Etiket arşivi: TAKSİM HADİSESİ

Taksimci ve Ulusalcı İlahiyatçılar Fitne Görevindeler, Dikkat Ediniz

Taksimci ve Ulusalcı İlahiyatçılar Fitne Görevindeler, Dikkat Ediniz

Medrese ve tasavvuf kültürümüzü esas aldığı müddetçe ilahiyatçıların ve ilahiyatçı yetiştiren üniversitelerin Müslümanca eğitim hayatımız açısından fonksiyonel olduğu şüphesizdir.
Fakat, İslâmî değerleri kanlı “inkılâplarla” fesh eden ve ezip geçen Atatürkçü Cumhuriyet Devleti’nin düşmanca tavrının mazlum milletin hafızasında kötü bir iz bırakmasından dolayı Cumhuriyet’in yetiştirdiği ilahiyatçıların tavır ve kitaplarına karşı daima temkinliyimdir. Zihniyet ve görüşlerini, kitap ve tezlerini ince elekten geçirir ve hangi parsel durduğunu anlamaya çalışırım. Çünkü Türkiye’de her on ilahiyatçıdan beşinin doktora tezi “Atatürk’ün Dindarlığı ve İslâm’a Hizmetleri” üstünedir. Bu büyük yalan üstüne yükselen ilahiyatçı
akademisyenlerden hep şüphelenirim.
Medrese ve tasavvufun birbirini denetlediği İslâm kültür ve eğitim anlayışına peşinen karşı çıkıyorsa bir ilahiyatçı, onun ulusalcı, Atatürkçü seküler bir İslâm’ı savunan ilahiyatçı olduğunu anlar ve uzak dururum. Bir ilahiyatçı, M. Kemal’in dindarlığından ve İslâm’ı sevdiği”nde bahsediyorsa o ilahiyatçı ulusalcı derin merkezlerin hizmetkârıdır ki asla güvenilmez. Bir ilahiyatçı “milletin yaşadığı İslâmî hayat ve ibadetin çoğu hurafe ile doludur” diye söze başlıyorsa ve ardından “Cumhuriyet rejimi ve M. Kemal Atatürk İslâm’a büyük hizmetler etmiştir…” diyerek sözüne devam ediyorsa o ilahiyatçı Kemalist derin güçlerin propagandacısıdır. Taksimci ve Ulusalcı İlahiyatçılar Fitne Görevindeler, Dikkat Ediniz yazısına devam et

TAYYİP ERDOĞAN İÇ SAVAŞI ÖNLEDİ

TAYYİP ERDOĞAN İÇ SAVAŞI ÖNLEDİ
Taksim hadiselerini planlayanların hedefleri arasında birçok şey vardı, bunların içinde iç savaşın olduğunu tahmin etmek zor olmasa gerek. İç savaş, taksim hadiseleriyle sınırlı olarak konuşulacak kadar önemsiz bir konu değil, taksim eylemlerini planlayanların hedefleri arasında olmasa bile iç savaş konusunun tetkik edilmesi şart.
Türkiye’de iç savaşın şartları var, şartlar olgunlaşmış değil ama potansiyel olarak bu ihtimali reddetmek mümkün değil.
İç savaşın birçok şartı var ama temel şart şudur; ülkede birbirinden tamamen ayrışmış en az iki halk kesiminin bulunmasıdır. İnancından kültürüne, anlayışından ahlakına, bakışından görüşüne, yaşayışından alışkanlıklarına kadar birbirinden derin uçurumla ayrışmış halk kesimleri varsa, o ülkede potansiyel olarak iç savaş şartları mevcuttur.
Türkiye’de Müslümanlar ve Batılılaşmış olanlar arasındaki uçurum kapanmaz derinliktedir. Bu iki kutup arasında farklı tonlarda taraflar var, Müslümanların muhafazakarları, Batılılaşanların liberalleri gibi iki zıt kutbun ortalarına doğru farklı halk kesimleri de mevcut ama kutupların birbirine uzaklığı, iç savaşın şartlarını bünyesinde taşıyor. TAYYİP ERDOĞAN İÇ SAVAŞI ÖNLEDİ yazısına devam et

