KARARGAH ANADOLU DERGİSİ 1. YIL MEVZU HARİTASI

KARARGAH ANADOLU DERGİSİ YILLIK MEVZU HARİTASI

(Terkip ve İnşa dergisi 19. sayı)

NOT: Karargah Anadolu dergisi, Ocak 2017 yılında yayına başlayacaktır. Yayına başlamadan önce beş-altı sayısının muhtevası hazırlanmaktadır. Yazı yazmak isteyenlerin, Aralık ayı ortalarına kadar yazılarını göndermeleri gerekmektedir.

1.SAYI-KARARGAH ANADOLU
*Türkiye’nin tarihi mesuliyeti
*Türkiye’nin stratejik ehemmiyeti
*Türkiye’nin karargah haline gelmesi
*Karargah olmanın fikri altyapısı
*Karargah olmanın ufuk şartı
*Karargah olmanın dirayet ve dayanıklılık şartı
*Karargah olmanın teşkilat altyapısı
*Karargah olmanın istihbarat altyapısı
Okumaya devam et

Share Button

AZERİ KARABAĞTODAY SİTESİ MÜLAKATI

AZERİ KARABAĞTODAY SİTESİ MÜLAKATI

(Terkip ve İnşa dergisi 19. sayı)

1.Anadolu’da oluşan ve gelişen medeniyetin mefkurevi medeniyet açısından bu bölgedeki öneminden bahseder misiniz okurlarımıza?!
Kadim medeniyetimiz, Mekke’de doğdu, Medine’de vücut buldu. Mekke ve Medine safhaları Asr-ı Saadet ve Raşit Halifeler devrine tekabül eder ve medeniyetimizin zirvesidir. Sonra Şam ve Bağdat merkezlerine taşındı, oradan iki kola ayrılarak birisi Endülüs’e diğeri Türkistan’a uzandı. Endülüs’te büyük bir medeniyet kurulmasına rağmen orada kaldı ve başka coğrafyalara uzanan bir şekilde döl veremedi. Türkistan’a uzanan kol, hem büyük bir medeniyet havzası kurdu hem de medeniyet silsilesini devam ettirecek ana rahmi vardı ve oradan iki kol halinde Hint alt kıtasına ve Anadolu’ya uzandı. Hint alt kıtasına uzanan kol, büyük bir medeniyet kurdu ama orada kaldı ve doğuramadı. Anadolu’yu karargah yapan son kol, buradan tekrar tüm İslam alemine uzandı ve ümmetin tamamını vahdet ve ittifak üzere temsil etti. Okumaya devam et

Share Button

MÜREBBİYENİN LİSAN TALİMİ VAZİFESİ

MÜREBBİYENİN LİSAN TALİMİ VAZİFESİ

(Terkip ve İnşa dergisi 19. sayı)

Lisan mühimdir, zira tüm mana ve müesseseler lisan havzasında mevcuttur ve lisan tarafından muhafaza ve intikal ettirilir. Keza lisan, aynı zamanda bir mana örgüsü ve mana meratibidir. Daha doğrusu her lisan bir mana örgüsüne ve mana hiyerarşisine sahiptir. Ne ki günümüzde lisanın bu ciheti kayboldu, bu sebeple mevzu olmaktan çıktı.
Bebeklikten başlayarak çocukluk ve ilk gençlik yıllarına kadar lisan talimi meselesi ehemmiyet arz eder. Bu dönemin büyük bir kısmı da ailede geçtiği için, lisan talimi özü itibariyle aile için tedrisat mevzularındandır. Mürebbiyelik müessesesi kurulursa mürebbiyenin, mürebbiyelik müessesesi olsa da olmasa da ailenin vazifelerinden birisi de, lisan talimidir.
* Okumaya devam et

Share Button

MÜREBBİYE MEKTEBİ

MÜREBBİYE MEKTEBİ

(Terkip ve İnşa dergisi 19. sayı)

