“MÜSLÜMAN HATASI”

“MÜSLÜMAN HATASI”
Allah Azze ve Celle, Hz. Musa Aleyhisselama, savaşmalarını emredip de, Hz. Musa Aleyhisselam bu emri ümmetine tebliğ ettiğinde, Yahudilerin bir kısmı (galiba çoğunluğu), “Biz savaşmayız, sen Rabbinle beraber savaş” diye cevap veriyor. Bu, “Yahudi hatasıdır”.
Mekkeli müşrikler ordu teşkil edip, Medine’ye doğru yola çıktığında savaşın yaklaştığı ve kaçınılmazlığı belli olmuştu. Mescid-i Nebevi’de, Hz. Resul-i Ekrem Aleyhisselatü Vesselam Efendimizin riyasetinde toplanan sahabe-i kiram, savaşın nasıl yapılacağı, nerede yapılacağı gibi meseleleri istişare etti. Hz. Resul-i Ekrem Aleyhisselatü Vesselam Efendimizin reyi, Medine’de kalmak ve müdafaa savaşı yapmak istikametindeydi, sahabenin bir kısmı (galiba çoğunluğu) ise, “meydana çıkmak, meydan savaşı yapmak, yani düşmanın üzerine gitmek” istikametinde rey izhar ettiler. Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam da, “İstişareden maksat, zuhur eden neticeye ittiba etmek” kaidesini inşa ederek, bu reye riayet etti. Risalet reyi varken rey izhar etmek hata idi fakat sahabe-i kiramın hatası savaştan kaçmak istikametinde rey beyanında bulunmak değil, aksine daha cesur bir şekilde savaşın üstüne gitmek şeklinde olmuştur. “Müslüman Hatası” işte budur. Okumaya devam et

Share Button

DEĞİŞİM SÜREÇLERİNİN TABİATI-4-MÜSLÜMAN ŞAHSİYETİN ZİHİN HARİTASI

DEĞİŞİM SÜREÇLERİNİN TABİATI-4-MÜSLÜMAN ŞAHSİYETİN ZİHİN HARİTASI
Her şeyin kesintisiz şekilde değiştiği hayat ve dünyada, Müslümanların zihin haritası ve akıl bünyesi nasıl olmalıdır? Müslümanların “sabitleri” var, çünkü imanları var, Allah Azze ve Celle’nin hitabı var, Fahri Kainat Aleyhisselatü Vesselam Efendimizin beyan ve tatbikatı var. Bir taraftan hakikat bu dünyaya tenezzül etmiş diğer taraftan aşağıların aşağısı olan bu dünya mütemadiyen değişmeye devam ediyor. Hakikat nazari çerçevede tespit, ameli çerçevede tatbik edilmiş, Kur’an-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyye olarak tertip edilmiştir. Ne var ki on dört asır önceki şartlar ve imkanlar tamamen değiştiği gibi “mekan” bile aynı değildir. Vahyin nüzulü ile günümüz arasındaki zaman mesafesi çok büyük, mesafenin büyüklüğü takvim itibariyle değil, zamanın muhtevası cihetiyledir. İnsanlık on binlerce yıldır aynı teknolojiyle (araç ve gereçlerle) yaşamasına rağmen, son birkaç asırdaki gelişmeler, on binlerce yılın toplamından fazladır. Vahyin nüzulü ile günümüz arasındaki mesafe farkına bu cihetten bakıldığında, on binlerce yıllık bir zaman aralığı görülür. Okumaya devam et

Share Button