TAKSİM RAPORU-5-MÜSLÜMANLARIN HALİ

TAKSİM RAPORU-5-MÜSLÜMANLARIN HALİ
Seksen yıldır muhalefette olan, muhalif dil ve harekete alışan Müslümanlar, ilk defa uzun süreli iktidar oldular ve kendilerine karşı isyan teşebbüsü ile karşılaştılar. Bu durum ilginç psikolojik haller yaşamalarına sebep oldu. Seksen yılın ilk yirmi yedi yılı serbest seçimler olmadığı için siyasi sahaya giremediler ve iktidara talip olamadılar. Sonraki elli üç yılında siyasi arayışlar başladı, siyasi parti denemeleri yapıldı, nihayet 2002 yılında tek başlarına iktidar olacak bir seçim sonucu ile karşılaştılar. Bu tarihte iktidar oldular ama muktedir olmaları 2007 yılındaki cumhurbaşkanlığı seçimini bekledi, o seçimde vahşi bir karşı hamleyle boğuştular ve nihayet muktedir bir iktidara sahip olabildiler.
Sahip oldukları gücü, İslamcı bir hareket ile elde etmediler, ülkedeki mevcut siyasi rejimin kurallarına göre davranmış ve meri kanunlara uygun şekilde kurulmuş bir siyasi parti ile elde ettiler. Bu güzergahtan gelince, karşılaştıkları şartların ilginç çelişkileriyle muhatap oldular, bir tarafta Müslüman kadroların iktidarı var diğer tarafta Kemalist-laik siyasi rejim devam ediyor. Bu hal, tabii olarak bir “geçiş dönemini” gerektiriyor.
Geçiş dönemleri her zaman kaotiktir. Kaos sadece fiili anarşi şeklinde olmaz, kurallar anarşisi şeklinde de kendini gösterebilir, Müslümanların, laik-kemalist siyasi rejimdeki iktidarı, mahiyeti gereği kaotiktir. Buradaki çelişki o kadar derindir ki, kaos veya anarşi kelimesinden başka meseleyi izah edecek bir mefhum bulmak çok zor. Zaten Kemalist, laik, ateist, solcu özelliklere sahip bir halk kesimi ile Müslüman, dindar, milliyetçi bir halk kesimi arasında içtimai bir çelişki var, buna bir de siyasi rejim ile siyasi iktidar arasındaki çelişki eklendiğinde ortaya çıkan manzaranın tarifi nasıl yapılabilir ki. TAKSİM RAPORU-5-MÜSLÜMANLARIN HALİ yazısına devam et

TAKSİM RAPORU-4-KATILIM YOĞUNLUĞU

TAKSİM RAPORU-4-KATILIM YOĞUNLUĞU
Planlayanlar, milyonların sokakları işgal etmesini hedeflemişti ama öyle olmadı, olmazdı da… Planlama ve organizasyon başarısına rağmen, fena halde kötü bir hesaplama yaptıkları ortaya çıktı. Planlama şablonu iyiydi, organizasyon örgüsü iyiydi ama plan unsurlarından eksikler olduğu ortaya çıktı. Bu noktaları bilmeliyiz, nerede hesap hatası yaptıklarını doğru tespit edersek, tekrarlamalarına fırsat tanımayız.
Hesap hatası iki noktada yoğunlaştı; birincisi öfkeden deliye dönmüş büyük bir kütle yoktu, ikincisi ise öfkelenenlerin cesaret katsayısı düşüktü. Muhtemelen bunlardan başka da hesap hataları yaptılar ama bu ikisi meselenin omurgasını izah için kafi…
Sosyal patlama büyük öfke birikimlerinin eseridir, ideolojiler asla öfke birikimini belli bir noktadan ileriye taşıyamıyor. Halkta öfke birikiminin kaynakları ve şartları yoktu, bunu biliyor olduklarını kabul etmek gerek. İdeolojik öfke birikiminin devrim yapmak veya hükümeti istifa ettirmek için kafi miktara ulaştığını düşünmüş olmalılar.
Harekete geçireceklerini düşündükleri kütlelerin cesaret katsayısıyla ilgili de yanlış hesap yaptılar. Hedef kitlenin ayaklanacağını, ölüm pahasına sokakta kalacağını, mermilere direneceğini düşündüler. Bunu düşünmelerini mümkün kılan misaller ise Arap Halk isyanındaki vakıalardı. Mısır, Tunus, Suriye gibi ülkelerin şartlarıyla Türkiye’nin şartlarının aynı olmadığını bilmemeleri mümkün değil. Fakat bu işin uzmanları, bir ülkede sokakları işgal etmek için halkın yüzde beşinin yeterli olduğunu bilir, gerçekten de Türkiye’de halkın yüzde beşinin sokakları işgal etmesi halinde mesele çok daha ileri boyutlara ulaşırdı. TAKSİM RAPORU-4-KATILIM YOĞUNLUĞU yazısına devam et

Taksimcilerin Değil, “Din ü Devlet, Mülk ü Millet”ten Yana Olmak

Taksimcilerden Değil, “Din ü Devlet, Mülk ü Millet”ten Yana Olmak
Taksim kuklalarına arka çıkanlar “Din ü devlet, mülk ü millet” in düşmanıdırlar. Biz, asırlardır “din ü devlet, mülk ü millet” diyerek gelmişiz. “Din ü devlet, mülk ü millet”, yedi asırdır İslâm medeniyeti dairesinde kurduğumuz devlette dört esasın adıdır: Din, devlet, vatan, millet. Bu dört esas, Taksim haydutlarına ve PKK’nın belli bir zamandan sonra tekrar hızlandıracağı bölücü şenaatına kurban edilemez ve bu dört değere saldıranlara asla müsamaha gösterilemez.
Dünyada “din ü devlet, mülk ü millet” esasına göre kurulan tek İslâm devleti yedi asır önce başlayıp 1924’den sonra son buldurulan Devlet-i âliye’nin tâcidarı Türk Devleti’dir.
Çeyrek asırdır PKK ve illegal sol örgütlerin amansız teröründen paranoya yaşayan, her gün şehit askerlerin, polislerin cenazesiyle yürekleri dağlanan, sokaklarında kan gövdeyi götüren, caddelerinde alev alev yangınlar çıkarılan, dükkânları yağmalanan, yolları ateşe verilen, insanları ve araçları molotofla yakılan Türkiye’de Taksim eylemcilerine adâletsizlik edildiğini, şefkatle muamele edilmediğini söyleyenler, “Molier”in kibarlık budalalarına benziyorlar. Taksimcilerin Değil, “Din ü Devlet, Mülk ü Millet”ten Yana Olmak yazısına devam et

