DEĞİŞİM DEVRİM ve SOSYAL HAREKETLER

degisimSosyal hareketlerin veya meşhur ismiyle sivil toplum kuruluşlarının, değişim ve devrim konusuyla münasebeti pek dikkat çekmemiş, bu mevzuda fazla araştırma yapılmamıştır. Özellikle devrim hareketlerinin siyasi mahiyet taşıması, devrimi gerçekleştiren hareketlerin de mutlaka siyasi hareket olması gerektiğini düşündürtmüştür. Doğrusu sosyal hareketler devrim süreci başlayana kadar siyasi karaktere dönüşmemiş, devrim sürecinin içinde bu dönüşüm yaşanmıştır. Bu sebeple olsa gerek sosyal hareketlerle devrim arasındaki münasebet gözden kaçmıştır. Oysa sosyal hareketlerin devrime katkısı, siyasi hareketlerden çok daha fazladır. Okumaya devam et

Share Button

SOSYAL HAREKETLER VE DEVRİMLER-6-SOSYAL HAREKETLERİN MEŞRUİYET ZIRHI

SOSYAL HAREKETLER VE DEVRİMLER-6-
SOSYAL HAREKETLERİN MEŞRUİYET ZIRHI
Devletler, meşruiyeti, siyasi alanda üretir ve bunu hukuki alanda tahkim eder. Sosyal alanda meşruiyet üretme ihtiyacı, teorik olarak demokrasi düşüncesine kadar hissedilmemiştir. Demokrasilerde siyasi meşruiyetin kaynağı sosyal meşruiyet olarak kabul edilmiş fakat bu düşünce tatbik imkanı bulamamıştır. Devasa insan kütlelerini (ABD’yi düşünün) zoraki siyasi mecralara mahkum etmiş, siyasi mecraların (suyun) başını da bazı mahfiller tutmuştur. Veya adına demokrasi denilen bazı siyasi rejimlerde (Türkiye’yi düşünün) anayasa ile tek istikamet tayin edilmiş mesela her parti Atatürkçü olmak mecburiyetinde bırakılmıştır. Neticede teorik olarak sosyal meşruiyetin gerekli ve değerli olduğunu söyleyen demokratik siyasi rejimler, kapalı kapılar arkasında farklı düşünce üretimleri ve tatbikatları içinde olmuştur. Bu cihetle demokratik siyasi rejimler, totaliter ve otoriter siyasi rejimlerdeki kadar açık sözlü de olamamış ve ikiyüzlülüğü şahsiyet haline getirmiştir.
Devletlerin, meşruiyeti siyasi alanda araması, siyasi rejime yönelmeyen, onu tehdit etmeyen sosyal hareketlerle daha az meselesi olduğunu göstermiştir. Gerçekten birçok ülkedeki siyasi alan ile sosyal alan arasındaki çatışmanın, sınır çatışması olarak zuhur ettiğini, sosyal alan siyasi alanın sınırını tehdit etmediği müddetçe devlet tarafından nispeten serbest bırakıldığı görülmüştür.
*
Sosyal hareketlerin halkın ihtiyaçlarına yönelmesi, halkın ihtiyaçlarını karşılamak için siyasi iktidara gerek duymaması, halka nüfuzunu kolaylaştırmış, halkın kalbine kadar sirayet eden bir “derin meşruiyet” üretmiştir. Siyasi alana tecavüz etmemesinden dolayı, iktidar arzusuyla hareket etmediği halk tarafından görülmekte ve taraftar toplamaktadır. Doğrudan halk ile temasta olan, halkın ihtiyaçlarını karşılayan sosyal hareketlerin meşruiyet derinliğine nispetle siyasi iktidarların meşruiyeti çok sığ kalmaktadır. Halk siyasi iktidarlara zorla itaat etmekte, sosyal hareketlere ise gönülden bağlanmaktadır.
Sosyal hareketler ile siyasi iktidarların çatışması, umumiyetle siyasi iktidarın sosyal hareket üzerine gelmesi şeklinde cereyan ediyor. Bu türden alan çatışmaları, sosyal hareketlerin meşruiyet derinliği karşısında siyasi iktidarın galip gelmesine mani oluyor. Gerçekten halk, siyasi iktidarın başlattığı çatışmalarda sosyal hareketlerin yanında yer alıyor. Siyasi hareketlerin birbiriyle ve iktidarla çatışması durumunda halk, tarafsız kalma temayülüne sahiptir. Siyasi hareketlerin mensupları ve taraftarları birbiriyle çatışırken halkın kenarda durma temayülü, siyasi iktidarın ve siyasi hareketlerin sosyal hareketler üzerine yürümesi halinde ortadan kalkmaktadır. Siyasi hareketlerin mensuplarının daha keskin bir taraftarlığa sahip oldukları doğru… Bu sebeple siyasi hareketlerin mensuplarının, bir çatışma halinde seslerinin daha gür çıkması