FETHULLAH GÜLEN’İN FİKİR HİLESİ-10-MÜCEDDİT VE MİSTİK ŞAHSİYET

FETHULLAH GÜLEN’İN FİKİR HİLESİ-10-MÜCEDDİT VE MİSTİK ŞAHSİYET

Ruhban sınıfı ve dinin temsilciliği meselesi birbirine karıştırılmakta, din adına söz söyleme salahiyeti ruhbanlık olarak anlaşılmakta, ruhbanlığın olmaması ise tam bir serkeşlik ve temsilsizlik olarak kabul edilmektedir. İslam’da ruhbanlık ve ruhban sınıfı yoktur, doğru ama bununla beraber dini temsil salahiyetine sahip insanlar vardır, olmalıdır. Aksi takdirde doğru anlayışı takip ve muhafaza etmekte arızalar yaşanacağı gibi, vahdetin temin ve devamı da kabil olmuyor.

Ruhbanlık, dinin esaslarıyla ilgili karar verebilen, dinin esaslarını değiştirme yetkisine sahip, mesela “haram ve helal” tayininde bulunabilen kişilerdir. Dinin esaslarıyla ilgili karar verme yetkisi, “din inşası” anlamına gelir. İslam, ikmal edilmiştir ve dinin tamamiyetine dair eksik veya fazla bir harf bile yoktur, Müslümanın ilk vazifesi de önceki nesillerden emanet olarak teslim aldığı dini “olduğu gibi” muhafaza etmektir.
Okumaya devam et “FETHULLAH GÜLEN’İN FİKİR HİLESİ-10-MÜCEDDİT VE MİSTİK ŞAHSİYET”

FETHULLAH GÜLEN’İN FİKİR HİLESİ-6-İMAM-I RABBANİ HAZRETLERİNİ TAHFİF

FETHULLAH GÜLEN’İN FİKİR HİLESİ-6-İMAM-I RABBANİ HAZRETLERİNİ TAHFİF

Fethullah Gülen’in dilinde tarihi şahsiyetlere karşı bir hürmetsizlik yok. Hürmetsizlik yok ama buna karşılık çok sinsi bir tahfif var. Dikkatli tetkik edilmediği takdirde gözden kaçan bu husus, anlayış çerçevesini bozduğu gibi, hak etmediği bir makamı iktisap teşebbüsü olarak görünüyor.

Gizli tahfif meselesinin en aşikar misali, Müceddid-i Elf-i Sani İmam-ı Rabbani Hazretleri ile ilgili tavır ve beyanlarıdır. İkinci bin yılın müceddidi olan büyük İmamın beyanlarını tashih etmek cüretini gösteriyor. Büyük İmamın bir konudaki görüşünün “yanlış” olduğunu aşikar şekilde söylüyor ve “doğrusunun” ne olduğunu bildiğini iddia ediyor. Müthiş bir cüret… Birçok zat ile ilgili göstermediği bu refleksini, her nedense İmam-ı Rabbani Hazretleri hakkında açıkça ifade etmekten çekinmiyor.

Misal;
Okumaya devam et “FETHULLAH GÜLEN’İN FİKİR HİLESİ-6-İMAM-I RABBANİ HAZRETLERİNİ TAHFİF”

İNŞA FİKRİ-6-

İNŞA FİKRİ-6-
İnşa fikri, en zor fikir çeşitlerindendir. Şekillendirilemez, denklemi kurulamaz, nakli fevkalade zor, en önemlisi de ferdi ve enfüsi olmasıdır. Umumi çerçeveler oluşturulması kabil, belli belirsiz bir sistem geliştirilmesi mümkün fakat net bir harita, sarih bir denklem, açık bir şekil üretmek zordur. En tayin edici hususiyeti, medeniyet tasavvurundan süzülmesidir. Medeniyet tasavvuru, inşa edilecek şeyin ne olduğunu gösterdiği için inşa fikrinin en azından hedeflerini tayin etmiştir. Bir fikrin hedefini (hedeflerini) tayin edebilmek, o fikri büyük nispette üretmek olur.
İnşa fikri, kaynak ve çerçeve, merkez ve muhit anlayışı ile kurulabilir. Kaynak kitap ve sünnet, çerçeve ise irfandır. Merkez dünya görüşü, muhit ise medeniyet tasavvurudur. Okumaya devam et “İNŞA FİKRİ-6-“

