Etiket arşivi: Mustafa Balbay

MUSTAFA BALBAY’A CEZAEVİ YARAMIŞ!

MUSTAFA BALBAY’A CEZAEVİ YARAMIŞ!
Mustafa Balbay, 29.09.2012 tarih ve “Yargıtay’dan Dönmez” başlıklı yazısında kendini aşmış. Cezaevinde düşünmekten başka bir işi olmadığından mıdır bilinmez, zihni gelişmeler göstermeye başlamış. Yıllardır yazan birisi olarak Mustafa Balbay, hiçbir yazısında küçük bir “zeka pırıltısı” gösterebilmiş değil ama cezaevine girdiğinden beri bazı kıpırtılar var. “Evlenelim mi?” diye soran talebelerine Sokrat’ın verdiği cevap meşhur; “Evlenin, ya mutlu olursunuz ya da filozof, ikisi de kıymetli”… Anlaşılan Sokrat cezaevini tecrübe etmemişti, verilen idam cezası doğrudan infaz edildiği için cezaevinin insan aklı ve zekası üzerinde nasıl etkiler meydana getirdiğini bilme fırsatı olmamıştı. Mustafa Balbay’ın cezaevinde yaşadığı zihni gelişmeleri görseydi, yeni bir veciz söz söylerdi mutlaka.
Mustafa Balbay, mezkur yazısında bir örnek veriyor ki muhteşem. “Bahçe kapısını mutfağa taktığınızda, “Ben bu kapıyı açarsam bahçeye çıkarım” diyebilir misiniz?” Gerçekten bu örnek harikulade, bir parçayı bütünlüğünden koparıp başka bir bütünlüğe yerleştirdiğinizde, önceki bütünlükteki fonksiyonu yerine getirmesi beklenmemeli. Misal bu hususu ifade etmesi bakımından takdire şayan… MUSTAFA BALBAY’A CEZAEVİ YARAMIŞ! yazısına devam et

GÜNLÜK (20 MART 2009)

            Balbay’ın günlüklerinde, MİT Müsteşarı Şenkal ATASAGUN a atfedilen bir ifade çok ilgi çekici. Balbay'ın günlükleri konusunda sanırım artık kaynak göstermeye gerek yok… Her gazetede okuyabilirsiniz. Bu gün üzerinde çalışacağımız ifade ise şu:

 “Gülen’le ilgili bir sürü iddia var. Bir ara durumu kötüydü. Ama 3 aydır haber yok. Bunları yatırımı Türkiye’ninkine yakın desem abartma olmaz.” 

            Tahmin edeceğiniz gibi haber daha uzun fakat biz sadece bu cümle çerçevesinde gezineceğiz. Bakalım bu cümleden neler çıkacak?

 

            Değerlendirmemizin ön kabulleri…

 

*Günlüğün Mustafa BALBAY a ait olduğu…

*Günlükteki bu ifadenin MİT Müsteşarı Şenkal ATASAGUN a ait olduğu…

*Atasagun’un bu teşhisinin doğru olduğu…

 

            Değerlendirmemizi bu veriler üzerine kuruyoruz. Bu verilerin herhangi birinin yanlış veya yalan çıkması halinde değerlendirmemizi yok saymak mümkündür. Fakat değerlendirmeyi genel çerçevede yapacağımız için belki de bu ön kabullerin birinin veya tamamının yanlış olması halinde bile doğru neticelere varma olma ihtimalimiz bulunmaktadır. Bu ihtimalin de göz ardı edilmemesi gerektiği, değerlendirmenin içinde sanırım görülecektir.

 

*

 

MİT Müsteşarının teşhisine bakıldığında ilk akla gelebilecek ihtimalleri sıralayalım…

 

İHTİMAL -1-

 

            Fethullah Hoca camiası, otuz yılda, Türkiye Cumhuriyetinin seksen yılda yapabildiğine denk bir başarı göstermiştir.

 

            Böyleyse;

 

            Fethullah Hoca camiası, Türkiye’de birçok güç merkezinin ve özellikle de ordunun muhalefetine rağmen bu noktaya gelebildiği için başarısı efsane haline gelmiştir.

            Fethullah Hoca camiası, Türkiye’nin en zeki, en donanımlı, en çalışkan insanlarını istihdam etmiştir.

            Fethullah Hoca camiası, Türkiye’yi yönetme maharetine, seviyesine, derinliğine, salahiyetine sahip tek guruptur.

            Fethullah Hoca camiası, Türkiye’deki belli guruplar rıza göstermese ve hatta savaşsa bile Türkiye’yi bir müddet sonra mutlaka yönetecektir.

