TERKİP VE İNŞA DERGİSİ 3. YIL MEVZU HARİTASI

TERKİP VE İNŞA DERGİSİ 3. YIL MEVZU HARİTASI

(Terkip ve İnşa dergisi 20. sayı)

Bir sonraki yılın mevzu haritasını, üç-beş ay önceden yayınlıyoruz. Böylece yazarlarımızın ve yazmayı düşünenler için güzergah haritası hazır hale geliyor. Yazarlarımız, ayın yazısını yazmak zorunda kalmıyor, mevzu haritasına göre yılın son sayısının yazısını bile yazma imkanı elde ediyor. Bu durum ciddi bir imkan oluşturuyor, zira insan zihni farklı sahalarda farklı verimler peşine düşebiliyor. Yıllık mevzu haritasının hazır olması, zihni evreni belli bir mevzua mahkum olmaktan kurtarıyor. Hem yazı çalışmalarında böyle bir serbestlik imkanı oluşturmak hem de nizami bir çalışmanın altyapısını hazırlamak cihetiyle yıllık mevzu haritamızı yayınlıyoruz.

25.SAYI-ISLAH NEDİR?
*Islah nedir?
*Islah, eski hali ikame etmek midir?
*Islah ile inşa arasındaki girift münasebet
*Islah ihtiyacı nasıl doğar?
*Islahın usulü
*Islahın şartları
*Islahın faydası
*Islahın imkansızlaştığı şartlar
*Islahın imkansızlaştığı şartlarda ıslah çabasının neticeleri
*Çürüme ve ıslah
*Bozulma ve ıslah
*Muhtevanın ıslahı
*Suretin (şeklin) ıslahı
Okumaya devam et

Share Button

CAMİNİN MÜESSESELEŞTİRİLMESİ PROJESİ

CAMİNİN MÜESSESELEŞTİRİLMESİ PROJESİ

(Terkip ve İnşa dergisi 20. sayı)

CAMİ-CEMİYET-HAYAT TASAVVURU
*İslam şehrinin merkezi camidir
“Şehir merkezi” tabiri, bir müddetten beri işyerlerinin yoğunlaştığı nokta olarak anlaşılmaya, şehirlerde bu anlayışa göre kurulmaya başlandı. Osmanlıdaki şehir planlaması, “cami-i kebir”i yani ulu camii merkez alırdı ki bu tatbikat Medine’deki Mescid-i Nebevi ile mutabıktı.
Şehrin merkezinde ne olduğu ile ilgili ve sınırlı bir meseleden bahsetmiyoruz, şehir anlayışının merkezinde ne olduğunu izah etmeye çalışıyoruz. İslami hayatın merkezi ubudiyettir, öyleyse İslam şehrinin merkezi camidir.
Ulu caminin şehir merkezinde olması, mekan haritasıyla sınırlı bir mesele değil, caminin hayatın merkezi olmasıyla ilgili bir bahistir. İslam cemiyeti, günde beş vakit camide cem olur ve oradan tekrar hayata döner. İslam cemiyetinde hayat, cami ekseninde deveran eder.
Cami, İslam cemiyet ve şehrinde, sadece namaz kılınacak bir mekan tertibi değil, içtimai meselelerin istişare edileceği, kararların ve tedbirlerin alınacağı, tatbikatın oradan başlayacağı içtimai karargahtır.
Okumaya devam et

Share Button

Klasik Dönem Osmanlı Tedrisatı ile Türkiye’nin Eğitim Anlayışının Farkı

KLASİK DÖNEM OSMANLI TEDRİSATI İLE TÜRKİYE’NİN EĞİTİM ANLAYIŞININ FARKI

(Terkip ve İnşa dergisi 20. sayı)

