Etiket arşivi: şair

BİR ŞAİRİN “KAHİRE VE PARİS” NOTLARI

Bir şairin “Kahire ve Paris Notları”

Şevkle okuyup bitirdiğim bir kitap var başucumda: “Kahire ve Paris Notları.” Cümle Yayınları’ndan çıkan akıcı mı akıcı, sürükleyici mi sürükleyici, dili ve üslûbu güzel bu kitap, Balıkesir Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı öğretim üyesi ve mümeyyiz vasfı şair olan Prof. Dr. Mehmet Narlı’nın yayınlanan son kitabıdır.

“Orhan Kemal’in Romanları Üzerine Bir İnceleme”, “Şiir ve Mekân” (İnceleme), “Roman Sevdaları” (inceleme), “Roman Ne Anlatır” (inceleme), “Cumhuriyet Dönemi Türk Şiiri” (inceleme), “Edebiyat ve Delilik” (inceleme), “Şiir Burcu-Cumhuriyetten Bugüne Türk Şiiri (inceleme)”, “Öykü Burcu /Kuramsal Yaklaşımlar / Çözümlemeler /Değiniler” (İnceleme), “Çağdaş Türk Romanı” (Anadolu Üniversitesi için hazırlanmış müşterek çalışma), “Tanzimat’tan Bugüne Yeni Türk Edebiyatı Şiir Çözümlemeleri” (müşterek) adlı kitaplar şairin akademik çalışmalarının ürünüdür. “Çiçekler Satılmasın”, “Ruhumun Evvel Yazıları”, “Dil Kapısı” ve “Ömürlük Yara” adlı şiir kitapları da okuyucu câmiasında alâka gören kitaplarıdır.
BİR ŞAİRİN “KAHİRE VE PARİS” NOTLARI yazısına devam et

ŞİİRİMİZİN BEYAZ KARTALI BAHAETTİN KARAKOÇ VE DOLUNAY

Şiirimizin Beyaz Kartalı Bahaettin Karakoç ve Dolunay

Kahramanmaraş Belediyesi tarafından organize edilen (Belediyenin Kültür ve Sosyal İşler Müdürü Serdar Yakar’ın emeğiyle) “Türk Şiirinin Beyaz Kartalı Bahaettin Karakoç ve 17. Dolunay Şiir Şöleni” şiirseverlere çeyrek asırlık bir geleneği bir daha tattırdı. Program, şiirimizin yaşayan aksakalı Bahaettin Karakoç’un hayatını ihtiva eden slayt gösterisi ile başladı ve Ramazan Avcı tarafından her Dolunay Şiir Şöleni’nde okunan “Dede Korkut Duası” okunarak devam etti.
Şiirler okunmadan önce “Türk Şiirinin Beyaz Kartalı Bahaettin Karakoç Paneli” yapıldı. KSÜ öğrt. gör. Yrd. Doç. Dr. M. Fethi Yanardağ’ın oturum başkanlığındaki panelde; şair Muhsin İlyas Subaşı; “Hayat Çizgisinde İnişi Olmayan Adam”, şair Metin Önal Mengüşoğlu; “Anadolu Duyarlılığının Bahaettin Karakoç’taki Tezahürü”, eğitimci-yazar Ramazan Avcı; “Bahaettin Karakoç’un Şiirlerindeki Aşkın Tezahürü” ve oturum başkanı Yrd. Doç. Dr. M. FethiYanardağ ise; “Bahaettin Karakoç’un Poetikası” başlıklarıyla Bahaettin Karakoç’u anlattılar.
Çeyrek asırlık şiir geleneğine sahip 17. Dolunay Şiir Şöleni’nde Türkiye dışından ve Türkiye’nin her bölgesinden gelen kırktan fazla şairin okuduğu şiirlerle mâzi duygularımızı yeniden yaşadık. Hafızamda kalan şairler Hasan Ejderha, Lütfü Şehsuvaroğlu,Yasin Mortaş, Mehmet Mortaş, Bünyamin Küçükkürtül gibi isimlerdir… Bendenizi en çok duygulandıran şair Azerbaycanlı genç bir şairdi. Şiirini okurken “efendim” hitabı çok olan hüzünlü bir türkü söylüyordu adeta.
Şiirimizin yaşayan aksakalı Bahaettin Karakoç 83 yaşında 70 yıllık soylu bir şiir hayatıyla şairlerin şeyhidir. Şiirleri hakkında yüzlerce inceleme yazıları ve tezler yazıldı. O, anadan doğma şairdir. Sonradan olmuş bir şair değildir. Kendi ifadesiyle “Kâlübelâdan beri muhacirim ben / Her nereye gitsem Ensar karşıladı / Bir at, bir kurt, bir yılan anladı da / Kendi cinsimden olanlar anlamadı / Omuz vurup geçenlerin açtığı yara / Kevgire çevirdi sevdalı yüreğimi / Ey Sevgili / Ne zaman darda kaldımsa / Hep sana yazdım arzuhalimi / Hep sen yetiştin imdada / / Bir kabir kapısının ağzında / Ne bir Münker, ne bir Nekir’im ben.” ŞİİRİMİZİN BEYAZ KARTALI BAHAETTİN KARAKOÇ VE DOLUNAY yazısına devam et