 

            Ve böyleyse eğer;

 

            Yakın gelecekte Fethullah Hoca ile Atatürk arasında mukayeseler yapılmaya başlanacak ve büyük ihtimalle Fethullah Hocanın daha büyük olduğu istikametindeki düşünceler kamuoyunu işgal edecektir.  

 

İHTİMAL -2-

 

            Fethullah Hoca camiası, tek başına Türkiye’nin yatırımına denk bir yatırım yapmışsa, ülke ve devlet kadar büyük bir güç olmuş demektir.

 

            Böyleyse;

 

            Türkiye’de toplam iki yapı veya iki güç vardır. Fethullah Hoca camiası ve diğerleri…

            Bir gurup veya cemaat veya oluşum veya camia, her nasıl ifade edilirse edilsin, tabi olarak ülkedeki bir yapının, ülke ve devlet kadar büyük düşünebildiğini gösterir.

            Bir ülkede, herhangi bir gurubun toplamının o ülke toplamına denk seviyeye gelmesi, o gurubun devletten daha büyük düşünebildiğinin işaretidir.

            Devlet veya ülke ufkunun toplamına sahip olabilmek zaten devlet olmaktır. (Bazılarına günaydın!)

            Bir gurubun, içinde yaşadığı ülkeyi kucaklayacak hacme ulaşması, akılları donduracak ya da patlatacak çapta bir hadisedir.

 

            Ve böyleyse eğer;

 

            Ergenekon mutlaka tasfiye edilecektir.

 

İHTİMAL -3-

 

            Fethullah Hoca camiası, ülkedeki herhangi bir gurup olarak Türkiye’nin toplam yatırımına denk bir yatırım yapabilmişse, demek ki diğer guruplar beş para etmezlermiş.

 

            Böyleyse;

 

            Kimsenin Fethullah Hoca camiası ile ilgili bir tenkit yapma imkanı yoktur. Tenkit hakkı bakidir ama bu çapta bir başarı hikayesi karşısında yapılacak tenkit çok komik kalır.

            Ülkede bir iki tane daha böyle bir gurup olsa, dünya devleti olmak işten bile değil…

 

            Ve böyleyse eğer;

 

            Fethullah Hoca camiası ile ilgili tenkitler, halka hiçbir tesir yapmıyor demektir.

 

*

 

            Bu değerlendirme, Fethullah Hoca hareketinin muhtevası ile ilgili değildir. Her ideolojik, siyasi veya felsefi düşünce mensuplarının kendi zaviyelerinden bu camiayı tenkit veya reddetme imkanı olduğu malumdur. Dikkat çekmeye çalıştığımız nokta, Fethullah Hoca camiasının bu büyüklüğe ulaşmış olduğu vaka ise eğer, yirminci asrın son çeyreğindeki ve yirmi birinci asrın ilk çeyreğindeki en büyük başarı hikayesi ile karşı karşıyayız demektir.

            Fethullah Hoca hareketinin fikri boyutu bir tarafa bırakılarak yapılacak değerlendirmenin en önemli noktası, başarıdır. Kısa sürede bugünkü seviyesine gelmiş olması, ideolojik olarak “taraf” veya “karşı taraf” olma hakkını mahfuz tutarak söylüyorum, üzerinde akademik çalışmalar yapılması gereken bir hareket olduğunu gösterir. Fakat şunu da iyi biliyorum; başarı o kadar büyük olmuştur ki, karşı tarafta olanlar, bu başarıyı gördüklerinde değil akademik çalışma yapmayı, akılları donup kalıyor. Bu durum ise mezkur camiaya ayrıca bir imkan temin ediyor.

GÜNLÜK (12 MART 2009)

“Şırnak’ın Silopi İlçesi’nde 1990'lı yıllarda kayıpların öldürülüp cesetlerinin kuyulara atıldığı iddialarının ardından Silopi Cumhuriyet Başsavcılığı’nın izniyle başlatılan kazı çalışmalarında, bugün de yanmış elbise parçaları, bir tutam saç ile 9 ayrı kemik parçası bulundu.” (Hürriyet 12 mart 2009)

 

            Güneydoğudaki kazılardan o kadar çok ceset çıkacak ki, o cesetleri gömenler bile “bu kadar var mıydı” diye hayrete düşecekler. Türkiye kamuoyu bu hadisenin peşini asla bırakmamalıdır. Ceset tarlaları ortaya çıkması ile beraber ülkede ikinci dalga gelecek. Birinci dalga Ergenekon terör örgütü dalgasıydı. Güneydoğudaki ceset çukurlarından çıkacak ceset ve ceset parçalarının oluşturacağı dalga, çok daha büyük olacak ve doğrudan TSK yı vuracaktır.