İNŞA FİKRİ-5-

İNŞA FİKRİ-5-
İnşa fikrinin mühim hususiyetlerinden birisi de, dünya görüşünün (ve medeniyet tasavvurunun) “gerçeklik kavrayışını” üretmektir. Gerçeklik kavrayışını üretmeden “gerçekliği” kompoze etmek kabil olmaz. Gerçeklik ve gerçeklik kavrayışı olmadan, dünya görüşünün “gerçekleştirilmesi” imkansızdır.
İnşa fikri oluşturulsa fakat gerçeklik kavrayışı üretilemese, inşa faaliyeti başlamaz, başlatılamaz, başlatılabilirse de neticeye ulaşmaz. Bir müessese inşa etmenin ilk şartı, o müessesenin “gerçeklik kavrayışını” üretmektir. Gerçeklik kavrayışı ve gerçekliği üretilemeyen müessesenin inşa faaliyetine başlanması, suya yazı yazmak gibidir. Müessesenin gerçeklik kavrayışı, o müessesenin “gerçekleştirilebilir” olduğunu gösteren fikri çerçevedir. Okumaya devam et “İNŞA FİKRİ-5-“

İNŞA FİKRİ-4-

İNŞA FİKRİ-4-
İslam medeniyetinin sıfır noktasında olduğu bugünün dünyasında inşa fikri için tecrit marifeti ve faaliyeti şarttır. Tüm hayatımız batı medeniyeti tarafından işgal edildiği için, yeni bir medeniyet inşası, öncelikle tecrit ile kabildir. Tüm hayat alanlarımızın nazari ve ameli sahalarda yabancı işgaline maruz kaldığı bugün, batı, ferdlerin ruhi derinliklerine kadar nüfuz etmiş, cemiyetin tüm münasebet ağını tesis etmiş, insanların “gerçeklik kavrayışını” kendi medeniyetiyle mühürlemiş haldedir. Bu durum, sıhhatli tefekkür faaliyetini (hatta hissi faaliyeti bile) neredeyse imkansız hale getirmişken, medeniyet tasavvuru ve inşa fikrini oluşturmak için, insanüstü bir çabayla tecrit faaliyetini gerçekleştirmek gerekir. Batının “zehirli telkin ve tesirlerinden” kurtulmanın en kestirme yolu, uçsuz bucaksız derinliklere doğru yol alabilecek bir tecrit faaliyetidir. Öyle ki, harareti kırk dereceye yükselen insanın yaşadığı “anlamsızlık” halini, batının tüm tesirlerini söküp atana kadar günlük hayat haline getirmek gerekir.(2) Okumaya devam et “İNŞA FİKRİ-4-“

İNŞA FİKRİ-2-

İNŞA FİKRİ-2-
İçinde yaşadığımız çağda, İslam coğrafyası, Müslümanların hüküm ve tasarrufunda değildir. Arsa yoksa inşaat da yok. Bu sebeple inşa fikrinin hazırlık devresi ihtilal sürecidir. İhtilal süreci, arsayı temellük etmektir. İhtilal sürecini yönetecek bir ihtilal fikri şarttır. Bu sebeple çağımızdaki silsile, ihtilal-inşa-muhafaza-tecdittir.
İnşa fikrinin yolunu açan ihtilal fikridir, ihtilal fikri olmadığı takdirde inşa fikri meydana çıkmaz. İhtilal fikri, ıslah fikrinin zıddıdır, ıslah fikri ise inşa fikrinin… Dolayısıyla ıslah fikrinde ısrar edenler ihtilal fikrine ulaşamaz, ihtilal fikrine ulaşamayanlar, inşa fikrini öremezler. Ne var ki bu silsile tehlikelidir. İnşa fikrine ihtilal fikrinden ulaşmak, ihtilal fikrini daha mühim hale getirebiliyor. Bu tuzağa düşmemek için, inşa fikri örülmeli, inşa fikrinin muhtevasında ihtilal fikri de bulunmalıdır. İnşa fikrine ihtilal fikrinden değil, ihtilal fikrine inşa fikrinden ulaşmak gerekir. Sıhhatli olan yol budur, çünkü asıl olan ihtilal fikri değil, inşa fikridir. Okumaya devam et “İNŞA FİKRİ-2-“

