TEKKE TEVHİD İLİMLERİYLE MEŞGULDÜR

TEKKE, TEVHİD İLİMLERİYLE MEŞGULDÜR

(Terkip ve İnşa dergisi 21. sayı)

Tevhid ilimleri, nam-ı diğer tasavvuf, dünyadaki hiçbir bilgi evreni ve hiçbir kültür ikliminde yoktur, o kadar ki başlığı bile yoktur. Zaten dünya son bir-iki asırdır batının bilgi işgaline maruz kaldığı için, bilim dendiğinde batının bilim telakkisi ve batının bilimleri akla gelmektedir. Batının bilim telakkisi ise materyalist felsefeye dayalı pozitif bilim mecrasından ibarettir.
Materyalist felsefe ve pozitif bilim… Pozitif bilim telakkisi ve mecrası, materyalizmin bilimsel çocuğudur ve onun ufkuna mahkumdur. Materyalizme mahkum olduğu için kainatta madde ötesine, yani mücerrede-manaya, insanda beden ötesine, yani kalbe-ruha kördür. Kör olması, ontolojik olarak reddettiği manasına gelir, reddettiği için tetkik mevzuu haline getiremez. Tefekkür mevzuu haline getiremediği için idrak ve keşfi muhaldir. Okumaya devam et

Share Button

MEDRESE, VAROLUŞUN ÇEVRE EMNİYETİNİ SAĞLAR

MEDRESE, VAROLUŞUN ÇEVRE EMNİYETİNİ SAĞLAR

(Terkip ve İnşa dergisi 21. sayı)

Medrese İslam’ın bilgi evrenini inşa eder, merkezini ve sınırlarını tayin eder, sınırlarına bilgi gümrükleri ve karantina merkezleri inşa kurar. Müslümanlar bu bilgi evreni (vatanı) içinde kalmalıdır, merkezini kaydırmamalı ve sınırlarını ihlal etmemelidir.
Medrese, bilgi evreninin genişlik buudunu inşa eder ve bir saha oluşturur. Tekke ise bilgi evreninin genişlik buuduyla oluşturduğu sahayı dışarıya çıkmadan, sınırları aşmadan derinleşmeye başlar. Mesele budur, yani sondajın nereden vurulacağını gösteren medrese, sondajı vuran ise tekkedir.
Şeriat, bilgi evrenimizi inşa eder, bu sebeple Şeriat’ı temsil eden medresedir. Fakat bilgi evrenimizin bir de derinlik buudu vardır ki onu medrese taşıyamaz. Bilgi evrenini iki buudlu (sadece genişliğine) kabul etmek, sığ bir bakış ve anlayıştır. Bilgi evreninin derinlik buudu olmadığında, idrak faaliyeti imkansızlaşmakta ve ezberlerin tatbikatından ibaret kalmaktadır. Bu durum ise orta zekaların işidir.
* Okumaya devam et

Share Button

TEKKE, HAYATIN MUHTEVASINI TELİF EDER

TEKKE, HAYATIN MUHTEVASINI TELİF EDER

(Terkip ve İnşa dergisi 21. sayı)

Önce “niçin” sorusunu sormak, idrak süreçleri için daha doğru gibi görünüyor. “Niçin” sorusunu cevaplamadan, “nasıl” sorusunu sormak, idrak süreçlerini tersinden çalıştırmak gibi geliyor. “Nasıl yapmalıyım” sorusu, “niçin yapayım ki” sorusuyla boşluğa düşüyor. “Niçin yapayım” sorusu cevaplanabilirse, “nasıl yapayım” sorusuna sıra geliyor.
“Niçin yapayım” sorusunun cevabı, fiilin illetidir, sebebidir. Bu soru cevaplanamadığında “yapma lüzumu” veya ihtiyacı veya zarureti ortaya çıkmıyor. Yapmam gerekmiyorsa, nasıl yapacağımı bilmekte ne fayda var. İdrak sürecinde “niçin” sorusunun, “nasıl” sorusuna mukaddem olduğu açık ve nettir. Fakat bir problem var, hayat sürecinde “nasıl” sorusu, “niçin” sorusuna mukaddemdir. Meselenin düğümlendiği nokta da burasıdır. Okumaya devam et

Share Button

TEKKE, KALBİ-RUHİ SÜREÇLERİ TAKİP EDER

TEKKE, KALBİ-RUHİ SÜREÇLERİ TAKİP EDER

(Terkip ve İnşa dergisi 21. sayı)

