TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-25-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-24-NEFS(BENLİK) SAFHASI-13-

Nefs safhasındaki talim ve terbiye…
Nefs safhasındaki talim ve terbiye faaliyetleri, “ruhi mecranın” açılması, açılmışsa kuvvetlendirilmesi, ruhi mecra içinde iman talim ve terbiyesi, “nefs terbiyesi”, “benlik inşası”, “hassasiyet inşası” ve “akıl inşası” başlıklarından ibarettir. Alt başlıkları çoktur, bunlar ana başlıklardır.
Nefs safhası, insanın bedeni ve zihni inkişaf seyrinin büyük mesafe katettiği bir devredir. İnsan ile ilgili altyapıların tamamlandığı bir safha olduğu için, insan bütünlüğüne dönük talim ve terbiyenin zamanıdır. Nefsten önceki safha, insanın altyapı bakımından tamamlanmadığı, bu sebeple bazı hususiyetlerin zuhurunun beklendiği bir devirdir.
Nefsin bünyeleşmesi ve tüm vasıflarını kazanması, akıl inşasının altyapısını meydana getirir. Nefsin tamamlanmadığı, bazı hususiyetlerinin zuhur etmediği devir, aklın inşasının tamamlanmasına mani olur. Nefsin tamamlanmaması, insani duyguların tamamının zuhuru için şartların gerçekleşmediğini de gösterir. Duygu çeşitlerinin tamamı zuhur şartlarını bulamaz ve zuhur etmeye başlamazsa, kalbi ve zihni evren kendini gerçekleştirmiş olmaz. Okumaya devam et “TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-25-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-24-NEFS(BENLİK) SAFHASI-13-“

TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-24-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-23-NEFS(BENLİK) SAFHASI-12-

“Ben hassası” ve “ruhi mecra” baştan itibaren açık ve canlı tutulmazsa, nefs zihni evreni her santimetre karesine kadar işgal eder. Bu işgalin hususiyeti, nefs, hem merkezi bir bünyeye sahip hem de tüm zihni evrenin her santimetre karesine nüfuz eden bir mahiyete sahip olmasıdır. Zihni evrende ne oluyor, ne oluşuyor, ne harmanlanıyorsa hepsine nüfuz etmektedir. Müslümanın ruhi hale en yakın olduğu tatbikatı namazdır, nefs ona da sirayet etmek, onun maksadını ve istikametini de kendine çevirmek gibi bir nüfuz istidadına sahiptir.
Zihni evrenin nefs tarafından işgal edilmesi halinde, insan her ne yaparsa nefsi besliyor ve güçlendiriyor. İlim, amel, maksat ne varsa her şey nefsin işine yarıyor, nefsi zapt altına alacak, onun gücünü kıracak, insanı ruha ulaştıracak bir faaliyet çeşidi bulmak kabil olmuyor. Mesele ruhi koridorun açık olup olmamasıyla ilgilidir, ruhi koridor açık değilse insan ruha ulaşamadığı için ibadetlerinden bile nefs faydalanıyor.
Bu nokta mühim ve tehlikeli… Meselenin özünün ruh olduğu, maksadın ruha ulaşmak olması gerektiği unutulunca, yapılan işler neticesiz kalıyor. Nefs, şeytan gibi değildir, Müslümanlar şeytana karşı korunmuşlardır, korunma yolları sarih şekilde gösterilmiştir. “Euzü besmele” ile başlanan işe şeytan müdahale edemez lakin insanlar (ve Müslümanlar) nefse karşı korunmamıştır. Hem şeytan hem de nefs imtihan içindir ama nefs daha çetindir. Okumaya devam et “TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-24-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-23-NEFS(BENLİK) SAFHASI-12-“

TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-23-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-22-NEFS(BENLİK) SAFHASI-11-

Nefs, “benlik hassasının” ruhtan büyük oranda bağımsızlaşmış ve tamamen dünyaya yönelmiş halidir. “Benlik hassası” tam olarak nefsi ifade etmez, nefse tahvil olmadan da varlığını sürdüremez. “Benlik”, geçiş dönemi merkezidir, kendi başına yaşayamaz, bir çeşit nefs ceninidir. Büyüyecek ve nefsi doğuracak veya nefse dönüşecektir.
Nefsin tam manasıyla zuhur etmesi, bünyeleşmesi, zihni evrende merkezleşmesi bedene de, bağlıdır, bedenin tekamülünü tamamlaması gerekir. Bedenin tekamülünü tamamlaması, buluğ iledir, buluğa ermiş sıhhatli bir beden, tüm özelliklerini kazanmış demektir. Buluğ çağına kadar “benlik” hassası devam eder veya nefs bu aşamadan önce zuhur ederse bile bünyeleşmesini tamamlamış olmaz. Netice olarak nefsten kastettiğimiz hususiyetlerin tamamı, bedeni tekamülün tamamlanması ve zihni tekamülün belli bir aşamaya ulaşmasıyla kabildir.
Nefsin zuhuru veya bünyeleşmesinin bedeni tekamül şartına bağlanmasının sebebi, nefsin bedensiz (yani dünyasız) vücut bulamamasıdır. Ruh bedensiz şekilde vardır, varolabilir, bedenden önce vardı, bedenden sonra da varlığını devam ettirecektir. Ne var ki nefsin varoluş şartı sadece bedenden ibaret değildir, bedene rağmen nefsin zuhur etmeme ihtimali mevcuttur. Bazı delilik çeşitleri bu nokta ile ilgilidir. Okumaya devam et “TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-23-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-22-NEFS(BENLİK) SAFHASI-11-“

TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-22-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-21-NEFS(BENLİK) SAFHASI-10-

Nefs, ruhun bedene taalluk etmesinden sonra zuhur eder. Ruhun beden ile birlikte yaşamasını mümkün kılan, belki beden ile birlikte yaşamasını zaruret haline getiren bir merkezdir. Nefs, bedene yöneliktir, bu cihetle dünyaya aittir. Beden ve dünya yönelik olması, hayatı yaşamayı mümkün kılan kaynak olduğunu da gösterir. Ruh için bu dünya “gurbet”tir, bu dünyada durmasının sebebi tabiatı değil, “emir”dir. Emre itaat ederek bu dünyaya gelmiştir, geldiği yere göre bu dünya “aşağıların aşağısıdır”, bu sebeple tabiatına uygun değildir. Emir, insan terkibinin gerçekleşmesi, dünyada (gurbette) imtihan edilmesi, başlangıçtaki safiyetini bu dünyada tekrar kazanarak ahirete intikal etmesine yöneliktir. Kendi haline bırakıldığında bu dünyada kalması, yaşamaya devam etmesi için bir sebep yoktur zira geldiği ve gideceği yer bu dünyaya nispeten tabiatına daha uygun olan vatanıdır.
Ruh, emirle bu dünyaya gelmiş, bu dünyada belli bir süre ikamete mecbur edilmiştir. Bu ikamet esnasında beden hapishanesinden sıyrılma, ayrılma, hürleşme (belki kendi alemine gitme) gibi teneffüslere izin verilmiştir; uyku ve rüya ile… Uyku, “yarım ölüm” mahiyetinde olup, ruhun bedenden ayrılabilme imkanıdır, ayrıldığında gittiği yerde (her nereyse) orada yaşadıklarını da insan zihnine haber veriyor. Okumaya devam et “TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-22-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-21-NEFS(BENLİK) SAFHASI-10-“

TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-21-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-20-NEFS(BENLİK) SAFHASI-9-

“Benlik” aşamasındaki edep haya terbiyesi, özü itibariyle imanın tezahür tertibidir. İmanın tezahürlerinin nasıl gerçekleşeceğini, hangi çerçeveye alınacağını, hangi mecralardan akacağını tayin etmek içindir. Edep ve haya, imanın ilk tezahür şeklidir. Başka bir ifadeyle edep ve haya, imanın, insan zihninde gerçekleşmesinden sonraki ilk tezahür safhasıdır. Üç-beş yaşındaki çocukta imanın yetişkinlerde olduğu gibi ağır ve zor tezahürleri beklenmez.
Zihni evrenin hala ham olduğu, inşa sürecinin devam ettiği bir safhada, imanın, hayat boyunca tüm tezahür mecralarını inşa etmek imkansızdır. Zaten çocuğun içtimailik vasfını kazanmadığı, içtimailik vasfı için zihni evreninin hazır olmadığı bir safhada iman, ferdi çerçevede ve dar alanda tezahür edecektir. Bu sebeple ahlaki talim ve terbiye değil, edep ve haya terbiyesi yapılabilir.
Edep ve haya imandandır. Üstelik edep ve haya imanın ilk tezahürleridir. Bir varlık veya vakıanın ilk tezahürü, en saf haldeki tezahürüdür. Bu sebeple ilk tezahürler, bizzat o varlık veya vakıaya aittir. Okumaya devam et “TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-21-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-20-NEFS(BENLİK) SAFHASI-9-“

TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-20-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-19-NEFS(BENLİK) SAFHASI-8-