TAKSİM RAPORU-3-ORGANİZASYON BAŞARISI

TAKSİM RAPORU-3-ORGANİZASYON BAŞARISI
Eylemlerin organizasyonu başarılıydı. Sosyal medya üzerindeki organizasyondan ibaret değil mesele, sahadaki organizasyon daha önemliydi. Gıda sevkiyatı, revir kurulması, bazı şirket personeli ve üniversite öğrencilerinin eyleme teşvik edilmesi, hatta izin vermesi, bazı banka ve iktisadi gurupların eylemcilere kaynak temin etmesi gibi hususlar gözden kaçmıştı. Organizasyonun bu unsurları eylemler sürerken tespit edildi ama istihbarat başarısı bu organizasyonun eyleme dönüşmeden önce tespit edilmesini gerektirirdi. Mazeret aramanın lüzumu yok, başarılı bir organizasyondu.
Tüm başarısına rağmen ilginç olan bir nokta göze çarpıyor, organizatörler kamuflaj konusunda ya umursamaz davrandılar veya acemi… Organizasyon çok hızlı şekilde deşifre edildi, zayıf tarafı da tam olarak burasıydı. “Bu durum organizatörlerin acemiliklerinden mi kaynaklandı yoksa Türk istihbarat servislerinin maharetinden mi?” sorusu bizce aktüalitesini koruyor. Bu nokta üzerinde çalışılmalı, açığa çıkarılmalı…
*
İş çevrelerinin personelini sevketmesi, izin vermesi, teşvik etmesi organizasyonun önemli bir ayağıdır. Bu nokta birçok konuyu izah eder mahiyettedir. Eylemcilerin işverenleri tarafından teşvik edilmesi veya izin verilmesi, eylemcilerin cesaret sınırlarını tespit konusunda önemlidir. İşverenlerin eylem aleyhine hassasiyet göstermesi veya sadece personelinin mesaisini takip etmesi bile “beyaz yakalı” eylemcilerin cesaretleri üzerinde etkili olurdu. Eylemcilerin içinde işini kaybetmeyi göze alacak insan sayısını tespit etme imkanı verecek olan bu mesele üzerinde dikkatle durulmalıdır. TAKSİM RAPORU-3-ORGANİZASYON BAŞARISI yazısına devam et

İBRAHİM SANCAK’IN YAZISI YENİ ŞAFAK’TA

Yeni Şafak Gazetesi’nin 21.06.2013 tarihli nüshasının, “YORUM” safyasında yayınlanan yazarımızın yazısının başlığı şöyle; “TEK PARTİ REJİMİ DEĞİL, TEK PARTİ İKTİDARI VAR”…

Yazarımızın yazısı, Yeni Şafak Gazetesinin internet sitesinin, “yorum” sayfasından okunabilir.

yazıyı okumak için tıklayın

TAKSİM RAPORU-2-EYLEMCİLERİN CESARET SINIRLARI

TAKSİM RAPORU-2-EYLEMCİLERİN CESARET SINIRLARI
Gördüğümüz kadarıyla eylemcilerin “cesaret sınırları” tetkik edilmedi. Eylemcilerin cesaretlerini, polisin tam karşısındaki “birinci safın” direnişine bakarak tespit etmeye çalışmak yanlıştır. O safta illegal örgüt ve marjinal gurup mensupları var, onlar zaten öfkenin tecessüm halidir ve öfke belli bir sınırı aştığında cesarete dönüşür. Birinci saftakiler, kitlenin cesaret ortalamasını göstermez, onlar kitlenin cesaret ufkunu gösterir, onları esas alan değerlendirme tamamen yanlış neticeler verir.
Eylemci kütlenin cesaret ortalamasını esas alarak yapacağımız cesaret sınırı tetkiki, bu tür eylemler için fevkalade mühimdir. Eylemci kütlenin cesaret katsayısı, hem eylemin tesir derecesini hem de ömrünü tayin eden temel sebeplerden biridir.
“Cesaretin ne olduğu” mevzuu, insan tahlilinde, çok derinlere kadar inen girift bir meseledir. Bu tür eylemlilik hallerini izah etmek için daha fazla faydalanabileceğimiz husus cesaretin tezahürleridir. Cesaretin birinci derecedeki tezahürü, “vazgeçmektir”. İnsan nelerinden vazgeçebiliyorsa, o derecede cesaret sahibidir. “Malından, makamından, itibarından ve nihayet canından vazgeçebiliyor mu?” sorularına verilecek cevap, cesaret katsayısını gösterir. Cesaretin birinci derecedeki tezahürünün “vazgeçmek” olması, hiçbir şeyi olmayanları çok tehlikeli kılar ama bunlardaki cesaret, kudretten değil acziyetten kaynaklanır. TAKSİM RAPORU-2-EYLEMCİLERİN CESARET SINIRLARI yazısına devam et

TAKSİM RAPORU-1-NEDEN BİTTİ?

