Etiket arşivi: ŞİİR

BİR ŞAİRİN “KAHİRE VE PARİS” NOTLARI

Bir şairin “Kahire ve Paris Notları”

Şevkle okuyup bitirdiğim bir kitap var başucumda: “Kahire ve Paris Notları.” Cümle Yayınları’ndan çıkan akıcı mı akıcı, sürükleyici mi sürükleyici, dili ve üslûbu güzel bu kitap, Balıkesir Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı öğretim üyesi ve mümeyyiz vasfı şair olan Prof. Dr. Mehmet Narlı’nın yayınlanan son kitabıdır.

“Orhan Kemal’in Romanları Üzerine Bir İnceleme”, “Şiir ve Mekân” (İnceleme), “Roman Sevdaları” (inceleme), “Roman Ne Anlatır” (inceleme), “Cumhuriyet Dönemi Türk Şiiri” (inceleme), “Edebiyat ve Delilik” (inceleme), “Şiir Burcu-Cumhuriyetten Bugüne Türk Şiiri (inceleme)”, “Öykü Burcu /Kuramsal Yaklaşımlar / Çözümlemeler /Değiniler” (İnceleme), “Çağdaş Türk Romanı” (Anadolu Üniversitesi için hazırlanmış müşterek çalışma), “Tanzimat’tan Bugüne Yeni Türk Edebiyatı Şiir Çözümlemeleri” (müşterek) adlı kitaplar şairin akademik çalışmalarının ürünüdür. “Çiçekler Satılmasın”, “Ruhumun Evvel Yazıları”, “Dil Kapısı” ve “Ömürlük Yara” adlı şiir kitapları da okuyucu câmiasında alâka gören kitaplarıdır.
BİR ŞAİRİN “KAHİRE VE PARİS” NOTLARI yazısına devam et

“ÖMÜRLÜK YARA”

“Ömürlük Yara”

“Ömürlük Yara” nam şiir kitabını gecenin iki vakti arasında, kitabın şairiyle olan hâtıralarımın zihnimde canlanışıyla ve hüzünle demlenen çay eşliğinde okudum. Ama nasıl okudum?

Şiirsever bir okuyucu veya şiir tahlil egosuna tutulmuş ağyar biri gibi okumadım. Kitaptaki şiirlerin şairin gönlünde nasıl demlendiğine, her bir şiirin şairin yüreğinin üstünden nasıl geçtiğine ve diline nasıl düştüğüne bazen aynel yakin, bazen ilmel yakin şâhitlik etmiş bir hüzünkâr dostu olarak okudum ve gönlümün turnalarıyla ona haber saldım:
“ÖMÜRLÜK YARA” yazısına devam et

NUMARALI BLOKLARIN ÇOCUKLARI

Numaralı Blokların Çocukları

Bizim doğduğumuz evler bilmediğin evdi
Bildiğin evdi diyemem
İnek,koyun ,kuzu öldüğünde yas tutulur
Teraziler kurulurdu ve ahbabın komşunun merhameti
Ölenin yerine yenisini koymak için koşardı teraziye
Hane halkı nasıl yiyebilirdi ki Sarıkızın etini
Evler bir namla bilinir
Evler ki Türkmen dergahıydı
Eve dergaha girilir gibi girilir
Kör Mehmetlerin evinin kapısı açılmadı bugün
Deli Hüseyin sabah sabah telaşla giderken görülürdü
Bir kıymetli aş pişse
Yaşlı,hasta,loğusa,emzikli hesap edilir
Öyle yenirdi
Çocuk dedenin ve ebenin dilinde büyür
Yüreğinden nağmeler devşirilirdi
Oyuncaklar ağaçtan kay kaylar kayadan beri
Şimdi tarihe döndü bizim evler de
Kapitalizm ve postmodernizmden beri

NUMARALI BLOKLARIN ÇOCUKLARI yazısına devam et

PANORAMA

PANORAMA

Korktukça sustu korkusunda boğuldu
Gölgelerde var oldu gölgesi kayboldu
Alkış tufanında uç beyi
İsa’yı ihbar eden havari
Tüfekleri de ancak bir meczuba doğrulur
Yüzünde kat kat imaj denemesi
Emredersiniz efendim kulunuz
Sekretere not bıraktıran köle
Don Kişotu onlardan
Tarık Bin Ziyadı bizden
Es geçen Pollyanna
Yeni kazanımlar peşinde
-Yaşasın ölüm!-
PANORAMA yazısına devam et