“Benlik” aşamasında “benlik” merkezinin öğrenme faaliyeti, gerekçesi mavera olan talim mahiyetinde olmadığı için, sadece dışarıya (dış dünyaya) dönük teşebbüs olarak kalıyor, bu, dış dünyanın zihni evrene taşındığı manasına geliyor. Sadece dış dünyaya dönük öğrenme faaliyeti, insanın kendi iç aleminde (kalbi ve ruhi evreninde) derinleşmesine mani oluyor. Bu süreç neticesinde ortaya çıkan zihni evrenden “ferdi şahsiyet” zuhur etmiyor.
Materyalist ve pozitif dünya görüşlerinin eğitim-öğretiminden geçen insanlar “ferd” değil, kalabalıkların parçasıdır. Oysa iddiaları tam aksi istikamette istikrar kesbetmiştir. Mevzumuzdan uzaklaşma pahasına bu hususa temas edelim çünkü tam yerine geldik.
Ferd olabilmek, şahsiyet inşa edebilmek, insanın “kendine ait” olanlarla mümkün. Sadece dışarıdan (cemiyetten) aldıklarıyla inşa edilen zihni evren, “ferd” olmaya, şahsiyet inşa etmeye müsait değildir. Zaten ferd olmak, kendine ait olanlarla veya kendine ait olanların merkezleştiği zihni evrenle kabildir. Okumaya devam et “TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-20-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-19-NEFS(BENLİK) SAFHASI-8-“

TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-19-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-18-NEFS(BENLİK) SAFHASI-7-

“Benlik” aşamasında talim ile birlikte terbiye de vardır. “Benlik” aşamasının hususiyetleri dikkate alındığında tatbik edilecek terbiye, “edep ve haya” terbiyesidir.
“Benlik” aşamasında çocuk, daha içtimai bir varlık haline gelmemiştir. Yeni konuşmaya ve yürümeye başlamış, aile içinde yaşayan, cemiyete çıkmamış, yabancılarla birlikte olduğunda da ahlaki mükellefiyetlere muhatap olmayan birisi halindedir. Aile içinde yaşayan çocuk, mahremiyet içinde yaşamaktadır, ebeveyni çocuğu çıplak halde görmekte, ihtiyaçlarını karşılarken zaten çıplak görmek durumundadır. Böyle bir hayat çerçevesine sahip olan çocuk için ahlak talim ve terbiyesi kabil değildir.
Pipileriyle oynandığı bir çağda çocuğa ahlaki terbiye vermek kabil değil, ahlaki terbiyenin verilebilmesi için içtimai çerçevenin oluşması, çocuğun içtimai sahaya çıkması gerekiyor. Bu aşamada ahlaki terbiye verilmeye çalışılsa da netice alınması mümkün olmaz. Okumaya devam et “TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-19-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-18-NEFS(BENLİK) SAFHASI-7-“

TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-18-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-17-NEFS(BENLİK) SAFHASI-6-

“Benlik hassası” aşamasında iman talimi ve ahlak (aslında edep) terbiyesi yapılmalıdır. Ruhi safhada Kur’an-ı Kerim tilaveti ve tevhid zikri ile yapılan “hakikat talimi”, bu yolla gerçekleştirilen ruhi talim, “benlik” aşamasında da devam etmelidir. Ruhi safhadaki hakikat talimi, ruhun yeni geldiği dünyada “hakikatin” bulunduğunu, buraya gelmeden önceki hayatında muhatap olduğu ve bilgisine malik bulunduğu hakikatin, bu dünyada da mevcut olduğunu hatırlatmak, aradaki ünsiyeti ve aşinalığı ortaya çıkarmak içindir. “Benlik” aşamasındaki iman talimi ise hakikat ile ruh arasındaki irtibatın kurulmasıdır.
Hakikate aşina olduğunu hatırlatmak, onunda aşina olduğunu hatırlaması kafi değil, hakikat ile irtibat kurmak gerekiyor. Ruh ile hakikat arasındaki irtibat imandır. “Benlik” aşamasındaki talimin ana yapısı ve muhtevası iman talimi olmalıdır. Okumaya devam et “TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-18-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-17-NEFS(BENLİK) SAFHASI-6-“

TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-17-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-16-NEFS(BENLİK) SAFHASI-5-

“Benlik hassası”, hakimiyet ile mülkiyetin birbirinden tefrik edilmeye başlandığı bir döneme tekabül eder. Fakat bu dönem geçiş sürecidir, ruhi safhadan nefsi safhaya geçiş süreci… Benlik hassası aşamasında ne nefs tamamen zuhur etmiştir ne de akıl teşekkül etmiştir. Bu sebeple çocuk, hakimiyet ile mülkiyet arasındaki farkı anlamaz, bu fark hissi akışlarda kendini göstermeye başlar.
“Benlik hassası” aşaması, hakimiyet ile mülkiyetin birbirine karışmış halde bulunduğu, aynı zamanda ayrışmaya başladığı, hangi tavır ve edanın hakimiyet, hangisinin mülkiyet muhtevalı olduğunun teşhis edilemediği bir geçiş sürecidir. “Benlik hassası” aşamasında “ben hassası” varlığını muhafaza edebilmişse, hakimiyet ile mülkiyet arasındaki farklılıklar nispeten daha barizdir. Lakin bu durumda bile akıl teşekkül etmediği, davranışlar hissi merkezli olduğu için, her ikisini birbirinden tefrik etmek yine de zordur.
“Benlik hassası” zihni evrende merkezleştiğinde, o zamana kadar akıl da teşekkül etmediği için mülkiyet tavrı hoyrat, ölçüsüz, sınırsızdır. Tertip ve tanzimi yoktur, taksim ve tasnife tabi değildir, sadece mülkiyet talebi ve iddiası vardır. O yaştaki çocukların tavrını hatırlayalım, bir şeyi isterler, sadece ve ısrarla isterler, “hayır” cevabını asla kabul etmezler, o şeyin verilmemesine dair hiçbir açıklamayı dinlemezler, bas bas bağırırlar. Okumaya devam et “TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-17-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-16-NEFS(BENLİK) SAFHASI-5-“

TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-16-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-15-NEFS(BENLİK) SAFHASI-4-

“Benlik hassası” nasıl doğar veya nasıl zuhur eder veya nasıl meydana gelir? Benlik hassası, ben hassasının müstakil olarak devam edememesi halinde, onun dönüşmesiyle meydana gelir, ben hassası müstakil olarak varlığını muhafaza ederse, ondan farklı ve bağımsız şekilde zuhur eder. Ben hassasının “benlik hassasına” dönüşmesi ihtimalinde “benlik hassası” çok güçlü şekilde zuhur eder, “ben hassasından” bağımsız olarak zuhur etmek zorunda kalırsa, nispeten zayıf doğar. Ki tavsiye edilen budur.
“Benlik hassası”, nefsin kendi bünyesini kazanmadan önceki halidir, başka bir ifadeyle nefsin “cenin” halidir. Nefsin tüm özelliklerini taşımaz ama nefsi meydana getirecek “döl”dür.
Ruhta “saf ferdiyet” merkezi mevcuttur, “ferdi hakikat” bu merkezde tezahür eder, iskan edildiği mekan (mahal) ise kalptir. Bebeklik ve çocukluk süreçlerinde dış dünyadan alınan malzeme (bilgi, tecrübe, kanaat, intiba vesaire) ile iç dünyada zihni evreni inşa edilirken, ruhtaki saf ferdiyet merkezi ile dışarıdan gelen harici malzeme karşılaşır. Harici malzemelerin tamamı, dışarıdaki başka “merkezlerin” mahsulüdür, her malzeme kendi merkezini de (bağlı olduğu, kendini üreten merkezini de) çocuğun zihni evrenine taşır. Dışarıdan sadece malzeme geliyormuş gibi görünse de, aslında her malzeme ile bir merkez de gelir. Malzemelerin bağlı olduğu merkezler, bu malzemelerin hazmedilmesini zorlaştırır. Malzemenin hazmedilmesi, insanın kendi merkezine (ferdiyet merkezine) bağlamasıdır. İnsanın kendi iç dünyasındaki merkezi ile dışardan gelen merkezler arasında çatışma kaçınılmaz hale gelir. Okumaya devam et “TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-16-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-15-NEFS(BENLİK) SAFHASI-4-“

TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-15-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-14-NEFS(BENLİK) SAFHASI-3-

“Benlik hassası”, ruh ile beden beraberliğinden doğar ve ikisini birden temsil eder. Ben hassası, benlik hassasından müstakil olarak muhafaza edilemezse (umumiyetle böyle olur), “ben hassası”, “benlik hassasına” dönüşür. Bu geçiş süreci mühimdir, “ben hassasını” “benlik hassasına” dönüştürmeden muhafaza etmek, ruhi-zihni süreçlerde iki istikameti (ve mecrayı) mümkün hale getirir. Ruhi mecra ile nefsi mecra…
Ben hassası, benlik hassasına dönüşürse, bir sonraki aşamada nefsin zuhuruna yataklık eder ve nefsin bünyesine dahil olur. Bu ihtimalde ruhi mecra açılmadan kapanmış olur ki, daha sonraları ruhi mecrayı açmak fevkalade zorlaşır. Nefs, zihni evreni işgal ettikten sonra ruhi mecra açmak, kazma kürekle dağları delmek gibi bir şeydir.
Ruhi mecra (ben hassası) baştan itibaren muhafaza edilirse, insan hakikate aşina halde kalır, hakikate meyyal olur, akl-ı selim, zevk-i selim, kalb-i selim hedeflerine ulaşması kolaylaşır, akl-ı selim inşası bebeklikten itibaren başlamış olur. Kalb-i selim, zevk-i selim, akl-ı selim, İslam tedrisatının insanda gerçekleştirmek istedikleri hedeflerdir. Talim ve terbiye süreçlerinde bu hususlara dikkat edilirse, İslam tedrisatının üç temel hedefine ulaşmak kolaylaşır, ulaşıldığında ise muhkem olur. Okumaya devam et “TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-15-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-14-NEFS(BENLİK) SAFHASI-3-“

TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-14-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-13-NEFS (BENLİK) SAFHASI-2-

“Ben hassasının” kuvvetli olması, kuvvetli kalması, istiklalini muhafaza etmesi gerekiyor. Ruha bağlı “ben hassası” muhafaza edilemezse, ruhi çizgi muhafaza edilemez, zihni evreni erken ve güçlü şekilde nefsin işgal etmesinin önü açılmış olur. Bu nokta çok hassastır, “ben hassası”, “benlik hassası” ve “nefs” arasındaki geçiş süreçleri doğru yönetilemezse, nefs ile başetmek fevkalade zorlaşır. Özellikle ruhi safhadaki talim unutulduğundan beri (yani birkaç asırdan beri) “ben hassası” ile nefsin birbirinden farklı olduğu bile unutuldu, artık insanlar “saf nefs” haliyle yetişiyor, büyüyor ve yaşıyor. Bundan birkaç asır önceki İslami tatbikatların bu gün hayal gibi görünmesinin mühim sebeplerinden birisi de bu. İslami tatbikatlar, nefs merkezinde değil ruh merkezinde gerçekleştiriliyordu, bu gün nefs merkezinde yoğunlaşan insan iç dünyası, o tatbikatların mümkün olduğuna inanmıyor bile.
“Ben hassası” ile ilgili talim ve terbiye, ruhi safhada, Kur’an-ı Kerim talimi ile başlar, lisan talimi ile biter. Ruhi safha bitip de nefs safhasına girildiğinde “ben hassası” ile ilgili talim, lisan taliminde yoğunlaşır. Lisan talimi, ruhi safhada başlayıp biten bir süreç değildir. Ruhi safhada lisanın öğrenilmiş olması, lisan ile ilgili tüm talimin bittiği manasına gelmez. Ruhi safhadaki lisan talimi, her ne kadar ruhi derinliğe sahip olsa da, zihni evrenin inşasını tamamlayamaz, zaten zihni evren inşası, kişi vazgeçmediği müddetçe ömür boyu sürer. Ruhi safhada lisanın öğrenilmesiyle başlayan zihni evren inşası, lisan bilgisinin çoğalmasına paralel olarak devam eder.
“Ben hassası”, ruhun, dış dünya ile dış dünyanın lisanını kullanarak münasebet kurmaya başladığında, kendi dışında kendine benzeyen fakat kendinden farklı varlıkların olduğunu görmesiyle zuhur eder. Buradaki farklılık, “benlik” iddiasını besleyecek çapa ulaşmamış, sadece farklılığı görecek seviyeye varmış halidir. Bu sebeple benlik veya nefs değil, “ben hassası” diyoruz. Okumaya devam et “TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-14-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-13-NEFS (BENLİK) SAFHASI-2-“

TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-13-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-12-NEFS (BENLİK) SAFHASI-1-

Önce “ben hassası” zuhur eder, sonra bu hassa “benlik” haline gelir, daha sonra ise nefs olur. Bunun üçü de farklı hususiyetlerdir lakin insanın yaşı ilerledikçe nefiste yoğunlaşır ve karar kılar, böylece diğer iki hususiyet görünmez hale gelir. Eğer nefs azmanlaşmışsa, zihni evreni tamamen işgal etmişse, aklı da tasarrufu altına almışsa, “ben hassası” ile “benlik hassasını” kendi bünyesine katar ve müstakil olarak var olmalarına müsaade etmez. Zihni evren, Kur’an-ı Kerim tilaveti ve güzel bir lisan talimiyle inşa edilmişse, “ben hassası”, “benlik hassası”, “nefs” birbirinden farklılıklarını muhafaza edebilir.
“Ben hassası”, ruhtan kaynaklanır. Ruhi safhada ruh, kendinin başkalarından farklı olduğunu görmeye başladığında, kendi farkını, kendi farklılıklarını ortaya koyar. Bu, ferdiyettir. Ferdiyet, farklı ve bütünlüğü olan bir varlık halidir. Zaten insandaki ferdi farklılıkların kaynağı ruhtur, ruhi hususiyetler yani mizaç hususiyetleridir. Ruhi hususiyetlerin farklılığının zuhur etmesi, “ben hassası” yoluyladır. “Ben hassasında”, nefse nispet edilen benlik yani nefsaniyet yoktur.
Ruha bağlı bir “ben hassası” ihtiyacı açıktır. Ferdiyet ihtiyacı, teklife muhatap olmak için zarurettir. İman mükellefiyeti, ferdi hakikatlerdendir, ferdidir. İçtimai iman olmaz, en fazla mümin bir cemiyetten bahsedilir lakin her ferd ayrı ayrı iman etmiştir ve her birinin imanı, iman kuvveti, iman derinliği kendine aittir, kendine hastır. Okumaya devam et “TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-13-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-12-NEFS (BENLİK) SAFHASI-1-“

TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-12-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-11-RUHİ SAFHA-10-

Nefs, lisanın oluşmasından sonra zuhur eder, lisan talim ve terbiyesi nefsin zuhurunu güçlendirir veya zayıflatır. Benlik safhasında evde kullanılan lisan, lisandaki mana mimarisi, lisandaki mecralar ve üsluplar mühimdir. Lisanın mana mimarisinin zirvesinde “lafza-i celal” olması, başlı başına tabii mahiyette bir talim ve terbiyedir. Lisanın mana mimarisi piramit şeklinde olmaz da yatay bir örgü ifade ederse, nefsin zuhuru tahrik edilmiş ve güçlendirilmiş olur, zira yatay mana örgüsü her insanı kendinde (nefsinde) merkezleştirir.
Lisanın öğrenilmesi hem nefsten hem de akıldan önce olduğu için, dünyaya dönük ilk tedrisat, lisan tedrisatıdır. Lisan, hem nefsin hem de aklın bünyesini ve gücünü tayin eden ilk kesbi amildir. Bu sebeple bebeğe verilen lisan talimi aynı zamanda ve en derin terbiyedir. Bebeğe öğretilen lisanın muhtevası ve muhteva örgüsü, bebek için ilk terbiye hamlesidir çünkü lisan talimi, ruhi safhanın sonlarına doğru gerçekleşir, lisan öğrenildiğinde ruhi safha biter. Ruhi safhanın bitmesiyle talim ve terbiyenin birlikte yürütüleceği devre başlamış olur. Lisan talimi her ne kadar ruhi safhadaki talime ait olsa da, lisanın mana örgüsü aynı zamanda ilk terbiye tatbikatını ihtiva etmektedir. Okumaya devam et “TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-12-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-11-RUHİ SAFHA-10-“

TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-11-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-10-RUHİ SAFHA-9-

Lisan talimi, epistemolojik varoluşun ilk hamlesidir, altyapısıdır. Lisan tüm hayat boyunca mühimdir, idrak ve ifade, tefekkür ve tezekkür lisan ile gerçekleştiğine göre, akıldan önce ve akla kaynaklık edecek olan lisan, hususi bir talimi haketmektedir.
Varoluş sürecinin temel özelliği “idrak”tir. Her şey idrak ile mümkün hale gelir, idrak etmeksizin varoluş güzergahında mesafe alınmaz, idraksiz savruluşlar mesafe almak değil, “ne olduğunu” ve “ne yapacağını” bilmeyen bir varlığın çırpınışlarıdır.
Ruh, içine doğduğu “lisan havzasında”, kendi hususi dilini bulmalı veya o dile ulaştıran mecraları görmelidir. İslam maarifinin temel meselelerinden biri olan “dil bahsi”, lisan taliminin merkezinde bulunur. İslam’ın dili, lisanın mana örgüsünün mimari planıdır. Çocuk (veya bebek) hangi kavimden olursa olsun mutlaka içine doğduğu lisan havzasında İslam’ın hususi dilini bulmalıdır. Ruhi safhadaki ruhi talimin esas maksadı, ruh ile hakikatin arasındaki irtibat ve münasebeti kurmaktır. Bunun yollarından biri ise lisan bahsidir. Okumaya devam et “TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-11-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-10-RUHİ SAFHA-9-“

TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-10-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-9-RUHİ SAFHA-8-

Ruhi safhanın en harikulade hadisesi lisanın öğrenilmesidir. Lisanın öğrenilmesi, aynı zamanda insanın hayatı boyunca (tasavvuf mecrası hariç) gerçekleştirebileceği en muhteşem hadisedir. Hadisedeki ihtişam iki sebepten kaynaklanır, birincisi hadisenin tabiatıdır, ikincisi ise gerçekleşme zamanı…
İnsan ömrü boyunca, tasavvuf dışındaki hayat alanlarının tamamında, lisan öğrenmek gibi muhteşem bir hadiseyi gerçekleştiremez. Allah Azze ve Celle’nin takdir ve ihsanıdır ki, bu muhteşem hadise insana, akıl öncesi çağda lütfedilmiştir. Bu sebepledir ki akıl bu hadiseyi asla idrak ve izah edemiyor. Sıfır-iki yaş aralığındaki bebeğin, herhangi bir lisan talimi yapılmadan lisanı öğrenebilmesi ve konuşabilmesi, kainattaki en harikulade hadiselerden biri değil midir?
Dikkat çekici nokta, “lisan talimi” diye bir bahsin bilinmemesi, üzerinde çalışılmaması, herhangi bir tatbikatının olmamasıdır. Sadece lisan talimi de değil, sıfır-iki yaş aralığındaki bebeğe hiçbir talim verilmemektedir. Dünya eğitim literatürü, o yaştaki bebek için “lisan talimi” bahsini bilmez. Öyleyse hadisenin harikulade bir boyutu da bu noktada zuhur ediyor, hiçbir ailenin lisan talimi yapmamasına rağmen sıfır-iki yaş aralığındaki bebek, içinde büyüdüğü ailenin gelişigüzel konuşmalarından, zaman zaman kavgalarından, arada bir küfürlerinden ibaret olan lisanı öğreniyor. Ana lisanını bilen yetişkin insanlara ikinci lisanı öğretmek için yıllarca özel metotlarla eğitim verildiği hatırlanırsa, meselenin ihtişamı birazcık da olsa anlaşılabilir. Okumaya devam et “TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-10-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-9-RUHİ SAFHA-8-“

TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-9-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-8-RUHİ SAFHA-7-

Yeni ilimlerin kurulması ihtiyacı içinde olduğumuz aşikar. “İslam Medeniyet Tasavvuru-Terkip ve Tasavvur” isimli eserimizde tetkik ve teklif ettiğimiz üzere, insan bahsi için “insan ilmi” kurulmalı, “insan ilmi”nin “ruhiyat şubesi” bu meselelerle de meşgul olmalıdır.
Tasavvuf mehaz kıymetindedir muhakkak, bununla beraber mesele ilim mecrasına da taşınmalı, yeni ilimler kurulmalıdır. Tarih boyunca sadece tasavvufun inhisarında kalan bazı hususlar, artık ilim mecrasına da taşınmalı, kaynağı tasavvuf olmak üzere ilim mecrasında da disipline edilmelidir. Bu yapıldığında hem tasavvuf mecrasında hem de ilim mecrasında neşvü neva bulabilir, iki kaynak ve iki havzaya aidiyet, muhteşem bir eser ve netice üretir.
“İnsan ilmi”, terkip ilimlerindendir, maarif ilmi tetkik ilimlerinden, tedrisat (veya talim ve terbiye ilmi) ise tatbik ilimlerinden… Talim ve terbiye bahsinin ilmi silsilesi böyledir. Bu sebeple “insan ilmi”, insan ile ilgili tüm bilgi, fikir ve anlayışları tetkik ilmi olan “maarif ilminden”, tatbikat tecrübelerini ise tedrisat ilminden alır, onları tertip eder, tanzim ve terkip eder, gerektiğinde yeniden imal eder. Tedrisat ilmi, maarif ilminin keşif ve imal, insan ilminin ise terkip, tanzim, tertip ettiği bilgi, fikir ve tecrübeleri alır, kendi çerçevesinde, kendi maksadı için tatbik edilebilir hale getirir ve tatbik eder. Okumaya devam et “TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-9-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-8-RUHİ SAFHA-7-“

TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-8-RUHİ-AKLİ SÜREÇLERİ-7-RUHİ SAFHA-6-

İslam maarif anlayışı, tedrisat faaliyetlerini, insanın hiçbir döneminde (yaşında) sadece okula bırakmaz. Şimdiki eğitim anlayışı, eğitimi tamamen okula taşımış, okul dışında hiçbir eğitim faaliyetini kabul etmemiştir. “Okul öncesi eğitim” dedikleri safha bile bir şekilde okulla ilişkilendirilmiştir. Aslında okul öncesi eğitim safhası dendiğinde, okulla hiçbir şekilde ilişkilendirmeden aile içi eğitim kastedilmelidir. İslam Maarif Anlayışı, okulu tedrisat süreçlerinden ve müesseselerinden sadece biri kabul eder, onun dışında da bir çok talim ve terbiye süreçleri ve müesseseleri inşa ve ihdas eder, devlet dışında inşa ve ihdas edilenleri (muayyen ölçüler içinde) kabul ve teşvik eder. Talim ve terbiye süreçlerinin en önemli safhası olan okul öncesinde (sıfır-altı yaş aralığında) ailenin doğrudan talim ve terbiye faaliyetlerini yürütmesini tavsiye etmiştir.
Ruhi safhadaki talim faaliyetini, tabii olarak ailenin tatbik etmesi gerekir. Bu safha için aile dışında sadece mürebbiyelik müessesesi ihdas edilebilir ve mürebbiyelerden talim ve terbiye için faydalanılabilir. Ailelerin talim ve terbiye işini yürütmekten (mesela cahillik, zamansızlık, menfi mizaç hususiyetleri gibi sebeplerle) aciz olması halinde, mürebbiyelik müessesesi geliştirilebilir. Mürebbiyelik bahsi ayrıca ele alınması gereken bir husus olduğu için burada sadece hatırlatmada bulunuyoruz.
Mürebbiyelik müessesesi geliştirilse ve hakkıyla tatbik edilse bile, ailenin asgari bir talim ve terbiye işini üstlenmesi şarttır. Aile, özellikle de “ruhi safha” ile “benlik safhası”nda ağır bir mesuliyete sahiptir ve bu safhalarda kendinin yapması gereken bazı işleri başkalarının yapması imkansızdır, mümkün olduğu takdirde de faydası kadar zararı da olur. Okumaya devam et “TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-8-RUHİ-AKLİ SÜREÇLERİ-7-RUHİ SAFHA-6-“

TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-7-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-6-RUHİ SAFHA-5-

Ruhi safhada yapılacak talim sadece Kur’an-ı Kerim tilaveti ile tevhid ve lafaz-i celal zikri değildir. Bunların dışında birçok talim yapılabilir. Özellikle de “zevk-i selim”in altyapısını (ruhi temayüllerini) oluşturmak için talim yapmak mümkündür. Bu meyanda sanat talimleri yapılabilir ve fevkalade netice verir.
Ruhi talimin bir hususiyeti var, ruhun doğrudan öğrendiği ve anladığı bilgileri “istidat” haline getirme mahareti… Her ruhun diğerlerinden farklılıklarını oluşturan tabiatından kaynaklanan mizaç hususiyetleri (istidatlar da dahil) münhasıran o ruha aittir, hiçbir talim ve terbiye usulü ile o mizaç hususiyetlerine denk hususiyetler ve istidatlar oluşturmak tabii ki kabil değil lakin tedrisat yoluyla bazı iktisaplar mümkün olduğu malum, öyleyse en derin ve en verimli tedrisat, ruhi talimdir. Ruhi safhadaki talim, akıl öncesi devreye ait olduğu için, bu talimin bilgileri zihni-akli evrenden daha derinde olan ruhi-kalbi evrene sirayet eder. İnsandaki “yapabilme kudreti”nin nihai kaynağı ruh olduğuna göre, ruhi safhadaki talim, ruhun yapabilme kudretini veya imkanını artırır.
Ruhi safhadaki tilavet ve zikir talimi, iman, idrak ve istikamet istidadı kazandırır. Tilavet ve zikir talimleri dışındakiler ise umumiyetle “yapabilme” kudretine müessirdir, istidatlar, temayüller, alakalar oluşturur. Sanat talimlerinde azami fayda temin edilmesinin sebebi budur çünkü sanat, ruhun keşiflerinin akılla zapt altına alınması, şekillendirilmesi, tezyin edilmesidir. Çıplak akıl sanat faaliyetinden bulunamaz, sanat eseri veremez, sahibini sanatçı yapamaz. Okumaya devam et “TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-7-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-6-RUHİ SAFHA-5-“

TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-6-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-5-RUHİ SAFHA-4-

*Ruhi safhadaki talim bahsi için yapılacak çalışmalar…
Mesele ile ilgili İslam İrfan Müktesebatı üzerinde çalışılmalı, hikmet deposundaki fikir, ilim, tertip, tanzim, taksim ve tatbikat misalleri dikkatle tetkik edilmelidir. On dört asırlık İslam Tarihi, on binlerce “deha” ile dev bir müktesebat üretmiştir. On dört asırlık emek ve birikimi yok saymak, her şeye baştan ve sıfırdan başlamak, izahsız bir akıl fukaralığıdır, asla “akl-ı selim” tezahürü değildir. Her şeye rağmen baştan başlanırsa, İslam İrfan Müktesebatının bu günkü hacmine ulaşmak için on dört asır geçmesi gerekir, bunun olabilmesi için de, tarihteki “idrak devleri”ne muadil insanların gelmesi gerekir. Yani en iyi ihtimalle bu günkü müktesebatı üretmek on dört asır sürer. Böyle bir teşebbüs, asırlarca önce Amerika kıtasının keşfedilmesini yok sayıp, o zamanın gemileri (yelkenlileri) ile okyanusa açılmak olur, o tarihten bu güne kadar ki müktesebatı yok sayarak…
İslam tarihinde yaşamış olan “idrak devleri”, sadece zeka seviyeleriyle o hale gelmiş değillerdir. O büyük şahsiyetler, yüksek zekalarına muadil bir talim ve terbiyeden geçmişlerdi, bu sebepledir ki batıdaki filozoflardan fersahlarca ileridedirler. Çünkü filozoflar sadece saf zeka halindedirler ve hala batı dünyasında “deha eğitim modeli” geliştirilemediği hatırlanırsa, dehaların yetişmesinde batı dünyasındaki eğitimin katkısı yoktur. Oysa İslam İrfanı, hem deha talim ve terbiye usulünü bulmuş hem de çocuğu doğumdan önceki hayatında (hamilelikte) başlamak üzere talim ve terbiye süreçlerine almıştır. Batı dünyasında yetişen filozoflar altı-yedi yaşına gelene kadar sıfır eğitime tabidir, İslam tarihindeki alim, veli, mütefekkirler ise altı-yedi yaşına gelene kadar çok büyük mesafeler almıştır. Okumaya devam et “TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-6-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-5-RUHİ SAFHA-4-“