Ruhtan habersiz, nefisten cahil bir nesil yetişti. Ruhtan habersiz olanın kalbi umursamayacağı açık, nefsin cahili olanın imanı kelamdan ibaret… Uçsuz bucaksız kalb evreninde ruhun ve nefsin sayısız halleri olduğunu bilmeyen bir Müslüman tipi ortaya çıktı. Bilginin zihni evrene intikalinden ibaret sığ ve basit bir eğitim-öğretim anlayışına (aslında anlayışsızlığına) mahkum oldu. Oysa bu anlayış seviyesi, materyalist insan ve bilgi telakkisinden ibarettir.
İman eden ruh, inkar eden nefisti. İnsanda ruh ve nefsi kaldırdığınızda, Psikanalizin kurucusunun hayvan tarifi olan; libido, ego, süperego tasnifinden başka bir şey kalmaz. Bir kısım Müslümanlar, Psikanalize verdikleri kıymeti, Kur’an-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyye’de sarih şekilde beyan edilen ruh, nefs, kalb tasnifine dayalı insan telakkisine vermediği görülüyor. Ruhu insandan aldığınızda geriye kadavra kalıyor ama buna rağmen ruh ve nefse, bunların faaliyet ve tezahür mahalli olan kalbe alaka duymayan Müslümanlar yetişti. İnsan derununu, hayvan telakkisinin sistemini kuran Psikanaliz müellifinden öğrenmeye ar etmeyen, buna mukabil milyonlarca ciltlik kadim müktesebatta ilmi keşif ve inşa edilen ruh, kalp ve nefs meselesini unutan ahmaklar peyda oldu. Okumaya devam et

Share Button

TEKKE; İRFAN, HİKMET, HAKİKAT TEDRİSATI YAPAR

TEKKE; İRFAN, HİKMET, HAKİKAT TEDRİSATI YAPAR

(Terkip ve İnşa dergisi 21. sayı)

İrfan, tevhide vasıl olacak derinlikte bir kıymettir. Kitab-ı Kerim ve Sünnet-i Sahiha, hem bu alemi hem de ahireti ihtiva eden bir özettir ve irfan, dünya ile ahiret arasındaki güzergah haritasını keşif, telif ve izah eden, taliplerini de o güzergahta yola çıkaran ilimdir. Medresenin telif ve tanzim ederek zapt altına aldığı ve çevre emniyetini sağladığı dünyada, ahiret yolculuğunu (tevhid yolculuğunu) başlatan ve yürüten ilmin adı irfan, müessesesinin adı ise tasavvuftur.
İrfanın ilimle çatıştığı vehmi, kuru bilgide kalan sathi anlayışların kuruntusudur. Bunlar, öncelikle şekil bilgisine mahkumdur, sonra bilgi vahitleri arasında şekli irtibat kurmaktan başka bir şey yapamaz. Bilginin irfani buudunu fark ve idrak edemeyenler, mana ve muhtevadan mahrum mantık budalalarıdır.
* Okumaya devam et

Share Button

TEKKE, KALBİ-RUHİ TEDRİSAT MÜESSESESİDİR

TEKKE, KALBİ-RUHİ TEDRİSAT MÜESSESESİDİR

(Terkip ve İnşa dergisi 21. sayı)

Tedrisat telakkisi, insan telakkisi ile ilim telakkisinin terkibinden ortaya çıkan en girift mevzulardan birisidir. İnsan telakkisi ile ilim telakkisi zaten kendi başlarına fevkalade çetin meselelerdir, bunların ikisini terkip etmek, ikisi arasındaki irtibatı en sıhhatli şekilde kurmak, ikisi arasındaki intikali mümkün ve müessir hale getirmek, çok daha girift ve zordur.
İnsan telakkisi; insan tabiat haritası ile teklif edilen ahlakın mütekamil kıvamdaki terkibiyle inşa edilen şahsiyeti esas almalıdır. Sadece insan tabiat haritası, “İnsan nedir?” sorusunun çıplak cevabıdır. Şahsiyet esas alındığında, insanın tabii haliyle inşai halini birlikte ifade etmiş oluruz. Tedrisat telakkisi ise; insanın tabii halini doğru teşhis etmek, onun üzerine ahlak inşa etmenin temel ilmidir. İnsan tabiat haritası doğru çıkarılamadığında ahlakla imtizacının sağlanması fevkalade zordur, şahsiyet terkip ve inşası ise imkansızlaşır. Okumaya devam et

Share Button

TAKDİM

TAKDİM

(Terkip ve İnşa dergisi 21. sayı)