tabiidir. Buna bakarak, sosyal hareketlere halkın verdiği desteği küçümsemek doğru değil. Zaten bu durum, sosyal alan ile siyasi alan arasındaki temel farklardandır. Her hareketi içinde bulunduğu alanın tabiatına göre değerlendirmek gerekiyor. Sosyal alandaki hareketlerin mensupları ve taraftarları, siyasi hareketlerdeki keskinliğe sahip değildir. Bu durum, sosyal hareketlerin daha zayıf olacağı zannını oluşturuyor. Bu zan bir bakıma doğrudur ama başka bir açıdan yanlıştır. Siyasi hareketlerdeki mensubiyet derinlik cihetiyle daha güçlüdür ama sosyal alandaki mensubiyetin genişleme ufku fevkalade yüksektir. Diğer taraftan İslami muhtevalı sosyal hareketler, İslami muhtevalı siyasi hareketler gibi “iman” ile mayalandığı için derinlik cihetinden aynı güce sahip, genişlik cihetinden ise daha büyük ufka sahip olmaktadır.
Siyasi hareketler ile sosyal hareketleri birbirinin yerine ikame etmek sözkonusu değil. Olsa olsa birbirini tamamlar. Birbirinin alternatifi olmadığı için, aralarında seçim yapmak sözkonusu değil. İnsanlar, mizaç ve meşreplerine göre hangi alanda daha verimli olacaksa, o alanda çalışmalıdır.
Sosyal hareketler halktan doğduğu ve halkın ihtiyaçları ile ilgilendiği için, bir şekilde yok edildiklerinde, halkta ve hayatta boşluk meydana gelir. İşgal ettikleri alandan daha büyük bir boşluk meydana getirirler. Çünkü içtimai müesseseler, hayatta işgal ettikleri alandan daha fazlasını insanların kalb ve zihin dünyasında işgal ederler. Ümit, itimat, emniyet gibi ruhi ve zihni mekanizma ve hareketlerin kaynağı ve istinatgahı olurlar. Hayattaki işgal ettikleri yerin boşalması, birebir boşluk meydana getirmesi demektir ama kalbi ve zihni evrenlerde işgal ettikleri alan boşaldığında çok büyük boşluklar meydana gelir. Siyasi hareketler umumiyetle hayatta bir yer işgal etmezler, etmeleri gerektiği doğru ama gelişmeler aksini göstermektedir. Bu sebeple siyasi hareketlerin birçoğu yok edildiğinde hayatı doğrudan etkilememektedir, çünkü boşluk oluşturmamaktadır. Halka bir şeyler anlatacağınıza, anlatmak için çırpınacağınıza, bir ihtiyacını karşılayın, bir problemini çözün. Bu yolla hayatına girersiniz, bu işi nizami şekilde yaptığınızda kalbine oturursunuz. Siyasi hareketler çözümleri iktidar olmaya tehir ettikleri için, halkın günlük hayatında faydalı hale gelemezler ve yok olduklarında da bir boşluk oluşturmazlar.
*
Ferdin meşruiyet kaynağı iman, halkın meşruiyet kaynağı ihtiyaçtır. Bu o kadar öyledir ki, bir halk kendi dünya görüşünün siyasi iktidarına sahip olsa, yine de meşruiyeti ihtiyaçlarının karşılanmasında görür. İhtiyaçlarını karşılayamayan siyasi iktidar gayrimeşrudur.
Bir ülkede halkın ihtiyaçlarını karşılayan bir siyasi iktidar varsa, o iktidara karşı mücadele etmek imkansızdır. Halkın nazarında meşruiyete sahip olan siyasi iktidar kadar sağlam bir iktidar çeşidi bulmak kabil değil.
Sosyal hareketlerin meşruiyet derinliğinin siyasi iktidarlardan daha fazla olmasının sebebi, halkın ihtiyaçlarıyla doğrudan ilgilenmesidir. Bu manada sosyal hareketlerin üzerinde meşruiyet zırhı vardır ve bu zırh çok da kalındır. Zırhın kalınlığını artıran bir sebep de, halkın “iyi insanlarının” bu işlerle ilgilenmesidir. Çünkü yardımseverlik, hamiyetperverlik, alicenaplık gibi özellikler, müthiş şekilde cezp edicidir. Bu insanların sosyal hareketler içinde bulunması veya sosyal hareketleri bir şekilde desteklemesi, halkın sosyal hareketlere tanıdığı meşruiyeti derinleştirmekte ve zırhını kalınlaştırmaktadır. “İyiler hareketi” olarak isimlendirilebilecek olan sosyal hareketler, siyasi iktidarlar karşısında en güçlü savunma silahı olan meşruiyete sonuna kadar sahip olurlar.
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

