İSLAM İLİM TELAKKİSİNDE YİRMİNCİ ASIR TUZAĞI

İSLAM İLİM TELAKKİSİNDE YİRMİNCİ ASIR TUZAĞI

(Terkip ve İnşa dergisi 4. sayı)

Osmanlı medeniyeti, İslam’ın kadim müktesebatını kendinde cem etmiş, yeni ve daha ince bir kıvama kavuşturmuş, hayatın her sahasında naif şekilde tatbik etmişti. Gerçekten Osmanlıdaki medeniyet müesseseleri İslam medeniyet tarihinin zirvesi ve şahikasıdır.
Osmanlının çökmesi ve Kemalist devrimler tarafından tasfiye edilmesiyle birlikte tarih durdu. İslam tarih telakkisinde tarih, “silsile” anlamına gelir. İslam medeniyetlerinin kendisi ve bünyesindeki tüm müesseseler, silsile halinde Sahabe-i Kirama, oradan da Fahri Kainat Aleyhisselatü Vesselam Efendimize kadar ulaşır. Silsile meselesi sadece tasavvufa ait zannedilir, bu çok ağır bir yanlış (veya eksik) anlayıştır. İslam medeniyetlerindeki tüm müesseseler silsile halinde Asr-ı Saadete kadar ulaşır. Her şey, Sahabe-i Kiramdaki çeşitlilik, Efendimiz Aleyhisselatü Vesselamdaki vahdetteki kaynağa kadar varır, bağlanır. Okumaya devam et

Share Button

EPİSTEMOLOJİK İŞGALE KARŞI HALK İRFANI

EPİSTEMOLOJİK İŞGALE KARŞI HALK İRFANI

(Terkip ve İnşa dergisi 4. sayı)

İslam bilgi telakkisi, muhtelif tasniflerle inşa edilen bir bilgi mimarisidir. Bunlardan birisi, “iman mevzu”, “itimat mevzu” tasnifidir. İman mevzuu, bilgi telakkisindeki diğer bir tasnif olan “mutlak ilim”, “nispi ilim” bahsindeki mutlak ilme tekabül eder. Mutlak ilim iman mevzuu, nispi ilim ise itimat mevzuudur.
Mutlak ilimdeki mana ve hikmetin keşfi ile imal edilen nispi ilimler, ümmetin veli, alim ve mütefekkir şahsiyetleri tarafından tarih boyunca tenkit ve tahlil edilerek muhkem bir çerçeveye alınmıştır. Ehl-i Sünnet mecrasında akıp gelen ilim, “icma-i ümmet” müessesesiyle, üzerinde ittifak edilen fikir ve içtihatları nispi ilimlerin mikyas ölçüleri haline getirmiş, bilgi ve ilmin sıhhatin temin, mahiyetini tahkim etmiştir.
Binlerce veli, alim ve mütefekkir tarafından imal ve inkişaf ettirilen İslam İlim Mecrası ve müktesebatı, mutlak ilmin gölgesinde, keşif, imal, tatbik ile ümmetin ihtiyacı olan bilgiyi tertip ve tanzim etmiş, sonraki nesillere intikalini sağlamıştır.
* Okumaya devam et

Share Button

BİLGİNİN İSLAMİLEŞTİRİLMESİ

BİLGİNİN İSLAMİLEŞTİRİLMESİ

(Terkip ve İnşa dergisi 4. sayı)

Çağımızın bilgi ve bilim meselesi ile ilgilenen Müslüman fikir ve ilim adamlarının bir kısmı, batının ürettiği bilgi miktarının sayı ve çeşit olarak büyüklüğü karşısında şaşkına dönmüş, onun temelindeki bilgi ve ilim telakkisini tartışmaya açmamış, İslami hassasiyetler taşıması sebebiyle de kaçınılmaz olarak “bilgilinin İslamileştirilmesi” bahsini gündeme getirmiştir. Oysa bilginin mahiyetine nüfuz eden kültür iklimi, bilgiyi keşif ve inşa sürecinde mülkiyetine geçirmektedir. Bilgi, hangi düşünce kültür ikliminin mamulü ise, baştan sona onun mührünü taşır ve başka kültür ve düşünce iklimine taşınması ancak ve sadece “kiracılık” münasebetiyledir. Bilginin İslamileştirilmesi bahsi, ancak bilginin kiralanmasını mümkün kılan ama mülkiyet nakli muhal olan bir bakış ve yaklaşımdır. Okumaya devam et