Medrese ile tekke… Müesseseleşmiş iki tedrisat merkezimiz. Kadimde, özellikle de Osmanlıda bu iki müessese vazife taksimi yapmıştı. Kalbi-ruhi talim ve terbiyeyi tekke, zihni-akli talim ve terbiyeyi medrese üstlenmiş, aralarında müthiş bir irtibat ve münasebet kurulmuş, neticede ortaya Müslüman şahsiyetin muhteşem terkibi çıkmıştı. İslam’ın ilk üç neslinden sonra, medrese ile tekkenin en girift ve yüksek terkibinin gerçekleştiği Osmanlıdaki Müslüman şahsiyet emsaline ulaşılamamıştı.
Medrese, çürüdü, çöktü ve resmi olarak lağvedildi. Tekke, mücessem müessese olarak ortadan kalktı, tasavvuf manevi müessese olarak baki kaldı. Her ikisinin de müessese olarak kaybı, büyük terkibin yok olmasına sebep oldu. Yeniden başlayan medrese ve tekke teşebbüsleri, ikisi arasındaki terkip sırrını keşfedemeyenlerin elinde ya muhtevasız bir şekil, ya da şekilsiz bir muhteva olarak bocalıyor. Tekke ile medresenin birbirine alternatif olduğu zannı kadimde de zaman zaman yaşanmıştı ama Osmanlıda büyük terkip gerçekleşmiş ve mesele aslına irca edilmişti. İki müessesenin de hayattan çekildiği günümüzde, yine ikisinin birbirine alternatif olduğu vehmi zuhur etti. İki terkip unsuru, bazı mahfillerin elinde çatışma alanına döndü.
* Okumaya devam et

Share Button

İSLAM ŞEHRİ-16-İDARE

İSLAM ŞEHRİ-16-İDARE

İslam şehrinin aklı idaredir. İdare, tasavvuf ve medresenin keşif ve tertip ettiği hikmetleri “gerçek” kılmak, “gerçekleştirmek” ile mükelleftir. İdare, bir tatbikatı gerçekleştirip de neticesini merak eden derin bir cahillikle malul değil, aksine keşfedilen hikmetin mevcut şartlar manzumesinde nasıl tatbik edileceğini bilen bir akıl bünyesine ve zihni teçhizata sahiptir. İslam şehrinde idare, hikmetin tatbik şartlarını arayan, bulan, tanzim eden bir idrak merkezidir. Hikmet, idarenin önüne saf halinde geldiğinde, önce onu anlar, sonra cemiyetin seviyesine bakar, cemiyetin seviyesi ile mütenasip bir tatbikat şekli geliştirir. Hikmet saf haliyle tatbik edilmez, hikmeti saf haliyle tatbik edebilen, onu saf haliyle taşıyabilen tek kadro Ashab-ı Kiram olmuştur, sebebi de merkezindeki şahsiyettir, yani Risalet’tir.

İdare, bir gözü hikmette diğer gözü halkta olan, hikmet ile halk arasında idari köprü kuran merkezdir. Hikmet ile halk arasındaki münasebeti kuran, hikmeti halka maleden, halkı hikmete muhtaç hale (yani hikmeti talep eder seviyeye) getiren karargahtır. Hikmetsiz hareket ve tatbikatın olmayacağını gösteren, olmaması gerektiğini anlatan, halkı da buna hazırlayan bir merkezdir. Halk ile hikmet merkezleri olan tekke ve medrese arasındaki sağlam irtibatı kuran, hayatı tekke ve medrese ile harmanlayan, bunun idari tedbirlerini keşif ve tatbik eden kadrodur.
Okumaya devam et

Share Button

İSLAM ŞEHRİ-15-TEKKE

İSLAM ŞEHRİ-15-TEKKE

İslam şehrinin kalbi tekkedir, tasavvuftur. Hikmetin keşfini tasavvuf, zaptını (tertibini) medrese, tatbikini ise idare yapar. İslam, her an yeniden keşfedilmesi gereken bir mana haznesidir. Zamanın kainata ve yeryüzüne saçtığı mana (kaderin tecellisi), her dem yenidir, asla tekrar yoktur. İnsanın da bir şeyi hariç her şeyi her dem değişir. Değişen sahada yeryüzüne saçılmış mana vahitlerini, mana haleleri içinde keşfedecek, zapt edecek, tertip edecek, idrak ve tatbikini mümkün kılacak olan müessese tekke yani tasavvuftur. İnsanda kesintisiz varlığını devam ettiren ruhtur, İslam’ın “sabitleri”, ruha aittir. İnsanın, hayatın ve kainatın değişen her yönü, ruh mihverinde yeniden teşkilatlanır, ruha hitap eden İslam’ın sabit emir ve nehiylerini mümkün kılacak bir tertibe tabii tutulur. Bu meseledeki incelik ve giriftlik, tasavvuftan başka bir mecranın altından kalkacağı bir yük değildir. Şeriat-ı Ahmediye’nin merkezi olan farzlar, ufku olan haramlar, dinin sabitleridir, merkez ile ufuk arasındaki saha ise Müslümanın hayat alanıdır. Hikmet keşfi, bu alana dairdir, bu cihetiyle farzları tahkim ve ihya eder, haramları ise sınır olarak muhafaza ederken, zuhurunu iptal eder. Merkez ile ufuk muhafaza altına alındıktan sonra, ikisi arasındaki sahanın mütemadiyen değiştiğini, değişeceğini bilmeliyiz, bilmeliyiz ki bu değişimi gerçekleştirme ve yönetme imkanımız olsun.
Okumaya devam et