İlim, irfan ve tefekkür ehlinin bir aile anlayışı oluşturması gerekiyor. Münferit çalışmalardan ziyade, Müslüman münevverlerin İslam’ın aile telakkisine dair temel çalışmalar yapması, kadimdeki misal ve tatbikatlarla onların neticeleri ve tecrübelerini keşfetmesi, bunların yekunundan bir aile anlayışı ve müessesesi inşa etmesi şart. Bu şekilde yapılması, aynı zamanda üzerinde ittifak sağlanmasını mümkün kılacağı için, Müslüman ailelerin itibar ve itimat etmesini mümkün kılar. Fikirteknesi ile Terkip ve İnşa dergisi kadroları “mevzu kaşifi” olduğu için, meseleleri tespit ve ihtiyaçları teşhis ederek gündeme getirmeleri kıymetlidir. Fakat o kadar çok mevzu keşfi yapıldı ki, mevcut kadroların hepsine yetişmesi mümkün değil.
* Okumaya devam et

Share Button

MÜREBBİYELİK MÜESSESESİ

MÜREBBİYELİK MÜESSESESİ

(Terkip ve İnşa dergisi 19. sayı)

Osmanlıda sıhhatli ve muhkem aile müessesesi vardı, bu sebeple mürebbiyelik meselesi müesseseleşmemiş, ayrı bir ilim sahası haline gelmemişti. Aile müessesesi o kadar muhkem ve o kadar geniş bir sahaya şamildi ki, annesi vefat eden çocuğun ninesi veya teyzesi onun yerine ikame edilirdi, babası vefat eden çocuğun dedesi veya amcası onun yerine ikame edilirdi. Dede ve nine zaten ailenin ferdiydi, onlara ek olarak amca ve hala, dayı ve teyze de aile efradındandı. Annesi vefat eden çocuğun ne olacağı konuşulup kararlaştırılmazdı, teyzesi varsa… Tabii olarak teyzesi onun annesiydi. Keza amcası da babasıydı. Hatta Anadolu’da kirvelik müessesesi, dede ve amcası da olmayan çocuklar için bir tedbirdi.
Büyük aile çözüldü, büyük ailenin çözülmesi ve dağılması, ahlak ve adap, ilim ve irfan intikalini kısırlaştırdı. Çekirdek aile, milletin müktesebatını intikal ettirmekten acizdi. Zira müktesebat, bir nesille intikal etmez, en azından iki nesille intikal ederdi. Yirmili yaşlarda evlenen baba ve annenin, milletin müktesebatını iktisap etmiş olma ihtimali yok ki, intikal ettirebilsin. Okumaya devam et

Share Button

AKLIN TEŞEKKÜL SÜRECİNDE İMAN TEDRİSATI

AKLIN TEŞEKKÜL SÜRECİNDE İMAN TEDRİSATI

(Terkip ve İnşa dergisi 19. sayı)

*Zihni evren için iman şart
Çocukta zihni evrenin oluşması için “kabuller” gerekir. Küçük yaşta her şeyi anlaması beklenmez. Büyüklerin bile anlamadığı ve “kabul” ettiği konuları çocukların anlamasını beklemek boş çabadır. “Çocuklara dini eğitim vermeyelim, onlar büyüdüğünde dinlerini seçsin” diyenler, ya insanın zihni evreninin nasıl meydana geldiğini anlamayan ahmaklardır veya anlıyorlar ama nesli dinden uzaklaştırmak için özel program yürütüyorlar.
Zihni evrenin zemini, “kabuller” ile örülür. Tüm zemin “kabuller” ile örülene kadar zihni evren kendini tamamlamaz. Yani bütünlüğü olan bir yapı haline gelmez. Neyin girip neyin çıkacağı belli olmayan, herkesin girip herkesin çıkabildiği bir kahvehaneye döner. Bütünlüğü olan bir evren haline gelebilmesi için zihni dünyanın zemininin “kabuller” ile döşenmesi gerekir. Okumaya devam et

Share Button

NEFS SAFHASINDA AHLAK İNŞASI

NEFS SAFHASINDA AHLAK İNŞASI

(Terkip ve İnşa dergisi 19. sayı)