Anadolu halkı Osmanlı devletinin bakiyesidir. Yaklaşık 93 yıldır kurulmuş olan Türkiye cumhuriyeti hızla akıp giden bu çağda hala kuruluş devrini tamamlayıp yükseliş devrine geçememiştir. Bunun yegâne sebebi dâhili ya da yapısal meselelerdir. Siyasi bünye ile sosyolojik bünye arasındaki fikirsel ve kültürel çelişkiler ülkenin gelişimini yavaşlatmıştır. Nitekim bir ülkeyi güçlü ya da zayıf yapan şey genç nesillerin eğitimidir. Bu meyanda zirveye çıkmak isteyen bir milletin geçmişten ders alması gerekir. Dolayısıyla geçmişte zirveye ulaşmış Osmanlı gibi büyük bir numuneye sahip olanın talihini fark etmek lazımdır. İşte bunun için Türkiye’nin eğitim anlayışı ile Osmanlı’nın klasik dönem eğitim anlayışını mukayese etmek suretiyle ikisi arasındaki farkları ortaya koymak ve eğitim anlayışımızı buna göre yeniden gözden geçirmek gereklidir.
Okumaya devam et

Share Button

TEDRİSAT MÜESSESELERİNİ ÇEŞİTLENDİRMEK

TEDRİSAT MÜESSESELERİNİ ÇEŞİTLENDİRMEK

(Terkip ve İnşa dergisi 20. sayı)

İlim, bilginin nizami tertibidir. Tedrisat da, ilmin insana nizami intikalinin sağlanmasıdır. Bu sebeple mektep ve medrese nizamı fevkalade hassas ve mühimdir. İlim telakkisi, medrese nizamı ve tedrisat usulü üzerinde kolayca ve umursamazca değişiklikler yapmak cinayettir. Bu ölçü ve hassasiyet muhafaza edilmek şartıyla söylüyoruz ki, tedrisat müesseselerini çeşitlendirmek gerekir.
Medresenin hassas bir nizami tertibe tabi tutulması lüzumu, onun tek bir çeşide mahkum edilmesi manasına gelmemelidir. İlimlerin tasnifine göre kurulacak medreseler, her ilim mecrası ve seviyesine göre farklılık arz eder, etmelidir. Bu mesele, medreselerle ilgili kısmıdır, bizim üzerinde durmak istediğimiz mevzu ise medrese dışındaki tedrisat müesseselerinin çeşitlendirilmesidir.
* Okumaya devam et

Share Button

İÇTİMAİ TEDRİSATI YAYGINLAŞTIRMAK

İÇTİMAİ TEDRİSATI YAYGINLAŞTIRMAK

(Terkip ve İnşa dergisi 20. sayı)

İlme ihtiyaç duymak başka bir şey, ilim adamı olmak başka bir şey… İlim adamı yetiştiren tedrisat, medresededir. Medrese dışındaki tedrisat mecralarından da ilim adamı yetişebilir ama medresenin murakabesinden geçmesi şarttır.
İlim, alimle kaimdir, bu sebeple medreseler ilim adamı yetiştirecek tedrisat faaliyetlerine azami dikkat göstermelidir. Fakat bir de insanların ve hayatın ilme ihtiyacı var, çünkü hayat ilimle kaimdir. İçtimai tedrisatı yaygınlaştırmak, hayatın muhtevasındaki ilim, irfan ve tefekkür yoğunluğunu artırmak için tek yoldur.
Meselenin sırrı burada… Hayatın muhtevasındaki ilim, irfan ve tefekkür yoğunluğunu artırmak… Türkiye’nin mevcut şartlarında hayatın muhtevasına ilim zerk edilmez, bu umursanmaz bile… Sadece meslek öğretimi yapılması, hayatın tamamen ilim, irfan ve tefekkürden uzaklaştırılması anlamına geliyor.
* Okumaya devam et

Share Button

İÇTİMAİ TEDRİSAT

İÇTİMAİ TEDRİSAT

(Terkip ve İnşa Dergisi 20. sayı)

İnsanın talim ve terbiyesini,(Batı için eğitim ve öğretimini) belirli bir yaşa hasretmek, batı uygarlığına mahsus bir anlayış ve yanlıştır. Batı’nın zihni işgali sonucu, kendi kadim müktesebatımızdan koptuğumuz için, asırlardır birikmiş tecrübeyi terk ettik. Hayat boşluk kabul etmediği için, insanın talim ve terbiye süreçlerini, batı uygarlığından ithal etmeye başladık. Pozitif bilim temelinde şekillenen batı kaynaklı müfredat, bizi kendi merkezimizden alabildiğince uzaklaştırdı. Eşya ve hadiseleri kavrayış tarzımızdan birçok meseleye kadar, temel telakkilere yaklaşımımız batılı aklın (pozitif aklın) bakışına uygun hale geldi. Okumaya devam et

