“FETHULLAH GÜLEN’İN FİKİR HİLESİ” İSİMLİ ESERİN TETKİKİ

“FETHULLAH GÜLEN’İN FİKİR HİLESİ” İSİMLİ ESERİN TETKİKİ

(Terkip ve İnşa dergisi 21. sayı)

TAKDİM
Her insanın bir merkezi vardır. İnsana ait o merkezi tanımak “insanı tanımanın yarısı”dır. İnsanın merkezi tanındığında “diğer hususiyetlerinin tamamına dair ön fikir” edinmek mümkündür. “İnsanın merkezi, hayatı kendisiyle anladığı ve yaşadığı unsurdur.” İnsanın sahip olduğu merkezin boyutu insan, hayat ve varlığa dair yaklaşımını ortaya koyacaktır. “İnsanın merkezleri; ben hassası, zeka, akıl, duygu ve imandır.” İnsan kendi haline bırakıldığında, sahip olduğu istidat ve zafiyetlere göre bu merkezlerden birisine bağlı bir zihni evren oluşur. Müslüman şahsiyet inşasında merkez, iman ve imanın idrak maharetiyle teçhiz edilmiş hali olan akl-ı selimdir.
İnsana yapılacak kötülüklerden birisi, merkezini kendi dışına taşımak ve bir başka insanın merkezine kilitlemektir. İnsan başka bir merkeze bağlandığında ona yaptırılamayacak hiçbir şey yoktur. Fethullah Gülen, üyelerini kendi merkezine bağlayarak onları ALLAH ve Resulünün davasından uzaklaştıran ve istismar eden bir haindir. Fıtraten temiz olan insanlar farkında olmadan Fethullah Gülen merkezine bağlanmıştır. Kendi ruhlarına ve oradan Allah’a ulaşacaklarını zannettikleri vasatta Gülen’e ulaştıklarının ve orada kaldıklarının farkına dahi varmamışlardır. Okumaya devam et

Share Button

TEKKE TEVHİD İLİMLERİYLE MEŞGULDÜR

TEKKE, TEVHİD İLİMLERİYLE MEŞGULDÜR

(Terkip ve İnşa dergisi 21. sayı)

Tevhid ilimleri, nam-ı diğer tasavvuf, dünyadaki hiçbir bilgi evreni ve hiçbir kültür ikliminde yoktur, o kadar ki başlığı bile yoktur. Zaten dünya son bir-iki asırdır batının bilgi işgaline maruz kaldığı için, bilim dendiğinde batının bilim telakkisi ve batının bilimleri akla gelmektedir. Batının bilim telakkisi ise materyalist felsefeye dayalı pozitif bilim mecrasından ibarettir.
Materyalist felsefe ve pozitif bilim… Pozitif bilim telakkisi ve mecrası, materyalizmin bilimsel çocuğudur ve onun ufkuna mahkumdur. Materyalizme mahkum olduğu için kainatta madde ötesine, yani mücerrede-manaya, insanda beden ötesine, yani kalbe-ruha kördür. Kör olması, ontolojik olarak reddettiği manasına gelir, reddettiği için tetkik mevzuu haline getiremez. Tefekkür mevzuu haline getiremediği için idrak ve keşfi muhaldir. Okumaya devam et

Share Button

MEDRESE KUR’AN İLİMLERİYLE MEŞGULDÜR

MEDRESE, KUR’AN İLİMLERİYLE MEŞGULDÜR

(Terkip ve İnşa dergisi 21. sayı)

Kadim zamanlarda yapılan ilimlerin tasnifi unutuldu, kadim müktesebatı esas almak üzere yeniden ilimlerin tasnifinin yapılması ihtiyacı da hissedilmez oldu. İslam’ın bilgi evreni, ilimlerin tasnifi yapılamayınca yeniden ihya ve inşa edilemiyor. Bilgi evreni görünmez hale geldi, sınırlar fark edilmez oldu. Bunlar olmayınca İslam’ın bilgi telakkisi, yani bilgi mimarisi gibi bir mevzu başlığı bile ilim ve fikir adamlarının gündeminde yok. Dikkat çekici olan şey, bilgi telakkisinin, mesleği ve meşgalesi bilgi olan adamların gündeminde olmaması…
Bilgi evreni, ilimlerin tasnifi, bilgi (ilim) telakkisi gibi temel meseleler tefekkür mevzuu haline gelmeyince, kimin ne iş yapacağı, yapabileceği de bilinmiyor. Medresenin meşgalesi nedir, tekkenin meşgalesi nedir ila ahir… Hatta cami imanın işi nedir?
Fikirteknesi külliyatı, “ilimlerin tasnifi” ile ilgili bir teklifte bulunduğu içindir ki bizim zihnimiz berrak… O tasnife göre neyin nerede durması gerektiğine dair bir fikrimiz var, ilimlerin tasnifi aynı zamanda bir bilgi haritası olduğu için, kimin ne ile meşgul olacağını, olması gerektiğini anlamak kolaylaşıyor. Okumaya devam et