DİL KAPISI’NDAN GURBETE GİDEN ŞAİRİMLE HASBIHAL

Dil Kapısı’ndan Gurbete Giden Şairimle Hasbıhal

Hasbıhâlime şöyle başlarım: Derûnumun şairinden bir kelimecik dahi dil yâresi görmedim bugüne kadar. Batı gurbetine çıkarken azığına azık katmadım şairimin, yüreğindeki azığı kâfidir diye. Gurbete çıkacağı söylendiğinde, dilimin bilicisi şairimi mezara götürüyorlarmış gibi yüreğim daraldı. Zayıflık alâmeti göstermek, ehl-i dilden değildir sözü aklıma geldi ve şu talihsiz ifadeyi kullandım: “Allah müstehakını versin, varsın.”
Dostperest bir yürekten beklenmeyen ham bir ifadeydi bu. İş işten geçmişti ki, şairim dil makamından kelimeler düşmüştü dosthânemdeki takvim yaprağına. Yazdığı kelimeler yüreğimi yakıp geçti:
“Efendim, dosthânenize bir damla yaş bırakmaya gelmiş idim; bir damla aşk, bir damla şiir. Derûnunuzda hep böyle kalmak isterim. Haklısınız ‘Allah layığım neyse onu verecek’. Fakat hâlimiz böyle pozitivist Müslümanca tesbitini beklemez; ‘hâli mâlumumdur’ demenizi bekler idim. Neyse ki dosttan gelen her söz kalbimin gıdasıdır. Köseğinizi attığınız, köseğinizin ucunda ben varım farzediniz. Efendim yüreğimin yanında olması için duâ buyurunuz.”
Daha gurbette pişmeye çıkmadığı günlerde, şairimle dil dil üstüne sürtünür ve âmak-ı dilin sarhoşluğunu yaşardık. Şairimin yazgıma ve yüreğime dair kelimeler devşirdiği Dil Kapısı’na bir mâbede girer gibi girerdim. “Dil var dilde dilden içeri” deyince şairim; dil makamından söyleyince türkülerini; iksirli kelimelerden meydana getirince şiirlerini; o vakitten beridir onunla dost olmuş, dildaş olmuş ve şöyle demiştim: “Sen kalbimin şairisin.” DİL KAPISI’NDAN GURBETE GİDEN ŞAİRİMLE HASBIHAL yazısına devam et

PARİS’İN FİKR Ü SURETİNE KAPILMAYAN ŞAİRİME

Paris’in Fikr ü Sûretine Kapılmayan Şairime

Paris’ten gönderdiğin gönül alan, derûnumu sarıveren mektubunu okuyunca hem sevindim, hem hüzünlendim.

Sevindim; çünkü Paris gibi iki asırdır bu ülkenin münevveranını yutan, gözlerini kamaştıran, din ü milletinden koparan, iğva ve ifsad eden cilveli bir dilbere râm olmadığın ve vakarını kaybetmeyip kendin olarak kaldığın için.

Hüzünlendim; çünkü Dil Kapısı’nda tâlim eden şairimin mektubu yine bir gurbet diyârından geliyordu. Gurbet alıp götürmüştü onu. Gurbetzede olmamışsa da, gurbetçi yahut vatancüdâ olmuştu yine. Meslekî tekâmülünü yâd ellerde tamamlamak yazılmıştı yazgısına şairimin. Çektiği gurbet zâhiri gurbet, yani maddî gurbetti. Bu gurbet türünde vuslat vardır. Amma ki şairimin dost gurbeti, yani iç gurbet sızısı çektiğini bilirim, ona hüzünlenirim. PARİS’İN FİKR Ü SURETİNE KAPILMAYAN ŞAİRİME yazısına devam et