Share Button

SOSYAL HARKETLER VE DEVRİMLER-5-SOSYAL HAREKETLERİN FİKİR İHTİYACI

SOSYAL HAREKETLER VE DEVRİLER-5-
SOSYAL HAREKETLERİN FİKİR İHTİYACI
Sosyal hareketler kolay oluşturulur. Hamiyetli birkaç insanın bir araya gelmesi, çapı küçük olsa da sosyal hareketi başlatabilir. Siyasi hareket ciddi kadrolar ve hazırlıklar isteyen devasa hareketlerdir.
Sosyal hareketler, başlamak ve belli bir mesafe almak için fikre de ihtiyaç duymazlar. İyiliksever insanların bir araya gelerek cemiyetteki bir eksikliği doldurması, bir problemi çözmesi, bir ihtiyacı karşılaması başlangıç için kafidir.
Cemiyetteki bir eksikliği görmek için deha olmak gerekmez. Basit problemleri çözebilmek için de yetişmiş insana ihtiyaç duyulmaz. Bu sebeple sosyal hareketin başlaması, çok hızlı, çok kolay ve çok ucuz maliyetli iştir. Zaten cemiyetlerde bu gür kıpırdanışlar her gün sayısız vakada müşahede edilir.
Hayatı kuşatacak çapta fikir sahibi olan insanlar gerekmez. Hayatın her alanı ile ilgili fikirleri olan, her problem için çözümler teklif eden yani bir dünya görüşünden beslenen insanlar olması şart değil. Hamiyetli, yardımsever, diğerkam insanlar, hayatın tabii akışı içinde sosyal hareketleri başlatabiliyorlar. Büyük fikir sahiplerinin umumiyetle siyasi alana aktığı (meylettiği) görülüyor.
Doğrudan siyasi hareketlere başlayanlar, siyasi hareketin ihtiyaç duyduğu şartlar ve imkanlara sahip değillerse mesafe alamıyorlar. Her işte olduğu gibi siyasi hareketlerde de mesafe alamamak, hareketi (işi) çürütüyor. Az kadro ve kıt kaynaklar, siyasi hareketleri başlatmak için kafi olmadığı için, küçük gurupların sosyal hareket başlatmaları, akıllıca bir iştir.
*
Başlangıcında olmasa da ilerleyen safhalarda fikir ihtiyacı, her işte olduğu gibi sosyal hareketlerde de ilk sıradadır. Hiçbir ciddi iş, “fikirsiz” olmaz, olamaz. Zaten fikir ihtiyacı duymayan insanların büyük işler yapmaları veya yaptıkları işi devam ettirmeleri imkansızdır.
Ne var ki, sosyal hareketlerin büyümesi şart değildir. Küçük guruplar halinde cemiyette yuvalanırlar. Büyüme iştiyakına sahip olanlar çıkar içlerinden elbette fakat birçoğu küçük yapılar halinde varlığını devam ettirir. Sadece mizaçlarındaki hamiyetten ve imanlarındaki keskinlikten dolayı harekete geçen insanlar, mütevazı bir hayat ve hareket içinde yaşamaktan şikayetçi değillerdir.
Küçük teşkilatlar halinde kalmak, enerji israfı mıdır? Veya hedefsizlik midir? Veya boşa gayret manasına mı gelir? Hayır… Fonksiyonel olan, bir boşluğu dolduran, bir ihtiyacı karşılayan, bir problemi çözen her yapı, boşuna değildir, israf değildir. Yaptığı işi yapamaz hale gelenler israfa savrulurlar ki onlar zaten kısa süre içinde yok olurlar.
Küçük guruplar halinde cemiyete serpiştirilmiş haldeki bu yapıların toparlanması gerekir. Çatı müesseseler veya üst yapılar veya onların muhtariyetini imha etmeyen birlikler tesis edilebilir. Küçük yapıların çokluğu, onları organize etmeyi zorlaştırır. Bu sebeple küçük yapıları müşterek platformlarda bir araya getirebilmek ince bir stratejiyle mümkündür. Yaygın olan “bunlardan adam olmaz” türü düşünce ve akıl hastalıklarıyla konuya bakanlar, aslında kendileri adam olmadığı için bu türden ciddi işleri yapamazlar.
*
Küçük yapıları ve gurupları organize etmenin en etkili yolu, kuruluşları birleştirmek değil, faaliyetleri birleştirmektir. Müşterek faaliyetler yürütmek mümkündür ve küçük gurupların tamamına yakını bu ihtiyacı hissederler.
Birlikte faaliyet yapabilmek için, sözkonusu faaliyetin merkezini teşkil edecek güçlü ve donanımlı teşkilatlar gerekir. Küçük gurupların üzerinde hakimiyet kurma çabasına girmeksizin, onları faal hale getirmek, onların kendi varlıkları için gereken faaliyet imkanını sunmak doğru bir yaklaşım olur. Küçük guruplar, fikir hareketi değil, hamiyet ve fedakarlık hareketi olduğu için, orijinal fikirleri üretemeseler de, önlerine konulduğunda ihtiyaç duyacaklardır. Kendi bağımsız varlıklarıyla faaliyet göstermelerine de imkan sunulduğunda, hayır deme imkanı kalmaz.
Büyük fikir (dünya görüşü) sahiplerinin, hayatın tabii akışı içinde meydana gelen ihtiyaçlara dair bir fikir beyan etmemesi, fikir ile hayat arasındaki irtibatı kesiyor. Halkın, büyük fikirden anlaması beklenmez. O küçük ihtiyaçların kalabalığıdır ve o ihtiyaçlarını karşılayan mecralara dökülür. Büyük fikir ile küçük ihtiyaçlar karşılanmaz. Küçük ihtiyaçları karşılayamayan, küçük problemleri çözemeyen büyük fikir hareketleri, fikri büyük kendi küçük hareket olarak kalır. Büyük fikir, küçük harekete yakışmaz. Büyük fikir sahipleri küçük hareketler içinde kaldığı müddetçe, ruhi, kalbi, zihni ve akli hastalıklara kapılırlar. Bir müddet sonra da psikiyatrik hale gelirler ve hem kendilerini hem de fikirlerini çürütürler. Tarihte ve günümüzde bunun çok sayıda misali var.
Her büyüklük, çok sayıda küçüklükten mürekkeptir. Büyük işler küçük işlerin toplamıdır. Büyük hareketler, küçük ihtiyaçların karşılanmasıyla meydana gelir. Doğrudur, büyük hareket, büyük fikir gerektirir. Çok sayıda küçük işi gelişigüzel yapmak, büyük hareketi inşa etmez, en fazla kaotik bir faaliyet curcunası haline gelir. Diğer taraftan küçük işleri halledemeyenler de, ne kadar büyük fikre sahip olurlarsa olsunlar, küçücük taşlara takılır tökezlerler.
*
Küçük sosyal hareket guruplarını fikirsizlikle suçlamak akıl savrulmasıdır. Onlar tabiatı gereği fikir ihtiyacı içinde değillerdir. Hukukçuya tıp bilmiyorsun diye fırça atmaya benzer, çok komiktir. Küçük gurupları büyük hedeflerin birer tuğlası haline getiremeyen büyük fikir hareketleri suçludur. Küçük sosyal hareket guruplarına varlık ve faaliyetleri için fikir ihtiyacı içinde olma şartını getirmek, ne kadar mantıklı görünüyorsa da, yanlıştır. Zira küçük guruplar, halkın vicdan kıpırdanışlarıdır ve onlara büyük fikirsiz yapılan işlerin beyhude olduğunu söylemek, halkın vicdanını imha eder. Zaten tabiatları gereği fikre ihtiyaç duymazlar ve zaten büyük fikre ulaşamazlar, öyleyse bırakın yapabileceklerini yapsınlar. Böylece halk, vicdanını hareket halinde tutsun ki yapılabilecek büyük işlerin malzemesini temin edebilsin.
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