TAKSİM RAPORU-1-NEDEN BİTTİ?
Taksim hadiselerinden anladıklarımızı yazarken, yazı serisinin içinde herkesin anladıklarını da okuyacaksınız. Sadece orijinal teşhis ve fikirlerden ibaret bir yazı serisi olmayacak, bunun sebebi, bir rapor gibi, toplu olarak tetkik edildiğinde faydalanması mümkün olan bir metin hazırlama çabasıdır.
*
Taksim hadiseleri bitti, yer yer kımıldamaya çalışanlar, ikinci dalgayı başlatmak isteyenler var ama bitti. Bitmesi, herhangi bir zamanda ikinci dalganın başlamayacağı manasına gelmiyor, zaten bu sebepledir ki meseleyi derinliğine anlamamız şart.
Bitmesinin sebebi, başlamasının sebebinden daha az mühim değil. Neden üç haftada bitti, neden devam edemedi? Oysa planlayanlar aylarca sürmesini ve netice alana kadar sokakların boşaltılmamasını istemiş ve hedeflemişlerdi. Konuya sondan başlamak gibi olacak ama hala devam etme riskinin olduğunu düşünenler için, meseleye buradan başlamak uygun olacak.
Bitmesinin birinci sebebi, bunların eylemci olmamaları… Eylemci değiller, eylem tecrübeleri de yok, eylem hazırlığı da yapmış değiller. Planlayanlar eylem hazırlığı yapmıştı şüphesiz, gıda naklinden, revir kurulmasına kadar ciddi bir altyapı hazırlığı vardı ama eylemciler hazır değildi. Hem “eylemcilik” özellikleri yoktu hem de eylem hazırlıkları… Eylem yapanların bu özellik ve hazırlığı yoksa eylemin ömrü kısadır. TAKSİM RAPORU-1-NEDEN BİTTİ? yazısına devam et

Taksim’e Medhiye Yazan Dücane Cündioğlu’nun Yanılgısı

Taksim’e Medhiye Yazan Dücane Cündioğlu’nun Yanılgısı

Dinimizin yolunda yürümeye adım attıran, tefekkür dünyamızdaki cevherleri görmemize meşale tutan, yakın tarihimizdeki zulüm ve aydınlıkların bilinmesine vesile olan kitaplarıyla medhedilmeyi hak etmiş erbab-ı fikir divanında yer alan Dücane Cündioğlu tarihe bir yanılgı olarak düşecek olan o talihsiz sözleri keşke etmesiydi. Dili bağlansaydı, dili boğazına aksaydı da Taksim çapulcuları hakkında mehdiye düzmeseydi. Hasta olsaydı da Taksim eşkıyaları üstüne o talihsiz cümleleri yazmasaydı ve kitaplarıyla bildiğimiz fikrî şahsiyetine zül getirmesiydi. Keşke yanılmamış olsaydı. Yanılgısı avâmın yanılgısı gibi tez geçecek değil, ateşten daha beter yakıcı, Müslümanlar nezdinde incitici zehirli bir yanılgı. Havasın ötesinde bir tefekkür adamının yanılgısı bu.
Gayem asla mağlûp etmek değil. Taksim’e düzdüğü mehdiye acı vericidir. Hiçbir fikir ve dostluk mahkemesi bu medhiyeyi temyiz edemez. Cinnet geçiren fikirsiz ve hiçbir ahlâkî ölçülere bağlı olmayan eyyamcı-lüpçü-lümpen ve bir kadar da düşman karargâhların dümen suyunda şuursuzca Moğollaşanlara yazılan medhiye yüreğimizi burktu.
“Niçin söylemekten çekineyim ki direnişin ihtişamı da zaten içtenliğinde, doğallığında ve sadeliğinde. Sivil oluşu, haklılığının en büyük alâmeti. İlk başlarda şiddetle arasına mesafe koymaktaki başarısızlığı, aleyhine değil, lehine yorumlanmalı. Çünkü bu, Taksim’deki halk iradesinin bir stratejiyle değil, bilakis toplumsal vicdanın yönlendirmesiyle belirlendiğini gösterir. Taksim direnişi İstanbul’un tarihinde İstanbul’un yüzüsuyu hürmetine gerçekleşen ilk direniş” demiş. Taksim’e Medhiye Yazan Dücane Cündioğlu’nun Yanılgısı yazısına devam et