Share Button

MEDRESE, VAROLUŞUN ÇEVRE EMNİYETİNİ SAĞLAR

MEDRESE, VAROLUŞUN ÇEVRE EMNİYETİNİ SAĞLAR

(Terkip ve İnşa dergisi 21. sayı)

Medrese İslam’ın bilgi evrenini inşa eder, merkezini ve sınırlarını tayin eder, sınırlarına bilgi gümrükleri ve karantina merkezleri inşa kurar. Müslümanlar bu bilgi evreni (vatanı) içinde kalmalıdır, merkezini kaydırmamalı ve sınırlarını ihlal etmemelidir.
Medrese, bilgi evreninin genişlik buudunu inşa eder ve bir saha oluşturur. Tekke ise bilgi evreninin genişlik buuduyla oluşturduğu sahayı dışarıya çıkmadan, sınırları aşmadan derinleşmeye başlar. Mesele budur, yani sondajın nereden vurulacağını gösteren medrese, sondajı vuran ise tekkedir.
Şeriat, bilgi evrenimizi inşa eder, bu sebeple Şeriat’ı temsil eden medresedir. Fakat bilgi evrenimizin bir de derinlik buudu vardır ki onu medrese taşıyamaz. Bilgi evrenini iki buudlu (sadece genişliğine) kabul etmek, sığ bir bakış ve anlayıştır. Bilgi evreninin derinlik buudu olmadığında, idrak faaliyeti imkansızlaşmakta ve ezberlerin tatbikatından ibaret kalmaktadır. Bu durum ise orta zekaların işidir.
* Okumaya devam et

Share Button

TEKKE, İNSANIN VAROLUŞ KARARGAHIDIR

TEKKE, İNSANIN VAROLUŞ KARARGAHIDIR

(Terkip ve İnşa dergisi 21. sayı)

Tekkedeki tedrisat, bilgi nizamından ziyade, mana nizamına tabidir. Bu sebeple zihni-akli bir nizama değil de, kalbi-ruhi bir nizama tabidir.
Bilgi nizamı kurmak kolay, bilginin insana nakli de kolay… Mesele mananın naklidir ve bunun hem süreçleri hem de nizami çerçevesi farklıdır. Bilgi nizamını kurmanın kolaylığı, mana nizamına nispetledir, yoksa bilgi nizamı kurmakta zordur.
İnsanda ezberleme ve öğrenme istidadı güçlüdür, herhangi bir tedrisata tabi tutulmasa ve sokakta yaşasa bile bilgi edinir. Bu şekilde edinilen bilginin kaotik olması kaçınılmazdır muhakkak ama bilgi edinme süreci kendiliğinden işler. Yani insan konuşmayı öğrendikten sonra kesintisiz şekilde bilgi edinmeye başlar. Zira ezberleme ve öğrenme istidadı, res’en (kendiliğinden) çalışır. Tedrisatın lüzumu, hangi bilgilerin hangi nizami çerçevede insan iç alemine intikal etmesi gerektiğini göstermesi bakımındandır. Okumaya devam et

Share Button

İLİM TEDRİSATI VE MEDENİYET İNŞASI İÇİN MEDRESE

İLİM TEDRİSATI VE MEDENİYET İNŞASI İÇİN MEDRESE

(TERKİP VE İNŞA DERGİSİ 21. SAYI)