Share Button

OSMANLI’DA MEDRESE

OSMANLI’DA MEDRESE

(Terkip ve İnşa dergisi 20. sayı)

Medrese bir eğitim kurumu olarak Selçuklular zamanında boy göstermeye başladı. Ünlü vezir Nizamülmülk bu işe öncülük ettiği için genellikle onun adına kuruldu ve adına da Nizamiye medreseleri dendi.
Selçuklu devleti İran topraklarında kurulduğu için İran kültürünün etkisinde kalmış bu yüzden Nizamiye medreselerinde Farisi kültürü hakim olmuştu. Bu yüzden Selçuklu devletinin yönetici kadrosu kültürel dezenformasyona uğramış ve Farisileşmiş kişilerden oluşmuştu. Bu kişilerin devlete bağlılığı ve sadakati oldukça sınırlı olmuştu.
Osmanlılar ilk medreseyi Orhan Bey zamanında İznik’te Orhaniye medresesi adıyla açarken bunun eğitim dilinin Arapça olmasına ama eğitimde Türklük ve İslam geleneklerinin baskın olmasına azami özen göstermişlerdi. Osmanlılar büyük devlet olmanın büyük insanlar yetiştirmekten geçtiğine inandıkları için eğitim ve medrese işine azami özen göstermişlerdi.
Bursa alınınca açılan Muradiye Medreseleri yüzlerce şubesi ile eğitimi tabana yaydı. İstanbul alındıktan sonra da Semaniye medreseleri en önemli ilim merkezi oldu. Okumaya devam et

Share Button

CAMİLERİ TEDRİSAT MEKANI HALİNE GETİRMEK

CAMİLERİ TEDRİSAT MEKANI HALİNE GETİRMEK

(Terkip ve İnşa dergisi 20. sayı)

Batılılaşmanın, devletin temel siyaseti, cemiyetin ana mecrası, fertlerin zihni merkezi haline gelmesiyle birlikte, İslam’a ait her kıymet, maksadının hilafında bir mahiyete inkılap etmiştir. ALLAH’ın halifesi olan insanın kendisine lütfedilen değeri idrak nispetinde kulluğunu izhar ve tatbik edeceği camiler, esas mahiyetinden uzaklaştırılmıştır. İslam dairesinde yer alan bir millet için cami, merkezi bir hüviyet ihtiva eder. ALLAH’a kulluk etmek için yaratılan insan, ibadetle mükelleftir.
“İbadetin zirvesi namaz, namazın zirvesi ise secdedir.” Cami, Müslümanlar için ibadetin zirveleşmesi, bu zirvenin, yani ibadetin “remzi”dir. İbadetle boyanan insan İslam’ın muhteva yekununu anlama cihetinde ilk önemli adımı atmıştır. İbadete sarılan Müslüman kendisinde saflaşan iman muharrik kuvvetiyle “İslam irfanını” kendisinde ve hayatta gerçekleştirebilmenin kudretine ve ufkuna sahip olacaktır. Okumaya devam et

Share Button

İSLÂM MEDENİYETİNDE HÜZÜN SÜNNETLERİN EFENDİSİDİR

İSLÂM MEDENİYETİNDE HÜZÜN SÜNNETLERİN EFENDİSİDİR

(Terkip ve İnşa dergisi 20. sayı)

Düz mânasıyla hüzün, kalp üzüntüsü, gam ve keder gibi iç ve dış sıkıntının tesirinden dolayı hissedilen ruhî ve fizikî acılardır. Hüzünden muradım olan târif ise, mânevî kayıp ve eksiklerden dolayı hissedilen ıstırap ve hasretlere istinat eden tasavvufî hâllerden bir “hâl”dir. Tasavvuf ehli hüznü, neşe, sevinç ve sürûrun mukabili olarak bilip gönlüne koyar.
Evvelemirde, hüzünle ahbap olmak isteyenler lügatimizde hüzünden meydana gelen şu kelimelerle akraba ve hâldaş olması gerek: Hüzn-âlûd: Hüzünlü, kederli, kaygılı. Hüzn-âmiz: Hüzünle, gamla, kederle karışık. Hüzn-âver: Hüzün getiren, hüzün veren. Hüzn-efzâ: Hüzün, gam, keder artıran. Hüzn-engîz: Hüzün koparan. Hüzzâm: Türk mûsikisinde koyu hüzün arz eden bir makam adıdır. Okumaya devam et