ANLAMIYORSANIZ DİNLEYİN BARİ…

ANLAMIYORSANIZ DİNLEYİN BARİ…
Yazdık… Onlarca ihtilali ve yüzlerce siyasi hareketi tetkik etmiş birisi olarak yazdık. Siyasi hareketlerin, ihtilallerin anatomisini çıkarmış birisi olarak yazdık. Halk hareketleri, lidersiz hareketler, karargahsız hareketlerin mahiyetini titizlikle tahkik etmiş birisi olarak yazdık. 05.06.2013 tarihinde yayınlanan, “Gösteriler uzarsa yapılacak iş şu…” başlıklı yazıda ifade ettik.
Lidersiz hareketler kaotik hareketlerdir, karargahları yoktur, bunlara karşı alınacak tedbirler klasik usule tabii değil. Taksim hadiselerinin perde gerisinde organizasyon olduğu malum, ona takılıp da, liderli (karargahı olan) hareket muamelesi yapmak doğru değil, bu hareket mahiyeti gereği kaotiktir. Zaten gücünü kaotik olmasından alıyor, tedbir geliştirmenin zorluğu da kaotik hareket olmasıyla ilgilidir.
Kaotik hareketlerin lideri yoktur, sembolleri vardır. Semboller mıknatıs etkisi yapar, kendine çeker, kalabalığı kendi ekseninde toplar ve karargah haline gelir. Teşkilatlı (organize) hareketlerde karargah vurulur, imha edilir, cephe dağılır. Kaotik hareketlerde karargah ve lider olmadığı için, klasik tedbirler işe yaramaz, sembollerin vurulması gerekir.
Mısır halk ihtilalini yapan sembol “tahrir” meydanıydı. Taksim ve gezi parkı, Türkiye’deki hareketin sembolü oldu, sembolün vurulması gerekiyordu. Yani sembol ele geçirilmeliydi ve tekrar teslim edilmemeliydi. Hükümet de bunu yaptı ama bir de işin usulü vardı, yanlış usul ile yapıldı. Hükümet, sembolü polis zoruyla ele geçirdi, oysa sivil inisiyatifle ele geçirmeliydi. “Gösteriler uzarsa yapılacak iş şu…” başlıklı yazıda bunu izah ve teklif ettik. ANLAMIYORSANIZ DİNLEYİN BARİ… yazısına devam et

FİKİRTEKNESİNİN BÜYÜK BAŞARISI

FİKİRTEKNESİNİN BÜYÜK BAŞARISI
Fikirteknesi taksim hadiselerini yakından izledi, mahiyetinin ne olduğunu derinliğine teşhis etmeye çalıştı, meseleye birçok açıdan baktı, neticede teklif sundu.
Hadiseleri günlük olarak takip eden İbrahim Sancak, günü gününe yazılar yazdı, bazı teşhis zaaflarını tespit etti, doğru teşhisleri yaptı ve gösterdi, nihayet bir teklifte bulundu.
Ahmet Selçuki, meselenin istihbarat yönünü yazdı, gerçi doğrudan hadiselerin istihbari boyutunu yazmadı ama ülkedeki istihbarat anlayışındaki eksiklere dikkat çekti, o yazılar anlaşıldığında taksim kalkışması ve benzerleri hakkında nasıl tedbirler alınacağı görülür.
Nihayet Nurettin Saraylı son iki yazısında meselenin içeride ve dışarıdaki irtibatlarına dikkat çekti, daha önce İbrahim Sancak’ın teklif ettiği karşı hamleyi dikkatlere sundu.
*
Fikirteknesinin özelliklerinden birisi, hadiselerin akış yönünü isabetle teşhis etmek, buna uygun tekliflerde bulunmaktır. Yayın hayatına başladığından bu yana birçok öngörüsü gerçekleşti, birçok teklifi resmi ve özel kişiler tarafından kabul gördü ve tatbik edildi. Teklif ve öngörülerindeki isabet nispeti o kadar yüksek ki, “düşünce kuruluşları” bile aynı isabet oranına yaklaşamadı. FİKİRTEKNESİNİN BÜYÜK BAŞARISI yazısına devam et