Medrese İslam dünya görüşü dairesinde tedrisatın yapıldığı mekanın adıdır. Medresede “İslam’ın ve kainatın muhtevasında mahfuz bulunan fikir, ilim, hikmet ve irfan” keşfedilir. Keşfedilen fikir, ilim, hikmet ve irfanın tertibi ve tatbiki gerçekleştirilir.
Hayatta üç kıymet mevcuttur; “doğru”, “güzel”, “iyi”… Bu üç kıymetin mehazı ve ölçüsü İslam’dır. Doğru, iyi ve güzelin kıymeti, İslam dairesinde şekillenmesindedir. İslam’ın dışında ise mutlak hakikat merkezinden kopmuş olduğu için asli hüviyetini kaybeder. İslam, hakikatin kendisi olduğundan doğru, iyi ve güzel silsilesinde “temel kıymet ölçüleri” getirmiştir. “İslam’ın dışında hiçbir kaynakta temel kıymet ölçüleri aranmaz, başka hiçbir mecra (mesela felsefe) temel kıymet ölçüleri için kaynak olarak kabul edilmez.” Medrese, İslam’ın doğru, iyi ve güzel kıymet ölçülerinin tertip ve tatbik edildiği İslam tedrisatına ait bir müessesedir. Fikirteknesi külliyatında bulunan ilimlerin tasnifine nispetle medrese, Kur’an ilimleri, beşeri ilimleri ve müspet ilimler mecrasıyla meşguldür. Okumaya devam et

Share Button

İLİM VE İRFANIN TERKİBİ

İLİM VE İRFANIN TERKİBİ

(Terkip ve İnşa dergisi 21. sayı)

Kadimden günümüze İslam medeniyetinde iki büyük mecrası açılmıştır; ilim mecrası ve irfan mecrası… Tefekkür mecrası, üçüncü mecra olarak var olsa da, ilim ve irfan mecralarının muhtevasında ve bünyesinde devam etmiş, müstakil bir mecra haline gelmemiştir. Bu iki mecra, birbirinden tamamen müstakil mecralar değillerdir. Toplam olarak meseleye bakılınca ilim, irfan ve tefekkür mecraları, İslam ilim telakkisini oluşturur. İslam ilim telakkisi, bu üç mecranın bütününü muhtevidir. Bu üç mecranın her birinin kendine münhasır usulleri mevcuttur. Bu usuller ise üç mecrayı aynı kaynakta, yani Mutlak İlimde buluşturur. Aynı kaynaktan yola çıkarak külli anlayışa ulaşmak, ilim, irfan, tefekkür mecralarının bütününe ulaşmak ve bunların terkibi mimarisini oluşturmakla mümkündür. Okumaya devam et

Share Button

TEKKE, HAYATIN MUHTEVASINI TELİF EDER

TEKKE, HAYATIN MUHTEVASINI TELİF EDER

(Terkip ve İnşa dergisi 21. sayı)

Önce “niçin” sorusunu sormak, idrak süreçleri için daha doğru gibi görünüyor. “Niçin” sorusunu cevaplamadan, “nasıl” sorusunu sormak, idrak süreçlerini tersinden çalıştırmak gibi geliyor. “Nasıl yapmalıyım” sorusu, “niçin yapayım ki” sorusuyla boşluğa düşüyor. “Niçin yapayım” sorusu cevaplanabilirse, “nasıl yapayım” sorusuna sıra geliyor.
“Niçin yapayım” sorusunun cevabı, fiilin illetidir, sebebidir. Bu soru cevaplanamadığında “yapma lüzumu” veya ihtiyacı veya zarureti ortaya çıkmıyor. Yapmam gerekmiyorsa, nasıl yapacağımı bilmekte ne fayda var. İdrak sürecinde “niçin” sorusunun, “nasıl” sorusuna mukaddem olduğu açık ve nettir. Fakat bir problem var, hayat sürecinde “nasıl” sorusu, “niçin” sorusuna mukaddemdir. Meselenin düğümlendiği nokta da burasıdır. Okumaya devam et

Share Button

MEDRESE, HAYATIN ALTYAPISINI İNŞA EDER

MEDRESE, HAYATIN ALTYAPISINI İNŞA EDER

(Terkip ve İnşa dergisi 21. sayı)

