Etiket arşivi: ŞERİAT

MİLLET, DİN VE ŞERİAT ÜZERE GİDİLEN YOLDUR

Millet, din ve şeriat üzere gidilen yoldur

Millet, din ve şeriat mânasında gidilen yol demektir; yâni millet kelimesinden maksat İslâm’dır. Peygamberlerin getirdikleri vahye bağlı düzen yazıya geçirildiği için bu kelimeden hareketle şeriata ve dine millet denilmiştir. Dolayısıyla “millet meclisi”, “milletvekili” gibi ifadeler İslâm’ın ve şeriatın yolunu tutan topluluğun meclisi ve vekilleri mânasına geliyor.
Din, şeriat ve millet kelimeleri birbirine yakın mânâda olup her biri başka yönden aynı mânayı ifade eder. Bakara, Âl-i İmrân, Nisâ, En’âm, A’râf, Yûsuf, İbrâhim, Nahl, Kehf, Hacc ve Sâd sûrelerinin birçok âyetlerinde “millet” kelimesi “din” mânasında kullanılmaktadır. Hadislerde de “millet” kelimesi din mânasındadır: “Kim ki İslâm’dan başka bir millet (din) adına yalan yere ve kasden yemin ederse, o kimse dediği gibidir…”
Millet kavramı, gönderildiği peygamberin adıyla söylenir. “İbrahim milleti”, “Musa milleti” gibi… Osmanlı’da millet sözünden Allah (c.c.)’ın, Peygamberleri vasıtasıyla kullarına meşrû kıldığı ahlâk ve nizamı” kastedilir. Bundandır ki Osmanlı ulemâsı, “Ehl-i sünnetin mezhebini naklederken: ‘millîler şöyle demiştir…” ifadesini kullanırlar.
MİLLET, KAVİM DEĞİLDİR
MİLLET, DİN VE ŞERİAT ÜZERE GİDİLEN YOLDUR yazısına devam et

İSLAM ŞEHRİ-17-İNFAK

İSLAM ŞEHRİ-17-İNFAK

İslam hiçbir konuyu tek zeminde hükme bağlamamış, en azından hukuk, ahlak ve edep olmak üzere üç çerçevede ve mertebede (seviyede) tanzim etmiştir. Hukuk, ahlak, edep, içtimai hayatın her noktasında görülebilen umumi tasniftir, bunların dışında da derinleştikçe (veya irtifa kazandıkça) farklı çerçevelerde farklı tasnif ve tanzimleri mevcuttur.

Mülkiyet, İslam’ın her seviye ve çerçevede tanzim ettiği bir bahistir. İslam, hukuki çerçevede hususi mülkiyeti tanımakla başlar, ruhi inkişafın zirvelerine doğru “Mülk Allah’ındır” hükmünü levhalaştırır.

Varlık telakkisi (ontoloji) cihetiyle “Mülk Allah’ındır” hükmü, “nihai ölçü” olmak bakımından tevhidi mahiyet taşır ve başköşede yerini alır. Nihai ölçü, ruhi inkişafın nihai maksadıdır, menzilidir. Müslüman şahsiyet, o menzile doğru inkişaf etmekle memur kılınmıştır.
İSLAM ŞEHRİ-17-İNFAK yazısına devam et

FARUK BEŞER ZOR MEVZUA GİRMİŞ

FARUK BEŞER ZOR MEVZUA GİRMİŞ
Şeriat ile tasavvuf arasındaki münasebet zor meselelerdendir. Şeriat’ın tarifi kabildir, tarifi zor olan tasavvuftur, bu sebeple ikisi arasındaki münasebetin zorluğu, tasavvuftan kaynaklanır. Zor olması yanlış olduğuna delalet etmez belki kıymetine delildir. Şeriat muhakkak ki tasavvuftan kıymetlidir, tasavvuf ise şeriatın muhtevası, mana haznesi olması bakımından şeriattan kıymetlidir. Beyanımızın tezat görüntüsü verdiğini biliyoruz, zaten mesele bu zıtlık görüntüsündeki terkipte merkezleşmektedir. Terkibi iki şekilde de gerçekleştirmek mümkündür, şeriatı merkeze alarak tasavvufun izahı, tasavvufu merkeze alarak şeriatın izahı yapılabilir. Hangi merkez ve terkip kabul edilirse (ki ikisi de doğrudur) yukarıdaki zıt ifadelerden uygun olanı alınabilir.
Şeriat, İslam fıkhı olarak kabul edilebilir (Şeriat-tasavvuf münasebetinde böyle anlaşılır), meseleye böyle bakıldığında şeriat, İslam’ın, maddi müeyyide ile teçhiz edilmiş zahiri ölçüler manzumesidir. Zahiri ölçüler, hayatın muhitini, alanını, genişliğini tayin eder. Muhiti oluşturan ihata duvarı, Şeriat’ın tespit ve tayin ettiği haramlar ile inşa edilmiştir, merkezde ise yine Şeriat’ın tayin ettiği farzlar mevcuttur. Merkez ve muhiti oluşturan dış çember sabit olmak üzere meydana gelen saha, Müslümanlar için hürriyet alanıdır. Hayatın bu alanda yaşanması şart ama kafi değildir çünkü maksat Allah’a yönelmek, o istikamette mesafe almaktır. Allah’a yönelmek, ruhi-kalbi yolculuktur, zaten Şeriat’ın da nihai maksadı, kulu Allah’a götürmektir.
Allah’a giden yol, ruhi-kalbi mecradır, adı da tasavvuftur. Şeriat, maddi müeyyide ile teçhiz edilen, zihni akli havzada anlaşılması ve tatbiki mümkün olan kaideler manzumesidir. Bu cihetle Şeriat, İslam’ın zahiri yüzüdür, zaten zahir hüküm için esastır. Ruhi-kalbi mecra ise Şeriat’ın oluşturduğu çerçeve içinde kalmak şartıyla, deruni yolculuğun yapılacağı güzergahı tayin eder. Yani tasavvuf, dikey boyuttur. FARUK BEŞER ZOR MEVZUA GİRMİŞ yazısına devam et

