Etiket arşivi: tecrübe

AKIL İNŞASINDA TECRÜBE-1-

AKIL İNŞASINDA TECRÜBE-1-
Tecrübe, benlik merkezinin gıdasıdır. İnsandaki benlik, hayatı boyunca bilgileri tecrübe etmek arzusundadır. Bu arzu, an akil insanın tavsiyesine uymaktan bile daha fazladır. Çünkü tecrübe, bizzat kişinin (benlik merkezinin) bilgi üretimidir. Tecrübe yoluyla üretilen bilgi, kişisel bilgidir ve insan için en önemli bilgi çeşididir. Aynı olayı beraber yaşayan iki insanın ürettiği (elde ettiği) tecrübe, aynı değildir. Bu kadar subjektif özelliği olan tecrübe, insan benliği tarafından hiçbir zaman önemsiz görülmemiştir.
Gelişmiş akıllar ve akl-ı selim, başkalarının tecrübesinden faydalanabilir. Bunların dışındaki akıl oluşumları, başkalarının tecrübesinden faydalanamadığı gibi kendi tecrübesinden bile faydalanamayabilir. Tecrübeden faydalanabilmek başka bir şey, onu önemsememek başka şeydir. Bu sebeple her insan tecrübesini çok önemser ama ondan faydalanamayabilir.
Aklın inşasından bahsettiğimize göre akıl öncesi dönemden bahsediyoruz. Aklın bile faydalanabilmek için gelişmiş olma şartı varken, akıl oluşmadan önceki dönemde tecrübenin ne faydası olabilir? Ve şu soruyu da sormalıyız aynı zamanda, akıl oluşmadığına göre insan zihninde tecrübe eden merkez var mıdır, varsa nedir?
Akıl öncesi dönemde benlik merkezi tecrübe etmektedir. Aslında akıl meydana geldiğinde de tecrübe arzusunun kaynağı benlik merkezidir. Benlik merkezinin baskısı olmasa akıl, başkalarının tecrübelerinden daha kolay faydalanır. Yine benlik merkezinin baskısı olmasa, üretilmiş bilgileri anlamak ve onlarla yaşamak ister. Çünkü üretilmiş bilgiler, kişinin kendinden önce tecrübe edilmiştir.
Benlik merkezinin tecrübe etme arzusunun sebebi, kendini ispat etme çabasıdır. İşi sadece kendinin yapmak istemesidir. Kimseden faydalanmadan ve yardım almadan… Bu özellik benlik merkezinin en derinlerinde bulunur.
Benliğin ikinci belirişi olan “hayır” deme dönemi, dışarıdan herhangi bir bilgi ve etki almama çabasının zirveye çıktığı durumdur. Dışarıdan bilgi ve etki almamak (özellikle o yaşta) imkansızdır. Fakat mümkün olduğunca bundan kaçınmaya ve kendini hissetmeye çalıştığı bir dönemdir. “Hayır” döneminde tecrübe etmenin faydası çoktur.
Üç-beş yaşındaki çocuk nasıl tecrübe edebilir ki, faydalı olsun? O dönem öyle bir zaman dilimidir ki, çocuğun tecrübe etmesinden başka bir yol yok. Çünkü hiçbir şeyi kabul ettirmek mümkün değil. Bu dönemdeki tecrübenin aklın inşasındaki önemi ise fazladır.
Üç-beş yaşındaki çocuk nasıl tecrübe eder? O yaştaki çocuk nasıl tecrübe edeceğini bilmez. Kendine bırakmak, her şeyi kırıp dökmesi demektir. Ve yaptığı işlerden tecrübe de kazanamaz. Ailelerin o yaştaki çocuğa “özel tecrübe formları” hazırlamaları gerekir. Özel tecrübe formları ve özel tecrübe imkanları…
Tecrübe etmesinde zarar olmayan veya tecrübenin maliyeti katlanılır seviyede olan işleri tecrübe etmesine müsaade edilmelidir. Tecrübe etmesi için gerekli tedbirler alınarak ve belirli bir çerçeve içinde tutularak. Kendi haline bırakıldığında tecrübe etmiş olmaz, sadece ortalığı kırıp döker.
Çerçeve oluşturmak, o çerçevenin dışına çıkmasına müsaade etmemek, yapacağı işin doğru mu yanlış mı olduğunu önceden söylemek gerekir. Böylece, çocuk, ebeveyninin sözünü, tecrübe ile test eder. Ebeveynin sözü, tecrübe neticesinde doğrulanırsa, çocuk, hem tecrübe etmenin keyfini yaşar hem de ailesine itimadı artar. Çocuklarına hiç tecrübe imkanı vermeyen ailelerin çocukları, ebeveynine itimatlarını kaybederler ve bir müddet sonra onların sözlerini umursamaz olurlar. Tecrübe fırsatı verilen çocuklar ise ebeveynlerinin sözlerini tecrübeleriyle doğruladıklarında, bilginin kıymetini fark ederler. Bilginin kıymetini fark eden çocuklar, tecrübe edilmiş olanı tecrübe etmekten kaçınırlar. Ki bu özellik akıl için çok önemlidir.