“Nasıl” sorusuna cevabı medrese verir. Hayatın “nasıl” buudu, “niçin” buuduna mukaddemdir, bununla beraber “niçin” buudu, “nasıl” buudundan kıymetlidir. Zaten “nasıl” buudu genişliği, “niçin” buudu ise derinliği temsil eder. Derinlik genişlikten öncedir (mukaddemdir) zira genişlik yoksa, bir zemin yoksa derinlik, derinleşme imkanı yoktur.
“Nasıl” sorusuyla “niçin” sorusunu birbirinden tefrik etmek tabii ki kabil değildir. “Nasıl” sorusu, muhtevasında “niçin” sorusunu, “niçin” sorusu da muhtevasında “nasıl” sorusunu barındırır. Bu iki soruyu birbirinden bağımsızlaştırmak mümkün olmadığı gibi, lüzumlu da değildir. Sadece nazari çerçevede ve tedrisat maksatlı olarak ayrı ayrı ele almak ve her birinin asli merkezini göstermek ihtiyacı vardır. Bu sebeple medrese “nasıl” sorusunu cevaplarken, “niçin” sorusunun cevabını da verir, keza tekke de “niçin” sorusunu cevaplarken aynı zamanda “nasıl” sorusunun cevabını verir. Öyleyse medrese ile tekke arasındaki mevzu tasnifini ve vazife taksimini niye yapıyoruz, kadimde niye yapılmış? İşte can alıcı soru budur, bunun cevaplanması gerekir.
* Okumaya devam et

Share Button

“VECDİ OLMAYAN MÜSLÜMANIN DÎNİ ZEVKİ YOKTUR”

“VECDİ OLMAYAN MÜSLÜMANIN DÎNİ ZEVKİ YOKTUR”

(Terkip ve İnşa dergisi 21. sayı)

Vecd, belli bir kazığa bağlanmazsa adamı tepetakla götürür. Vecdinizi, imana ve şeriata dayandırmazsanız, kontrolsüz bir sarhoşluğun ve coşkunun girdabında akıl ve kalp dengenizi kaybedersiniz.
Bu mânada vecd tehlikelidir. Vecdinizin ayakları dine yahut tasavvufa veya bu mukaddeslerden beslenen bir fikir ve sanat geleneğine basmıyorsa, ulvî ölçüsü olmayan, istikâmeti belirsiz bir divaneliğin girdabında kıvranır durursunuz.
Böyle bir vecd, trajik ve sefil bir hayata mahkûm eder, mesuliyetlerden alıkoyar. İrade ve kemâlin kaidelerine bağlı olmayan vecd hâli, sahibini neye niçin hüzünlendiğini ve sevindiğini bilmeyen bir divâneye dönüştürür. Kaynağı ve ölçüleri dîni duygulara bağlı olmayan, bir mürşide, üstada, dergâha ve irfanî bir yola tâbi olmayan vecd, sahibini kör bir kuyunun sınırları içinde haddini hududunu bilmez hâle sokar, yardan aşağı uçurur. Okumaya devam et

Share Button

TEKKE, KALBİ-RUHİ SÜREÇLERİ TAKİP EDER

TEKKE, KALBİ-RUHİ SÜREÇLERİ TAKİP EDER

(Terkip ve İnşa dergisi 21. sayı)

Ruhtan habersiz, nefisten cahil bir nesil yetişti. Ruhtan habersiz olanın kalbi umursamayacağı açık, nefsin cahili olanın imanı kelamdan ibaret… Uçsuz bucaksız kalb evreninde ruhun ve nefsin sayısız halleri olduğunu bilmeyen bir Müslüman tipi ortaya çıktı. Bilginin zihni evrene intikalinden ibaret sığ ve basit bir eğitim-öğretim anlayışına (aslında anlayışsızlığına) mahkum oldu. Oysa bu anlayış seviyesi, materyalist insan ve bilgi telakkisinden ibarettir.
İman eden ruh, inkar eden nefisti. İnsanda ruh ve nefsi kaldırdığınızda, Psikanalizin kurucusunun hayvan tarifi olan; libido, ego, süperego tasnifinden başka bir şey kalmaz. Bir kısım Müslümanlar, Psikanalize verdikleri kıymeti, Kur’an-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyye’de sarih şekilde beyan edilen ruh, nefs, kalb tasnifine dayalı insan telakkisine vermediği görülüyor. Ruhu insandan aldığınızda geriye kadavra kalıyor ama buna rağmen ruh ve nefse, bunların faaliyet ve tezahür mahalli olan kalbe alaka duymayan Müslümanlar yetişti. İnsan derununu, hayvan telakkisinin sistemini kuran Psikanaliz müellifinden öğrenmeye ar etmeyen, buna mukabil milyonlarca ciltlik kadim müktesebatta ilmi keşif ve inşa edilen ruh, kalp ve nefs meselesini unutan ahmaklar peyda oldu. Okumaya devam et