Share Button

SOSYAL HAREKETLER VE DEVRİMLER-4-SOSYAL HAREKETLER SİYASİ HAREKETLERİN PİLOT UYGULAMASIDIR

SOSYAL HAREKETLER VE DEVRİMLER-4-
SOSYAL HAREKETLER SİYASİ HAREKETLERİN PİLOT UYGULAMASIDIR
Siyasi hareketlerin hedefi iktidarı ele geçirmektir. Siyasi iktidar yeryüzündeki en büyük bedellerden (mükafatlardan) biridir. Siyasi hareketler, bir dünya görüşüne dayansa ve samimi olarak insanların ihtiyaçlarını karşılama hedefine yürütse de, karşılığında iktidar gibi yeryüzü nimeti var. Karşılığında böyle bir mükafat olan siyasi hareketlerin fikri bağlılık ve samimiyetleri her zaman gölgelidir. İktidar arzusunu, fikri iştiyaktan ayırabilmek zordur. Samimi insanların istismarcı, istismarcılarında samimi görünebilmesi mümkün olan bir hareket çeşididir, siyasi hareketler. İstismarcıları ayıklamak gerçekten zordur. İktidar gibi bir nimet için insanlar, dünyadaki en maharetli aktörlerden daha iyi rol yapabilmektedirler. Tarihteki siyasi hareketlerin hepsi bu tehlike (hatta bela) ile mücadele etmek zorunda kalmış, günümüzde de mücadele etmeye devam ediyorlar.
Sosyal hareketlerde de istismarcıların olması mümkündür ve vardır. Fakat hedefi siyasi iktidar ve siyaset olmayan sosyal hareketlerin dünyadaki karşılıkları, (nimetleri) külfetlerinden azdır. Bu sebeple istismarcılar için tabii bir süzgeç görevi görmektedir. Siyasi hareketlerin insan kaynakları, sosyal hareketlerde test edilmiş şahıslardan oluşturulursa, sıhhatli bir iş yapılmış olur.
*
Sosyal hareketler, dünyada karşılık beklemeksizin, fedakarane çalışmalar yapan insanları seçer. Kendini bir dünya görüşüne adayan insanlar, sosyal hareketlerde daha fazla görülür. Siyasi hareketlerdeki iktidar iştihasını yok etmek kabil olmadığına göre, siyasi iktidarları, mümkün olduğunca ve gerektiğinde zorla sosyal hareket mensuplarının içinde test edilmiş şahıslardan teşkil etmek gerekir.
Sosyal hareketlerdeki tabii eleme, insanlardaki safiyeti ortaya çıkarabilmektedir. Herhangi bir hareketin (siyasi veya sosyal olsun) içinde, idealist insanları seçebilme, teşhis edebilme mekanizmaları, süzgeçleri, süreçleri yoksa o hareketin hedefine ulaşması mümkün olmaz. Sosyal hareketlerin tabiatı buna müsait olduğu için idealist insanların seçimi daha kolay olabilmektedir.
Sosyal hareketi başlatamayan, yürütemeyen, sevk ve idare edemeyen, safiyetini sosyal hareket bünyesinde koruyamayan insanların siyasi hareketlerde neticeye ulaşmak için gereken akıl seviyesi, idrak derinliği, ahlaki donanımı ve muhtelif maharetleri kazanmış olmadığı anlaşılır. Siyasi mücadelenin daha çetin olduğu, daha girift hesaplamalar gerektirdiği, daha büyük bir ufuk sahibi olmayı şart kıldığı malum. Sosyal hareketler nispeten daha basit, daha net ve daha kolay organize edilebilir mahiyet taşır. Burada imtihandan geçemeyenlerin siyasi hareketlere soyunmaları, ciddi bir kendini bilmezlik olsa gerek.
Evet, sosyal hareketler, siyasi hareketlerin pilot uygulamasıdır. Birçok yönden böyledir. Samimiyet testi, dayanıklılık testi, kavrayış testi, ufuk testi gibi bir çok imtihan, sosyal hareketlerin tabii seyri içinde gerçekleştirilir. Bunları organize etmek de gerekmez, sosyal hareketin tabii seyri, dikkatli bir göz için bu testlerin tamamını uygular.
Siyasi hareketlerde görev almak için sosyal hareketlerde görev almış olmak gibi aşırı sistemik ihtiyaçlar üretmek gerekmez. Fakat sosyal hareketlerin tabii seyrindeki sayısız testten faydalanmamak, insanı ve hayatı tanımamaktır. İlla sıraya koyup da “sosyal hareket sabıkan nedir” cinsinden sorular sormak ve araştırmalar yapmak gibi garip durumlara düşmenin lüzumu yok. Fakat bir insanın sosyal hareket sabıkasının, o insanın şahsiyet terkibine ve görev tayinine pozitif katkıda bulunmasına açık bir anlayış örmek de fayda var.
*
Sosyal hareketlerin halka nüfuz mahareti göz önüne alındığında, sosyal hareket tecrübesi ve o alanda başarısı olmayanların siyasi harekette başarılı olması beklenmez. Siyasi hareketler, halka nüfuz etmek gibi bir gaye gütmezler ve tepeden inme türünden darbe gibi manevraları hedef haline getirirlerse, halka nüfuz etmek, halkı ikna etmek gibi usullere uzak kalırlar. Oysa yirminci asır, tepeden inme darbelerin (tüm sosyalist tecrübeler böyledir) kalıcı olmadığını, ayakta kalmak içinse milyonlarca insanı katletmek gerektiğini göstermiştir. Müslümanların böyle bir duruma düşmesi beklenmez.
Halkı ikna etmenin yolu ise ihtiyaçlarını karşılamak, problemlerini çözmektir. Bu yolla, halka daha iyi bir hayat verebileceklerini gösterirler. Halk, asla teorik olarak ikna edilemez. Siyasi hareketlerin birçoğunun teorik tartışmalara girdikleri ve bunu bir müddet sonra kavgaya dönüştürdükleri görülüyor. Sonra da “halkın bir şeyden anlamadığı” hükmünü veriyor ve tepeden inme metotlara yöneliyor. İşte tam bu nokta, siyasi hareketin intiharıdır. Halkın bir şeyden anlamadığı kanaatine sahip olanlar, halkın neyi nasıl anladığını anlamayan akıl fukaralarıdır.
En kötü sosyal hareket bile en iyi siyasi hareketten daha fazla halkın içindedir, daha fazla halka nüfuz etmiştir, daha fazla halkı ikna etmiştir. Hem de halkı ikna etme çabasına girmeden… Bu tür sayısız tecrübenin arşivi olan insanlık tarihi ortadayken, Müslümanların Hz. Adem’in birinci nesil çocuklarıymış (dünyada hayat yeni başlıyormuş) gibi iptidai hatalar yapması, hem akıllarına hem de Müslümanlıklarına yakışmaz.
Siyasi harekete kendilerini mahkum eden kadrolar, aynı zamanda “tek dile” mahkum olurlar. Sadece siyasi dil ile kalırlar ve hayatın tüm cephelerini ihmal ederler. Hayatın diğer alanlarında (cephelerinde) hangi dillerin kullanıldığını öğrenemezler ve halk ile iletişim kuramazlar. Ne halk kendilerini anlar, ne de kendiler halkı… Sonra da kenara çekilip, kendi başarısızlıklarını örtbas etmek için “halkın kendilerini anlamadığını” söyleyerek psikolojik masturbasyon yaparlar. Oysa halkın dilin bilmeyen kendileridir ve aydın olmalarından dolayı halkın kendi dillerini değil, kendilerin halkın dilini öğrenme mesuliyeti içindedirler. Bu tür anlayışlar, Çinliye Türkçe bir konuyu anlatmaya çalışıp da, Çinlinin anlamaması karşısında onu suçlamaya kalkanlar gibidir.
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