Ruh, mahiyeti icabı ALLAH’ın hitabına doğrudan mazhar olmuştur. Ruh bu hususiyeti çerçevesinde dünyaya gelmeden önce iman etmiştir. Asıl iş, imtihan sırrı gereğince akıl ve nefse iman ettirmektir. İnsanın inkişaf seyrinde nefsin zuhuru önce “ben hassası”, daha sonra “benlik” hassası süreçlerini takip eder. Her ne kadar “ben hassası”, “benlik” ve “nefs” üçlüsü farklı hususiyetleri arz ederse de nefs, zaman içinde diğer ikisini kendi bünyesinde eritir. Fertte nefs müstakil bir hüviyet kazandığında nefs safhası başlamış demektir. Müslüman ferdin şahsiyet kazanabilmesi için “nefs safhasında ahlak inşa edilmelidir.” İnsan akli-zihni ve kalbi-ruhi evrene sahiptir. Ahlak inşası, zihni evrende bilgi temelli kurulan dairenin ardından ikinci bir dairedir. Zihni evrende lisan ile elde edilen bilginin ardından bu “bilginin ilk işlenmiş hali” ahlaktır. Nefs safhasında, “Ahlak; iman ve edep olmadan inşa olunamaz.” İman ve edepten müstakil olarak ahlak inşa etme çabası, hakikat dairesinin dışındadır ve nefse bağlı marazi bir ahlaktan ibarettir. Bu tabii ki, mümin ahlakı değildir. Mümin ahlakının inşası “zihni evrende ruhi mecra” açılmasıyla gerçekleşir. Zihni evrende ruhi mecra açıldığında, iman hassası merkezleşeceğinden dolayı “zihni evren nefsin tahakkümü ve tasallutu altına” girmez. Böylece zihni evrenin ikinci dairesi olan ahlak inşası gerçekleşecektir. Okumaya devam et

Share Button

DEVŞİRME USULÜ VE AİLE TERBİYESİ

DEVŞİRME USULÜ VE AİLE TERBİYESİ

(Terkip ve İnşa dergisi 19. sayı)

Devşirme meselesi yakın zaman kadar pek çok sosyal bilimcinin ilgisini çekmiştir. Bu meyanda ulusal ve uluslararası birçok çalışma yapılmış olmasına rağmen halen bu konunun aydınlanmaya ihtiyaç duyan tarafları olduğu muhakkaktır. Ünlü Osmanlı tarihçisi J. V. Hammer, devşirme sistemi ile kurulan “Kapıkulu Ocakları” için “Cehennemi bir fikir” demiştir, zira bu yolla kurulan ordu, Avrupa’nın üzerine cehennem gibi çökmüştür. Bu ordu, Osmanlı Ordusunun gücüne güç katacak ve dünyanın o zamanlardaki en kuvvetli merkezi ordusu haline gelecekti. Okumaya devam et

Share Button

SAF RUHİ İDRAK SÜRECİNDE AİLE TEDRİSATI

SAF RUHİ İDRAK SÜRECİNDE AİLE TEDRİSATI

(Terkip ve İnşa dergisi 19. sayı)

Ruhun ana rahminde bedene taalluk etmesiyle idrak faaliyeti başlar. Çünkü öğrenme ve anlama kaynağı ruhtur. Ana rahmindeyken ruh konuşulanları duymaya başladığı için aile içi tedrisat o vakitten itibaren başlar, başlamalıdır.
Ruhtaki istidatların tezahürü ve ayrı bir merkez halinde bünyeleşmesi tedricidir ve zaman alır. Bu süre zarfında bilgi ile kurulan münasebetlerin tamamı, mesela ezberleme, öğrenme, idrak etme ila ahir ruh tarafından doğrudan doğruya gerçekleştirilir. Saf ruhi idrak süreci dediğimiz de zaten bu safhadır. Okumaya devam et

Share Button

AİLEDEKİ CENNET KOKUSU

AİLEDEKİ CENNET KOKUSU

(Terkip ve İnşa dergisi 19. sayı)

Aile hayatı, insanın dünyaya gelmesiyle başlayan, ebediyete doğru yolculuğunun güzergahını tayin edişinde ki önemli amillerden birisidir. Aile, insanın içine doğacağı bir meşru zemin olduğu gibi, insanın da nihayetine tesir edecek mühim bir müessirdir. Aile, insanın olumlu veya olumsuz tesir alacağı bir müessese olması hasebiyle; insanın, duygu, düşünce, ahlak, edep vs. yönleriyle hayata hazırlandığı ilk mektep vazifesini de ifa eder. İnsanda, ruhun bedene taalluku ile başlayan, ruhi süreç ile devam eden, akabinde zihni süreçlerle ikmal edilen ferdi varoluş macerası, aile terbiyesiyle kaimdir. Aile, insanı hayata ve istikbale hazırlar, ferdin ilk terbiyesini alarak cemiyet meydanına çıkacağı ilk durağıdır, bu cihetiyle dikkate şayan bir mevzuudur. Okumaya devam et

Share Button

MÜSLÜMAN DOĞULU MUSUNUZ, BATILI MI?