Share Button

MEDRESESİZ TEDRİSAT

MEDRESESİZ TEDRİSAT
İlim ve tedrisatın temel hususiyeti muhakkak ki tertipli ve nizami olmasıdır. Bu sebeple ilim medresede imal ve muhafaza edilir. Bu çerçeve asla unutulmadan, tedrisatın medreseye mahkum edilmemesi ve medrese dışı tedrisat müesseseleri, mekanları, meclisleri oluşturmak gerekir.
İlmi muhafaza ederek tedrisatı medrese dışına taşımak fevkalade zordur. Zor olması, vazgeçmemizi gerektirmez, zira ilmi ve tedrisatı medreseye mahkum etmek, halkı bir nevi cahil bırakmak, cahilliğe mahkum etmek olur.
*
Tedrisatı medrese dışında da mümkün kılmanın altyapısı nedir? Madem medrese dışında da tedrisat meselesi şarttır öyleyse bunun altyapısı üzerine çalışmak gerekir. Okumaya devam et

Share Button

MEDRESEDEKİ TEDRİSAT

MEDRESEDEKİ TEDRİSAT

(Terkip ve İnşa dergisi 20. sayı)

Medrese, ilmin ana rahmidir. İlim orada keşfedilir, orada telif edilir, orada terkip edilir, tedrisatı orada yapılır. Tedrisat, medresenin vazifelerinden sadece birisidir, medrese tedrisattan ibaret hale geldiği günden itibaren gerilemeye, çürümeye ve çökmeye başlamıştır.
Medresenin birinci vazifesi, ilmi keşif, telif ve tertip etmektir. Zaten medresedeki esas tedrisat, mevcut ilmi müktesebatın talebeye ezberletilmesi ve öğretilmesi değildir. Medreselerde mesleki tedrisat olması da mümkündür ve bunlar ayrıdır. Esas ilimlerle ilgili tedrisat, ilmin keşif, telif ve tertip süreçlerinin talebe tarafından idrak edilmesini mümkün kılmak içindir. Bunu mümkün kılan tedrisat ise, ilmin keşif, telif ve tertip sürecini müderris ile talebenin birlikte gerçekleştirmesidir. Çünkü ilim tariflerinin en özlü ve hakikate en yakın olanı, “İdrak”tir. Kısaca ilim, idraktir. Öyleyse medreselerdeki ilmi tedrisat; idrak süreçlerini, talebenin kalbi ve zihni evreninde, ilmi usuller çerçevesinde idare edebilmesinin ruhi ve akli altyapısını inşa etmektir. İdrak süreçlerine vakıf olamayan, idrak süreçlerini sevk ve idare edemeyen, bunun tabii neticesi olarak idrak ve tefekkür faaliyetini gerçekleştiremeyen talebe, ilmi tedrisata tabi tutulmuş olmaz. Okumaya devam et

Share Button

HER YAŞTA VE HER YERDE TEDRİSAT

HER YAŞTA VE HER YERDE TEDRİSAT
“Ya hayır konuş ya sus” gibi, “Ya hakikati söyle ya da sus” gibi, dile tekerleme olduğu için “yorulan” kelam-ı kibarlarımız var. Bu tür hikmetler, tüm insanı ve hayatı kuşatan cinsten muhtevaya sahip olmasına rağmen, lisan yorgunluğu mu denir, muhteva yorgunluğu mu denir, medeniyet yorgunluğu mu denir, bir sebeple manasını ve müessiriyetini kaybetmiş hazinelerdir. Muhteva yorgunluğu idrak zafiyetinden kaynaklanır ve kelamı, manası boşalmış tekrarlar haline getirir. Manasına nüfuz edilmeyen tekrarlar ise müessiriyetini kaybeder.
“Ya hakikati söyle ya da sus” şiarındaki sükut, kendi kendini etkisizleştirmenin veya cemiyet tarafından baskı altına alınmanın manivelası değildir. Sükut, kadim müktesebatımızda “tefekkür faaliyetinin” diğer adıdır. “Sus, sus ki düşünebilesin”… Zira konuşan insan tefekkür edemez, tefekkürün ön şartı sükuttur, sükut aynı zamanda tefekkürün ruhi iklimidir. Okumaya devam et