Share Button

MEDRESE, ZİHNİ-AKLİ SÜREÇLERİ TAKİP EDER

MEDRESE, ZİHNİ-AKLİ SÜREÇLERİ TAKİP EDER

(Terkip ve İnşa dergisi 21. sayı)

İslam tedrisat telakkisi, İslam dışı her din ve dünya görüşündeki zihni-akli süreçleri ihtiva ettiği gibi, onlardan fazla olarak kalbi-ruhi süreçleri de ihtiva eder. Bu sebeple İslami tedrisat, dünyada eşi ve benzeri olmayan bir talim ve terbiye anlayışına sahiptir. Kalbi-ruhi süreçler, insan telakkisiyle alakalıdır ve İslam’ın insan telakkisi dışında hiçbir din ve dünya görüşünde mevcut değildir, ruha inanan muharref semavi dinlerde de durum böyledir ruhçu felsefi cereyanlarda da böyledir. İslam; varlık, insan ve hayat temel bahislerinde kamil bir ilim ve anlayış teklif etmiştir. İnsan telakkisinde hata yapan ve eksiklik ihtiva eden her din ve dünya görüşü, hem bilgi telakkisinde hem de tedrisat telakkisinde sıhhatli ve kamil bir anlayış çerçevesi oluşturamaz. Okumaya devam et

Share Button

TEKKE; İRFAN, HİKMET, HAKİKAT TEDRİSATI YAPAR

TEKKE; İRFAN, HİKMET, HAKİKAT TEDRİSATI YAPAR

(Terkip ve İnşa dergisi 21. sayı)

İrfan, tevhide vasıl olacak derinlikte bir kıymettir. Kitab-ı Kerim ve Sünnet-i Sahiha, hem bu alemi hem de ahireti ihtiva eden bir özettir ve irfan, dünya ile ahiret arasındaki güzergah haritasını keşif, telif ve izah eden, taliplerini de o güzergahta yola çıkaran ilimdir. Medresenin telif ve tanzim ederek zapt altına aldığı ve çevre emniyetini sağladığı dünyada, ahiret yolculuğunu (tevhid yolculuğunu) başlatan ve yürüten ilmin adı irfan, müessesesinin adı ise tasavvuftur.
İrfanın ilimle çatıştığı vehmi, kuru bilgide kalan sathi anlayışların kuruntusudur. Bunlar, öncelikle şekil bilgisine mahkumdur, sonra bilgi vahitleri arasında şekli irtibat kurmaktan başka bir şey yapamaz. Bilginin irfani buudunu fark ve idrak edemeyenler, mana ve muhtevadan mahrum mantık budalalarıdır.
* Okumaya devam et

Share Button

MEDRESE; BİLGİ, İLİM, TEFEKKÜR TEDRİSATI YAPAR

MEDRESE; BİLGİ, İLİM, TEFEKKÜR TEDRİSATI YAPAR

(Terkip ve İnşa dergisi 21. sayı)

Bilgi, kainat çapında bir kıymettir. Kainatta her varlık ve vakıanın muhtevasında bilgi mevcuttur, bu sebeple bilgi meselesi kainat çapında bir kıymet arz eder. Mutlak İlim olan Kur’an-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyye, hem kainatın hem ahiretin terkibi hükümlerini ifade eden bir özettir. Medresenin meşgul olduğu ilim, bu aleme (kainata) dair olandır.
İlim ve irfan, birbirinden müstakil, birbirine muhalif iki bilgi mecrası değil, aksine bilginin genişlik ve derinlik buududur. Nasıl ki Şeriat İslam’ın genişlik buudu, tasavvuf da derinlik buududur, ilim ve irfan da bunların bilgideki mukabilidir.
*
Medrese; varlık, insan, hayat bahislerine dair temel telakkileri inşa etmek, bunlar arasındaki irtibat ve münasebet haritasını çıkarmak, arada boşluk ve tezat bırakmamakla mesuldür. Bundan sonradır ki medrese, tedrisat faaliyetine başlar. Okumaya devam et