İSMAİL’İN, BİLGE KİŞİ’NİN KAPISINDA DİLENCİ OLMASI

İsmail’in, Bilge Kişi’nin Kapısında Dilenci Olması

İsmail, Bilge Kişi’nin evinin caddeye bakan kapısında oturuyordu. Arkasında duran büyükçe bir kartonda “Ben, Bilge Kişi’nin Dilencisiyim” yazılıydı. Üzerinde her zamanki kıyafeti yoktu; eskiliği uzaktan belli olan pejmürde bir kıyafet vardı. Gelip geçenler kartondaki yazıya bakarak dudak büküp gidiyor, bazıları da durup okuyor, sonra İsmail’in hüzünlü sîmasına bakıyor ve önündeki mendile para atarak gidiyorlardı.

Yanına yaklaştım, “Nedir bu hâlin?” dedim. Cezbe hâlindeydi. “Bilge Kişi, ‘çilen doldu’ diyene kadar burada dilencilik yapacağım” dedi. Önündeki mendilde bir miktar para vardı. Ham ervaha has bir ifadeyle, “Sen bir Kalenderî dilencisine benzemişsin İsmail, boynunda bir keşkülün eksik, dilendiklerini nereye koyuyorsun. Dilencilik kanuna aykırıdır, cemiyet tarafından kınanacak bir iştir, evine git, yoksa zabıtaya haber verir, seni buradan kaldırtırım” dedim.
İSMAİL’İN, BİLGE KİŞİ’NİN KAPISINDA DİLENCİ OLMASI yazısına devam et

ŞİİRİMİZİN BEYAZ KARTALI BAHAETTİN KARAKOÇ VE DOLUNAY

Şiirimizin Beyaz Kartalı Bahaettin Karakoç ve Dolunay

Kahramanmaraş Belediyesi tarafından organize edilen (Belediyenin Kültür ve Sosyal İşler Müdürü Serdar Yakar’ın emeğiyle) “Türk Şiirinin Beyaz Kartalı Bahaettin Karakoç ve 17. Dolunay Şiir Şöleni” şiirseverlere çeyrek asırlık bir geleneği bir daha tattırdı. Program, şiirimizin yaşayan aksakalı Bahaettin Karakoç’un hayatını ihtiva eden slayt gösterisi ile başladı ve Ramazan Avcı tarafından her Dolunay Şiir Şöleni’nde okunan “Dede Korkut Duası” okunarak devam etti.
Şiirler okunmadan önce “Türk Şiirinin Beyaz Kartalı Bahaettin Karakoç Paneli” yapıldı. KSÜ öğrt. gör. Yrd. Doç. Dr. M. Fethi Yanardağ’ın oturum başkanlığındaki panelde; şair Muhsin İlyas Subaşı; “Hayat Çizgisinde İnişi Olmayan Adam”, şair Metin Önal Mengüşoğlu; “Anadolu Duyarlılığının Bahaettin Karakoç’taki Tezahürü”, eğitimci-yazar Ramazan Avcı; “Bahaettin Karakoç’un Şiirlerindeki Aşkın Tezahürü” ve oturum başkanı Yrd. Doç. Dr. M. FethiYanardağ ise; “Bahaettin Karakoç’un Poetikası” başlıklarıyla Bahaettin Karakoç’u anlattılar.
Çeyrek asırlık şiir geleneğine sahip 17. Dolunay Şiir Şöleni’nde Türkiye dışından ve Türkiye’nin her bölgesinden gelen kırktan fazla şairin okuduğu şiirlerle mâzi duygularımızı yeniden yaşadık. Hafızamda kalan şairler Hasan Ejderha, Lütfü Şehsuvaroğlu,Yasin Mortaş, Mehmet Mortaş, Bünyamin Küçükkürtül gibi isimlerdir… Bendenizi en çok duygulandıran şair Azerbaycanlı genç bir şairdi. Şiirini okurken “efendim” hitabı çok olan hüzünlü bir türkü söylüyordu adeta.
Şiirimizin yaşayan aksakalı Bahaettin Karakoç 83 yaşında 70 yıllık soylu bir şiir hayatıyla şairlerin şeyhidir. Şiirleri hakkında yüzlerce inceleme yazıları ve tezler yazıldı. O, anadan doğma şairdir. Sonradan olmuş bir şair değildir. Kendi ifadesiyle “Kâlübelâdan beri muhacirim ben / Her nereye gitsem Ensar karşıladı / Bir at, bir kurt, bir yılan anladı da / Kendi cinsimden olanlar anlamadı / Omuz vurup geçenlerin açtığı yara / Kevgire çevirdi sevdalı yüreğimi / Ey Sevgili / Ne zaman darda kaldımsa / Hep sana yazdım arzuhalimi / Hep sen yetiştin imdada / / Bir kabir kapısının ağzında / Ne bir Münker, ne bir Nekir’im ben.” ŞİİRİMİZİN BEYAZ KARTALI BAHAETTİN KARAKOÇ VE DOLUNAY yazısına devam et

