

Seçim şartlarının içinde olağandışı olan iktisadi krizin iktidar partisi aleyhine etkiler meydana getireceği aşikardır. Bu manada AKP’nin oy kaybetmesi anlaşılmaz bir durum değildir. Burada önemli olan husus, AKP’nin kaybettiği oyların yaklaşık yarısını aynı mecradaki diğer iki partinin (SP ve BBP) almış olmasıdır. Yani kaçış mecradan değil, mecrada hareket eden gemilerin birinden diğerine doğrudur.

İslami mecranın iktisadi kriz gibi seçim neticelerini doğrudan ve ciddi manada etkileyen bir hadiseye rağmen, debisinden ciddi bir kayıp vermediği görülmektedir. Vaka 2007 seçim neticelerine göre İslami mecranın oy kaybettiği doğrudur. Fakat o seçim, olağanüstü bir dönemde yapıldığı için mecranın etki katsayısı normalin üzerine çıkmıştır. Bu günkü seçim neticeleri normal zamanlardaki etki katsayısının neticesini verdiğini göstermektedir. Üstelik iktisadi krizde etki katsayısının düşmesi gerekirken, normal zamanlardaki katsayıya kadar gerilemiş daha fazla gerilememiştir.

İslami mecranın oy oranının yüzde 30 civarında olduğu düşüncemizin sebeplerinden birisi, iktisadi krizin olduğu bir dönemde yapılan seçimde tabi oy sınırına ulaşmış olmasıdır. İktisadi krize rağmen aldığı oy toplamının 45 civarında olması, katsayısını da nihai sınırında kullandığını göstermektedir. Bu durumda İslami mecranın fikri oy oranının belki de yüzde 30’lardan yukarılara doğru tırmandığını kabul etmek gerekir. Fakat bunun bir seçimde daha test edilmesi doğru olacaktır.

  

2-Ulusalcı mecra, tabi sınırının altında oy almıştır.

 

            Ulusalcı mecranın almış olduğu toplam oy, (CHP 23.10 ve DSP 2.77 olmak üzere) 25.87 oranına ulaşmıştır.

            Ulusalcı mecranın aldığı oy oranı, tabi sınırının altında kaldığını göstermektedir. Bu durum, mecranın etki katsayısını kullanamadığını göstermektedir. İktisadi krize rağmen kendi etki alanının nihai sınırına ulaşamaması, mecrada bulunan partilerin siyasi beceriksizliği olarak kabul edilmelidir.

            CHP’nin laiklik ve rejim gerginliği üzerinden etki katsayısını artırmaya çalıştığı daha önceki seçimlerde görülmüştü. Her nasıl olmuşsa, o stratejinin işe yaramadığı parti yönetimi tarafından anlaşılmış ve bu seçimi normal bir propaganda yaklaşımı içinde geçirmiştir. Mecranın oyunun artmış olması, seçimi laiklik ve rejim tartışması ile yürütmemesinden mi yoksa iktisadi krizin etkisinden mi gerçekleştirmiş olduğu araştırılmalıdır.

            Ulusalcı mecranın iktisadi krize rağmen aldığı oy miktarının (oranının) yüzde 30’lara ulaşamaması, fikri oylarının yüzde 20’nin altına doğru hareket ettiğini gösterebilir. Fakat bu güne kadar yapılan seçimlerin hiçbirinde alt sınır (fikri oy) olan yüzde 20’nin altını görmediği için birkaç seçim daha bu noktanın test edilmesi gerekir.

  

3-Milliyetçi mecra, tabi sınırında oy almıştır.

 

            Milliyetçi mecranın almış olduğu toplam oy, (MHP 16.08 ve DTP 5.62 olmak üzere) 21.70 oranına ulaşmıştır.

            Milliyetçi mecranın almış olduğu oy, tabi sınırına yakın olmuştur. Bu durum, iktisadi kriz ile birlikte değerlendirildiğinde (olağanüstü durumlarda katsayı değiştiği için) milliyetçi mecranın etki katsayısını kullanabildiğini fakat olağanüstü dönemlerin imkanlarından faydalanamadığını göstermektedir.

            Milliyetçi mecranın diğer iki mecradan farkı, birbirinin anti-tezi olan iki partinin bulunmasıdır. MHP ile DTP, milliyetçilik konusundaki hassasiyet bakımından aynı fakat hassasiyetin ismini koyarken farklıdır. Türk milliyetçiliği ile Kürt milliyetçiliği, isimlendirme dışında muhteva bakımından bir farkı bünyesinde barındırmadığı için aynı mecrada görünmektedirler. Fakat birbirinin anti-tezi olmalarından dolayı, diğer iki mecranın etkilenme şartlarından biraz farklılaşmaktadırlar. Diğer iki mecranın ülke şartlarından etkilenme oranları, milliyetçi mecranın ülke şartlarından etkilenme oranından daha fazladır. Milliyetçi mecra, kendi içinde etki-tepki üreten yarı kapalı bir sistem (kompozisyon) oluşturmaktadır. Türk milliyetçiliği arttıkça Kürt milliyetçiliği artmakta, Kürt milliyetçiliği arttıkça da Türk milliyetçiliği artmaktadır. Bu sebeple hem MHP’nin ve hem de DTP’nin oylarını hemzaman olarak artırmış olması tabidir.

 

            Seçim değerlendirmesine devam edeceğiz.