Share Button

TEMEL TELAKKİLER VE TATBİKAT MESELESİ

TEMEL TELAKKİLER VE TATBİKAT MESELESİ

(Terkip ve İnşa dergisi 21. sayı)

Mevzu haritasının dışında yazmaya devam ediyoruz. Artık dergide, mevzu haritası dışında bir mecra açmak ve az sayıda da olsa yazı yayınlamak niyetindeyiz. Gerçi her ne kadar mevzu haritası dışında yazıyor olsak da, neticede aynı tefekkür havzasında bulunmaya devam ediyoruz.
*
Terkip ve İnşa dergisinin mevzu haritaları, temel meselelerle ilgilidir, tabii olarak temel telakkileri tetkik etmektedir. Bu tür mevzular, zaruri olarak mücerred tefekkür faaliyetini gerektirir. Dergimizi takip eden dostlar, mücerred tefekkür faaliyetinin ve bu yolla imal edilen fikrin tatbikatıyla ilgili tereddüt etmek, endişeye kapılmak veya soru sormak ihtiyacı duyabilir. Ülkemizde, bölgemizde ve dünyada kıyametin koptuğu bir dönemde, temel meseleler ve mücerred tefekkürün zamanı mıdır? Veya tatbikata dönük acil ihtiyaçlarımız varken bu kadar ağır meselelerle ilgilenmek doğru mudur? Bu ve benzeri soruların cevaplanması, aynı zamanda mücerred tefekkür ile tatbikat meselesini izah etmekle kabildir.
* Okumaya devam et

Share Button

ZÜLCENAHEYN CADDESİ-MÜCEDDİTLER SİLSİLESİ

ZÜLCENAHEYN CADDESİ-MÜCEDDİTLER SİLSİLESİ

(Terkip ve İnşa dergisi 21. sayı)

İlim ve irfan mecraları, her ne kadar birbirinin mütemmim cüzü olsa da, ayrı sahalara, ayrı usullere, ayrı güzergahlara sahiptir. İstikamet aynı ama güzergah farklı… Ayrı iki mecra olması, birbirinden ayrılma, birbirine alternatif hale gelme, hatta birbiriyle tezat teşkil etme ihtimalinin açık olduğunu gösterir. Ayrı iki mecra olması, bu ihtimalin sürekli idrak ve dikkat tarassudu altında tutulmasını şart kılar. Nitekim tarihte birtakım münakaşaların olduğu da sabittir.
İki ayrı mecra olması elzem fakat mecraların belli havzalarda birleşmesi, cem olması, terkibe ermesi de şart… Birbiriyle buluşmayan, temas etmeyen, aynı teknede hiç yoğrulmayan iki mecranın bir müddet sonra birbirine hasım olması bile işten değil. İslam, ilk ve son din… Nitekim bu ümmet, ümmetlerin en kıymetlisidir, zira İki Cihan Serveri Aleyhisselatü Vesselam da, Risalet ve Nübüvvetin tacıdır. Öyleyse bu ümmet, mürekkep temsiliyetini taşıyacak istidat ve maharettedir, bu istidat ve maharette zirve şahsiyetler yetiştirmiştir. Okumaya devam et

Share Button

MEDRESE, ZİHNİ-AKLİ TEDRİSAT MÜESSESESİDİR

MEDRESE, ZİHNİ-AKLİ TEDRİSAT MÜESSESESİDİR

(Terkip ve İnşa dergisi 21. sayı)