GİDELİM, MÜSAADE GEREKMEZ

GİDELİM, MÜSAADE GEREKMEZ

Yürek rutubet aldı, feleğin mühleti doldu
Geçti şarap mevsimi, parklar tenha değil.
Ben dağlara yanmıştım, Musa ırmaklara vuruldu
Bu şarkılara içilir mi Musa, bu çalan bizim hava değil.

Şimdi kentler, kamusal alanlarında üşüyor
Musa, dünyanın çözülen büyüsüne dipnot düşüyor.

Biz çarpıp çıkalım kentin kapılarını
Gemileri limanlarında bu şehrin, kim yakarsa yaksın.
Sen ıslık çalmayı bilirsin, söyle artık şarkılarını
Gir koluma Musa, hayaletlere çarpacaksın.

Bütün kaleler düşüyor Musa, sıyrılıyor erdeminden
Hüzün karlı dağlar ardında, çıktı insanın gündeminden.
GİDELİM, MÜSAADE GEREKMEZ yazısına devam et

DİL KAPISI’NDAN GURBETE GİDEN ŞAİRİMLE HASBIHAL

Dil Kapısı’ndan Gurbete Giden Şairimle Hasbıhal

Hasbıhâlime şöyle başlarım: Derûnumun şairinden bir kelimecik dahi dil yâresi görmedim bugüne kadar. Batı gurbetine çıkarken azığına azık katmadım şairimin, yüreğindeki azığı kâfidir diye. Gurbete çıkacağı söylendiğinde, dilimin bilicisi şairimi mezara götürüyorlarmış gibi yüreğim daraldı. Zayıflık alâmeti göstermek, ehl-i dilden değildir sözü aklıma geldi ve şu talihsiz ifadeyi kullandım: “Allah müstehakını versin, varsın.”
Dostperest bir yürekten beklenmeyen ham bir ifadeydi bu. İş işten geçmişti ki, şairim dil makamından kelimeler düşmüştü dosthânemdeki takvim yaprağına. Yazdığı kelimeler yüreğimi yakıp geçti:
“Efendim, dosthânenize bir damla yaş bırakmaya gelmiş idim; bir damla aşk, bir damla şiir. Derûnunuzda hep böyle kalmak isterim. Haklısınız ‘Allah layığım neyse onu verecek’. Fakat hâlimiz böyle pozitivist Müslümanca tesbitini beklemez; ‘hâli mâlumumdur’ demenizi bekler idim. Neyse ki dosttan gelen her söz kalbimin gıdasıdır. Köseğinizi attığınız, köseğinizin ucunda ben varım farzediniz. Efendim yüreğimin yanında olması için duâ buyurunuz.”
Daha gurbette pişmeye çıkmadığı günlerde, şairimle dil dil üstüne sürtünür ve âmak-ı dilin sarhoşluğunu yaşardık. Şairimin yazgıma ve yüreğime dair kelimeler devşirdiği Dil Kapısı’na bir mâbede girer gibi girerdim. “Dil var dilde dilden içeri” deyince şairim; dil makamından söyleyince türkülerini; iksirli kelimelerden meydana getirince şiirlerini; o vakitten beridir onunla dost olmuş, dildaş olmuş ve şöyle demiştim: “Sen kalbimin şairisin.” DİL KAPISI’NDAN GURBETE GİDEN ŞAİRİMLE HASBIHAL yazısına devam et

ÇOCUK EY ÇOCUK

Çocuk Ey Çocuk

Ay yansıyacak bir alem arıyor
Gümüş alnını aya sunsana çocuk.

Ay gümüş sofralarda çocukları ağırlıyor
Bizim yüzümüz eskidi, ay ihtiyarlıyor.

Ay öpüyor seni yanaklarından
Aya bir kez dokunsana çocuk.