MÜSLÜMAN DOĞULU MUSUNUZ, BATILI MI?

(Terkip ve İnşa dergisi 19. sayı)

Doğu ve Batı’nın defter-i âmaline bakarak “Işık Doğu’dan gelir” diyor âmâ üstad Cemil Meriç, Batı’dan değil. Allah’ın vahyine muhatap ışığın ve hikmetin Müslüman Doğu’dan geldiğini söylüyor. Bütün peygamberler Doğu’dan gelmiştir. Güneşin Doğu’dan doğduğu hakikati kadar, insanlığı fikren ve ruhen aydınlatan ışığın Doğu’dan geldiği de bir hakikattir.
İslâm medeniyeti yekpâre bir bütündür ona göre. Hicret’ten bu yana çeşitli ikbâl ve idbâr devirleri yaşamış, fakat aslî cevherini büyük bir titizlikle korumuştur. Bu medeniyetin dayandığı mukaddes kitaplar, milyonlarca insanın yoluna ışık serpmiş ve serpmektedir. İslâm’ın ‘Muhit ül Maarif’i Kur’ân-ı Kerim ile Hadis-i Şeriflerdir.
Okumaya devam et

Share Button

AİLE TEDRİSATI

AİLE TEDRİSATI
Osmanlının son asrındaki çöküş sürecine ve Cumhuriyetle birlikte resmi tasfiye dönemine karşı en büyük mukavemet mevziimiz aile müessesesiydi. Her şeyimizi kaybetmiştik ama aile müessesesinin asli kısmı eve ait olduğu için, çok istemelerine rağmen oraya müdahaleleri sınırlı olmuştu. Osmanlı öyle bir aile numunesi geliştirmiş ve öyle bir aile müessesesi terkip etmişti ki, dünyanın tüm ifrazatı ve melanetleri bu milletin kafasından aşağıya boca edilmesine rağmen takriben iki asrı dayandı. Bu husus, öylesine bir tespit yapılıp geçilecek cinsten değil, aile müessesesi bu milletin küfre mukavemetinin en son ama en muhkem kalesi olmuştur, hem de iki asır süren bir mukavemet… Demek ki herhangi bir mağlubiyet, işgal ve zillete karşı alınacak en muhkem tedbirlerden birisi, aile müessesesidir. Ordunuz mağlup olabilir, ülkeniz işgal edilebilir, tüm tedrisat müesseseleriniz ilga edilebilir, tüm bunlara karşı aile müesseseniz muhkemse bir-iki asır dayanabilir ve tekrar hamle yapabilir ve huruç hareketi başlatabilirsiniz. Bugün Türkiye’nin yaşadığı vakıa budur. Okumaya devam et

Share Button

MÜSLÜMAN AİLE NUMUNESİ

MÜSLÜMAN AİLE NUMUNESİ
Aile tedrisatından önce, Müslüman aile numunesi üzerinde durmamız gerekiyor. Müslüman aile nasıl bir içtimai bünyedir, nasıl kurulur, nasıl yaşar, temel özellikleri nedir? Bu ve benzeri birçok soruyu cevaplamadan Müslüman aile numunesi oluşturmamız ne mümkün… Müslüman aile numunesi oluşturmalıyız ki, onun üzerinden bir aile tedrisatı geliştirme ve teklif etme imkanına kavuşalım.
İçinde yaşadığımız çağ, şekil bilgisinin hakimiyet kurduğu bir kültür iklimi oluşturdu. İlkokuldan itibaren aile tarifi; “baba, anne ve çocuklardan meydana gelen sosyal birim” türünden bir şekil bilgisine mahkum edildi. Ne kadar muhtevasız, manasız, maksatsız bir tarif… Tarifi böyle yaptılar ki, muhtevayı televizyonla doldurabilsinler, yani televizyonlardaki ifrazatla… Aile tarifini, çekirdek aileye mahkum etmelerinin faciasından bahsetmiyoruz bile… Okumaya devam et

Share Button

ERKEK VE KADIN FİKRİYATININ ÖLÜMÜ

ERKEK VE KADIN FİKRİYATININ ÖLÜMÜ

(Terkip ve İnşa dergisi 19. sayı)