Share Button

İDRAK VE BEYİN

İDRAK VE BEYİN

(Terkip ve İnşa dergisi 4. sayı)

Beyinle ilgili çalışmaların ulaştığı son nokta, bedenin hareketleriyle ilgilidir. Sinir sistemiyle beyin arasındaki münasebete dair ileri derecedeki tespitler, bedenin hareketlerini beynin emir-komuta sistemiyle yönettiğini gösteriyor. Bedenin hareketleri kas ve sinir sistemine, kas ve sinir sistemi de beyne bağlı olarak çalışıyor. Buraya kadar biyolojik temelli bir sistemden bahsediliyor ki doğrudur.
Bedenin hareketlerinin beyne bağlı olması, insanın nihai merkezinin beyin olduğu manasına gelmiyor. Beyinden daha ötede ve derinde bir merkez olduğu fakat pozitif bilim temelli insan telakkisinin oradan öteye gidemediği malum… Kalb ve ruh, pozitif bilim mecrasına mahkum olan batının anlayabileceği bahisler değil. Okumaya devam et

Share Button

İDRAK MERKEZİ OLARAK AKIL

İDRAK MERKEZİ OLARAK AKIL

(Terkip ve İnşa dergisi 4. sayısı)

Akıl ruha bağlı bir istidattır ve insanda öz olarak bulunur. Faaliyete geçmesi için inşa edilmesi gerekir. İnsanın kazandığı bilgiler, aldığı talim ve terbiye çerçevesinde tertip edilir ve akıl bünyesi oluşur. Herhangi bir talim ve terbiyeden geçmeyen insanlar, içine doğdukları cemiyetin kültür kodlarına göre bilgilenirler, bu sebeple cemiyetin ortalamasına uygun bir akıl bünyesine kavuşur.
Akıl, insanın ruhi özellikleri ile cemiyetten aldığı tesirin toplamından oluşan bir bünyeleşme halidir. Kişi, cemiyet (insan) içinde değil de hayvanlar aleminde yaşasa, zekası mevcut ama aklı inşa edilmemiş olur. İnsanlarla münasebet kurmadığı için lisan oluşmayacak, lisan oluşmadığı takdirde bilgilenme süreçleri “kelime” temelli olmayacaktır. Bu durumda zeka varlığını muhafaza eder ama bilgilenme süreci lisanın dışında gerçekleştiği için tefekkür meydana gelmeyecektir. Zihni evren en iyi ihtimalle, görülen, duyulan, hissedilen intibalarla oluşacak, bu durum ise zihni evrenin genişlemesi için kafi olmayacaktır. Okumaya devam et

Share Button

İDRAK KAYNAĞI OLARAK KALB

İDRAK KAYNAĞI OLARAK KALB

(Terkip ve İnşa dergisi 4. sayı)

“İnsan, madde ve ruhtan mürekkeptir” gibi ifadeler, ruhun varlığına işaret etmek içindir, yoksa özü itibariyle eksik bir bakıştır. İnsan, madde (beden) ve madde ötesi (üstü) varlıkların terkibidir. Ruh, insandaki madde üstü tek varlık değildir. Kalb, madde ötesi anasırın ve vakıanın havzası ve özet ifadesidir.
Kalb, yürek kelimesiyle ifade edilen et parçası olmayıp, uçsuz bucaksız bir evrendir. İnsanı ifade eden en harikulade hikmet, “alem-i sağir” olduğudur. “Küçük alem” olması ise bedeni cihetiyledir, kalbi ve ruhu cihetiyle “alem-i kebir”dir. Okumaya devam et

Share Button

İNSANDAKİ İDRAK MERKEZLERİ

İNSANDAKİ İDRAK MERKEZLERİ

(Terkip ve İnşa dergisi 4. sayı)