Share Button

SOSYAL HAREKETLER VE DEVRİMLER-3-SOSYAL ALAN SİYASİ ALAN ÇATIŞMASI

SOSYAL HAREKETLER VE DEVRİMLER-3-
SOSYAL ALAN SİYASİ ALAN ÇATIŞMASI
Sosyal alan ile siyasi alanın arasındaki sınırın net şekilde çizilememesi, hayatta cereyan eden hadiselerin kahir ekseriyetinin hem sosyal hem de siyasal mahiyet taşıması, her iki alanı birbiriyle çatışma veya yardımlaşma noktasına getiriyor. Hayattaki giriftlik, iki alan arasında mütemadi sınır ihlalleri ve tartışmaları oluşturuyor. Siyasi rejim ile halk arasında itikadi, fikri ve kültürel farklılıklar varsa, iki alan arasındaki münasebet umumiyetle çatışma haline geliyor, aksi durumda ise yardımlaşma oluşuyor.
Sosyal alan, siyasi alanda üretilen iktidarlar tarafından kabul edilmese veya itiraf edilmese bile siyasi alanın meşruiyet kaynağıdır. Sosyal alandaki faaliyetler halkla doğrudan ilgili olduğu için, siyasi alana nispetle daha fazla ve daha derin bir meşruiyet sahibi olur. İki alan arasında çatışma sözkonusu olduğunda, sosyal alanda üretilen her birim meşruiyet, siyasi alandaki meşruiyetten çalınmıştır. Dolayısıyla sosyal alandaki meşruiyetin derinleşmesi ve genişlemesi, siyasi rejimin kaynağını kurutur.
Halka rağmen kurulan siyasi rejimler, iktidarlarının meşruiyetini halktan başka yerde aradığı için, halkın içinde alternatif meşruiyet üretimine müsaade etmek istemez. Bu tür rejimler için, sosyal hareketler ve faaliyetler, “derin siyasi hareketlerdir”. Siyasi hareketlere izin vermedikleri gibi sosyal hareketlere de izin vermezler, hatta bunlara daha keskin tavırlar ve tedbirlerle izin vermemek temayülündedirler. Bu şartlara sahip ülkelerde sosyal hareket, siyasi hareket arasında fark olduğunu söylemek, siyasi rejim için mümkün değildir. Siyasi rejim, tüm faaliyetlerin siyasi mahiyete sahip olduğunu söylediğinde, mecburen tüm faaliyetler siyasi faaliyet haline gelir. Bunun sebebi, siyasi rejimin gücü değil, siyasi rejimin, siyasi hareket muamelesi yaptığı hareketler, mecburen siyasi hareket haline gelir.
Sosyal hareketler siyasi hareket haline gelmek zorunda mıdır? Hayır. Siyasi rejimin tarif çerçevelerine girmemek, baskısını kabul etmemek için maharetli ve ısrarlı olması gerekir. Bunun ne kadar zor olduğu malum. Fakat sosyal hareketin bu zoru gerçekleştirmesi halinde varlığını devam ettirebileceği unutulmamalıdır.
Neden? Siyasi rejimin baskısına rağmen siyasileşmemek neden? Siyasi rejimin, siyasi hareket muamelesi yapmasına rağmen neden? Cepheyi terk etmemek için…
Yanlış anlaşılan hususlardan birisi, tek cepheye yığılmak… Tüm cepheleri terk edip, tüm yığınağı siyasi cepheye yapmak… Ayrıca siyasi hareketler olabilir, olması da gerekir. Fakat konumuz sosyal hareketler olduğuna göre, bunun esaslarını tespit etmemiz gerekiyor.
Mücadelenin tek cephede yapılabileceğini zannedenler çoğalıyor. Siyasi rejime karşı mücadelenin siyasi mahiyet taşıması gerektiğin söyleyenler mantıksız bir düşünceye sahip değiller fakat eksik bir anlayışa savrulmuşlardır. Her cephenin kendi şartları, imkanları ve insanları vardır. Sadece siyasi alandaki mücadele, o alanın şartları, imkanları ve insan kaynaklarına mahkum olur. Sosyal alanda harekete geçirilebilecek insan sayısı daha fazladır. Herkesi siyasi alanda mücadeleye çağıranlar ve siyasi alandaki mücadeleye girmeyenleri itham edenler, insan tabiatını tanımayan eksik akıllılardır.
Sosyal hareketlerin imkanları fazla, şartları daha uygundur. İnsanları da bu alanda harekete geçirmek kolaydır. Siyasi alandan daha geniş olan sosyal alan, tüm imkanlarına rağmen terk edilemez. Terkedenler, siyasi alanda da başarılı olamamışlardır.
Sosyal hareketler, siyasi hareketlerin yakıtıdır. Sosyal alandan geri çekilen siyasi hareketler, halka dayanma imkanını kaybederler. Başarılı olan siyasi hareketler ya sosyal hareketlerin dönüşmesiyle meydana gelmişlerdir veya siyasi hareket olarak başlamalarına rağmen, hacimli ve yoğun sosyal faaliyetleri kendi bünyelerinde gerçekleştirmişlerdir. Sosyal alanı işgal edemeyen siyasi hareketlerin başarılı olma şansı fevkalade azdır. Olağanüstü durumlarda halktan tecrit olmuş siyasi hareketler iktidarı ele geçirmiş ve kendi rejimlerini kurabilmişlerdir ama asla uzun ömürlü olmamışlardır.
Stratejik planlamanın en önemli kısmı, birden çok cephe açabilmek ve hepsinde de aynı anda mücadele edebilmektir. Tek alanda toplanmak, yapılabilecek en büyük stratejik hatadır.
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