Fahr-i Kainat Aleyhisselatü Vesselamın devr-i saadetlerinde her şey O’nun “Nur Şahsiyeti”nde terkibe ermişti ve oradan tecelliye ediyordu. Hakikat-i Ferdiye’nin münhasır ve müstesna mümessili Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam, aynı zamanda “hakikat-i içtimai”yenin mürekkep haliydi. O’ndaki mana yekunu, kelamla tecelli, faaliyetle tezahür ediyordu. Nitekim Sahabe-i Kiram, O’nun içtimai tezahürü değil miydi?
Meselenin sırrı Allahu alem burada… O, hakikati ferdiyeyi temsil ediyordu ama aynı zamanda hakikat-i içtimaiyenin ta kendisiydi. Ferdiyetinin tecelli ve tezahürlerinden de Sahabe-i Kiram hayat bulmuştu. O emsal alındığında hakikat-i ferdiye’den bahsediyoruz demektir ki, hiç kimsenin şahsen O’nu emsal alma kudreti yoktur. Muhakkak ki mutlak ve nihai emsal O’dur. Fakat sahabe kadrosu, O’nun içtimai tezahürüdür ve her biri, O’nun nur şahsiyetinin bir cihetini temsil edebilmektedir. O’nu emsal almak, O’nu bihakkın temsil etmek kudretini kendinde vehmetmeye sebep olduğu andan itibaren vahim bir hataya dönüşür. Müminler, kendi mizaçlarıyla mütenasip olan Sahabeden birini emsal alıp, misalinin tavassutuyla O’na yaklaşmayı ümit etmelidir. Okumaya devam et

Share Button

TEKKE, KALBİ-RUHİ TEDRİSAT MÜESSESESİDİR

TEKKE, KALBİ-RUHİ TEDRİSAT MÜESSESESİDİR

(Terkip ve İnşa dergisi 21. sayı)

Tedrisat telakkisi, insan telakkisi ile ilim telakkisinin terkibinden ortaya çıkan en girift mevzulardan birisidir. İnsan telakkisi ile ilim telakkisi zaten kendi başlarına fevkalade çetin meselelerdir, bunların ikisini terkip etmek, ikisi arasındaki irtibatı en sıhhatli şekilde kurmak, ikisi arasındaki intikali mümkün ve müessir hale getirmek, çok daha girift ve zordur.
İnsan telakkisi; insan tabiat haritası ile teklif edilen ahlakın mütekamil kıvamdaki terkibiyle inşa edilen şahsiyeti esas almalıdır. Sadece insan tabiat haritası, “İnsan nedir?” sorusunun çıplak cevabıdır. Şahsiyet esas alındığında, insanın tabii haliyle inşai halini birlikte ifade etmiş oluruz. Tedrisat telakkisi ise; insanın tabii halini doğru teşhis etmek, onun üzerine ahlak inşa etmenin temel ilmidir. İnsan tabiat haritası doğru çıkarılamadığında ahlakla imtizacının sağlanması fevkalade zordur, şahsiyet terkip ve inşası ise imkansızlaşır. Okumaya devam et

Share Button

TAKDİM

TAKDİM

(Terkip ve İnşa dergisi 21. sayı)

Medrese ile tekke… Müesseseleşmiş iki tedrisat merkezimiz. Kadimde, özellikle de Osmanlıda bu iki müessese vazife taksimi yapmıştı. Kalbi-ruhi talim ve terbiyeyi tekke, zihni-akli talim ve terbiyeyi medrese üstlenmiş, aralarında müthiş bir irtibat ve münasebet kurulmuş, neticede ortaya Müslüman şahsiyetin muhteşem terkibi çıkmıştı. İslam’ın ilk üç neslinden sonra, medrese ile tekkenin en girift ve yüksek terkibinin gerçekleştiği Osmanlıdaki Müslüman şahsiyet emsaline ulaşılamamıştı.
Medrese, çürüdü, çöktü ve resmi olarak lağvedildi. Tekke, mücessem müessese olarak ortadan kalktı, tasavvuf manevi müessese olarak baki kaldı. Her ikisinin de müessese olarak kaybı, büyük terkibin yok olmasına sebep oldu. Yeniden başlayan medrese ve tekke teşebbüsleri, ikisi arasındaki terkip sırrını keşfedemeyenlerin elinde ya muhtevasız bir şekil, ya da şekilsiz bir muhteva olarak bocalıyor. Tekke ile medresenin birbirine alternatif olduğu zannı kadimde de zaman zaman yaşanmıştı ama Osmanlıda büyük terkip gerçekleşmiş ve mesele aslına irca edilmişti. İki müessesenin de hayattan çekildiği günümüzde, yine ikisinin birbirine alternatif olduğu vehmi zuhur etti. İki terkip unsuru, bazı mahfillerin elinde çatışma alanına döndü.
* Okumaya devam et

Share Button