İRLANDALI TÜRK ŞAİRİ: JAMES CLARENCE MANGAN

İRLANDALI TÜRK ŞAİRİ: JAMES CLARENCE MANGAN
Şeref BİLSEL 

"İrlanda'nın başkenti Dublin ile İstanbul arasındaki mesafe, takriben 4000 kilometredir. İrlanda Türkiye'ye çok az benzer. Kalem gibi ince minareleriyle göğe yazı yazarmış gibi görünen camileri yoktur. Sokaklarda leblebi veya köfte satıcısı bulunmaz. Onun yerine, kızarmış patates satılır. Bir kelimeyle, İrlanda'da asla bir Türkiye havası yoktur. İki ülke arasında büyük bir benzerlik de yoktur. Ama Dublin'in büyük meydanlarından birine giderseniz, İrlanda ile eski Türkiye arasında bir bağ olduğunu derhal görebilirsiniz. Dublin'in Saint Stephen meydanında bir heykel vardır: Çok meşhur bir İrlandalı şair olan James Clarence Mangan'ın heykeli. Onun şiir tekniği her İrlanda okulunda öğretilir. Genç, ihtiyar herkes Mangan'ın şiirdeki ustalığını biraz bilir. İngiltere ve İrlanda'da yayımlanan her şiir antolojisinde mutlaka onun birkaç şiirine raslarsınız."
(Peter Hird, Tarih Mecmuası, 1 Eylül 1968)

Eski dergileri karıştırmayı severim. Özellikle edebiyat ve tarih dergilerini. Edebiyat ağırlıklı dergilerin bizde yaklaşık 150 yıllık bir geçmişi var. Bir buçuk asırdır edebiyatımızın üzerinde durduğu meselelerde büyük bir değişim olmadığını eski dergileri karıştıranlar yakından görüyordur. Fakat "tarih" öyle değil; üzerinden kırk yıl geçmeden bir hadisenin tarih müfredatı içinde yer alması bile kabul görmüyor; olayların nedenleri kadar sonuçları ve gelecek zamanlara tesirleri de önemseniyor elbet. Edebiyat ve Tarih bilimleri karşılıklı olarak birbirine yardımcı olmayı sürdüredursun, bizde eli kalem tutan hemen herkes "İrlanda" deyince, aralarında: Samuel Beckett, W. B. Yeats, G. Bernard Show, James Joyce, Oscar Wilde'ın da yer aldığı Dünya Edebiyatı'na önemli eserler kazandırmış şair ve yazarları sıralar. Fakat James C. Mangan adı birkaç kişi dışında kimse için bir şey ifade etmez. Size birazdan bahsedeceğim İrlandalı Şair James C. Mangan'a bir tarih dergisinde rastladım. Şevket Rado'nun "Tarih Mecmuası"nda.

Derginin Eylül 1968 tarihli sayısında Peter Hird imzalı İrlandalı bir yazarın mektubu eşliğinde bir de makalesi yer alıyor. Peter Hird, bu makalesinde, Türklere âşık İrlandalı bir şâir hakkında çok çarpıcı bilgiler veriyor. Bu tarihe kadar Türk Edebiyatı çevreleri tarafından kimsenin haberdar olmadığı şair Clamence J. Mangan'a dâir bilgilerdi bunlar. Peter Hird, yazısına İrlanda ile Türkiye'yi karşılaştıran- yazının girişine aldığımız- bir bölümle başlıyor. Mangan, Türkiye'yi hiç görmemiş olmasına rağmen Türk gibi düşünerek Türkiye'ye dâir şiirler yazmıştır. Din, dil, tarih, iklim bakımından hiçbir benzerliği olmayan İrlanda'da doğmuş ve hayatı boyunca bu ülkeden dışarı adım atmamış birisi nasıl olur da Türk şiirinin kalıplarına ve yerel duyarlığına uygun şiirler yazabilirdi? "En meşhur İngiliz Şiir Antolojisi" adlı eserde yer alan birkaç Türk şiirinin şâiri Mangan'dır. Çok sayıda şiiri bulunan Mangan'ın en güzel şiirlerinin Türk temi üzerine yazdıkları söylenir. Peter Hird, yazısını şöyle sürdürür: "Şüphe yok ki, Mangan'ın kendisini bir Türk yerine koyarak yazdığı eserler, İngiliz okuyucusunu şaşırtır. Çünkü bu şiirlerinde Mangan, İrlandalı vatandaşlarına değil, fakat Türk dostlarına hitap etmektedir. Bu bakımdan da okuyucusunu Türk Tarihi'ni biliyor kabul etmiş, Türkiye tarihine ait çeşitli telmihler yapmıştır." Evet bu telmihler, Türk Tarihi'ni yeteri derecede bilmeyen İrlandalı okurlar tarafından anlaşılmaz. "Kan, kemik ve boğazlanmış erkekler/Murad-ı Ekber" diye başlayan "Karamanian Exile" ( Karamanlı Sürgün) adlı şiirinde, kendisini, baba ocağından koparılıp Erzurum'a savaşmaya gönderilmiş bir delikanlının yerine koyar.