Sen bir paratonersin, bilmezsin
Kötülüğü nasıl izâle ettiğini.
Sen bir fenersin ıssız koylarda
Uzak ilhamlardan yüreğime
Bir görünür bir sönersin.
Sen bir gümüş paratonersin
Bilemezsin gücünün nelere yettiğini.
ÇOCUK EY ÇOCUK yazısına devam et

NEFES

NEFES
-Ali Yurtgezen Hocama hürmetle-

“Merhamet et her şeye agâhım Ali
Var mı senden başka söyle, ilticâgâhım Ali”
Neyzen Tevfik

Ehli hâl değilim, esrârı kapalı semânın
Esmâya muhatap âdem olamadım Ali.
Pür kusurum hem pişman, şâkisiyim daru’l emânın
Dünyaya yüzüstü düşmüşüm, doğrulamadım Ali.

Bunca yıl kapındayım, yine ağyârım Ali
Nâçârım, eşiğinden geçmedi âhu zârım Ali

Rind-i Kerbelâ iken dilencisiyim dergâhının
Ahvâl-i arza ne hâcet, müşkilim sana âyandır.
Meczûbuyum, hayrânıyım ilm-i ledün mâhının
Ahâlî ta’n eylemiş, hâlim ehl-i irfâna tuğyandır.
Kuşatılmış sadrım, hem zebûnum, dermânım Ali
Nedâmetten melâmete kalbet fermânım Ali
NEFES yazısına devam et

MEDET YA SAHİBEL EMAN

Medet Ya Sâhibel Emân / İsmail Göktürk (Aczî)

Resûlü sakaleynsin, sultânı enbiyâsın
Ümmetin nûr-u ayn-ı, kâinâta ziyâsın
Raûfur rahîm dedi vasfında seni Mevlâ
Âlemlere rahmetsin, dü-cihanda ulyâsın

Sensin risâlet-penah, vesile-i hidâyet
Ağûş-u şefkatinde, rûz-i mahşer selâmet
Salât-ı selâmınla mâkes bulur her duâ
Emînsin, emânına son nefesler emânet

Sidre-i müntehâda mihmân, cemâle mazhar
Hakkın rahmetini sen ettin kullara izhar
Bir selâmınla senin, ömürler bulur safâ
Bin can fedâdır bir kez kılsan muhabbet nazar
MEDET YA SAHİBEL EMAN yazısına devam et

RASİM ÖZDENÖREN İLE ÇOK İŞİMİZ VAR

RASİM ÖZDENÖREN İLE ÇOK İŞİMİZ VAR
Bir konunun esasına dair bir fikrimiz olmalı, temel konularda ise bir “telakkimiz”… Esasına dair fikir sahibi olmadığımız, kafa patlatmadığımız, fikir çilesi çekmediğimiz bir mevzuun, müştaklarını, tezahürlerini, neticelerini, eserlerini konuşmak, konuşmaya çalışmak, bunları yaparken de iddialı olmak çok ciddi bir problem. Misal, İslam’ın sanat telakkisi ile ilgili hiçbir temel tefekkür çabasına girmeden, kuşatıcı bir fikir imal etmeden, muayyen bir çerçeve oluşturmadan, tezahürlerine dair beyanda bulunmak, esas itibariyle tefekkür değil olsa olsa gevezeliktir. Sanat telakkisi yoksa, şiir telakkisi (poetika) yoktur, şiir telakkisi yoksa, herhangi bir şiir hakkında söylenebilecek ne olabilir ki?
Silsile belli, önce İslam’ın yekununu en azından tefekkür alanında anlamak, sonra ona dair temel meseleler ile ilgili telakkilere sahip olmak, sonra her mevzuun eserlerini, o mevzuun oluşturduğu havzada (veya çerçevede) vermek ve değerlendirmek… Türkiye’de İslam’ın sanat telakkisini (tabii ki her konudaki temel anlayışını) anlamak, anlamak için çabalamak gibi bir gayret yok, buna mukabil her konuda İslam ile ilgili fikir(!) beyan etmek moda…
Temel meseleler tarassut edilse görülür ki, en zor, en girift, en muhataralı olanı sanattır. Sanat, tabiatı gereği çerçeveye alınması, nizami bir izaha kavuşturulması, terkip ve bütünlüğün yakalanması zor olan konuların başında gelir. Fikir, ilim, sanat üçlemesinde, sanat, fikir ve ilmin vuzuhuna hiçbir zaman sahip olmamış, sarahat çabaları daima akim kalmış, terkip teşebbüslerini yolda bırakmıştır. Mevzuun tabiatındaki giriftlik, ya meseleyle ilgilenilmesine engel olmuş veya sanatı düpedüz hoyratlık alanı haline getirmiştir. RASİM ÖZDENÖREN İLE ÇOK İŞİMİZ VAR yazısına devam et