BİLİM KİSVESİYLE İSLAM DÜŞMANLIĞI YAPAN ADAM, İLBER ORTAYLI

BİLİM KİSVESİYLE İSLAM DÜŞMANLIĞI YAPAN ADAM İLBER ORTAYLI
Bir bilim adamının “bilim namusu” nasıl anlaşılır? Bu soru aynı zamanda, bir adamın “bilim adamı” olduğu nasıl anlaşılır sorusudur. Fikir adamı olabilirsiniz, fikir adamı olduğunuz için taraf olabilirsiniz, bu tabiidir. Fakat bilim adamı edalarıyla ortaya çıkanlar başka kurallara tabidir.
Bilim adamı kisvesiyle ortaya çıkanlar, aynı zamanda şunu deklare etmiş olmuyorlar mı? “Ben bilim adamıyım, ben sadece bilimi önemserim, bu sebeple doğruya doğru, yanlışa yanlış derim”. Böyle bir ön beyan, bilim adamının kuşandığı “kisvesinde” mevcut değil midir? Buna rağmen, ideolojik propaganda yapmanın adı nedir? İdeolojik propagandayı, “bilim” kisvesine sokması nasıl anlamlandırılmalıdır? Bu bilimsel bir “hile” değil midir?
Konumuz İlber ORTAYLI… Büyük tarihçi zannedilen, kendini de büyük tarihçi zanneden İlber ORTAYLI… “İmparatorluğun en uzun yüzyılı” isimli kitabında, tarihçi edalarıyla İslam düşmanlığı yapıyor. Düşmanlığını, tarihin içine gömmüş bir şekilde ve sinsice yapıyor. İslam düşmanlığının malzemesini de Osmanlıdan devşiriyor. Bu arada, Osmanlıyı da tahkir ediyor.
Bunu da doğrudan yapmıyor, iktibas marifetiyle yapıyor. Yani sorumluluğu da doğrudan üzerine almıyor. Hile içinde hile… Bilim adamlığı, hileyi gergef gibi işlemek ve kendi ismini gizlemekten ibaret… Pes… BİLİM KİSVESİYLE İSLAM DÜŞMANLIĞI YAPAN ADAM, İLBER ORTAYLI yazısına devam et

İSLAM HUKUKUNU ASKIYA ALMANIN HÜKMÜ NEDİR?

İSLAM HUKUKUNU ASKIYA ALMANIN HÜKMÜ NEDİR?
Şia, on üç asırdır İslam hukukunu (özellikle kamu hukukunu) tatbikattan kaldırmıştır. Sebebi malum olduğu üzere o sapık imamet inancıdır. “Kayıp imam gelene kadar İslam tatbik edilmez” düşüncesi, İslam’ı tatbikattan kaldırmıştır. Bu hususu daha önceki yazılarımızda kısaca ifade ettik ama hassasiyetimizden dolayı bu yazımızın başlığındaki soruyu sormamıştık. Gelişmelere bakınca o soruyu sorma lüzumunu hissettik.
İslam hukukunu tatbikattan kaldırmanın hükmü nedir? Müslümanların, özellikle de Türkiye’deki Şia sempatizanlarının bu sorunun cevabını aramaları gerekiyor. Şia bu sorunun cevabını aramaz, onlar, hassasiyeti körleşmiş, akılları dumura uğramış vahşi bir topluluk oldukları için bu soru onlara değil. Zaten onların cevaplarını biliyoruz, “kayıp imam gelene kadar İslam tatbik edilmez”… Bizim konumuzun merkezi de zaten tam olarak bu. İSLAM HUKUKUNU ASKIYA ALMANIN HÜKMÜ NEDİR? yazısına devam et