CESARET ETMELERİ ÇOK İLGİNÇ…

CESARET ETMELERİ ÇOK İLGİNÇ…
Taksim hadisesi ile ilgili bilgiler ortaya çıkmaya başladı. Sosyal medyada gerçekleştirilen organizasyon dikkat çekici, kısa sürede beş yüz bin civarında twetter hesabı açılması, yurt dışından yürütülen bir merkezi organizasyon yapılması, özel haberleşme mecraları hazırlanması ve bazı guruplara dağıtılması gibi bilgiler kamuoyunda paylaşılmaya başlandı. Göstericilere bazı bankalardan para dağıtılması, paraların seri numarasından MİT’in hangi banka olduğunu tespit etmesi, Koç üniversitesinin rektör tarafından öğrencilerin gösterilere gitmesinin teşvik edilmesi, bunun için imkanlar sağlanması… Gerçekten dikkat çekici…
Organizasyonun milletlerarası ayağının olduğu anlaşılıyordu ama bu kadar çabuk ortaya çıkarılacağını kimse tahmin etmiyordu galiba. Ülkedeki bazı kadroların iyi çalıştığı görülüyor, bu güzel. Meselenin istihbarat ve asayiş tarafı hızlı şekilde devam ediyor, bizi ilgilendiren kısmı başka…
Türkiye’de organizasyon yapmak için hazır kıta bekleyen milletlerarası karargahlar olduğu malum, mesele bunların içeride hala “alet” bulmakta zorlanmaması… Mesela Koç gurubunun bu organizasyona, tespit edileceği bilindiği halde yoğun destek vermesi. Dikkat çekici nokta Koç gurubunun dünya görüşünün Akparti (ve Müslümanların) iktidarına karşı her organizasyonda yer alması değil, bu çok tabiidir, dikkatimiz çeken nokta hala buna cesaret edebiliyor olması.
Koç misalinde iş dünyasının bu tür organizasyonlara destek vermesi, bunu da fütursuzca yapabilmesi, üzerinde çalışma yapmayı gerektirecek bir hadise. CESARET ETMELERİ ÇOK İLGİNÇ… yazısına devam et

Kim Taksim Eşkiyasından Yana İse, O Haindir ve Küffara Hizmet Etmektedir

Kim Taksim Eşkıyasından Yana İse, O Haindir ve Küffara Hizmet Etmektedir

Taksim “eylemleri” büyük bir cinayet, büyük bir fitnedir! Böyle bir fitnenin safında yer almak, geleceğin Müslüman Türkiye’sini Batı’ya, Haçlılara, yani derin küffara ve onların Türkiye’deki hempalarına parçalatmak demektir.
Kim Taksim haydutlarına dil ve el ile, siyaset ve para ile destek veriyorsa o, sömürgeci ve İslâm düşmanı Batılıların işini kolaylaştırıyor. Taksim çapulcularına taraf olan herkes ABD ve Avrupa’nın dümen suyundaki alkolist, rantçı, kapitalist dükalara da hizmet etmiş oluyorlar.
Taksim adı altında “protestoya” çıkanlar Türkiye düşmanıdırlar. Taksim “eylemcilerine” arka çıkan herkes Türkiye’nin bunalıma sürüklenmesine, dolayısıyla iktisadî imkânlarının çökmesine yardım ediyor. Müktesebatı olan hiçbir içtimaî, insanî ve siyasî hak talebi ihtiva etmeyen bu şenî eylemlerin hükümete değil, geleceğin Müslüman Türkiye’sine karşı yapıldığını idrak edemeyenlerin idraki kördür ve basireti bağlanmıştır.
Millet oylarıyla iktidar olamayıp çâreyi Batı’nın ve Türkiye’nin “derin” merkezlerine ve patronlarına yaltaklık etmekte arayan ve Taksim çapulcularından yana olan partilerin utanç veren beyanlarını kim unutabilir? Kaosun neticesinden siyasî ikbal arayanlar kimlerdir? Kim Taksim Eşkiyasından Yana İse, O Haindir ve Küffara Hizmet Etmektedir yazısına devam et

KARŞI HAMLE…

KARŞI HAMLE…
Akparti, taksim hadiselerinin “halk hareketi” olarak okunmasını, ülkede ve dünyada halk isyanının başladığı şeklinde değerlendirilmesini istemiyor. On gün kadar süren eylemler, katılanların sayısından ziyade, direnebilme gücünü göstermesi bakımından içeride ve dışarıda halk hareketi şeklinde anlaşılma ihtimalini ortaya çıkardı. Bu nokta tehlikelidir.
Taksim veya diğer şehirlerdeki göstericiler bir şekilde halledilebilirdi, nitekim halledildi. Öyle ya da böyle bu gösteriler Türkiye’de bir halk direnişinin olduğunu, bu gün bastırılsa bile daha sonra yine patlayabileceğini, tekrar patlaması halinde hangi büyüklükte olacağının kestirilemeyeceğini gösterdi. Tabii ki hükümet bu konuda çalışmalar yapıyor, tabii ki yeni tedbirler geliştiriyor, tabii ki yeni düşünceler üretiyor.
Eylemler, Akparti, Erdoğan ve hükümetin itibarı üzerinde menfi tesirler icra etti. Bu tesirlerin derecesi tartışılabilir mutlaka ama dünyanın dört bir tarafına barış mesajları vermeye çalışan Erdoğan’ın, kendi ülkesinde gösteriler ve çatışmalar olması, ciddi bir imaj kaybına sebep oldu. Eski itibarını tekrar sağlamanın yolu, göstericilerle anlaşmak veya onları zor kullanarak dağıtmak değil. Erdoğan eski itibarını göstericilere karşı herhangi bir davranış şekliyle kazanamaz, bunun başka bir yolu aranmalı ve bulunmalıydı.
Akparti’nin miting hamlesi tam olarak bu ihtiyacı karşılamak için düşünülmüş bir proje. Bu proje aynı zamanda seçim programının başlangıcı olarak düşünülebilir tabii ki ama öncelikle eski itibarın iktisabı içindir.
* KARŞI HAMLE… yazısına devam et