Share Button

İŞGALİN KARARGAHI ÜNİVERSİTELER

İŞGALİN KARARGAHI, ÜNİVERSİTELER

(Terkip ve İnşa dergisi 20. sayı)

Türkiye’de maalesef bilim tahsili kalmadı, bu sebeple bilim de kalmadı. Üniversiteler, “meslek yüksek okulu” haline geldi, sadece meslek edinmek için gidilen resmi kuruluşlardan ibaret bir hal aldı. Meslek edinmek de bir tedrisat meselesidir muhakkak ama tedrisatı bu meseleye mahkum hale getirmek, ilmi idam etmektir.
Her ne kadar üniversitelerden mezun olduktan sonra akademik süreçlere devam etmek gibi “bilim tahsili” olduğu zannedilse de, üniversiteyi meslek edinmek için okuyanlar, akademisyenliği de bir “meslek” olarak görmektedir. Üniversite de buna uygun davranmak için elinden geleni yapmakta, bilim tahsili ve sonunda bilim üretimi gerçekleşmemektedir.
Üniversiteler, batının bilimini bu ülkeye taşıyan posta kuruluşlarıdır, akademisyenler de postacı kimliğine bürünmüş, bunu kanıksamıştır. “İlim” zaten yok, batı bilimi de hakkıyla tahsil edilememekte ve üretilememektedir. Ülkede bir tane bilim kuruluşu yoktur. Okumaya devam et

Share Button

FİKİRDE İDDİA VE MÜPHEMLİK MESELESİ

FİKİRDE İDDİA VE MÜPHEMLİK MESELESİ

(Terkip ve İnşa dergisi 20. sayı)

Dergicilik anlayışımız, gelişigüzel meseleleri ve yazıları bir araya toplamak değil, tam aksine ciddi bir tertip ve tanzim cehdiyle hazırlanan mevzu haritasını takip etmektir. Mevzu haritası takip etmek, bir fikriyata yaslanmak ve bir fikriyat dokumak içindir. Bu şekilde yapılan çalışmaların neticesinde herhangi bir dergi toplamı oluşmuyor, aksine dergilerin her sayısı, bir fikriyatın külliyatına eklenen eser haline geliyor. Mevzu haritası hazırlamak, aynı zamanda bir kitap fihristi hazırlamak gibidir ve geçtiğimiz zaman diliminde bunun fevkalade faydasını gördük.
Fakat mevzu haritasını takip etmek, dışına çıkmamak, ihtiyaç haline gelen bazı meseleleri yazmaktan alıkoyuyor. Mesela tefekkür üslubunun nasıl olması gerektiği hususu, mevzu haritasını bekleyemez. Bu ve benzeri meseleler ihtiyaç haline geldikçe, mevzu haritası dışında gündemimize almak ve yazmak gerekiyor. Bu sebeple, mevzu haritamız dışında ihtiyaç haline gelen meseleleri yazma vazifesini üstlenmem gerekti.
* Okumaya devam et

Share Button

TAKDİM

TAKDİM

(Terkip ve İnşa dergisi 20. sayı)

Tedrisatın medreseye (okula) ait olduğuna dair yaygın bir yanlış anlayışımız var. Hem bu yanlış anlayışı hatırlatmak ve telafi etmek hem de medrese dışında tedrisatın olduğunu, olması gerektiğini izah etmek için bu sayımızın kapak mevzuunu, “Tedrisat ve Medrese” olarak tespit etmiştik.
Medrese, tedrisatın müesseseleşmiş misalidir. Bir faaliyet çeşidinin, müessesesiyle hatırlanması ve müessesesiyle kaim olduğu zannının kabul görmesi çok da vahim bir hata değil. Kaldı ki tedrisatın nizami süreci medresede kabil ve kaimdir. Ne var ki tedrisatı medreseye mahkum etmek, hem tedrisat telakkisindeki zafiyeti gösterir hem de tedrisatın tüm halka şamil olmasını mümkün kılan birçok cüzünün inkarını veya iptalini doğurur. Okumaya devam et

Share Button