Bilgi ve ilim telakkisinin en mühim mevzularından birisi ve insandaki karşılıkları, idrak merkezleridir. İnsandaki idrak merkezlerinin mahiyeti, imkanları, ufku, sınırları, zafiyetleri; bilgi ve ilim telakkisinin çerçevesini, temellerini, usulünü tayin eder.
Bilen (insan) ile bilinen (varlık) arasındaki münasebetten doğan bilgi, “bilme” unsurunu tetkik etmeyi ve denkleme eklemeyi zaruri kılar. İdrak merkezlerine dair fikrimiz yoksa neden ve nasıl bildiğimizi bilmiyoruz demektir ki bu durumda ortaya bilgi çıksa bile ilim çıkmaz. İlim ve onun neticesi olan ilmi bilgi, “nasıl bildiğimizi” ve “bilme süreçlerimizi” idrak etmemizi şart kılar. Aksi takdirde vehimler ve zanlar ile ilmi bilgiyi birbirine karıştırma ihtimali yüzde yüzdür.
* Okumaya devam et

Share Button

İNSAN TELAKKİSİNE DAİR TEREDDÜTLER

İNSAN TELAKKİSİNE DAİR TEREDDÜTLER

(Terkip ve İnşa dergisi 4. sayı)

Fikirteknesi külliyatı, kalb ve zihin havzasını ayrı iki enfüsi mahal olarak kabul etmiş ve insan telakkisini bu temel tasnife göre inşa etmiştir. Doğrusu kalb ve zihnin iki ayrı enfüsi mahal olduğundan emin değilim. İnsan telakkisini temellendirmek açısından bu tasnif doğruysa çok mühim, yanlışsa çok ağır zararları olan bir yaklaşımdır. İnsan telakkisinin temel bahislerinden olması hasebiyle hem kadim müktesebatımızda hem insana dair tetkiklerde titiz olunması ve nihayet tasavvuf merkezlerine teyit ettirilmesi lazımdır.
* Okumaya devam et

Share Button

MÜDERRİS RİSALET, TALEBE SAHABE

MÜDERRİS RİSALET, TALEBE SAHABE

(Terkip ve İnşa dergisi 4. sayı)

Kur’an-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyye “mutlak ilim”dir. Mutlak İlim; idrak, talim, tatbik ve tebliğ için yirmi üç senede vazedilmiştir. Mutlak İlim, anlık olarak vazedilseydi, idrak ve talimi fevkalade zor, tatbik ve tebliği ise zor olurdu. Allah Azze ve Celle’nin kudreti sınırsızdır, O, muradında mutlak hür, yaratmasında mutlak kadirdir, bu sebeple her nasıl isterse öyle yapardı. Rahmetiyle tecelli etmiş, dininin idrak ve talimini, tatbik ve tebliğini kolaylaştırmış, tedrici şekilde vahyetmiştir. Öyleyse bize düşen, her nasıl vuku bulmuşsa, o şekilde anlamaya çalışmaktan ibarettir. Okumaya devam et

Share Button

MERKEZKAÇ DÜŞÜNCELERİN BEDEVİLİĞİ

MERKEZKAÇ DÜŞÜNCELERİN BEDEVİLİĞİ

(Terkip ve İnşa dergisi 4. sayı)

İslam’ın ana mecrası Ehl-i Sünnettir. İslam bu mecradan sıhhatli ve saf şekliyle akmış günümüze gelmiş, kıyamete kadar da devam edecektir.
Vehhabi, modern selefi, mealci gibi Ehl-i Sünnet dışı merkezkaç düşünceler İslam’ı idrak iktidarında olmayan savruluşlardır. Şia, merkezkaç düşünceler içinde en disiplinlisidir ama o da, yanlış istikamette yol almış ve İslam ve ümmet ile arasındaki uçurumu kapatılamayacak derecede açmıştır. Okumaya devam et

Share Button

“DİN İNŞASI” VE “DİN İLE İNŞA”

“DİN İNŞASI” VE “DİN İLE İNŞA”

(Terkip ve İnşa dergisi 4. sayı)