Erkek ve kadın bahisleri anlaşılmadan, ne insan meselesi, ne aile meselesi, ne cemiyet meselesi anlaşılır. Bunlar vuzuha kavuşmadan, insani meselelerin hiçbirinde sıhhatli bir fikriyat üretmek kabil değildir.
Mevzuu, Haki Beyin “Müslüman şahsiyetin yeniden inşası” isimli eseri üzerinden tetkik etmek istiyoruz, böylece hem bir fikriyatın üretimine katkıda bulunmak hem de savruk ve dağınık bir tefekkür faaliyeti yerine bir çerçeve (fikriyat) içinde kalmak mümkün olur. Mezkur eserin “Erkek-kadın eşitliği problemi” başlığı altında meseleyi tetkik eden Haki Bey, mevzua şu cümleyle giriyor;
“Kadın-erkek eşitliği düşüncesi, cinsiyeti ortadan kaldırır. Cinsiyetin ortadan kalkması, erkekliğin ve kadınlığın yok olması, daha vahimi ise insanlığın tükenmesidir.”
Mesele tabii ki hukukla ilgili değildir, hukukun karşısında eşit olmak zaruridir. Erkek ile kadın bahsine dair söylenen her sözün hukukla ilişkilendirilmesi veya sadece hukuki cihetle değerlendirilmesi, başka bir tefekkür sahası olmadığı manasına gelir ki vahimdir. Okumaya devam et

Share Button

ERKEK VE KADIN

ERKEK VE KADIN

(Terkip ve İnşa dergisi 19. sayı)

Aile meselesi, asli unsurları bakımından erkek ve kadın bahislerinin vuzuha kavuşturulmasını şart kılar. Maalesef dünyada ve ülkemizde erkek ve kadın meselesi, asli mihrakına bağlanamamış, sadece bedeni özellikler üzerinden anlama çabasına konu edilmiş, böylece derin savrulmalar yaşanmıştır. Parça parça fikirler üretmekten ziyade, bir fikriyatın telifine katkıda bulunmak gayesiyle meseleyi Haki Beyin “Müslüman şahsiyetin yeniden inşası” isimli eserindeki izahlar üzerinden tetkik etmeyi uygun gördük.
Haki Bey, öncelikle insan isimli varlık çeşidinin zıddı olmadığını tespit etmekle başlıyor ki, hayati kıymettedir.
İnsan nam varlık, zıddına sahip değildir. Zıddının olmaması, kendini, “tam” zannetmesine sebep olur. Oysaki tam değil, eksik ve acizdir. Lakin bunu kabulde fevkalade zorlanır. İnsani meselelerin kahir ekseriyeti, eksik ve aciz olmasına rağmen “tamlık” iddiasında bulunmasından kaynaklanır. Okumaya devam et

Share Button

TAKDİM

TAKDİM

(Terkip ve inşa dergisi 19. sayı)

Aile, hayatın başladığı yer, hayatın ilk havzası… Bebek ailede doğuyor, aile iklimine doğuyor. Zaten insan doğduğunda hayata hazır değil, yoğun ve ciddi bir bakım ile talim ve terbiyeye muhtaç…
Son iki asırdır kültürel taarruz altındayız, son bir asırdır ise taarruz, İttihat ve Terakki ve onun devamı olan Kemalist siyasetin işgaliyle devam ediyor. Kitab-ı Kerim ve Hadis-i Şerif kitaplarıyla birlikte ilmihal kitaplarının bile yasaklandığı erken Cumhuriyet döneminden geçtik. Çok ağır darbeler aldık ama bu ağır taarruzlar bile ailemize nüfuz edememişti. Veya Anadolu’nun tamamına nüfuz edememiş, en azından küçük şehirlerimizde ve köylerimizde aile müessesesi, bilgi zafiyetine rağmen geleneğin muhafazası altında varlığını devam ettirmişti. Kemalizm öncelikle büyükşehirlerde kalmış, Anadolu’nun şehirlerine bile derin şekilde nüfuz edememişti. İslam, hayatın görünen yüzünden uzaklaştırılmıştı ama Anadolu Müslümandı ve Müslümanlığını bir şekilde muhafaza ediyordu. Okumaya devam et

Share Button