İNŞA FİKRİ-1-

İNŞA FİKRİ-1-
İslam medeniyetinin yeniden inşası için ihtiyaç duyduğumuz fikir, “kurucu fikir”, ihtiyaç duyduğumuz şahsiyet ise “kurucu şahsiyet”tir. Kurucu, ihdas edici, tesis edici, teşkil edici, inşa edici şahsiyetler… İhtiyacımız bu…
İslam’ı anlamanın bu günkü şekli, “inşa fikrini” geliştirmek, üretmek, sistemleştirmek ve tatbik etmektir. İslam medeniyetinin mevcut olduğu dönemlerde de inşa fikri lazımdır, medeniyetin sürekli taze, canlı tutulması için. Fakat o dönemde “muhafaza fikri” ile beraberdir ve öncelikle mevcut olanın muhafazası gerekir. Muhafaza edilebilsin ki, onun üzerine inşa faaliyeti devam ettirilebilsin. Günümüzdeki durum, medeniyetin tüm müesseseleriyle yıkıldığı, yok edildiği bir dönem olması itibariyle, muhafaza fikrine değil inşa fikrine ihtiyacımız var. Bu dönemin muhafazası, dinin muhafazasıdır. Okumaya devam et “İNŞA FİKRİ-1-“

İNŞA-MUHAFAZA-TECDİT-5-

İNŞA MUHAFAZA TECDİT-5-
Tecdit ihtiyacı iki ihtimalde ortaya çıkar. Birincisi (umumiyetle bu ihtimal caridir) muhafaza sürecinde, zaman ayarı hakkıyla yerine getirilememiştir. Zaman ayarı kaçırıldığında “donma” başlar. Donma başladığında tecdit zaruret haline gelir. İkincisi, muhafaza sürecinde zaman ayarı dikkatle takip edilmektedir ama uzun süre geçtiği için müesseselerin zaman ayarı yapılamaz olur. Gerçekten de bir müessese ne kadar mükemmel kurulmuş olursa olsun, birkaç asır sonra (şimdiki zamanın akış hızına göre bu kadar da sürmez) artık zaman ayarı yapılamaz, çünkü müessese zamanın dışında kalmıştır. İslam medeniyet tarihinde bu iki ihtimalde müşahede edilmiştir.
Tecdit, yeniden inşadır ama yeni inşa değildir. Yeni inşa, sıfırdan inşa olarak anlaşılmamak gerekir. Tecdit ihtiyacı, zaman ayarında problem olmayan, yani “donma” gerçekleşmeyen durumlarda, medeniyet yerli yerinde durduğu için sıfırdan başlayan bir inşa olarak anlaşılmamalıdır. Şartların değişmesiyle ihtiyaç haline gelen tecdit, medeniyetin yerli yerinde olmadığı manasına gelmez. Bu ihtimaldeki tecdit, sıfırdan inşa olarak anlaşılırsa, medeniyet inşasına değil medeniyet yıkımına başlanmış olur. Böyle bir kavrayış, ahmaklıkların en hacimlisidir. Okumaya devam et “İNŞA-MUHAFAZA-TECDİT-5-“

İNŞA-MUHAFAZA-TECDİT-4-

İNŞA MUHAFAZA TECDİT-4-
İnşa sürecinde bünye muhafaza edilmez, merkez muhafaza edilir. Müessese muhafaza edilmez, “kıymet” muhafaza edilir. Ameli olan değil, nazari olan muhafaza edilir. İnşa sürecinin başlarındaki iptidailik muhafaza edilmez, inşa fikri muhafaza edilir. Kemal seviyesine ulaşana kadar inşa süreci devam eder.
İnşa süreci, hem derinliğine doğru hem de genişliğine doğru ilerler. Genişliğine doğru ilerlemesi, bir taraftan mevcut hayat alanının genişletilmesidir diğer taraftan yeni hayat alanlarına nüfuz etmektir. Mesela bir cemaat inşa faaliyetini eğitim alanından başlatmış olabilir. Bu durumda bir taraftan eğitim alanı genişletilirken diğer taraftan yeni alanlar açılmalı, mesela iktisadi alanda inşa faaliyetine başlanmalıdır. Bir alanda genişlemek ile yeni alanlara açılmak farklı hususiyetler gösterir. Her hayat alanının kaideleri, şartları ve imkanları farklıdır. Bir alandaki inşa faaliyetinde maharet kesbedilmesi, her alanda inşa faaliyetini gerçekleştirebilmenin teminatı olmaz. Okumaya devam et “İNŞA-MUHAFAZA-TECDİT-4-“