Share Button

SOSYAL HAREKETLER VE DEVRİMLER-2-SOSYAL HAREKET DEVLETTEN BAĞIMSIZ OLMALIDIR

SOSYAL HAREKETLER VE DEVRİMLER-2-
SOSYAL HAREKET DEVLETTEN BAĞIMSIZ OLMALIDIR
Sosyal hareketlerin devletten bağımsızlığı, devlet ile muhalif de olsalar muvafık da olsalar şarttır. Devlet ile muhalif olduklarında bağımsızlık mecburiyet, muvafık olduklarında ise iradidir.
Sosyal hareketler siyasi sistem ile mutabık olduklarında, aynı dünya görüşünün içtimai boyutunu temsil ederler ve bu çerçevede varlıklarını devam ettirmelidirler. Zira bu durumda, aynı dünya görüşü çerçevesinde olmak üzere, insani varoluşu, rızai (gönüllü-iradi) mecra içinde gerçekleştirme çabası içine girerler.
Sosyal hareket, siyasi yapılardan bağımsız olarak doğrudan insan ile ilgilenmek, insanların ihtiyaçlarını karşılamak, insani oluş süreçlerini beslemek ve mümkün kılmak için devletten ve siyasi alandan bağımsız hareket edebilmelidir. Siyasi alanın ve onun ürettiği siyasi iktidarın, insan şahsiyeti üzerinde yıkıcı tesirler icra ettiği malum. Dünya görüşü ne olursa olsun her siyasi iktidar, dışarıdan zapt altına alınmaz, kuşatılmaz ve meşru çerçeve içinde kalmaya zorlanmazsa, kendi iç yapısı ile meşruiyet çizgisini mütemadiyen muhafaza edemiyor. İktidardaki yozlaştırıcı, yıkıcı, tahrip edici tesir, sadece içinden alınan tedbirlerle önlenemiyor. İnsanlık tarihindeki farklı siyasi rejim denemeleri, siyasi iktidarın yıkıcı tesirlerini sıfırlayamamıştır. Aynı dünya görüşüne mensup farklı devlet ve siyasi rejim çeşitlerinde de aynı tecrübe yaşanmıştır.
Sosyal hareketler, siyasi alanın dışında kalmakla, hem siyasi iktidarın yıkıcı tesirinden nispeten uzak kalır hem de siyasi iktidarı meşru çerçevede tutmak için harici emniyet bariyeri haline gelir.
*
Sosyal hareketler, mevcut siyasi rejimle muhalif bir dünya görüşüne mensup ise mecburen siyasi alanın dışında kalacaktır. Siyasallaştığında veya siyasi hedefler edindiğinde, çatışma veya entegrasyon ortaya çıkar. Her iki durumda sosyal hareketin varlığını tehlikeye atar.
Muhalif sosyal hareketlerin siyasi otoritelerle çatışması, siyasi iktidarın kendilerine tahammül edememelerinden dolayı kaçınılmaz hale gelir. Farklı dünya görüşlerine sahip soysal hareketlerle siyasi iktidarın aynı ülkede birbiriyle çatışmadan yaşayabileceğini kabul etmek saflık olur. Üzerinde durmaya çalıştığımız nokta, sosyal hareketin siyasi iktidarın üzerine yürümeden kendini inşa etmesi ve varlığını muhafazaya gayret etmesidir. Saldıran tarafın siyasi iktidar (siyasi rejim) olması, sosyal hareketleri, derin bir meşruiyet sahibi yapar ve halka nüfuzuna imkan sağlar. Siyasi iktidarın saldırması durumunda ortaya çıkacak her türlü çatışma, sosyal iktidarın lehine neticeler verir.
Sosyal hareketlerin çatışmasız bir hayat tercihi, siyasi iktidarın zulmünü açıkça ortaya çıkarır. Sosyal hareketlerin hayatın içinde kökleşmesi ile beraber düşünüldüğünde, siyasi iktidarın saldırısı, halkın iki taraf için karar vermesini kolaylaştırır ve siyasi iktidarı hem güç bakımından hem de meşruiyet bakımından zayıflatır.
Muhalif sosyal hareketlerin siyasallaşması ve siyasi iktidarla hesaplaşması, siyasi iktidarın çatışmayı başlatmasına bağlı olmalıdır. Sosyal hareketlerin üzerine ağır şekilde gelen siyasi iktidarlar, onları hızlı şekilde siyasallaştırırlar. Sosyal hareketin siyasallaşma hızı, hayal bile edilemeyecek kadar yüksektir. Bu sebeple, illa siyasi hedefler peşinde koşmak gerekmez. Sosyal hareket ile siyasi hareket arasında ihtilaf varsa, çatışma kaçınılmaz olacağı için, saldırının siyasi rejime bırakılmasında azami fayda var.
*
Sosyal hareketler siyasi rejimle muhalif değil de muvafık iseler, yine de devletten ve siyasetten bağımsız olmalıdırlar. Bu ihtimaldeki bağımsızlık, siyasi iktidar (ve rejim) ile yardımlaşmaya mani değildir. Yardımlaşabilir, birlikte hareket de edebilir ama bağımsızlığını muhafaza etmelidir. Ancak bu yollar cemiyette ikinci mecra açılabilir.
Cemiyetin iktidar oluşumları için siyasi alandan başka bir alana ihtiyacı var mıdır? Vardır. Hukuka ve siyasete dayanmayan, sadece ahlak, edeb ve kalbe dayanan bir harekete ihtiyacı vardır. Zaten siyasi alan ile sosyal alan arasındaki temel farklardan birisi, siyasi alanın hukuka, sosyal alanın ahlaka dayanmasıdır. Bir ülkede, cemiyette ve devlette, ahlaka dayalı sosyal hareketler olmadığı müddetçe, o cemiyet kemale ermez. Tüm insani varoluşları siyasi alanda gerçekleştirme çabası, siyasi iktidarı siyasi alanın inhisarına terk eden hastalıklı anlayışın yansımasıdır. Ahlaki varoluş, rızaya dayalı olduğu için, yüksek şahsiyet yetiştirebilen hamleler bütünüdür.
İslam, sosyal hareketleri ve ahlaki varoluş mecrasını, siyasi alandaki tüm teşekküllerden ve hareketlerden daha kıymetli sayar. Fakat siyasi iktidarın gücü elinde bulundurmasından ve zulüm yapmasından dolayı, siyasi iktidar sosyal iktidardan bazı durumlarda daha öncelikli olabilir. Zaten İslam’da siyasi alan ile sosyal alan birbirinin rakibi ve alternatifi değil, birbirini tamamlayan iki boyuttur. Sosyal hareketlerden bahsediyor olmamız, siyasi hareketleri ve siyasi alanı ihmal ettiğimiz veya reddettiğimiz anlamına gelmez. Konumuz sosyal hareketler olduğu için bu meselenin tahlilini yapmaya çalışıyoruz.
HAKİ DEMİR
demihaki@gmail.com