TAKSİM HADİSESİ VE PSİKOLOJİK SÜREÇLER

TAKSİM HADİSESİ VE PSİKOLOJİK SÜREÇLER
Türkiye’deki hayatın altyapısını tefekkür oluşturmuyor, hayat, psikolojik süreçlerle akıyor ve yaşanıyor. Seksen yıllık Kemalist rejim, ülkede tefekkür bırakmadı, tefekkür adamı yetişmez oldu. Duygular insanları ve hayatı yönetmeye başladı. Tüm siyasi ve ideolojik operasyonlar, duygular üzerinden gerçekleştirildi, korku ve cesaret, ümit ve yeis, bıkkınlık ve canlılık gibi temel hissi merkezler dövüldü. Kemalist siyasi rejim tefekkür üzerine kurulmadığı için, duygular üzerinde operasyon yapmaktan başka bir beceri geliştiremedi. Dersim hadisesinde olduğu gibi büyük katliamlarla insanların psikolojik altyapıları hedef alındı.
2002 seçimlerindeki patlama da hissi altyapıyla ilgiliydi, Akparti’yi iktidara getiren o seçim, onlarca yılın birikiminin patlamasıydı. Akparti de bu ülkenin bir teşkilatıydı ve psikolojik operasyon yapmayı öğrenmişti. Zaman içinde görüldü ki, psikolojik operasyon konusunda en donanımlı kadrolar Akparti’de toplanmış. 2002 seçimlerinden bu yana her seçim öncesi bazı hadiseler vuku buldu, Akparti kadroları onların hepsini faydaya çevirmeyi bildi.
*
Üç genel seçim, iki mahalli seçim ve iki de referandumu yüksek oy oranlarıyla kazanan Akparti, seçimde yenilmeyeceğini gösterdi. Her seçim öncesi Kemalist güruh yeniden heyecanlandı, “bu defa tamam” dedi. Hiçbir hesaba ve araştırmaya dayanmayan ümitlenmeler tabii olarak akim kaldı, her defasında ümit kaynaklarını biraz daha kaybettiler. TAKSİM HADİSESİ VE PSİKOLOJİK SÜREÇLER yazısına devam et

TAKSİM HADİSESİ MÜSLÜMANLARI TEYAKKUZA GEÇİRDİ

TAKSİM HADİSESİ MÜSLÜMANLARI TEYAKKUZA GEÇİRDİ
Müslümanların rehavete kapıldığına dair yaygın bir şikayet vardı, bu şikayet ciddiye alınmayacak gibi de değildi. Rehavete kapılanlar vardı, kapılmayanlar vardı tabii ki ama umumi manzarada rehavete kapılanlar daha fazla göze çarpıyordu. Rehavetin sebebini Akparti’ye ve onun iktidar olmasına fatura eden bir kısım insanlar ise, rehavetin olmaması için CHP’nin iktidar olması gerektiği neticesi çıkan tenkitler yapıyordu. Meselenin insan kalitesiyle ilgili olduğunu anlamayanlar, tembellik yapacak adamların mutlaka bir bahane bulacağını, günümüzde ise insan kalite ortalamasının yeterince düşük olduğunu anlamıyorlardı.
Öyle ya da böyle, bir anda patlayan taksim hadisesi, rehavete kapılanların uyanması ve dirilmesi, uyanık olanların ise biraz daha fazla çalışması gerektiğini gösterdi. Keza Akparti kadrolarının da “zeki ahmaklık” tuzağına düşmemesini, cemiyeti geniş ufuklu olarak sürekli tarassut altında bulundurmasını icbar etti. En önemlisi ise, idrak hacimlerinin, daha önce yaşanmış hadiselerden ürettikleri tecrübelerle sınırlı olmamasını, yeni hadiselere hazırlık yapmalarını, ani ve farklı bir hadisenin zuhurunda ne yapacaklarını bilmeleri gerektiğini beyinlerine çaktı.
*
Bir dostun ifadesiyle, “Müslümanlar hala kendilerini emniyete almış değiller”. Kuvvetli olmak kafi değil, emniyete almak kuvvetli olmaktan çok farklı bir şey… Rehavete kapılanlar için bu söz aslında her şeyi anlatıyor. Ve bu söz aynı zamanda başka bir şeyi daha gösteriyor, taksim hadisesi, Müslümanları teyakkuza geçirdi çünkü bu söz teyakkuza geçen bir Müslümanın insiyaki olarak söylediği bir cümleydi. Bu sözün muhtevasını fikirle anlatmak zor oluyordu ama bir musibet bin dâhinin izahından daha tesirli oldu. TAKSİM HADİSESİ MÜSLÜMANLARI TEYAKKUZA GEÇİRDİ yazısına devam et