            TSK bu dalgadan kurtulma imkanına sahip değildir. Zira güneydoğudaki hadiseler, doğrudan TSK nın mesuliyeti altındadır.

 

*

 ''Ergenekon'' soruşturması kapsamında hazırlanan 2. iddianamede, ''Darbe Günlükleri''nin yer aldığı bildirildi.” (Star gazetesi 12 mart 2009) 

            Darbe günlüklerinin delil olarak kullanılacağı ve darbe teşebbüslerinin yargılama konusu yapılmayacağı haberleri geliyor. Bu gelişme iyi değil. Darbe günlükleri ve başka delillerden hareketle doğrudan bir DARBE TEŞEBBÜSÜNÜN bu ülkede yargılanması gerekiyor.

            Hangi darbe veya darbe teşebbüsü olursa olsun mutlaka bir tanesinin yargılanması ve mümkün olan en ağır cezaya çarptırılması şarttır. Ülkenin darbecileri yargılama konusunda rüştünü ispat etmesi gerekiyor. Bir tanesi ciddi manada yargılanır da failleri cezalandırılırsa, bir daha darbe teşebbüsünde bulunacak kimse çıkmayacaktır. Bunların cesaretleri, yargılanmamak, dokunulmaz olmak, sorguya çekilememektir. Yargılanacağını bildikleri anda, darbe teşebbüsü bir tarafa düşüncesini bile zihinlerinden kovarlar. Cesaretlerinin kaynağı, muhataplarının (sivil iktidarlar ve yargı) cesaretsizliğidir. Yoksa kendi ruhi kaynaklarından bu kadar cesaret üretebileceklerini düşünmek saflık olur.

 * “ABD Başkanı Barack Obama, hızla değişen dünyada ABD'yi bekleyen bir dizi tehlike bulunduğunu ancak ülkesinin askeri üstünlüğünü koruyacağını söyledi.” (Star gazetesi 12 mart 2009) 

            ABD başkanları arasında en ahmak olanın BUSH olduğunu zannederdik. Obama ondan da ahmak çıktı. Bu haber doğruysa, iktisadı çökmüş ve dünyadaki birkaç cephede savaşı yavaş yavaş kaybetmekte olduğu bir dönemde, askeri üstünlüğün devam edebileceğini söyleyebilmesi, nasıl bir akıl organizasyonu ve zihni formasyon ile kabil olabilir ki? Gücün parça parça olmayacağı ve parça gücün “güç” olmadığını, bir ülkenin gücünün ise “toplam güç” demek olduğunu anlaması ne kadar sürecek acaba? İktisadi güç olmayacak ama askeri güç devam edecek… Böyle komik bir şey olur mu?

 

*

 

“Hava Hâkim Yüzbaşı Mehmet Çelik Karargâh Evleri soruşturmasını yürüten savcı… 2005’teki mal varlığı 123 milyar lira… 2008’de ise 1 trilyon… Yüzbaşı Hâkim Mehmet Çelik servetini üç yılda neredeyse on katına çıkardı. Kısa sürede trilyoner olan Çelik’in, özellikle son dönemde Ankara’da gayrımenkule yaptığı yatırımlar dikkat çekici. El yazısıyla yaptığı mal beyanına göre, 2005’te taşınmaz malı bulunmayan Çelik’in 2008’de yaptığı beyana, Çankaya’da 360 bin TL değerinde ev ve 400 bin TL değerinde bir arsa da dahil olmuş. Bir düğünde silahını çekerek çevresindekileri tehdit eden Mehmet Çelik’in, fotoğrafını talep eden sivil savcıya, başka bir üsteğmenin fotoğrafının gönderildiği de saptandı.” (Taraf 12 mart 2009)

 

            Karargah evleri soruşturmasına başlayan TSK, insiyatifi savcı ZEKERİYA ÖZ ün elinden almak niyetindeydi sanırım. İnsiyatifi eline alacak ve eski usulde olduğu gibi üstünü kapatacaktı. Anlamadıkları şey, artık eski dönem bitti. Kimse TSK dan korkmadığı gibi, TSK nın da iktidarı tartışılmaz şekilde ve tek elde tuttuğu dönem bitti. Adamın iç çamaşırına kadar biliyorlar artık.

            Askeri savcı olması onu en azından kamuoyunda “dokunulmaz” kılmıyor yeni dönemde. Bunu anlamamış ve akledememiş olanların aynı zamanda kurmay olduğu rivayet ediliyor. Ne tuhaf durum… Kurmaylığın ne olduğunu biz mi bilmiyoruz, yoksa bunlar askerlik dışında her şeyle ilgilendikleri için askeriliği mi unuttular?