Dinin vazedilmesi ve tatbikatı altmış üç yıl sürmüştür. Kırk yıllık ilk devre Risalet inşası, yirmi üç yıllık ikinci devre ise bizzat dinin vazedilmesidir. Risalet dine dairdir ve birinci devre olan kırk yıllık zaman dilimi de dinin inşa sürecine dahildir.
Din, kitap ve sünnetten mürekkeptir ve ona dair başka da bir şey yoktur. Yirmi üç yıllık ikinci devrede ümmetin (Sahabe-i Kiram’ın) tüm keşif, idrak, izah ve tatbikatları, ya teyiden sünnettir veya redden daire dışına atılmıştır. Yirmi üç yıllık devrede, Sahabe-i Kiram’ın nazari ve tatbiki tüm gayreti, Hz. Risaletpehan Aleyhisselatü Vesselam Efendimize arz edilmiş, böylece Risalet nefesi değmiş, yanlışlar tashih, doğrular teyit edilmiştir. Okumaya devam et

Share Button

MEDENİYET Mİ UMRAN MI?

MEDENİYET Mİ UMRAN MI?

(Terkip ve İnşa dergisi 4. sayı)

Medeniyet mi umran mı tercihine bizi zorlayan iki şahsiyet var: İbn-i Haldun ve âmâ üstad Cemil Meriç.
Meriç, medeniyet mevzuunda ibn-i Haldun’un umran kavramını savunur: “İslâm bu keşmekeşten asırlarca önce kurtulmuş. Medeniyet ve kültür tek kelimeyle ifade edilmiş: Umran.”
“Haldun’un, umranı bir kavmin yaptıklarının ve yarattıklarının bütünü, içtimaî ve dînî düzen, âdetler ve inançlar” olarak târif ettiğini, umrana yüklediği mânanın medeniyet kavramından daha şümullü ve Avrupa’nın hiçbir zaman hiçbir kelimesiyle kucaklayamayacağı bir bütünlüğe sahip olduğunu söyler. Okumaya devam et

Share Button

MEKTEP MEDRESE DERSLERİ

MEKTEP MEDRESE DERSLERİ

(Terkip ve İnşa dergisi 4. sayı)

1-“Ah şu mektepler olmasa…”
İkinci Abdülhamit’in maarif nazırlarından Mustafa Hâşim Paşa’nın, yalısında ahbab u yarânını ağırladığı bir gün, bakışlarını Boğaz’ın lacivert sularına sabitleyerek, “Şu mektepler olmasa maarifi ne güzel idare ederdim!” dediği rivayet olunur. Bu sözü daha sonraki bir dönemde, 1910 ile 1912 yılları arasında kısa sürelerle iki defa maarif nazırlığı yapan meşhur eğitimci Emrullah Efendi’ye mal edenler de var. Aslında kimin söylediği, hatta böyle bir sözün söylenip söylenmediği çok önemli değil. Zira şuyuu vukuundan beter bir hâl söz konusu ve sorumluluktan yüksünmeyi, kolaycılığı anlatmak üzere bu söz yüz yıldır bir deyim gibi kullanılıyor. Okumaya devam et

Share Button

İSLAM İLİM MECRASI

İSLAM İLİM MECRASI

(Terkip ve İnşa dergisi 4. sayı)

Bilgi, umumi manasıyla insan ile varlık arasındaki münasebetlerin kalbi ve zihni alemdeki tezahürleridir. Bilginin çeşitleri bahsi mahfuz kalmak üzere, insan ile varlık arasındaki her çeşit münasebetin insan iç aleminde bıraktığı tesire bilgi diyoruz. Ne var ki mesele bundan ibaret değil, insan, kalb ve zihin dünyasındaki istidatlar, mesela tahayyül, tasavvur, tefekkür maharetiyle, varlıktan elde ettiği tesiri tahlil ve terkip ederek yeni bilgilere ulaşma iktidarına sahiptir. Muhakkak ki fikir imali de, neticede varlık ile temasından elde edilen müktesebat ile mümkün olmakta, bu cihetle bilginin kaynağı varlığın (malumun) kendisi olmaya devam etmektedir. “İlmin maluma tabi olduğu” istikametindeki irfani mikyas, bu meseleyi kayıt altına alan muhteşem bir tespittir.
Okumaya devam et

Share Button