ANADOLU ARAŞTIRMALARI-POLEMİK MEYDANI-1-

ANADOLU ARAŞTIRMALARI-POLEMİK MEYDANI-1-
www.polemikmeydani.com sitesini, www.buyukdoguplatformu.com sitesi vesilesiyle tanıdık. Büyük Doğu Platformu, bizden yazıları isteyince haberdar olduk ve takip etmeye başladık, orada aynı zamanda polemik meydanı sitesinden de iktibas yapıldığını görünce göz atmak ihtiyacı hissettik. Böylece takip listemize yeni bir site daha eklendi.
Polemik meydanı birçok ilginçlikler (orjinallik mi desek acaba) taşıyor. Sitenin adı polemik meydanı ama site yazarlarından Abdullah TATLI, polemik değil, fikir üretiyor, yazılarını da belli bir disiplin içinde yazıyor. Mustafa Karaşahin ise “Siyaset bilimci-Stratejist” sıfatıyla sanki ciddi kaynaklara sahipmiş intibaı bırakan yazılara imza atıyor.
*
Aslında polemik meydanı yazılarımıza Abdullah Tatlı ile başlayacaktık, çünkü Abdullah bey sitenin fikir adamı gibi görünüyor, yazıları bu hususu izhar ediyor. Fakat taksim hadisesi başlayınca, Mustafa Karaşahin’in yazılarına dikkat çekmek, onunla başlamak gerekti. Gerçekten ilginç bir yaklaşımı var, Müslümanların Mustafa beyi takip etmesi gerektiğini düşünüyoruz.
*
Mustafa Karaşahin, 04.06.2013 tarihinde, sabah saat 08.29 da yayınladığı yazısında Müslümanlara şu çağrıyı yapıyor; “Müslümanlar, Gösterilerden Uzak Durun”… Yazının muhtevasında, gösterilerin tamamının kaydedildiğini, telefon ve sosyal medyanın takip edildiğini, gösterilere katılanların hukuk önüne çıkarılacağını ve hesap sorulacağını söyleyerek, Müslümanların meydanlardan uzak durmalarını, bu hesaplaşmada, tabir-i caizse “ara dayağı” yememelerini öğütlüyor. Sitemizde zaten bu yazıya dikkat çektik ve okunmasını tavsiye ettik. Çünkü yazının muhtevası mühimdi ve Müslümanları ikaz etme mesuliyetimiz vardı. ANADOLU ARAŞTIRMALARI-POLEMİK MEYDANI-1- yazısına devam et

GÖSTERİLER UZARSA YAPILACAK İŞ ŞU…

GÖSTERİLER UZARSA YAPILACAK İŞ ŞU…
Siyasi nümayişlerin sembollere ihtiyacı var, farklı alanlarda çeşitli sembollere… Bunlardan birincisi, sembolleştirilen bir mekan ihtiyacıdır. Tarihte ve günümüz Arap isyanlarında görüldüğü üzere, siyasi ve içtimai isyanlar, bir mekanı (meydanı, binayı vesaire) merkez haline getiriyor. Orası, hareketin karargahı haline geliyor. Özellikle de organize olmayan halk hareketlerinde “mekan sembolü” hayati ehemmiyet taşıyor. Psikolojik süreçlerin idaresi “sembol mekan” ile temin ediliyor, psikolojik oluşumların kalp ritmi, sembol mekandaki kitle miktarı ve heyecan katsayısı ile paralellik arzediyor.
Başarılı olmuş tüm ihtilal hareketlerinde veya daha küçük siyasi isyanlarda gördüğümüz müşterek hususiyet, “sembol mekanın” kesintisiz işgal altında tutulmasıdır. Burası hareketin karargahı ve kalbidir, o mekan göstericilerin işgalinden kurtarıldığında, hareket kalp ritmini kaybediyor, başka bir mekanda ne kadar zorlarsa zorlasın eski heyecan katsayısına ulaşamıyor.
Sembol mekan, diğer meydanlarda ve şehirlerdeki gösterilere kan pompalıyor, aynı şekilde o mekan işgalden kurtarıldığında kan dolaşımı yavaşlıyor ve duruyor. Merkezi (karargahı) olmayan halk hareketleri, merkez olarak sembol mekanı seçtiği için, o mekanın işgalden kurtarılması işin yarısından fazlasını halletmek manasına geliyor.
* GÖSTERİLER UZARSA YAPILACAK İŞ ŞU… yazısına devam et

DİKKAT!!! ŞU YAZIYI OKUYUN

DİKKAT!!! ŞU YAZIYI OKUYUN…

Ara sıra dikkat çektiğimiz bir site var; www.polemikmeydani.com … O sitede bu gün yayınlanan bir yazı var, müslümanlar okusunlar, bizim dikkatimizi çekti. Yazının başlığı; “Müslümanlar, Gösterilerden Uzak Durun” şeklinde. Yazıyı kaleme alan Mustafa KARAŞAHİN…

Tüm gösterilerin kayıt altına alındığı, gösteriler bittikten sonra hesap sorma döneminin başlayacağı söyleniyor. Yapılacağı söylenen işin doğru veya yanlış olması ayrı bir şey. Ama o uygulamalar yapılacaksa eğer, gerçekten de müslümanların gösterilerden uzak durmasında fayda var.

Biz değerlendirme yapmayalım, Müslümanlar okusun ve kendi değerlendirmelerini yapsın.