Share Button

SOSYAL HAREKETLER VE DEVRİMLER-1-SOSYAL ALAN SİYASİ ALAN TASNİFİ

SOSYAL HAREKETLER VE DEVRİMLER-1-
SOSYAL ALAN SİYASİ ALAN TASNİFİ
İçtimai vakıaların tasnifi, keskin hatlar ve ölçülerle yapılamıyor. Her hadise, birden çok alandan sebeplendiği gibi birden çok alanda da netice veriyor. Hadiselerin tasnifi net şekilde yapılamayınca, alanların tasnifi de zorlaşıyor. Bunun zıddı daha doğrudur, hayat alanlarını bir birinden keskin hatlarla tefrik edemeyince, hadiselerin tasnif ve tarifi de bir alan içinde kalarak yapılamıyor.
İçtimai vakıaların ve hayat alanlarının tasnif ve tarifi, ağırlık merkezi esas alınarak yapılabilir. Bir hayat alanının veya vakıanın ağırlık merkezi hangi noktada ve hangi mahiyette ise tasnif ve tarif o merkeze göre yapılmalıdır. Ağırlık merkezi ölçüsü kullanılmadığı takdirde, hayatı teşkil eden tüm hayat alanları birbirine girer ve ilmin ilk ihtiyacı olan “tarif” imkanı elde edilemez. Malum olduğu üzere ilim, tarif ile başlar. Hikmet ise tarifin tarifi ile… Tarifin tarifini en erken ve en mütekamil şekilde yapan ise İslam İrfanıdır, buna göre tarif; “ağyarını mani, efradını cami olmalıdır”.
İçtimai hadiselerin ve hayat alanlarının bu tarife uygun tanımını yapmak kabil olmuyor. Hiçbir içtimai vakıayı, “ağyarını mani, efradını cami” şekilde tarif edemiyoruz. İçtimai ilimlerin zorluğu ve giriftliğinin sebebi, tüm ilimler için geçerli olan ve o ilmin dibacesi sayılan “tarif” meselesini halledememektir. Oysa müspet ilimlerde tarif bahsi daha kolay, daha sarih şekilde izah edilebiliyor.
İçtimai hadiselerde ve hayat alanlarının tarifinde, “ağırlık merkezi” ölçüsünü kullanmamızın sebebi bu… Ağırlık merkezi ölçüsü, “efradını cami” boyutunu karşılar belki ama “ağyarını mani” boyutunu karşılamaz. Çünkü birden çok alan birbirine girmiştir ve bir hadise birden çok alanda cereyan etmektedir. Bu girişten sonra tasnif ve tarife teşebbüs edebiliriz.
*
Siyasi alanın ağırlık merkezi, siyasi iktidardır. İktidar değil, siyasi iktidar. Her ne kadar kadimden beri iktidar dendiğinde siyasi iktidar anlaşılsa ve siyasi alan iktidarı münhasıran elinde bulundursa da, siyasi alanın ağırlık merkezi “iktidar” değil, siyasi iktidardır. Bu günün dünyasında “sosyal iktidar”, terminolojide, kültürde ve hayatta görünmüyor olsa da, matematik gereklilik (teorik gereklilik) olarak mevcudiyeti zarurettir.
Sosyal alanın ağırlık merkezi ise, hadiselerin, hayatın tabii akışı içinde cereyan edebilme gücüdür. Tabii akış, hayata dışarıdan ağır müdahaleler olmaksızın, hayatın gerçekleşme ve yaşanabilme gücüdür. Mesela siyasi ve askeri müdahaleler olmaksızın, kendi kendine organize olabilen ve yaşanabilen hayat alanıdır.
Nüfusun az, hayatın basit, beşeri münasebetlerin çeşit ve sayı olarak az, insan ihtiyaç listesinin kısa olduğu eski devirlerde sosyal alan, siyasi alandan daha genişti. Bugüne gelindiğinde birçok sebeple hayatın giriftliği arttı ve buna paralel olarak sosyal alan, siyasi alana göre çok daha dar hale geldi. Tarihte hayat, siyasi alanın ve siyasi iktidarın müdahalesine daha az ihtiyaç duyarken, bu gün siyasi alan ve siyasi iktidar, aşağı yukarı hayatın her alanına nüfuz etmiş durumda.
Sosyal alanın siyasi alana nispetle sürekli daralması, hayatı, siyasi iktidarın tesirinden uzak yaşama imkanını neredeyse sıfırladı. Tarihte insanlar zincirlere vurularak köleleştirilmişti, bu gün siyasi iktidarın her alana ve hadiseye müdahalesi yoluyla tüm insanlık köleleştirildi. Devlet bu günün dünyasında acil ve zaruri bir ihtiyaçtır, bu doğru. Fakat bu ihtiyacı, tüm hayatı kuşatacak çapa ulaştıranlar, iktidar sahipleri olan “efendiler”dir.
Hayatın her alanında devlete ihtiyaç duyan insanlar haline gelmek, hayatı kendi gerçeklikleriyle ve imkanlarıyla yaşayamayacak şahsiyet terkiplerini (daha doğrusu modern köle şahsiyetini) ortaya çıkardı. İnsanların, devlete olan ihtiyaçları, zaruret sınırını aştığında, “köle düşünce sistemi” kurulur ve devlet hak etmediği bir kutsallığa kavuşur. Bu günkü devlet anlayışı tam olarak budur.
*
Bir millet veya cemiyet, günlük hayatını yaşayabilmek için (savunma, adalet gibi devleti şart kılan organizasyonlar hariç) devlete ne kadar az ihtiyaç duyuyorsa, o nispette kemale ermiş ve medeni hale gelmiştir. Ruhi, zihni ve akli kemal seviyesi yükseldikçe, şahsiyet sahibi olma oranı artacak ve ortaya “insan” çıkacaktır. İşte devleti kurması gereken “şahsiyet terkibi” budur. Bunun dışındakiler, devlete olan aşırı ihtiyaç ve bağlılıklarından dolayı devleti anlamsız ve sebepsiz şekilde kutsarlar ve insanı da köleleştirirler.
Sosyal hareketler, farkında olsun veya olmasın, devletten bağımsızlaşmış bir “insanileşme süreci” yürütür, farkında olduğunda ise ferd ve cemiyeti kendi merkezinde inşa etmeye çalışır. Bu cihetten bakıldığında sosyal hareket, siyasi hareketten önemli ve önceliklidir. Çünkü siyasi hareketler, beyan etseler de etmeseler de, “hakimiyet” arayışındadırlar. Hakimiyet arayışı, bir şekilde (az veya çok) iktidar mücadelesidir. İktidarı şahsı için veya fikri için istemek bahsi ayrı olmak üzere söyleyelim ki, hakimiyet talebi, iktidar mücadelesidir. Dünya görüşünün hakimiyeti ve iktidarı için mücadele etmek zemmedilecek bir davranış değil elbette, böyle bir tespit tabii ki yanlış olur. Buradaki mesele, sosyal hareket ile siyasi hareket arasındaki mahiyet farkını doğru anlamaktır.
Sosyal hareketin doğrudan insanı hedef alan tabiatı, siyasi hareketin insanlara hakim olma tabiatından mutlaka daha üstündür. Birincisinde “insani varoluşu” maddi müeyyideye dayanmadan gerçekleştirmek gibi asil ve yüce bir tabiat, ikincisinde ise “insani varoluşu” maddi müeyyide tehdidi altında gerçekleştirme kolaycılığı var. Herkes kendi tercihin yapsın.
Sosyal hareketler, sosyal iktidarı kurduklarında, siyasi iktidarın mecali kalmaz. Sosyal hareketlerdeki, insanı ruhundan yakalama ve rızaya dayalı varoluş sürece ile ferd ve cemiyet inşası, yeryüzündeki hiçbir siyasi iktidarın, kendi varoluşuna muhalif olarak ayakta kalmasına müsaade etmez. Sosyal hareketleri tetkik arzumuzun altında yatan sebep de zaten budur.
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