"Seni daima rüyalarımda görürüm,
Karaman!
Senin yüzlerce tepeni, binlerce dereni…
Karaman, Karaman!…"

Peter Hird, Mangan'ın Türkiye'ye gitmiş olabileceği üzerine kafa yorar, fakat bunun, içinde bulunulan koşullar dikkate alındığında mümkün olmadığını söyler ve "Üç Kalender" şiirini okuyunca insanın onun Türkiye'ye gittiğine inanası geldiğini de belirtir. Söz konusu şiirde "Lâ ilâhe, illallah!, Boğaziçi, Emrah, Osman, şarap, gül" gibi bu topraklara ait sesler ve motifler ustalıkla işlenmiştir. Mangan adetâ kendini bir Türk'ün yerine koyarak bu şiiri kaleme almıştır.

"Lâ ilâhe, illallah!
Kuşlar gibi neşeli uçtuk
Biz: Emrâh, Osman, Perizâd;
Güldük, şakalaştık ve seyrettik.
Şarap, güller, neş'e, türkü söyledik.
Bütün şöhretlerden vazgeçtik.
Altın ve mücevhere değer vermedik hiç.
Lâ ilâhe, illallah!
Boğaziçi, Boğaziçi
Bize engel olmadı
Her gün neş'e içinde
Yeşil Boğaziçi'ni
Bir yelkenliyle geçtik"

Bu dizelerde hem Osmanlı şiirinin edası hem de; "Bütün şöhretlerden vazgeçtik/Altın ve mücevhere değer vermedik hiç" mısralarından ve "uçtuk" fiilinden hareketle tasavvufi bir hâl, bir cezbe var! Buradaki motifler birer kolaj, yapıştırma gibi durmuyor; içeriden hissedilerek yazılmış sanki. Mangan, 1 Mayıs 1803'te Dublin'de doğdu. 20 Haziran 1849'da aynı kentte yaşama veda etti. Kırk altı yıllık bir ömür sürdü. Ünlü "Oxford Antologie English Verse" Mangan'ı İrlandalı şairler arasında değil; Türk şairleri başlığı altında gösterir. Babasına parasal açıdan yük olmamak için öğrenimini yarıda kestiğini ve bir kütüphanede çalışmaya başladığını söylüyor kaynaklar. Acaba bu kütüphane'de Osmanlı'ya dâir kimi tarihî ve folklorik bilgileri barındıran kitaplar mı okumuştur? Bilemiyoruz. Araştırmacılar Mangan'ın Türkiye'ye ve Türkçe'ye neden ilgi duyduğunun bir "sır" olduğu konusunda birleşiyor. Yaşadığı dönemde daktilo olmadığı için elle yapılan çoğaltma işlerinde çalıştığı ve özellikle adlî metinlerin kopyalarını çıkarttığı üzerinde de değişik görüşler var kaynaklarda. Bu görüşlerden biri: "Bir yakınına Türkçe ve Türk şiiriyle Almanca bir tercüme sayesinde tanıştığını anlatmış" olmasıdır. Türk şiiri üzerine çalışmanın zorluğunu anlattığı "University Magazin"deki bir yazısında şöyle diyor: "Türk Edebiyatı'nı anlamak çok zor. Türkçe gramer okumakla, küçük izahları dinlemekle olacak iş değil bu. O bilgiyle Osmanlıca'yı yazıp okuyamazsınız. İşi ciddi tutmak, uzun bir süre için kendi memleketinizi unutmanız gerekiyor. Adetâ yeminli bir Müslüman gibi olmalısınız. Osmanlı'yı, Türk şiirini anlamak ancak böyle mümkün". Son cümlesi ise oldukça sert ve dikkat çekicidir: "Yani Avrupalılığın bütün eskimiş paçavralarından kurtulmak, onları rüzgâra savurmak gerek". Osmanlı Devleti, İngiltere'nin işgali altında sefalet içindeki İrlanda'ya 1840'ta, beş gemi dolusu patates gönderir. Şiiri dışında, Osmanlı'nın merhametinin de İrlanda topraklarına ulaşmış olduğunu görüyoruz. Mangan'ın, arkasında, bir divan oluşturacak kadar Türkçe eser bıraktığı söyleniyor. Bugüne dek Mangan hakkında birkaç yazı dışında Türkçe'de dikkate değer hiçbir metin yayımlanmadı. Bu yazılardan birini "Ayine-i İskender" köşesinde 21 Ekim 1999 tarihinde İskender Pala yayımladı. Bir diğer yazı ise" Dublin'de Aruz Vezni" başlığı altında Avni Özgürel imzasını taşıyordu. Özgürel yazının bir yerinde şöyle demektedir: "Döneminde bedava gezi tantanalı ağırlamadan yararlanmak, Osmanlı Sarayı'ndan bahşiş koparmak için eser üreten tipte sanatçılardan biri değil Mangan. İskender Pala ise, Mangan'ın "İrlanda'nın Edgar Allen Poe"su olduğunu söylemektedir.