İNŞA-MUHAFAZA-TECDİT-3-

İNŞA MUHAFAZA TECDİT-3-
Yaşadığımız çağda İslam medeniyetini yeniden inşa etmemiz gerekiyor. Son İslam medeniyeti olan Osmanlı medeniyetinin bakiye eserlerine “tarihi eser” muamelesi yapılan bu gün, medeniyet inşasına baştan başlamamız mecburiyet.
Baştan başlamak… İşte bu çok zor… Müslümanların idrak ufkunda hala medeniyet inşası bir tarafa herhangi bir İslami müessese inşası bile yok. İslam’ı anlamaya çalıştıklarını söyleyenler bilmiyorlar ki, inşa fikrini ihtiva etmeyen her idrak çabası, gevezeliktir. Zaten bu sebeple (ve tabii ki başka sebeplerle) İslam irfanında felsefe yoktur. “Düşünce için düşünce”, İslam irfanının saçmalık tarifinde yer bulabilir. İdrak ve tefekkür faaliyetinin maksadı inşadır. Neticesinde inşa olmayan, inşa hedefine kilitlenmeyen her türlü tefekkür faaliyeti, entelektüel gevezeliktir. Okumaya devam et “İNŞA-MUHAFAZA-TECDİT-3-“

İNŞA-MUHAFAZA-TECDİT-2-

İNŞA MUHAFAZA TECDİT-2-
Batı dünyası, Roma imparatorluğundan sonra şimdiki seküler medeniyetine kadar vahşi bir hayat yaşadı. Yani iki medeniyeti arasındaki zaman dilimi bin yıldan fazladır. Dolayısıyla mevcut batı medeniyeti Roma medeniyetinin (bazı kaynaklarını kullanmış olsa da) devamı değildir, hem kaynak bakımından hem de zaman bakımından… Vakıaya bu cihetten bakılınca, batıda, medeniyet geleneği olmadığı açıkça görülür. Bu günkü batı medeniyetinin teorik kaynağı olan felsefede de medeniyet geleneği yoktur. Medeniyet geleneği, inşa-muhafaza-tecdit sürecinin irfan anlayışıdır. Bu anlayış batının nazari kaynağında (felsefede) olmadığı gibi hayatının ameli cihetinde de yoktur. Bu sebeple batı medeniyeti ancak bir insan ömrü kadar yaşamıştır. Okumaya devam et “İNŞA-MUHAFAZA-TECDİT-2-“

İNŞA-MUHAFAZA-TECDİT-1-

İNŞA MUHAFAZA TECDİT-1-
Batının felsefe tarihi ile İslam’ın irfan tarihi arasındaki temel farklardan birisi, her filozofun kendinden öncekiler ve dışındakileri reddetmesine mukabil, İslam irfanındaki her veli, hakim ve alimin kendi dışındakileri ve öncekileri reddetmemesidir. Müslüman fikir ve ilim adamları, kendilerinden öncekilerin eserlerini reddetmediği gibi, kendi üretimlerini onların eserleri üzerine bina etmişlerdir. Felsefedeki ana kaynak insanın aklı olduğu için, her filozof kendi aklını esas almış, kendi derinliğine muvafık bir felsefi sistem kurmuştur. Yeni bir sistem kurmanın ön şartı da öncekileri ve diğerlerini reddetmek ve dışlamaktır. Felsefi gelenek böyle oluşmuştur. İrfan geleneği ise, büyük bir havzanın muhtelif mecraları halinde aynı bahçeyi sulamış, farklı mecralar ve fikirler zenginlik olmuş, hikmet binasının inşası her yeni nesil tarafından devam ettirilmiştir. Okumaya devam et “İNŞA-MUHAFAZA-TECDİT-1-“