            Hiçbir şeyi gizleyemez ve gözden kaçıramazsınız. Yapacağınız en akıllıca iş, hakikaten soruşturmayı yapıp, mesuliyet kimde ise onların yargıya teslim edeceksiniz. Böylece kurum olarak TSK yı kurtarmış olursunuz. Şimdiki gibi devam eder ve doğru olanı yapmazsanız, TSK kurum olarak elden ve gözden çıkmış olacak. Bunu anlamak bu kadar zor mu?

 

*

 

“İşçi Partisi’nin TSK içindeki örgütlenmesi olarak bilinen Karargâh Evleri soruşturmasında, askerî savcı Çelik tarafından bilirkişi olarak İşçi Partili Sami Toprak atandı. Bilirkişi Sami Toprak’ın, soruşturmaya konu olan telefon görüşmelerini internetten indirdiği casus bir programla manipüle ettiği iddiası da var.” (Taraf 12 mart 2009)

 

            Karargah evleri, zaten işçi partinin organizasyonu olarak Ergenekon terör örgütü soruşturmasında inceleniyor. Askeri savcı, başka bir gezegende yaşıyor herhalde ki, İşçi Partili birini bilirkişi olarak seçiyor.

            Yahu ne yapmak istediğinizi biliyoruz zaten de bari biraz becerikli yapın işinizi. Bu kadarına ne denir bilmem ki?

 

*

 

“Diyarbakır'da İstiklal Şairi Mehmet Akif Ersoy için düzenlenen anma töreninde başörtülü 2 bayanı gören askeri erkân törene katılmadı. Vali Hüseyin Avni Mutlu ise konu ile ilgili gazetecilerin sorularını yanıtsız bıraktı.” (Zaman 12 mart 2009)

 

            TSK mensupları çok iyi yapmış… Halkın olduğu yere uğramayın da nerde yaşarsanız yaşayın. Bu davranış eleştiri konusu yapılmamalı bence. Halktan uzak dursunlar da ne sebeple dururlarsa dursunlar. Bu nasıl bir kafa böyle?

 

*

“Cumhuriyet gazetesinde bir araya gelen Ertuğrul Özkök, Tufan Türeç, Nail Güreli, Derya Sazak, Yalçın Bayer, Bedri Baykam, Emre Kongar, Reha Muhtar, Zeynep Oral, Metin Uca, Yazgülü Aldoğan ve Deniz Ketenci'nin de aralarında bulunduğu gazeteci ve yazarlar, ''Cumhuriyet Yayınları'' adı altında oluşturulan stantta vatandaşların satın aldıkları Mustafa Balbay'a ait kitaplara imza attı.” (Zaman 12 mart 2009)

            Mustafa BALBAY a destek veren köşe yazarlarının listesinin bir yere kaydedin ve takip edin. Önümüzdeki günler veya haftalarda Ergenekon terör örgütü operasyonlarında göz altına alınacaklardır.

            Nerden mi biliyorum? Bilmiyorum… Sadece ülkedeki gelişmeleri takip ediyorum. Onların BALBAY a sahip çıkması, sıranın kendilerine geleceğini bildikleri için önceden zemin oluşturuyorlar. Diyecekler ki göz altına alınınca, “Balbay’a destek vermek, örgüt üyesi olmayı mı gerektirir”. Hayır, ona destek vermek örgüt üyeliğini gerektirmez ama örgüt üyeliği ona destek vermeyi gerektirir. Uyanıklar sizi…

 

*

 

“Kayseri 2. Hava İkmal Bakım Merkezi'nde görev yapan 3 astsubayın askeri savcılar tarafından gözaltına alındığını duyuran avukatlar, müvekkilleriyle görüştürülmediklerini ve hayatlarından endişe ettiklerini açıkladı.” (Zaman 12 mart 2009)

 

            Bu haber çok önemli… Askeri savcılığın göz altına aldığı astsubayların akibetinden haber alınamıyorsa, “karakutuları” ortadan kaldırıyorlar demektir. Bu haber teyit edilirse mutlaka takip etmek ve gündemde tutmak gerekiyor.

 

*

“Genelkurmay Başkanlığı, 15 Mart-15 Haziran 2009 tarihleri arasında Şırnak, Hakkari ve Siirt illerindeki bazı bölgelerin geçici güvenlik bölgesi olarak belirlendiğini duyurdu.
Genelkurmay Başkanlığı'nın internet sitesinde yer alan bilgi notunda, giriş yasağı uygula-nacak geçici güvenlik bölgesi ilan edilen bölgelere ait koordinatlara yer verildi. AA” (Taraf gazetesi 13 mart 2009)

            Ceset kuyularının veya gömüldükleri yerlerin, yasak bölge ilan edilen yerler ile bir ilgisi olmasın? Aman birileri bu bilgileri karşılaştırsın.