“YENİ DİN KEMALİZM’İN” ŞAİRLERİ

“Yeni Din Kemalizm’in” Şairleri

Günümüzde “Yeni din” Kemalizm’in şairlerinin soyu tükenip fosilleşmiş olsa da şenî tesirlerinin, Atatürkçülüğün bekçiliğini yapan bazı üniversite, dernek ve dergilerde sürdüğüne dair misaller çoktur. Maazallah bu sapkın edebî ve fikrî “inkılâbın” şenaatine gençliğin aldanmaması için erbabının bildiği “Yeni din” şarlatanlığından, yani M. Kemal tapıcılığından birkaç kareyi göstermeyi din ü millet adına vazife addediyoruz.

Mübalağaya varsa da, devrin aydınlarının şiir ve yazılarındaki M. Kemal portresi, onun bizzat kendi tavır ve düşüncelerinden kaynaklandığı âşikardır. M. Kemal’in zihniyetini, aşağıda nakledilen şiirlerin yansıttığı fikirlerden kurtarmaya çalışmak nafiledir. Çünkü hakikat şiirlerin anlattığı gibidir. Bazı milliyetçi ve “ulusalcı” grupların, “aslında böyle biri değildi de, onu dalkavuklar efsaneleştirip putlaştırdılar” kurnazlığıyla, şiirlerin anlattığı K. Kemal’den “milliyetçi mukaddesatçı bir M. Kemal” imajı oluşturmaya çalışmaları boşunadır. Nehri tersine akıtmak gibi abesle iştigaldir. “YENİ DİN KEMALİZM’İN” ŞAİRLERİ yazısına devam et

PARİS’İN FİKR Ü SURETİNE KAPILMAYAN ŞAİRİME

Paris’in Fikr ü Sûretine Kapılmayan Şairime

Paris’ten gönderdiğin gönül alan, derûnumu sarıveren mektubunu okuyunca hem sevindim, hem hüzünlendim.

Sevindim; çünkü Paris gibi iki asırdır bu ülkenin münevveranını yutan, gözlerini kamaştıran, din ü milletinden koparan, iğva ve ifsad eden cilveli bir dilbere râm olmadığın ve vakarını kaybetmeyip kendin olarak kaldığın için.

Hüzünlendim; çünkü Dil Kapısı’nda tâlim eden şairimin mektubu yine bir gurbet diyârından geliyordu. Gurbet alıp götürmüştü onu. Gurbetzede olmamışsa da, gurbetçi yahut vatancüdâ olmuştu yine. Meslekî tekâmülünü yâd ellerde tamamlamak yazılmıştı yazgısına şairimin. Çektiği gurbet zâhiri gurbet, yani maddî gurbetti. Bu gurbet türünde vuslat vardır. Amma ki şairimin dost gurbeti, yani iç gurbet sızısı çektiğini bilirim, ona hüzünlenirim. PARİS’İN FİKR Ü SURETİNE KAPILMAYAN ŞAİRİME yazısına devam et

MEKSİKA

MEKSİKA

Parmağımda alyans yok, suçmuş işlediğimiz,
Hayalden ibaretmiş bu cürmün vesikası.
Kaçış yok yasalardan, boşmuş düşlediğimiz,
Haritalarda yokmuş bu aşkın Meksikası.

Yasalar ve sınırlar kimden yanaydı diye,
Korkuyorduk sormaya, yasaya aykırıydı.
İç cebimizde bir gül tutuşur sevgiliye,
Yenimizde bir umut her sabah kırılırdı.

Oysa ben yasaksız bir türküye yaslanmıştım,
Gözlerimi tutarken bal renkli bir kâinat,
Bir bakış bir hayatı diri tutar sanmıştım.
Şimdi boşa dönüyor omzumdaki tek kanat…

Kaçış yok aynalardan, dönüş yok aynalara,
İstersen geçmişinle ömür boyu oyalan.
Sınır var, sınır sensin, döndüğün odalara,
Hani Meksika var ya, işte gerçek o yalan.

Ömer KARAYILAN