Mangan ölmeden önce yazdığı son şiirlerinden birinde şöyle demektedir:

"Şimdi kervan yola çıkıyor… meçhul bir ülkeye doğru / Çanları hareket işaretini vermeye başladı bile… / Sevin ruhum… zavallı kuşum, kurtuldun nihayet / Nihayet kafesin çöküyor…Demirleri dağılacak yakında / Elvedâ gaileli dünya, günahlarla haşir neşir olan dünya / Ruhum Allah'ın sakin yurdunda dinlenecek artık…"

"kuş-kafes" ilişkisiyle "ten ile can" ortaya konuyor. Bu benzetmeler Doğu Şiiri'ne dolayısıyla Osmanlı Şiiri'ne ait. Kervan'ın "meçhul bir ülkeye doğru" yola çıkması… Sanki Mangan'ın ölümünden kırk yıl sonra dünyaya gelen Yahya Kemal'e ait. Yahya Kemal'in "Sessiz Gemi"si şu beyitle açılıyordu:

"Artık demir almak günü gelmişse zamandan / Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan"

"Oxford Book of English Verse" kitabındaki 900 şiir arasında tek bir gazel vardır; o gazelin altında "Mangan" imzası yer alır. "Dünya" adlı bu 16 mısralık gazel, insanın nereden gelip nereye gittiği sorusu üzerine kurulmuştur. Peter Hird "Aynı kelimenin bir mısra atlayarak mısra sonlarında tekerrür etmesi, İngiliz şiir diline çok aykırıdır. Aslında bu şekilde yazılmış bir tek şiir biliyorum: Mangan'ın gazeli" diyecektir. Evet, Mangan Türk gazel formunu ustalıkla şiirlerinde kullanmıştır. Mangan, aynı zamanda İrlanda Millî Marşı'nın da yazarıdır. Mangan öldüğü zaman yastığının altında bir kitap bulundu. Bu kitap bir Türk şairinin Almanca tercümesiydi. Şiirde kimi duyguların "baskın" oluşu halklara ve halkların yaşadığı coğrafyanın sosyo-kültürel dokusuna göre değişim gösterir. Bazı kavramlar, motifler bizim şiirimizde önemli bir yer tutarken başka bir milletin şiir serüveninde yüzeysel bir şekilde ortaya çıkabilir.

Bir şairin gitmediği, yaşamadığı bir coğrafyaya dair şiir yazması anlaşılır bir şeydir. Edebiyat Tarihi'mizde bunun çok ve başarılı örnekleri mevcuttur; fakat bir toplumun değerlerine "iltica" ederek o değerler içinden ortaya başarılı şiirler koymak oldukça güçtür. Bu güçlüğü, 4000 kilometre uzaklıktan, bundan 160 yıl önce aşabilmiş bir örnek olarak duruyor karşımızda Mangan. Hiçbir ülke edebiyatında buna benzer bir örnek gösteremeyiz. Mangan, sıradan bir empatiyle sadece kendisini "Türk" yerine koymamıştır; "Türkçe"yi de dilinin yerine koymuştur. Bu ülkede ömrünü edebiyata vakfetmişler arasında, bir avuç insan dışında Mangan'ın ismini duyan yok. Bu da meselenin başka bir yönü!

MOSTAR
Aylık Medeniyet Kültür ve Aktüalite Dergisi
Sayı:45