Share Button

YENİ BİR YAZI SERİSİ “SOSYAL HAREKETLER VE DEVRİMLER”

YENİ BİR YAZI SERİSİ “SOSYAL HAREKETLER VE DEVRİMLER”
Devrim, siyasi muhtevalı büyük çaptaki hadisedir. Sosyal hareketlerin umumiyetle devrimle neticelendiğine az rastlanır. Fakat devrimlerin kahir ekseriyetinde sosyal hareketlerin katkısı küçümsenmeyecek çaptadır. Sosyal hareketler doğrudan siyasi hedefler gözetmedikleri (veya sahip oldukları siyasi hedefleri deklare etmedikleri) için, devrimlerdeki rolleri fazla tetkik edilmemiştir. Bu cihetten bakıldığında çok ciddi bir araştırma konusudur ve bakir bir alandır.
Sosyal muhalefet projeksiyonu yazı serimiz, okuyucudan önce bize gösterdi ki, sosyal hareketler, sosyal iktidar ve sosyal muhalefet meselesi, sadece Türkiye’de değil tüm dünyada ihmal edilen ve kıymeti ve tesiri kafi derecede anlaşılmayan bir bakir konu olarak duruyor. Bu mesele üzerinde çalışma lüzumu, tabii ki kıymetinden kaynaklanıyor.
“Sosyal muhalefet projeksiyonu” ve “Müslümanların teşkilat anlayış” yazı serileri, sosyal hareketler meselesini de ciddiyet ve dikkatle ele almamıza sebep oldu. Bu üç yazı serisi, aynı zamanda birbirini tamamlar mahiyettedir ve dikkatli okurlar için aslında tek bir çalışmanın farklı boyutları olduğu fark edilir.
Sosyal muhalefet projeksiyonu yazı serimizin sonuna geldik, birkaç yazıdan sonra bu seriyi bitiriyoruz. Bundan sonra bir gün “Müslümanların teşkilat anlayışı” isimli yazı serimizden diğer gün “sosyal hareketler ve devrimler” isimli yazı serimizden bir yazı yayınlayacağız. Arada bir de bağımsız makale yayınlama düşüncesindeyiz.
Bu arada, çalışmalarımızın çoğunluğunu yazı serisi şeklinde yapmaya başladık. Böyle daha verimli olduğunu gördük. Her yazı serisi aynı zamanda bir kitap konusudur ve yazı serilerimiz bittikten sonra tekrar gözden geçirip, kitap haline gelmesi için gereken çalışmaları ve tanzimleri yapmayı düşünüyoruz. Makaleleri kitap olarak toplamak gibi hafifmeşrep türden bir çalışma değil tabii ki yapmayı düşündüğümüz. Yeniden ele almak ve kitap tertibi için gereken tüm eksiklerini (gerekirse yeni bölümler eklemek, yeni yazılar yazmak ve mevcut yazıları daha sakin kafayla değerlendirmek dahil) gidererek kitaplık çapa ulaştırmak.
İnşallah faydalı olur.
HAKİ DEMİR

Share Button