Share Button

İSLAM ŞEHRİ-3-İSLAM ŞEHİR ANLAYIŞINA UMUMİ BAKIŞ-2-

İslam şehri, mananın (İslam’ın muhteva yekununun) müesses nizamıdır. Mana, önce “tabii teşkilatlılık haline” kavuşmuştur, sonra da “bir eksik var mı?”, “gözden kaçan bir mesele kaldı mı?” sorusunun cevabını, “yardım istemekten imtina eden vakur fakir olabilir” endişesiyle müesseseleşmiştir. İslam’ın şahsiyet, cemiyet ve hayat telakkilerinde muhtacın “talep etmesi”, “yardım istemesi” değil, onu arayıp bulacak bir dikkat ve rikkat vardır. Tek tek her ferdin, diğerlerinin mahrem hayatlarına tecessüs ile ihtiyaçlarını tespit etmesi gibi kaba ve kerih bir yol bazı sınırlarda hukuken (fıkhen) bazı sahalarda ahlaken, bazı noktalarda da edeben men edilmiştir. Müesseseler, ferdi tecessüsü önlemek, müesses ahlakı yerleştirmek, alan ile veren arasına perde çekmek gibi zaruret, ahlak ve güzellik gibi mesuliyetleri üstlenir. Müesseseler, tecessüsü, ferdi alandan kurtarıp müesses hale getirmek için değil, aksine tecessüsü cemiyet ve şehir hayatından tamamen yok etmek için vardır, bu sebeple faaliyetlerini, hayatın tabii akışını takip ederek gerçekleştirir. Hayatın tabii seyri; ferd, aile, mahalle gibi birimlerin hayat seviyelerinin “bilinebilirlik” çerçevesindeki akışıdır. Bu akışın aksadığını gören göz, bir melek sessizliğinde ve edebinde, en kuytu yerde ve zamanda muhatabına yaklaşıp, hiçbir tetkik faaliyetine girmeden, hiçbir tereddüt emaresi göstermeden, en kısa soru ve en kısa cevaplarla meseleyi teşhis eder, en uygun yolla halleder. Bu naiflikteki müesseseler, kadimden beri olduğu gibi tasavvufun uhdesindedir.
*
İslam şehri, zamanın tecelligahıdır. İslam şehrinde zaman, saat, gün, ay, yıl gibi ölçü birimlerinden ibaret değil, aksine rahmet tecellisinin ritmidir. Her anın, her saatin, her vaktin, her günün, her ayın bir manası vardır, rahmet, o mana üzere tecelli eder. İslam şehri, zamanın akış güzergahıdır, zamanın dünyaya saçtığı manayı kendine cezbeden, kendinde toplayan bir cihazdır. Rahmetin tecellisi için gerektiğinde çığlık çığlığa duaya durur, gerektiğinde hüzünlü bir sabırla derin bir sükûta sarılır. O şehir, hangi vakit secde edeceğini, hangi vakit dua edeceğini, hangi vakit ikramda bulunacağını bilir.
* Okumaya devam et

Share Button

“HAL OKUMALARI” ve İNSAN İNŞASI

 “HAL OKUMALARI” ve İNSAN İNŞASI

 

Küçük yaşlardan beri bizlere, Kemalizmin eğitim kitaplarında Osmanlı Devleti’nde okuma oranının düşük olduğunu, okuma yazma bilen kişilerin azlığını ve bu yüzden geri kalındığını söyler veya alt satır olarak hissettirir. Batı toplumlarının ilerleyişini Osmanlı olarak göremeyişimizin, fark edemeyişimizin nedenlerinden bazılarını; çürüyen eğitim sistemi ve okuma oranının düşüklüğü olarak gösterilir. Bu söylemlerin tamamen yanlış olduğu iddiasında değilim. Bu söylemlere denecek bir şey varsa oda “kısmen doğru“ ifadesidir. Bu “kısmen doğru” ifadesi Osmanlı Devleti’nin son yüzyılları için geçerlidir. Zira toplumun eğitim dinamikleri olan “medrese” “tekke-zaviye” kurumları son dönemlerde bozulmaya başlamış ve devletin yıkılışına kadar bozulma devam etmiştir. Okumaya devam et

Share Button