YUMRUK GİBİ

                                            YUMRUK GİBİ
                                                                                                         "Hep denedin, hep yenildin.
                                                                                                          Olsun. Yine dene, yine yenil.
                                                                                                                 Daha iyi yenil."
                                                                                                                                    -Samuel Beckett-

Oturup bir yumruk daha yiyeceğim, düşüp bir yumruk daha. Kalkarken bir daha.
Şimdi tecrübeme üç yumruk daha ekliyorum. Önceki benle aramda -en azından- üç yumruk fark daha olacak. Öyle ki, suratımın şekli değişecek yumruklardan, burnum yamulacak, dudaklarım patlayacak. Öyle ki, üç yumruk sonra yepyeni bir ben olacağım.

Hadi, bakışlarınla ilk yumruğu patlattın, ne duruyorsun? Öyle bir bakış-yumruktu ki bu, tıpa tıp yirmi yıl öncesinin, yani ilk aşkın ilk bakışının aynısı.. tıpkısının tıpkıbasımı. İyi de sana böyle vurmayı, yani yirmi yıl öncesinden bakmayı hangi mektepte öğrettiler ? Sen bu zehirli balın peteğini hangi zakkumlardan ördün? Tesadüf diye bir şey yok, hiçbir şey tesadüf değil. Peki yirmi yıldır mahzende saklanan bu şarabın/bakışın şimdi ömrüme sürülmesinin anlamı ne? Peki benim hâlâ ayıkmamam tesadüf mü? Peki yirmi yıldır bu bakışı yaşlandırmayan/paslandırmayan büyü ne olabilir ?..

İkinci yumruk kulaklarımda patladı; sesin! Annemdi bu ses biraz… "Akşam oldu, hadi eve gel" diyordu, "Bak senden başka kimse yok sokaklarda…", "Sen hâlâ yalın yürek ortadasın."
Annemin sesi yuvarlanmaya başladı git gide..başkalaştı, uzadı, yeni bir sese eklendi. İlk ayrılığın sesiydi bu… Ses söze döküldü, ruhumda yuvalandı ; "İçindeki çocuğa sahip ol" diyor ve ekliyordu, " Sakın ortalığa çıkarma! Sana sakla, ortada bırakma… Öyle güzel bir çocuk ki o, görenler belki hayranlıktan, belki de kıskançlıktan saldıracak. Her kes bir tarafından tutup koparacak, hırpalayıp parçalayacak. İnsanlar acımasızdır, canına okurlar… Sakın içindeki o çocuğu kimselere gösterme, sakın ortaya çıkarma !.." Annemleşiyordu ses sonra, " Akşam oldu hadi eve dön" diyordu yine, " Bak senden başka kimse yok ortalıkta…"

Hadi gardım düştü, üçüncü yumruğunu bekliyorum..şöyle alnımın ortasına. Kalbimi boş ver, o çok darbe aldı zaten. Alnımın çatına yapıştır yumruğunu.. babamın hiç öpmediği yere. Sert bir öpüş gibi kondur.. hadi dokundur, sars beni. Öyle bir sars ki, sarsaklığım savrulsun, durulayım. Aynada başka /yeni bir ben bulayım. Alnım yere gelsin, aklım başıma…

Biliyorum, içinde olamadığımız, içinden çıkamadığımız bir oyundu yaşadığımız… Birbirimizi yanlış yerlerde aradığımız… Kaybederken kaybolduğumuz. Hadi tekrar başlat. Hadi bir daha çal o şarkıyı…
Bir masaldı yaşadığımız, biliyorum, gökten üç efkârın düştüğü, kerevetinde ağladığımız… Hadi o masalı bir daha anlat.
Hadi oyunu yeniden kur, tekrar başlat. Biliyorum, sonunda yine kaybedeceğim, kat'iyyen yenileceğim.
Sonra kalkıp bir daha, kalkıp bir daha kalkıp bir daha düşeceğim.. yine yenileceğim. Ama bir dahaki sefere daha iyi yenileceğim.
Çünkü -biliyorsun- bu çocuk başka oyun bilmiyor.

ÖMER KARAYILAN